e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
SİYAM’DAN KAMBOÇYA’YA
Evren Şar
Doğu ülkelerine olan sevgim uzun yıllar boyunca orta Doğu üzerinde yoğunlaşmış ve gezilerim de Hindistan’dan ileriye gidememişti. Ancak bu yılki gezi planlarımız bu döngüyü kırmaya yönelikti.
Tayland’ın başkenti Bangkok oldukça modern bir kimliğe sahip olmasına rağmen dantel gibi işlenmiş süslü püslü tapınaklarla çevrili bir kent... Şehrin en dağınık ve kargaşa içinde görünen kesimi ise sokakta kadınların bıyıklarını alan seyyar berberlerden, oldukça hijyenden uzak görünen açık hava yemekçilere ve zengin kuyumculara uzanan çeşitliliği ile tanımlanabilecek olan Çin mahallesi.

Tapınak bahçesinde bir heykel yapımcısı
Aynı zamanda gördüğümüz ilk Uzak doğu kenti olan Bangkok’ta gözlemlediğimiz en önemli şeylerin başında halkın içten mutluluğu ve samimiyeti oldu.

Bangkok’un arka sokaklarındaki bir heykel yapım atölyesinin bahçesi
Bir süre sonra bu mutluluk ve sükunet halinin büyük saygı duydukları kralları IX. Rama’dan kaynaklı olduğunu öğrendik. Anlatıldığı kadarıyla 1946’dan bu yana ülkeyi yönetmekte olan kral vatandaşların huzuru ve refahı için elinden geleni yapmış. Aslında görevi sadece önerilerde bulunmak ve halkın ruhani liderliğini yapmak olan, “temsili” olarak nitelenebilecek “kral” politikaya hükümeti süresince sadece birkaç kez karışmış ancak bunlar halk üzerinde çok büyük etkiler bırakmış. Örneğin kanın gövdeyi götürdüğü iç çatışmalar sırasında, çatışan iki grubun liderlerini televizyonda, önünde diz çöktürüp halktan özür diletmek suretiyle barışı sağlamış. Ayrıca yabancılara mülk edinme ve iş sahibi olma konusunda bazı kısıtlamalar getirmiş, örneğin bir yabancı olarak Tayland’da bir iş ya da mülk edinebilmenin tek yolu bir Thai ortak bulmak ve ona hissenin %51’ini devretmek… Yine aynı politika çerçevesinde yerli halk ve yabancıların ödedikleri vergiler arasında da %20’ye varan farklar bulunuyor. Hal böyle olunca işsizlik, vergi ve ekonomik buhranlarla ezilmeyen halk oldukça mutu bir şekilde hayatına devam ediyor. Aynı zamanda miras bırakmanın da mümkün olmadığı bu ülkede parasını mezara götürmeyi planlamayan Taylandlılar insan dolandırmak ve gelen turistleri bezdirmek gibi olayların oldukça uzağında ve huzurlu bir hayat sürdürüyorlar.
1782 yılında inşa edilen ve IX. Rama’nın da uzun süre ikamet ettiği 100'den fazla ayrı binadan oluşan ve Geleneksel Thai Mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan saray kompleksi tapınaklardan sonra Bangkok’ta görülmesi gereken en önemli yerlerin başında geliyor bence.

Saraydan bir detay

Sarayda nöbet tutan asker
Çeşitli sebze ve meyveler ile tıka basa doldurulmuş ağaçtan küçük kanoların ve onları kullanan elleri kürekli hasır şapkalı Thai kadınlarının doldurduğu dar nehir kanalları da mutlaka görülmesi gereken yerler listesinde yer alıyor Bangkok’ta.

Bizdeki semt pazarı anlayışının Thai versiyonu

Nehir kanallarında bir kano sahibi
Bangkok’un otobüs ile bir buçuk saat kadar uzağında, Türk turistler tarafından çok bilinmeyen ancak Thailand’ın en görülmeye değer yerlerinden biri olan Ayutthaya bulunuyor. 417 yıl boyunca (1350-1767) Thai krallığının eski başkenti olan bu eski kent bir tuktuk kiralayarak gün boyu geziliyor. Küçük bir şehir burası ve modern kentin binaları arasına serpiştirilmiş, pek çok tapınak ve saray kalıntısını içinde barındırıyor.

Ayutthaya’dan bir Buda heykeli
Bir sonraki durağımız ise aslında kendimizi biraz da kazayla içine atılıvermiş bulduğumuz Pattaya oldu. Normalde tarihi ve kültürel bir yapıya sahip olan gezilerimiz bu kente girişimizle daha çok sosyolojik bir yapıya büründü. Thailand’ın kendi doğal ve kültürel zenginliklerini gölgede bırakan ve namını kötüye çıkaran ünlü seks turizmi sanırım bu yazıyı okuyan hemen herkesin malumudur. Bu konuda nedense Bangkok öncelikle akla gelen isim gibi görünse de aslında bu işin gerçek anlamda endüstri haline geldiği ve neredeyse tek geçim kaynağı olduğu kent Pattaya.
Çok akıl alır gibi değil ama bütün genelevler ve freelance çalışanlar zaten topu topu üç büyük caddeden oluşan şehir merkezinin kaldırımlarını kaplamış durumda. Yol boyunca envai çeşit seçenek 50 yaş üstü Avrupalı ve Amerikalı beylerin hizmetinde (Türkler’de ise yaş ortalaması 25 ile 40 arasında değişmekte gözlemlediğimiz kadarıyla). Özellikle geceler barlar sokağındaki çılgın eğlencelerle yıkanmakta.

Kentin ana caddelerinden birinde sıradan bir sokak kesiti
Bu oldukça acıklı bir görüntü ve kentin bu her şeye açık, kültür şokunu tepeden tırnağa yaşatan tarafı dışında çok da görülmeye değer bir tarafı yok ne yazık ki…

Barlar sokağında iki travesti. Ünlü bir özdeyiş “Dünyadaki en güzel kadınlar Thai erkekleridir” demektedir
Pattaya’da bulunan diğer turistlerin aksine yapacak bir şey bulamadığımız için J hemen bavullarımızı toplayıp sınır komşusu Kamboçya’ya doğru yola koyulduk. Oldukça pahalıya patlayan vize işlemleri ve oldukça zorlu geçen bir yolculuk sonrasında kendimizi Kamboçya’nın Siem Reap kentinde bulduk.

Sınır kasabasında yer alan pazar yerinden bir manzara

Kamboçya sınırında çoban kadın
Kamboçya Tayland’ın rahatına ve refahına alışan turistler için ilk bakışta oldukça zorlu bir ülke gibi görünebilecek bir yer.

Siem Reap kent merkezinde çiçekçiler
Zaten ucuz bir ülke olan Tayland’dan bile ucuz olmasına rağmen, her daim içinizi kemiren kazıklanma endişesi, temizlik ve altyapı problemleri gibi (bu coğrafyada hemen her gün sırılsıklam olmanıza neden olan Muson yağmurları bu ülkede aynı zamanda çamurda yüzmek anlamına da gelebiliyor) sorunlar ilk bakışta biraz huzursuzluk verse de bence Kamboçya (özellikle de Angkor Wat) dünya üzerinde ölmeden önce kesinlikle görülmesi gereken yerlerden biri.

Siem Reap kenti pazar yerinde yumurtacı kadın
Ne ironiktir ki Siyam ülkesinden çıkar çıkmaz ilk durağımız Kamboçya’daki “Siyamlılar yenildi” anlamına gelen Siem Reap kenti idi.

Şehir merkezinde yer alan manastır bahçesinden
Ertesi sabah Kamboçya’ya geliş sebebimiz olan Angkor bölgesinde yer alan tapınaklara doğru sabah 6’da yola çıkmıştık. Hayatımda gördüğüm en sık ormanın içine saklanmış olan ve içinde ünlü Angkor Wat’ı da barındıran onlarca tapınak akşama kadar görülmesi gereken yerler listemizdeydi.




Kamboçya’ya veda ettikten sonra yeniden Tayland’a ama bu kez en kuzeye doğru yollara düşmüştük.
Bangkok’tan 9-10 saat mesafede bulunan Chiang Mai kenti küçük yeşil ve oldukça sevimli, sakin bir kent.
Bu kentin en güzel tarafı da günlük düzenlenen turlar ile dağlarda yaşayan ünlü zürafa boyunlu kadınların da içinde bulunduğu yerli kabileleri, Laos sınır köylerini, doğa harikası derin mağaraları ve orkide tarlalarını ziyaret edebiliyor olmanız.

Karen köyünde iki Karen kadını

Karen köyü

Karen köyü

Lisu köyü

Lisu köyü

Akha köyü

Akha köyü

Palang köyü

Palang köyü
Chiang Mai kentinden Chiang Rai kentine doğru giderken yol üzerinde henüz yapımı tam olarak tamamlanmamış olduğu halde çoktan Tayland’ın simgesi haline gelmiş olan Beyaz Tapınak adlı görkemli tapınağı görmek mümkün. Tapınak tamamen beyaz malzeme ile inşa edilmiş ve üzeri ayna ile kaplanmış.

Beyaz Tapınak
Hindiçin’in büyülü anılarının izlerini paylaşmaya çalışmış olsam da havasının teneffüs edilmeden, kültürünün görülmeden anlaşılamayacağı bir coğrafya… Kısacası bu kısa gezinin damağımda kalan tadını daha uzun bir vakitte Laos, Myanmar ve Vietnam’ı da içine alacak bir gezinin hayalleri ile yaşatmaya çalışmaktayım.
Belki bu yazının okuyucuları ile de yolumuz oralarda bir yerde kesişir, kim bilir… www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
Evren Şar : Fotoroman : Kaderimsin
İçimizden Biri : Evren Şar
Evren Şar : Yemen
Evren Şar : Cins’el Meseleler