Yazmaya, anlatmaya ne kelimeler, söylemeye ne nefesler yeter ne de kurulacak cümleler.
Bağımsızlığın, aydınlık ülke olmanın mücadelesinin bir destanın, bitmeyecek bir heyecanın seksen altı sene sonraki yıl dönümü.
Gidip de gelmeyen, canını bu günlere seve seve verenlerin kurdukları destanın yıl dönümü.
Anadolu insanı yine genci, yaşlısı, kadını, çocuğu, bastonlusu, şalvarlısı hepsi, o ruha, o ruhun anısına, benliğine sahip çıkan bir bütündü. Atasının otuz bin askeriyle, birçoğunun geriye dönmediği cengaverleriyle Bağımsızlık Savaşı’na giderken yürüdükleri 15 kilometrelik yolda onların izindeydi…
26 Ağustos, Büyük Taarruz’un her yıl anısına düzenlenen yürüyüşü, insanın tüylerini diken diken eden bir ruh yoğunluğu.
Otuz bin askerinin önünde onlarla beraber yürüyen Ata’yı, bir yıl boyunca gizlice yürütülüp artık son kozun kullanılacağı Bağımsızlık Savaşı’nın başladığı KOCATEPE’ye olan 15 kilometrelik güzergahı bekliyordu.
Tepeye yürüyen destanın kahramanlarının o ruhları, benlikleri zifiri karanlıkta her noktada hissediliyordu. Bütün benlikleri yürüyüş boyunca herkesin ruhunda, benliğindeydi.
Taşlar, yollar, tepeler adeta birer şahit gibiydiler.
İnanılmaz bir kalabalık, inanılmaz bir benlik birlikteliğindeydi.
Yuvalarını, çocuğunu çoluğunu bırakıp evini ardına koyan Türk kadının savaşının destanıydı bu… Evinden, sevdiğinden, çocuğundan ayrılıp haber alamayan erkeğinin destanıydı bu… Yaşama yeni başlayıp hayatın anlamını mücadelede gören Anadolu gencinin destanıydı bu.
Anadolu toprağının top yekün bağımsızlığa giden bir savaşının destanını, hep o yol boyunca, ardına Kocatepe’den aldığı rüzgarla kulaklara fısıldar gibiydi.
Bir ülkenin tarihte var olma, ya da tarih içinde yok olma dönüşümünün, özgürlüğünün bir savaşıydı.
Bandoların çaldığı, kahramanlık türkülerinin söylendiği yürüyüş, Şuhut’tan Kocatepe’ye on beş kilometrelik bir güzergah. Bu güzergah ise askerlerin taarruz öncesi yürüdüğü yer. Varış ise sabahın 5’i. Taarruz başlangıcı ise sabahın gün ışımadan önceki 5.30’u
Başlangıç anından Kocatepe’ye çıkıncaya kadar inanılmaz bir ahenk ve coşku paralelinde yol devam ediyor. Askeriye her türlü imkanları sağlamış. Tüm ihtiyaçları düşünerek onları sunmuş. Yol boyunca askeriyeyle beraber Anadolu insanı, yörenin insanı kurdukları yerlerde, tüm yürüyüşe katılanlara çay, su ve yaptıkları gözlemeleri ikram ederken 86 yıl öncesinin cepheye yolcu ettikleri askerlerini görür gibiydiler.
Birçok sivil toplum örgütleri, üniversiteler her yaş ve kesimden insanlar uzun yolun hedefindeydi. Anadolu’nun tüm parçaları, tüm taşları toplanmış gibiydi.
Tepeye tırmanış uzun ve zor ama yürüyüş gurur vericiydi…
Bağımsızlığın son noktasındaki, kader savaşının başlangıcı, seksen altı yıl önce herkesin haberini beklediği bir andı. Anadolu insanının her toprağının, her yaşayanın bir zaferiydi.
Yol boyunca güzergah, sabahın ilk ışıklarının başlamasına yakın, havanın soğumasıyla sona yaklaştı. Askeriye, tepeye çıkış noktasında, ayazın ve soğuğun başlangıcında her gelene battaniyesini ikram etti. Sıcaklık sarıverdi tüm bedenleri.
Gün ışımaya ramak kala, şenliklerin başlayacağı son noktaya gelirken hemen tepeye çıkışın son ayağında tüm askerler gelen halka, taarruz günü askerlere verilen yemeğin aynısını katılanlara sundu.
Mercimek çorbası, üzüm hoşafı ve ekmek.
Belki de birçoğunun son yemeğiydi…
Uzunca sayılabilecek son yokuş çıkılıp Kocatepe’nin zirvesine çıkıldığında inanılmaz bir hazırlık ve binlerce insan vardı. Onlarca insan buldukları yere oturmuş şenlikleri ve güneşin doğuşunu bekliyordu. Battaniyesine sarılan, birbirlerine dolanıp uyuyanlar, tek bir vücuttu. İğne atsan yere düşmeyecek gibi bir kalabalık tek bir heyecana gelmişti.
Kocatepe Üniversitesi’nin organizasyonu harikaydı.
Anadolu’nun mücadelesi ve destanı oyunlarla canlandırıldı. Mizansenler ve verilen konserler hep geçmişin hatıralarına, bıraktıkları emanetin yaşayacağına bir yemindi.

Taarruzun başladığı saatte, mizansen olarak sunulan “Ordular İlk Hedefimiz Akdeniz’dir İleri.” anının canlandırması, benliklere ateş gibi düştü. Büyük bir coşku her yeri kapladı.
Işıyan ilk ışıklar savaşın ne zorluklarla yapıldığı mevzileri gün ışığına çıkardı.
O ilk ışıklar Anadolu’nun özgürlüğünün ilk ışıkları, destanın ilk aydınlıklarıydı…

Bu ülkenin ne kadar güçlü olduğunu gördüm.
Anadolu insanının birbirine ne kadar bağlı olduğunu bir kere daha hissettim.
Atasına, gidip de gelmeyen cengaverlerine saygısını, bitmeyen sevgisini tekrar yaşadım.

Biraz da yıllar öncesinin o ruhunu bugünler için aradım.
Ne böyle zaferlere ihtiyacımız olsun, ne de bu zaferlerin ruhunu unutacak benliğimiz.
Ne de gelmeyecek gidenlerimiz olsun.
Hele şu günlerde
Ne de özleyecek günlerimiz olsun…
Anadolu için kendi bedeninden vazgeçen tüm cengaverlerin ruhuna selam olsun…
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"