Gocmenler Mahallesi : Gocmenler Mahallesi Havza` dan Samsun’ a giderken yolun sag tarafinda, 1951 yilinda Bulgaristan Cumali koyunden goc eden Bulgar Turkleri tarafindan kurulmus kucucuk bir yerlesim bolgesi... O gun 25 haneli olan mahallede bugun sadece 3 hanede oturuluyor... Kimi olmus, kimi Havza` ya, Samsun` a ya da baska sehirlere gocmus... Mahallenin hemen arka kisminda bir beyaz bina var... Zaten Samsun’a fotograf cekimi icin gorevli giderken, dikkatimi ilk ceken de, agaclarin arasinda kaybolmus olan o bina idi (eski ve su an calismayan bir un fabrikasiymis), bir de yol uzerinde dikilmis, uzerinde ``Gocmenler Mahallesi`` yazan kucucuk bir levha... Kan cekiyor ya, kesin suyun ote yanindandirlar, diye aklimdan gecirdim... Ama ta Zonguldak`tan beri direksiyon sallamanin yorgunlugu ille, beynimin, donuste ille gorulecek yerler kismina goruntuyu ativerdim... Ve donus yolunda levhayi yeniden gorunce, az biraz gecmis olmamiza ragmen, bir manevra ile geri donduk ve agaclarin arasindan gecen daracik bir yoldan mahalleye girdik... 40 metre sonra yol bitti... Tek bir sokagi var ve evler sagli sollu bu sokak uzerine dizilmis... O beyaz binaya ulasmaya calistik ama araba ile gecis yok...

``Kimse yok mu?`` acaba diye bakinirken once Sati yi sonra da Ayse yi gorduk... Arabadan indik... Selamlasma ve kimsin, nesin nerden geliyorsun faslindan sonra Ayse bizi ille cay icmeye davet etti, yoldayiz, gitmeliyiz, gec kalmayalim falan gibi abuk sabuk bahaneler uydurmaya calisirken, dedik bir daha nerde ne zaman bu firsati yakalariz, hadi kabul dedik, ama sadece cay icecegiz...

Sadece ve bir kuru cay kime nasip olur ki benzeri bir mekanda... Ordu ``Carsamba Pazari`ndan`` aldigimiz tereyagi ve Rize tulumundan birer parca kesip kahvalti sofrasina koyduk, Ayse de yaptigi hashasli ekmegi, tuza bastigi peynirini ve zeytinini ikram etti. Iste sohbetimizden bir kac kare ve alinti...

Mehmet : geldiginde 2 yasinda bile degilmis... Ana babasini burda topraga gommus... Ayse ile evli , 2 ogullari var... Esi ve kayinvalidesi ile birlikte uc hanenin tekinde yasiyor... Un fabrikasinda calismis, ordan da emekli olmus... Elinden her is gelirmis, Ayse oyle diyor...

Ayse : Mehmet’ in karisi, onu da gocmen sandik ama aslen Havzali... Gulec mi gulec yuzlu, akilli ve kivrak zekali tipik Karadeniz kadini... En az onlar kadar kendimi gocmen hissediyorum, diyor... Ondokuzuna bile varmadan evlenmisler, ben evlenmesem kaparlardi gocmenimi, diyor... Mehmet sarisin ve renkli gozlu,belli ki oldukca da yakisikliymis gencliginde... Ogullarinin biri sanayide calisiyor digeri de muhtar. Sekerdasim, bir suredir o da seker hastasi, bana ilaclarini gosteriyor...ben de ona benimkileri anlatiyorum...

Nurdane teyze : Ayse` nin annesi... Ayni evi paylasiyorlar... 74 yasinda, sessiz sakin kosesinde oturuyor... saskin saskin bizi izliyor...
Ev son derece sade dosenmis.. 3 oda bir mutfak ve entreden olusma... oturma odasi sicacik, icinde bir tv, 3 acilir kapanir kanepe, bir camasir makinesi ile gumus bir tepsi var , tepsi, uzeri dantel ile kapatilmis sekilde duvara yaslanmis dekor vazifesi goruyor...duvarin iki kosesinde, tavanda iki plastik kirmizi gul demeti biri sag kosede ,digeri sol... onlar da koseleri susluyor...

Bas kosede kuzine var... kuzine ustunde koca bir kazanda sicak su, caydanlik ve gunun yemegi, ve tencerede; kurutulmus yesil fasulye... ikram etmek istiyor ama biz kahvalti ile sinirli kalmak icin israr ediyoruz...Zor ikna oluyor...

Kahvalti ederken o hep ayakta, cayimiz, ekmegimiz, suyumuz derken oturmaya firsat yaratmiyor bile... Biz de bir elimizde makine ha babam cekiyoruz... Nefes almak icin durdugumuzda da sofradan bir seyler atistiriyoruz... Nurdane teyze makine ekranindakendini gorunce pek seviniyor ve sasiriyor... aaa, hemen gosterdi diye...

Kahvalti sonrasi sigaramizi icmek icin bahceye cikiyoruz... Ayse camasir yikamis, asmis, pufur pufur ruzgarda kuruyorlar... Ali, bahce icinde mini garajda sakladigi motosikletini bize gosteriyor, hemen yani basinda 3 tekerlekli plastik bir bisiklet,torununun olmali... Orda bize Sati nin hikayesini anlatiyor...

Sati : Karsi komsu, dul... Kocasi yol kenarinda, hemen mahallenin onunde...bir agac altinda otururken ve de hayvanlari otlatirken kopruyu doner donmez dengesini kaybeden bir kamyonun uzerine devrilmesi sonucu talihsiz bir kazada hayatini kaybetmis... Bahceden sokaga cikiyor ve Sati’nin evinin onunde ve bahcesinde fotograflarini cekiyoruz... Lalelerinin onunde poz verirken, cok isterdim bunlarla bir fotograf cektirmek, hayalim gerceklesti diyor...

O sirada Ali Amca geliyor, elinde sigarasi ile... Onu bahce kapisina sikistirip fotograflarini cekerken soruyorum, kac yasindasin amca, nerden geldin? Ne zaman geldin?,diye... Ali Amca : 78 yasinda... 1951 yilinda oraya geldiginde 27 yasindaymis... coluk cocuk... kimsesi kalmamis, bir basina... kulaklari agir isittigi icin onu sorularimla daha fazla yormuyorum, surekli birbirimize bakip gulumsemek daha kolay ve cabuk iletisim sagliyor...

Mahalleye misafirler gelmis, bu haber duyulamaz mi ? Selam ve tanisma fasli sonrasi Sati tam cikmak uzere oldugunu ama bizi gorunce kaldigini soyluyor... Bir akrabasi genc yasta kalp romatizmasi olmus, bir iyilesiyor bir kotulesiyor diyor, Havza ya, hastaneye, onu ziyarete gidecekler... herkes onun evinin onunde toplasiyorlar... Biz onlara veda ederken onlar da hastaneye dogru hareket ediyorlar...

Yuzumuzde gulumseme ile mutlu mesut yola devam ediyoruz, yol uzerinde misafirperverlik, suyun ote yanindalik, kadinlar, cileleri, yasam sartlari ve Ali’nin toprak gibi elleri.. vs gibi genis bir sohbet yelpazesini sallaya sallaya Ankara ya dogru yol aliyoruz...
Yazı ve Fotoğraflar : Faika Berat PEHLİVAN
Arşivden :
ZİCEV : Eğitimin En Değerlisi Bir Sigara İçimi İçimizden Biri : Faika Berat Pehlivan
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.