Arşivimizden  - From Our Archives

 

Erwin Olaf

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ali İhsan Ökten

Atakan Dürüst

Aydan Çınar

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

Hasan Sönmez

Hülya Yeltepe

İmren Doğan

Levent Yıldız

Mehmet Uçkun

Pınar Dağ

Şebnem Aykol

Şebnem Evren

Tuba Döner

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES

 

Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > MART 2010 SAYISI - MARCH 2010 ISSUE > Eşref Armağan : Parmaklarının Ucuyla Gören Ressam
Eşref Armağan : Parmaklarının Ucuyla Gören Ressam

For English: Please Scroll Down and Read the Page

Parmaklarının Ucuyla Gören Ressam

A Painter Who Sees With His Finger Tips

EŞREF ARMAĞAN

 


Işık yok, renk yok, sadece sesler ve dokunuşlarla algılanabilen bir dünya...

No light, no color, a world which can be perceived only by voices and touching…


 

Ancak o dünyada bizim görebildiğimizin de ötesinde bir şeyler var...

However, there are some things even beyond our sights, which we are able to see in that world…


 

"Ben bakıp da göremeyen insanlar bir yana, bakmadan da görülebileceğini ispatlamak istedim"  E.  A.


“I want to prove that, unlike looking but not seeing bodies, even it is possible to see without looking furthermore “ E. A.

 

 

Biz fotoğrafçılar ve görsel sanatlarla ilgilenenler için ne kadar da önemlidir görmek!

 

Gözümüzle görmediğimiz ve bu sayede algılayamadığımız anda ne anlam ifade edebilir görsel sanatlar bize?

 

Görsel algı insanlar için günlük hayatın yanında, öğrenme konusunda azımsanmayacak oranda önemlidir. Görebilen insanlarla yapılan araştırmalar görmenin, öğrenmede % 83 oranında etkili olduğunu işaret etmektedir (Kılıç, 1997).

 

Peki, bu dünyayı algılama konusunda doğuştan itibaren elinde hiç bir görsel veri bulunmayan bir insan nasıl olur da görebilen bir insan kadar doğru resim yapabilir?


How important for us, as photographers and visual art performers, to see!

 

What is the meaning of visual arts for us at the moment of not seeing or perceiving with our eyes?

 

Visual perception has great importance in education besides surviving daily life, without any underestimation. The researches done with sighted people, point out that seeing has %83 efficiency in learning.

 

Well, how it can be possible that a person who has no visual data for perceiving the world since his birth can create these much right paintings as sighted one does?


 

Doğuştan görme engeli bulunan, önemli bir değerimizden, Eşref Armağan'dan söz ediyoruz...

 

Yurt dışında ülkemizden daha çok tanınsa da, özellikle televizyonlardaki çeşitli programlarla, 2008 yılında Discovery Channel’da yayınlanan ‘The Real Super Humans’ ve ‘The Colors of Darkness’ isimli ödüllü belgesellere konu oldu. Volvo firmasının 2010 yılı ürünü olan S60 modelinin reklam filmi ile son dönemlerde ismini daha da çok duyurdu.


We are talking about our value, Eşref Armağan, who is handicapped of seeing since birth.

 

Although he is well known mostly in abroad, he was mentioned in awarded documentary TV shows such as   'The Real Super Humans' and 'The Colors of Darkness’  on Discovery Channel. With the advertisement of the new product of Volvo, the new 2010 model S60,  he becomes much more famous.


 

Harvard Üniversitesi nöroloji bilim dalından bilim adamları kendisinin beyin fonksiyonlarını incelemişler, bunun sonucunda da Eşref Armağan'ın bir nesneye dokunduğunda beyninde görme bölgesinin harekete geçtiğini bildirmişlerdir (Amedi ve ark., 2008). Fakat kendisi bize bu tür bir incelemeye girmeyi kesinlikle bir daha istemediğini bildirdi. New Scientist dergisinde Eşref bey hakkında yaptığı araştırmalar yayınlandı (Moltuk, 2005). Rachelle Burk, kendisi ile uzun süre görüşerek, hakkında bir kitap hazırlamıştır. Toronto Üniversitesi Profesörlerinden John M. Kennedy kendisinin görme engellilerin eğitimi konusunda bir mihenk taşı oluşturduğunu ve dünyada bu şekilde tek örnek olduğunu belirtmiştir (Anonim, 2005).

 

Eşref Armağan şu anda Ankara'da, yine görme engelli olan eşi Nilüfer hanımla beraber mütevazi bir hayat sürmektedir.


The neurology scientists of Harvard University had examined his brain functions and as a result, they declared that seeing part of his brain becomes activated as he touches an object (Amedi and friends., 2008). But he told us that, he never wants again taking place in such analysis. Some researchs about Mr. Armağan were published in New Scientist magazine (Moltuk, 2005). Rachelle Burk prepared a book about him after long conversations with him. John M. Kennedy, a professor from Toronto University claims that he is a touchstone of the education for seeing impaired people and unique example in the whole world.

 

Nowadays, Eşref Armağan is in Ankara, living a modest life with his wife Mrs. Nilüfer Armağan who is a seeing impaired person either.


 

Onu diğer ressamlardan ayrı kılan en önemli özellik "doğuştan görme engelli" olması. Buna rağmen perspektif, ışık, gölge, yansıma, renk, manzara, su altı gibi, doğuştan görme engelli birisi için başarılması imkansız gibi olan konularda büyük bir başarı ile resim yapabilmekte.

 

Bizi, eşiyle beraber konuk ettiği günü sanırım hiç bir zaman unutamayacağız. Son derece mütevazi, konuksever, sıcak ve esprili kişiliği ile bizlere gerçekten de çok güzel anlar yaşattı. Nazik eşi Nilüfer hanım hazırladığı Türk kahvesinin eşliğinde, muhteşem sesi ile kendi yazdığı şiirleri okudu bizlere. Eşref beyin kendi elleriyle hazırladığı nefis böreği, Nilüfer hanımın demlediği çay eşliğinde yerken sohbetimiz sürdü...


The most important characteristic which separates him from the other painters is “to be seeing impaired”. Despite of this, he can paint very successfully in such impossible topics as light, shadow, reflection, landscape, underwater, for a person with seeing impaired.

 

We will never forget the day in which he hosted us with his wife. He realy made us live so beautiful times with his modest, hospitable, warm and humorous personality. Mrs. Nilüfer, his graceful wife, read her own poems with her magnificent voice, as we were drinking the coffee she made for us. Our conversation went on in the company with  the pie cooked  by  Mr. Eşref and the tea steeped by Mrs. Nilüfer.


Eşref Armağan ve eşi Nilüfer hanım

Eşref Armağan and his wife Mrs. Nilüfer


 

Babasının yanında çalıştığı dönemlerden bu yana hep çeşitli işlerle meşgul olmuş. İstanbul'da bir dönem büfe açmış ve çok farklı işlerde çalışmış. Mısır, simit, limon, gazoz, kartpostal ve plak satmış. Bir dönem uçurtma yapmış ve satmış. Onu dinledikçe, hayatında ne kadar farklı ve güç dönemler geçirdiğine tanık oluyoruz...

 

Eşref Armağan çoğunlukla klasik batı müziği, Beethoven ve Mozart dinliyor. Eşi ise Türk Sanat Müziği ve Barış Manço tercih ediyor. Konuk olduğumuz süre boyunca müzik setinde klasik müzik çalıyordu... Ayrıca eşi Nilüfer hanım çok iyi bir şair (150 kadar beyninde yazdığı şiir mevcutmuş).

 

“Ressam olmak için resme başlamadım” diye başlıyordu cümlelerine. Hatta doğuştan görme engelli olduğundan -belli bir bilinç düzeyine ulaşıncaya kadar- görme engelli olduğunu bile bilememiş, sanırım bu bir süre kendisine ifade edilmemiş...


He was busy with various jobs since the day he started to work with his father. He actuated a kiosk for a while in Istanbul and worked in different jobs. He sold corn, bagel, lemon, soda, postcard and record. He made kites and sold them for a while. We are witnessing the different and hard times in his life while listening to him.

 

Eşref Armağan listens mostly classical music, Beethoven and Mozart. His wife is prefering to listen Classical Turkish Musics and musics by Barış Manço. Classical music was playing during our visit. Furthermore Mrs. Nilüfer is a successful poet (She has approximately 150 poems of her own, in her memory)

 

He was starting his sentences with: “I didn’t start painting for becoming a painter”. Moreover being a visually-impaired since his birth, he didn’t even realize about his visual impairment till he comprehends to definite conscious level, and I think that he was not told during this period.


 

Günlük hayatta etrafındaki insanlar yürürken veya başka işlerle uğraşırken sadece kendisini sürekli uyardığı için kendisinde bir farklılık olduğunu hissetmiş. Bu dönemlerde babası kendisine görme engeli olduğundan söz etmiş. “İyi ki o dönemlerde söz etmiş” diye ekliyordu, çünkü daha az sarsıntıyla o dönemleri atlatmış. Bu defa, kendisinin farklı bir insan olduğunu ve çevresini yeterince algılamadığını fark edince, çevresini daha iyi algılamak için müthiş bir merak başlamış. Çevresindeki objeleri resmetmek için aşırı gayret göstermeye başlamış. İlk dönemlerde karton üzerine çivi ile çizerek, sonrasında da kuru boyalarla boyayarak resimler yapmış.


Because the others noticed him for the thing that he was the only one who is warned while he was walking or doing something in daily life, so that he felt his dissimilarity among them. His father told to him about his visual disability during that times. Mr. Eşref says it was the right time to be told so, to overcome the shocks of that period. As the time he realized that he is a different person and not apprehending his surroundings, his curiosity sprouted to percieve his context. With great motivation, he attempted to figure the objects arround him. In the early times, he was creating images by drawing with nails on the carton, and afterwards colouring with crayons.


 

Siyahı - beyazı, karanlığı -aydınlığı, ışığın geliş açısını, gölgeyi, gölgenin ne renkte olması gerektiğini, objelerin renklerini, ışığın geliş yönlerinin objelerin görünümüne etkisini, boya karışımlarının oluşturacağı etkileri hep sorarak öğrenmiş ve kendisini geliştirmiş. Bu soruları sordukları insanlar ressam değilmiş. Perspektif kavramını tam olarak oturtmak içinse Marmara Üniversitesi'nden Prof. Dinçer Erimez'den bilgi almış. Sonuçta deneme-yanılma süreçleriyle bu seviyeye ulaşmış.


He learned and improved himself by asking questions each time such as white-black, darkness- light, the direction of the light, shadow, the color of the shadow, the color of the objects, the effect of the directions of the light on the apperance of the objects, the effect of mixing the colors. The people whom he asked those questions were not artists. To set up the perspective concept on a sound basis he got knowledges from Prof. Dinçer Erimez, The Univesity of Marmara. Finally, he reached this recent experience with trials and errors.


 

Yerlerini şaşırmamak ve doğru renkleri kullanabilmek için kullanacağı boyaları belli bir sırayla dizdirmiş ve hala aynı sıra ile diziliyormuş boyalar. Bu sayede, sırasına göre renklerini bildiği boyaları alarak, gereken şekillerde karıştırmasını öğrenmiş. Tüm kullandığı teknikleri kendisi geliştirmiş. Bir tabloyu bitirmesi kendi ifadesiyle ortalama 1 ila 3 ay alıyormuş. Fakat tüm bilgi ve deneyimlerden sonra bile çizdiği ve boyadığı resimleri çevresindeki insanlara göstererek onlardan aldığı geri dönüşlere göre başarılı olup olamadığını algılamış.


For not having trouble using the proper color and with places of them, he  asked to be lined up all the paints in a certain places and they are still lined up in the same order. By this way, he gets the paints which he knows colors by turn, and prepares mixes as what is needed. He improved all the techniques he is using by himself. He says with his statement it takes 1 to 3 months to complete a painting. Even after all the knowledges and experiences, he was showing his drawings and paintings to the people around him and then he finally realized if he was successful or not according to their feedbacks.




Eserlerinden…

From his works...
 

Kendisi kabartma resimlere veya objelere dokunmak suretiyle resim yapabilmekte, “parmaklarımla dokunmadığım hiç bir şeyi göremem” diye de ilave etmekte...  Şu anda akrilik boyalarla resimlerini boyamakta. Boyama esnasında hissiyat kaybına neden olduğundan fırça kullanmıyor, boyalı parmak uçlarıyla dokunarak resmi boyuyor. Çizim esnasında ise kalemin ucunu kağıda bastırarak çizgileri ilerletiyor ve diğer elinin parmaklarıyla da yaptığı çizimlerdeki girinti-çıkıntıları kontrol ederek çizimi algılayıp ilerliyor.


He can draw only by touching embossed images or objects, and adds “ I can’t see anything without touching”. Nowadays he is painting his drawings by acrilics. He doesn’t use brushes during painting because of the lacks of the feeling, he paints by touching painted finger tips.  While he is drawing, he moves the lines using pen point by pressing the paper as he pushes the pen forward. And with the fingers of his other hand he percieves the contours of his drawing and goes on.


Eşref Armağan çizim öncesi fotoğraf makinesini incelerken

Eşref Armağan examines the camera before drawing

 

Kendi ifadesi ile 17 sene kadar önce Joan Eröncel ile tanışması hayatındaki dönüm noktalarından birisi olmuş. Joan hanım Türkiye'de bir “dahi”nin yaşadığı kanaatine varmış ve Eşref beyin bundan sonraki hayatını şekillendirmeye ve Eşref beyi tanıtmaya başlamış.


He declarates that it was a mile stone for him  to meet Joan Eröncel, 17 years ago. Mrs. Joan has believed that a “genius” is living in Turkey, and then she started to arrange Mr. Eşref’s life and to advertise him.




Eserlerinden…

From his works...



Eşref bey özellikle Amerika'dan kendisine büyük ilgi olduğundan söz etti. 4 kere Amerika'da sergi açmış. Yabancı ülkelere davetli olarak gitmiş.  İtalya, Çin, Hollanda, Kıbrıs ve ülkemizde birçok yerde sergiler açmış. Toplamda 25-30 civarında sergisi olmuş. Kendisi özellikle ülkemizde resim satışının çok zayıf olmasından yakınıyor...
 

Eşref bey, eline fotoğraf makinesini verdiğimizde ve çizmesini rica ettiğimizde bizi kırmadı. Canon EOS 50D çizimini tamamladıktan sonra eline Nikon D200'ümüzü verdik ve ikisi arasında ne gibi bir farklılık hissettiğini sorduk, kendisinden aldığımız cevap ilginçti, Nikon için sağlamlık hissi verdiğini söyledi J Nikon ve Canon konusunda esprili sohbet bittikten sonra Fotoritim yazısını da çizimin üzerine ekledi ve çizimi bizlere hediye etti.


Mr. Eşref told that he was shown great concern especially from USA.  He had exhibitions for 4 times in USA. He visited various foerign countries being invited. He had exhibitions in Italy, China, Cyprus, Netherlands and in our country. He had 25-30 exhibitions at the total. He is complaining about the weak marketing of paintings in our country.

 

He didn’t put off us while we gave him a camera and wanted him to draw for us. As he completed the drawing of Canon EOS 50D, we gave him our Nikon D200 and asked him  how he felt about the diffence, the answer was interesting; he said that Nikon gave a much more robust impression. After humorous conversation about Nikon and Canon, he added Fotoritim script  on the drawing and gave it to us,, as a gift.



Fotoritim hatırasının çizim öyküsü

The story of Fotoritim trophy

 

Peki, Eşref Armağan, beyninde görselleri nasıl canlandırıyor? Ya da canlandırabiliyor mu? Bunun cevabını biz de merak ediyorduk ve aldığımız bilgi çizgiler şeklinde canlandırabildiği yönünde idi. Ama bu çizgiler ne renk diye sorduğumuzda buna net bir cevap alamadık, renkleri hiç görmediğinden buna cevap verememişti...


Well, Eşref Armağan, how can he figure the images in his mind? Or can he figure? We were wondering the answer and the knowledge was something about the realization of the lines. But as we ask about the color of the lines, we couldn’t receive any certain answer, as he hasn’t seen any colors.




Eşref Armağan'ın objektifinden Fotoritim ekibi (Funda Gönendik, Baybars Sağlamtimur ve İmren Doğan)

Fotoritim Team (Funda Gönendik, Baybars Sağlamtimur ve İmren Doğan) from Eşref Armağan's camera

 

Bilebildiğimiz gerçek şudur ki Eşref bey algısal psikoloji alanında bir çok bilim adamına ışık tutmuş, 3 boyutlu dünyanın salt görme duyusuna dayalı olarak 2 boyutlu düzleme aktarılabileceği yanılgısını kırmış, bu konuları aydınlatacak bilgileri sunan yaşayan en önemli örnektir.

 

Bizler için üzücü olan deneyim şu olmuştur: birçok değerimizde olduğu gibi bu değerimiz de yurt dışında daha çok tanınmakta ve yine yabancılar bu değerlere bizlerden daha çok sahip çıkmaktadır.


The only reality we know is that, Eşref Armağan is an important case in perceptual psychology, in giving datas and showing the way to many scientists to break the preconception of seeing is the only way for transfering 3 dimensional world in to a 2 dimensional platform.

 

It was a heavy experince for us that; he is much more well known in foreign countries as same as many other values of our own and again the foreigners appreciate and take possesion of them more than us.


Eşref Armağan ve eşi Nilüfer hanım

Eşref Armağan and his wife Mrs. Nilüfer
 

 

Eşref Armağan’ın Evinde Söyleşiye Katılanlar: Funda Gönendik, İmren Doğan, Baybars SAĞLAMTİMUR

 

Yazı: Baybars SAĞLAMTİMUR

 

Fotoğraflar: Funda Gönendik, İmren Doğan, Baybars SAĞLAMTİMUR


The participants of the conversation in  Eşref Armağan's House:

Funda Gönendik, İmren Doğan, Baybars SAĞLAMTİMUR

 

Script:

Baybars SAĞLAMTİMUR

 

Photographes:

Funda Gönendik, İmren Doğan, Baybars SAĞLAMTİMUR


Çeviri (translation by) : Şebnem AYKOL 

 

Kaynakça:


Amedi, A., Merabet, L. B., Camprodon, J., Bermpohl, F., Fox, S., Ronen, I., Kim, Dae-Shik, Pascual-Leone, A. 2008.  Neural and Behavioral Correlates of Drawing in an Early Blind Painter: A Case Study. Brain Research, 1242: 252-262.
Anonim, 2005. Görmeyen Ressamın Sırrına Harvard El Attı. Sabah Gazetesi. http://arsiv.sabah.com.tr/2005/02/04/gnd113.html
Kılıç, R. 1997. Görsel Öğretim Materyalleri Tasarım İlkeleri. Millî Eğitim Dergisi, 136, s.74.

Moltuk, A. 2005. Seeing Without Sight. New Scientist, Vol: 185, Issue: 2484. 

Reference:

Amedi, A., Merabet, L. B., Camprodon, J., Bermpohl, F., Fox, S.,

Ronen, I., Kim, Dae-Shik, Pascual-Leone, A. 2008.  Neural and

Behavioral Correlates of Drawing in an Early Blind Painter: A Case

Study. Brain Research, 1242: 252-262.

Anonim, 2005. Görmeyen Ressamın Sırrına Harvard El Attı. Sabah

Gazetesi. http://arsiv.sabah.com.tr/2005/02/04/gnd113.html

Kılıç, R. 1997. Görsel Öğretim Materyalleri Tasarım İlkeleri. Millî

Eğitim Dergisi, 136, s.74.

Moltuk, A. 2005. Seeing Without Sight. New Scientist, Vol: 185, Issue:2484

 



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 3 yorum, 1-3 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Resim yapmak aslında yapmak ya da yapmamak olmadı hiç....O hep,hislerin karşıya aktığı renkli yüzey oldu ya da siyah beyaz...Dokunduğun şeyi algılamanın ötesindeydi çizebilmek..Görmekten daha etkileyiciydi dokunmak...Algıların koku ve dokunma duyusuyla yola açtığı ve o yoldan ilerlediği bir şeylerdi..tam adını koyamıyorum şuan..aslında koymakta istemiyorum.bu tamamiyle çok geniş kapsamlı bir hikaye olacak akıllarda....başlangıcı ve sonu hiç olmayan ve asla olmayacak bir şey..

Elim diğer elime dokunduğunda asla kendi elimi algılamıyor ve hissettiklerimi algılıyorsam,ben şimdi hislerimi aktarıyorum beynimden karşıdaki kağıda...

Aslında ben resim yapmıyor sadece hissediyorum...Gözlerimi kapattığımda gördüklerimi kim bilebilir ki...Bende sizlerinkini bilmiyorum..ve hepimiz bu dünyada resim dediğimizi yapıyoruz..kimimiz bunu birkaç boya ile dünyaya gösteriyor kimimizi içinde defalarca sergi açarak kendi kendine izletiyor...




Tuğgül TÜRKOĞLU eklemiş - adds | 08 Mart 2010 Saat - Time 14:34
başarılar.
özcan çeltikli eklemiş - adds | 09 Mart 2010 Saat - Time 01:16
Eşref Armağan, dünyamızda bir eşi daha olmayan görme özürlü bir ressam.
Boyutları parmaklarının ucuyla hissederek tuvaline yansıtıyor.
Ülkesinde yaşıyor, ama devleti ona sahip çıkmıyor ve çıkmamış.
Daha önce de bir kaç kez basında çeşitli haberlere konu olsa da, çok azımız onun hakkında bilgi sahibiyiz.
Daha doğrusu tam olarak tanımıyoruz.
Varlığından, neler yaşadığından ve hissettiklerinden habersiziz.
Eserleri yabancılar tarafından toplanıyor.
Aceba, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi tarafından da bir kaç önemli eseri koruma altına alınmışmıdır?
Kendisine görme engellilere eğitim veren okullarda, kendi gibi olanlara eğitim verdirme adına birşeyler yapılmış mı veya böyle bir şans tanınmış mı?
Bu güzel çalışmanızı bizlerle paylaşma cesaretini gösterdiğiniz gibi, engelli vatandaşlarımızdan sorumlu bir devlet bakanımız varsa, ona da iletebilir ve farkındalığını sağlarsanız...
Çok tan da ötesine imza atmış olabirsiniz diye düşünüyorum.
Son zamanlarda izlediğim en ilginç fotoröportajlardan biriydi.
Tebrikler.
Mehmet Pınar eklemiş - adds | 09 Mart 2010 Saat - Time 17:26
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

 

e-Panel

Ara - Search


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi

Anadolu Fotoğraf Dergisi

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.