Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > MAYIS 2009 SAYISI - MAY 2009 ISSUE > Fatih Pınar ile Röportaj : Sarıkeçili Yörükleri
Fatih Pınar ile Röportaj : Sarıkeçili Yörükleri


Atakan DÜRÜST: Öncelikle fotoğraf ile hayatınızın kesişmesini sormak istiyorum. Atlas Dergisinden daha öncesinden biraz bahsedebilir miyiz?

 

Fatih PINAR: Profesyonel fotoğrafçılık hayatım Atlas Dergisin de başladı. Atlas Dergisinden önce Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat bölümünde öğrenciydim. Birinci sınıftan sonra okulun fotoğraf kulübünde başladım. İzmir de fotoğraf kursu ve gezileri yapan bir dernekte devam etti fotoğrafa olan ilgim. Fotoğrafa ilgi duyan birkaç arkadaşla Ege Köylerinde çekimler yapmaya başladık sonra. Bu gezilerde fotoğraftan çok fotoğrafın gezilerde getirdiği kültür çok hoşuma gitti. Daha sonra fotoğrafı hiç bırakmadım. Okulun ve derslerin üzerine çıkmıştı artık fotoğraf benim için. O yıllarda fotoğrafı hobi olarak devam ettirmek çok zordu. O zamanlar dijital makineler yoktu ve film kullanmak zorundaydık.  Bunun getirdiği maddi zorluğu aşmak için hafta sonları şipşak fotoğrafçılık yapar buradan kazandığım para ile 2 makara dia parasını çıkartır ve diğer günlerde kendim için fotoğraflar çekerdim.


Fatih Pınar ve Atakan Dürüst

 

Atakan DÜRÜST: Türkiye de birçok dergide görev yaptınız. Özellikle fotoğraf ve gezi adına bilinen en iyi dergilerden birindeydiniz. Atlas Dergisi’ne katılışınız ve dergi hayatınızla alakalı neler anlatmak istersiniz?

 

Fatih PINAR: Öğrencilik yıllarım devam ederken bu işin böyle gitmeyeceğine karar verdim. Üniversiteyi, her şeyi bırakıp fotoğraf ile uğraşabilmek için İstanbul’a geldim. Amacım o zamanların bu kulvarda en bilinen ve kaliteli dergilerinden Atlas Dergisine girebilmekti. O zamana kadar köyde, bayırda çektiğim amatör fotoğraflardan bir portfolyö oluşturdum ve Atlas Dergisinin yolunu tuttum.


 

Atakan DÜRÜST: Bu hayatınız adına girdiğiniz en büyük risklerden biri olmalı.

 

Fatih PINAR: O riskin bedelini de çok fazla ödedim zaten. 97 yılının eylül ayında sonunda geldim İstanbul’a ve direk Atlas Dergisinin fotoğraf editörü ile görüştüm. Fotoğraflarımı gösterdiğimde beğendiler fakat onlara konu bütünlüğü olan foto röportaj mantığında çalışmaların lazım olduğunu ve benim gösterdiklerimin yetersiz olduğunu söylediler. O zamanlarda bir makara film çekmek öğrencilik dönemleri için çok kıymetli ve külfetliydi. Ben onlara bana birkaç makara film verdikleri taktirde istedikleri çalışmaları getirebileceğimi söyledim. Onlar ise böyle bir riske neden gireceklerini sordular ve sonuçta haklılık payları vardı. Hemen hemen en iyi fotoğrafçıları bünyelerinde barındırıyorlardı.  Boynumu büktüm ve ayrıldım. O zamanlar gezi traveler dergisi yeni çıkmıştı. Bu dergide bir şeyler yapmaya başladım. Küçük hafta sonu konuları vb. çalışmalar yapıyordum. Bana bu dergi için lazım olan konu plajda güneşlenen mutlu insan fotoğraflarıydı. Bunu yaparken şunun farkına vardım. Ben asla bunun için her şeyi bırakıp İstanbul’a gelmemiştim. Ne yapıyorum ben dedim. Bunu yapacağıma babamın minibüsünde dolmuş şöförlüğü yapmaya hazırdım. Tekrar Atlas Dergisine geldim. Onlara birkaç konu önerdim ve birkaçını çalışıp ana konu olarak getirdim. Yine yetersiz buldular ama birkaç fotoğrafımı gördüler ve kafalarında acaba fikri oluşmuştu artık.


O sıralarda Akşehir de Nasrettin Hoca festivali vardı ve oraya gidip kendi imkanlarımla çalıştım. Akabinde derginin yazı işleri müdürlüğünden, dergi için uşağa gidip gidemeyeceğim soruldu ve bu benim için dönüm noktası oldu. Bu tarz bir dergi için sadece iyi fotoğrafçı olmanız yeterli değildi. Bunun yanı sıra konu üreten üretken bir kişi olmalıydınız ve dergiye sürekli yeni konular üretiyor ve sunuyordum.  İlk defa Uşak işinden sonra harcırah almaya başladım. Verilen o harcırahlarla geçinmeye başladım artık. Artık dergiye yeni konular öneriyor, gidiyor, işi bitirip yeni konularla hayatıma devam ediyordum.


 

Atakan DÜRÜST: O dönemlerde daha çok önerdiğiniz ve çalıştığınız konular hangi şehirler ve bölgelerdi? 

 

Fatih PINAR: Tabi ki daha çok bildiğim yerleri çalışıyor ve öneriyordum. Orta Anadolu, Konya’nın ilçeleri, Aksaray, Karaman ve orada ki coğrafyaları çalışıyordum. Ekim ayına kadar böyle devam etti. Bu tarihlerde dergi bana Diyarbakır’a gidip çalışmam için öneride bulundu.


 

Atakan DÜRÜST: Diyarbakır’ın sizin için özel bir yeri olduğunu bir yazınızdan hatırlıyorum.

 

Fatih PINAR: Evet Diyarbakır benim için çok önemli bir yer oldu. O döneme kadar doğru dürüst Ankara’nın doğusuna gitmemiş biriydim. Her fotoğrafçının bir tarzı ve bu tarz ile devam edeceği bir bölgesi, alanı ve konusu olmalıdır. İşte Diyarbakır bana bunu sağladı. Benim için büyüleyici bir deneyim oldu. Ankara’dan Diyarbakır’a 5 günde gittim ve giderken birçok şehirden geçtim ve kaldım. Kayseri, Malatya ve hala daha doğuya doğru ilerliyordum. 98 yılının Ekim ayında Diyarbakır’daydım ve Diyarbakır beni  gerçekten çok ama çok etkiledi. İnsanlar, kentin kültürü ve dokusu her şey etkileyiciydi. O yıllarda da bu bölgenin güvenliği ile ilgili insanların kafasında soru işaretleri vardı ve oraya gittiğimde bu soru işaretinden eser kalmadı kafamda. O dönemden sonra 1998 ile 2003-04 arası çok yoğun çalıştım Atlas Dergisine.

 

Atakan DÜRÜST: 1998 - 2003-04 arası çok yoğun çalıştığınızı söylediniz. Bu yıllar arasında çalışmalarınız hangi coğrafyalarda geçti?

 

Fatih PINAR: Diyarbakır’dan sonra hep daha doğuya yol aldım. Siirt’in Pervari ilçesi, Şemdilli  Beytülşebap ve daha donra bu sınırları da aştım. Kuzey Irak ve oradan savaş muhabirliğine kadar sıçradı o yıllarda çalışmalarım. 


 

Atakan DÜRÜST: Bu tür dergilerde çalışabilmenin kolay olmayacağını biliyordum ama dergiyle tam manasıyla anlaşana ve çalışmaya başlayana kadar ki yaptığınız fedakarlıklar, riskler ve çalışmalardan sonra insanın bu konuda çok kararlı ve dirayetli olması gerekiyormuş.

 

Fatih PINAR:  Kesinlikle kararlı olmak gerekiyordu. Üniversitenin vereceği diplomayı bir anlamda reddettim ve o diplomanın bana getireceği hayatı da engellemiş oldum bu bağlamda. Ya babamın minibüsünde şöför olacaktım ya da şu an yaptığım ve yapmak istediğim şeyi yapacaktım. Diğer türlüsü, yani diplomanın bana getireceği hayat (muhasebe vb. ) kesinlikle bana göre değildi ve benim için bir kabustu. Düşünsenize o dönemlerde saatlerce bir fotoğrafı konuşabiliyorduk ve artık fotoğraf bizim hayatımızdı. İnanılmaz bir tutkuyla bağlanmıştık fotoğrafa.  O dönemlerde 1 ya da 2 konu için yirmi gün, otuz gün çalışıyor tüm yoğunluğumu fotoğrafa veriyordum.


 

Atakan DÜRÜST: Bahsettiğiniz 5-6 senelik dönemde inanılmaz yoğun çalışmışsınız ve bu tempoda bu kadar uzun süre çalışmak çok zor olmalı? Bu tempoya bu kadar uzun süre nasıl dayandınız ve hala bu tempoda mı yaşıyorsunuz?

 

Fatih PINAR: Kesinlikle şu anda bu tempoda yaşamıyorum. O bahsettiğiniz 6 senelik dönemde 110-120 tane ana konum yayınlandı Atlas Dergisinde. Yurtdışından 20 ayrı ülkeden de konular var ama diğer ana konuların hepsi Türkiye’dendir. Bu çalışmalarımın 20’ den fazlası kapak konusu oldu ve bu çalışmaların hepsi önemli çalışmalardı. Bizlerden önce bu kulvarda önemli isimler vardı ama bizim kuşak bu konuya yeni bir boyut kattı diyebilirim. Şebnem ERAŞ, Sinan ANADOL, Saner ŞEN, Cemal GÜLAT gibi isimler vardı bizden önce. O dönemlerde yapılan çalışmalar biraz daha o dönemin coğrafi güzellikleri vb. konular ağırlıklıydı ve sağlam o bölgelerin sosyal-ekonomik vb. konularda çalışmalar yoktu. Bizler o bölgelerde daha derinlemesine çalışmalar yaptık. O çalışmalarımız gerçek foto röportaj değeri taşıyan belge niteliğinde çalışmalardı ve o çalışmalar sayesinde o bölgelerin bilinmeyen birçok yönü de çalışılmış oldu. Pervari çalışması, Beytülşebap çalışması, Hizan çalışması hep 2 sayfa halinde yayınlandı ve önemli işlerdi. Kısacası bu çalışmalar bir coğrafya dergisi için harika belgeler niteliğindeydi.


 

Atakan DÜRÜST: Hala Atlas Dergisi için çalışıyor musunuz? Şu aralar neler yapıyorsunuz?

 

Fatih PINAR: Evet devam ediyor ama o zamanlar zaten serbestti çalışmalarım şimdi ise çok daha serbest çalışıyorum ve daha çok bireysel işler ve kendi projelerimi yapıyorum. Zaten o zaman ki ruhta kalmadı Atlasta. O zamanlar bende dahil tüm arkadaşlar dergide bir konum çıksın da nasıl çıkarsa çıksın diye değil de en ücra köylerde bile günlerce kalarak canla başla büyük fedakarlıklarla yapıyorduk bu işi.

 

Atakan DÜRÜST: Azınlık olan halklarla ilgili birçok çalışmanız var. Bu konuda özel bir hassasiyetiniz mi var? Bu konuları o dönemlerde ağırlıklı çalışma sebebinizi sormak istiyorum?

 

Fatih PINAR: Evet tabi ki o çalışmalarımın ayrı bir yeri var. Öncelikle şunu söylemeliyim ki fotoğraf benim için sadece bir imaj üretmek değil aynı zamanda bir fikir, ideoloji, birikim vb. bir anlam taşımaktır. İçi boş görsellikler üretmektense anlam taşıyan tarihsel ve belgesel değeri olan ve çalıştığınız yerleri gerçekten anlatan çalışmalar üretmekti amacım ve bunu da başardığımı düşünüyorum. Bu anlamda kaybolan ya da azınlıkta olan halkları da çalışmak bir sorumluluk oldu benim için artık. Halkların çeşitliliğine ve kültürlerin çokluğuna inanan biri olarak Anadolu’nun bu renklerinin yok olması ya da yeteri kadar bilinmemesi de itti beni bu çalışmalara. Hani o köylerde son kalan yaşlılarla canlı belgelerle o çalışmaları yapmak gerçekten gerekli ve değerliydi. 


 

Atakan DÜRÜST: O ücra köşelerde, o halklarla günlerce kalırken, fotoğraflarını çekerken, onlarla nasıl bir iletişim içine girdiniz. Onlarla kurduğunuz ilişki, size onların fotoğraflarını çekebilecek imtiyazı nasıl sağladı. Sonuçta bu çok zor bir şey. Kapalı toplumlar, köye fotoğraf makineli bir yabancı geliyor ve onlarla günlerce kalıp onların fotoğraflarını çekebiliyor. Biraz bu kurulması bence zor olan bağlantıdan bahseder misiniz?

 

Fatih PINAR: Bu yerlere gidip, fotoğraflar çekip altlarına gerçekten farklı şeyler yazan o kadar çok çalışma olmuş ki. Bu ayıbı yapan insanlar kolay yoldan sansasyon peşine düşüp bu insanları kullanmaya çalışmışlar. Bunca yaşanmışlıktan sonra, ben oraya gidiyorum. Sizin sorunlarınızı, yaşamınızı, azınlık halinizi anlatmak için samimi olarak buradayım diyorum. Siz olsanız inanır mısınız?  Medyayı yalancı olarak tanıyordu bu insanlar o dönemlerde ve ben Atlasta olduğum için çok mutluydum ve çok daha gururlu bir duruşumuz vardı bizim.  Attığım taşın yerine gittiğinden emindim yani Atlasta. Atlas bu anlamda bizim için çok büyük bir şanstı. O halka, o kültüre, o inanca son derece saygılı bir iş yapıyorduk biz. O rasyonelliğimizi ve objektifliğimizi o halk kısa sürede anlardı samimiyetimizden. Çok sıcak ve yardımsever halklardı hepsi ve bence belge niteliğinde birçok çalışma çıktı.


 

Atakan DÜRÜST: Filistin de, Irakta savaş zamanı birçok çalışma yaptınız. Bu tehlikeli çalışmalar sırasında hem psikolojik olarak hem teknik yönden yaşadıklarınızı bizimle paylaşır mısınız? Savaş muhabirliği sizin için nasıl bir deneyimdi?

 

Fatih PINAR: Aslında benim fotoğrafçılığımda cesaret çok belirleyicidir. Cahil cesareti de diyebiliriz aslında buna. İlk sıcak savaş tecrübemi Filistin de yaşadım. 2002 yılının Nisan ayında oradaydım. Cenin işgalinde oradaydım ve ben oradayken İsrail tankları yeni çekiliyorlardı. Roketlerin, dozerlerin yıktığı enkazların altından hala cesetler çıkartılıyordu.  O atmosfer, o yıkım, ceset kokusu, yanımda duran bir çocuğun elinde patlayan patlayıcı vb. inanamayacağınız birçok dram (o çocuğu fotoğrafladım) çok ağır bir tecrübe oldu benim için bu anlattıklarım. Aslında bu öyle bir risk ki, orada bir belge imzalıyorsunuz ve bu belgede İsrail’in işgali altında olan yerlerde başınıza gelecek herhangi bir olaydan İsrail’in sorumlu olmadığına dair bir anlaşma kağıdı bu. Hiçbir güvenceniz yok yani. Bazı haberleri yakalayabilmek için sınırdan kaçak girdik ve dönüşte İsrail askerlerine yakalandık. Yanımda başka gazetecilerde vardı ve eller yukarı komutuyla baş başaydık. Askerler imzalanan o belgeyi gösterdi çalışırken ve şu an olmamanız gereken bir yerde olduğumuzu ve ne yaptığımızı sordular. Anlayacağınız o an gözünüzü karartıyorsunuz ve işinizi yapıyorsunuz. Orada yaşanan sosyal haksızlığı belirlemekte benim için sosyal bir zorunluluktu aslında. Bu benim için tarihsel bir görevdi ve tarihsel misyonumu yerine getiriyordum. Sonuçta bu işi savaş muhabirliği deneyimim olsun diye yapmamıştım. 1 sene sonraki Irak İşgali sırasında da oradaydım. Bağdat’ta Saddam heykelinin devrildiği 4. gün oradaydım. Bundan daha önce iki defa gitmiştim zaten Irak’a. Bahsettiğimiz o işgal ve bombalama başladığı zaman ben burada normal değildim. Kesinlikle orada olmalıydım, kesinlikle. Gözünüz bazen hiçbir şeyi görmüyor ve her şeyi bırakıp orada olmak için her şeyi yapıyorsunuz. Yine birçok şey yaşadım orada. Şiddet vb. bu olaylar bana göre değildi. Yapmak istediğim o halkın orada uğradığı haksızlığı onlar adına orada belgeleyebilmek bir mecburiyet gibiydi benim için. Sonraları bunun bana göre olmadığını fark ettim. Hakikaten üzerinizde büyük bir yük olarak duruyordu bu deneyimlerde yaşadığınız ve gördüğünüz olaylar. Normal hayatımla irtibatımın bozulmaya başladığını fark ettim iyice. Bu iş için fazla duygusal olduğumu ve bende o soğukkanlılığın olmadığını fark ettim.


 

Atakan DÜRÜST: Bu bahsettiğiniz soğukkanlılık acaba zamanla mı kazanılır yoksa insanın içinde olan bir farklılık mıdır? Sonuçta diğer muhabirlerin sizin kadar etkilenmeyip fotoğraf çekmeye devam ettiğinden bahsettiniz?

 

Fatih PINAR: Zamanla mutlaka birazda olsa kazanılıyordur ama bence kişiden kişiye değişen başlı başına bir özellik bu. Günler sonra bile aklımdan çıkmayan görüntüler var ve bu kadar rahatsızlık duymayan birçok savaş muhabiri var sonuçta.


 

Atakan DÜRÜST: Tekrar ülkemize ve ülkemizde ki fotoğraf sanatına dönelim. Nasıl buluyorsunuz? Özellikle fotoğraf adına tüketimin inanılmaz arttığı bir çağda yaşıyoruz. Sizin dijital tahakküm adlı yazınızda da bu tüketime karşı haklı ve kızgın bir haykırış var.

 

Fatih PINAR: O yazılarımda aslında o düşüncelerimi net bir şekilde anlattım. Sonuçta benim için fotoğraf makinesi aslında sadece bir araç. Bu sanat tabi ki aslında o aracı nasıl kullandığınla ilgili. Mesela şu anda bazı ajanslarla çalışıyorum ve o ajanslarda mutlaka dijital makine kullanılarak yapılan çalışmalara ihtiyaç duyuluyor. Bu ihtiyacı karşılamak adına tabi ki bende dijital makine kullanıyorum. Tekrar söylüyorum aslında önemli olan o araçla neler ürettiğiniz ve o ürettiğiniz konuyu nasıl anlattığınız. Tabi ki fotoğrafın kendisi teknolojik bir şey ve bu dönüşüm kaçınılmazdı ama filmli döneme inanılmaz bir vefasızlık var. Yani Irak’ta falan fotoğraflar çekiyorsunuz ve gözünüz gibi bakıyorsunuz getirene kadar o filmleri. Zarar görmesin diye x-ray cihazından falan kaçırıyorsunuz. Uçakta falan kucağınızdan indirmiyorsunuz. Yani inanılmaz bir ilişkiydi bu ve insanlar bu ilişkiyi bir çırpıda sildiler resmen. Buna bir kızgınlık ve duygusal bir yazımdı benim dijital tahakküm. Bir de dedim ya o araçla ne anlattığınız da önemli.  İnternetteki fotoğraf paylaşım siteleri bana bu anlamda inanılmaz acı ve içi boş geliyor. Sadece, estetize edilmiş ve süs olarak kurgulanmış fotoğraflar var çoğunlukla. Evet, insanlar hobi olarak bu fotoğrafları çekebilirler tabi ki ama sadece bunun olmasında büyük bir eksiklik bence. Günbatımı, deniz, yansıma, silüet vesaire çok içi boş geliyor bana. Asıl fotoğraf bir yerlerde olanları belgelemek, sosyal yönden ezilen ya da yardıma muhtaç olanları çekmek ne biliyim yani biraz içi dolu bir şeyler yapmak bence. Fotoğrafın belge değeri, dünyada tartışılmayacak tek şeydir. Ben bu konuda Türkiye’nin fotoğrafla olan ilişkisini çok eksik buluyorum. Tekrar ediyorum, evet insanların hobi olarak çektiği ve güzel şeyler görmekten hoşlandığı bir gerçek ama sadece böyle olmamalı. Diyarbakır da varoşlardan bir kare, ya da başka bir yerde ezilen ya da eşitsizliğe uğrayanları anlatan bir kare ya da bir foto röportaj. Ülke kritik bir dönemden geçerken bile bunu anlatan kareler yok ortalarda. İnsanlar politik duruştan ve politik fotoğraflardan hala bu kadar kaçınmasını anlayamıyorum ben.


 

Atakan DÜRÜST: Türkiye'de ki belgesel fotoğrafçılığına bakışınızı sormak istiyorum size. Bu konuya en iyi cevap verebilecek insanlardan birisiniz. Bu konuda ülkemizde ki belgesel ile uğraşan insanların sayısını yeterli buluyor musunuz?

 

Fatih PINAR: Bu işlerle uğraşan fotoğrafçı sayısını tabi ki yeterli bulmuyorum, çok az yani… Nar Photos’u biliyorsanız eğer, bu konuda ki çalışmalar da onlarla tarzımız çok benzeşir. Hem arkadaşlarım hem de bu anlamda çok doğru işler yapan ve bu kulvarda örnek işler yapan insanlar var orada. Aslında bu eksiklik sadece fotoğraf alanında değil. Yeni nesilin biraz apolitize olmasıyla da ilgili. İnsanlar gençken bile bu kadar pasif olunca ileride hayatını idame ettirmek için hayat kavgasına düştüğünde zaten tamamen siliniyor. Bu da hayatın fotoğrafta dahil her alanını etkiliyor.


 

Atakan DÜRÜST: Çok etkilendiğim “Sarıkeçili Yörükleri” çalışmanızdan bahsedelim mi biraz? Çalışma nasıl başladı? Hangi yıllarda çalışıldı? Ne kadar zaman çalışıldı? Hangi şartlarda çalışıldı? Bu çalışmayla ilgili bizi aydınlatır mısınız?

 

Fatih PINAR: Benim Sarıkeçili Yörükleri ile ilk tanışmam 99 yılında oldu. Ben çoğunlukla konularımı kendim üretip dergiye öneriyordum ama bu konuyu çalışma fikri dergiden geldi. Böyle bir konu vardı. Bu konu insanlarla ilgiliydi ve benim tarzımı bildikleri için bu çalışmayı benim yapmamı istediler. Bende bayılarak kabul ettim.  İlk gittiğimde Sarıkeçili Yörüklerine 99 yılının ağustos ayıydı ve yaylada birçok fotoğraflarını çekmiştim. Daha sonra, her yıl sonbaharda ekim, kasım gibi kışlaklarına dönüyorlardı. Mersin, Aydıncık, Silifke tarafına dönüyorlardı. O yayladan kışlaklarına dönüşlerini fotoğraflamak için başka bir zamanda tekrar yanlarındaydım. Her gün sabah 6 da tüm çadırlar, eşyalar toplanıp, develere yükleniyordu. Öğlene kadar, belli olan göç yollarından ilerleniyor, öğlen çadırlar oraya kuruluyor ve ertesi sabah tekrar aynı yolculuk yapılıyordu. Bu şekilde 10 gün onlarla birlikte yolculuk yaptım. Her gün sabah 6’ dan öğlene kadar 20 km. yol yürünüyordu. Bu konu 2000 yılında yayınlandı Atlas Dergisinde ve benim Atlas’a kapak olan ilk çalışmamdı bu. Bu yönden de önemli bir çalışmadır benim için. Ondan sonra geçen yıl, 2008’in nisan sonunda tekrar gittim.  Bunun sebebi oradaki göç yollarının iyice daralmasıydı. Onların yüzlerce keçisi ve hayvanı vardı. Bütün hayatları hayvanları için otlak ve su bulmak üzerine kurulmuştu. Köylerin tarım alanları genişledikçe onların konakladıkları ya da hayvanları için elverişli yerler daraldı. Geçen yıl neredeyse Karaman Valiliği göç yollarını kapatıp, yaylalara çıkmalarını engelleyecekti. Bu da Yörük yaşamının bitmesi anlamına gelir. Atlas bu konuda çok duyarlıdır. Bir kültürün yok olmaması için ellerinden geleni yapar. Daha önceden de bu konuyu ben çalıştığım için, yeniden çalışmam önerildi. Bu benim için çalışmayı tam manası ile tamamlayabilmem için iyi bir vesile oldu. Yaylada ki tüm süreçleri,  kış başında yayladan kışlaklarına göçleri ve kışlaklarından da yaylalarına göçlerini de fotoğraflamış oldum.


 

Atakan DÜRÜST: Son dönemlerinizde ki çalışmalarınız da sesli multimedya çalışmalarınıza rastlıyoruz. Gerçekten insanı konunun içine çeken, insana fotoğraflarda ki o atmosferi yaşatan çalışmalar bunlar.  Öncelikle Sarıkeçili Yörükleri çalışmanızda ki sesi sormak istiyorum. Kim bu konuşan candan ve samimi amcamız ve nasıl oldu bu konuşmanın kaydı?

 

Fatih PINAR: Evet son 4-5 yıldır sesli fotoröportajlar yapıyorum. Bu çalışmada konuşan amcada Cemal amcaydı. Cemal amcayla tanıştığımda hakikaten muazzam bir insanla tanıştığımı anlamıştım. Onunla kesinlikle irtibatı koparmadık. Hala telefonlaşırız ve hala onun hikayelerini anlatırım. O çalışma da sizin dinlediğiniz 5 dakikalık ses kaydı benim seçmekte en zorlandığım kayıtlardan biridir. Yaklaşık 50 dakikalık bir ses kaydı vardı ve hepsi birbirinden güzel ve özeldi. O kaydı 5 dakikaya indirmek için kestiğim bölümler hala içimde uktedir. Doğayla ve o yaşamla bütünleşmiş, türküler söyleyen, hayvanlarıyla konuşan 70-72 yaşlarında tam bir gönül adamdır Cemal amca. 3 gün onunla aynı yerde kaldık. Farklı zamanlarda da yanına ziyaretlere gitmişimdir. Bana, gördüğü yaşlı bir ağacı göstermek için saatlerce yol yürüyen, benim kendime çok yakın hissettiğim bir insan Cemal amca.


 

Atakan DÜRÜST: Ses kayıtlarını yaptığınız teknik ve ortamlar neler?

 

Fatih PINAR: Çok çok iyi bir kayıt cihazım yok aslında. Hatta yenisini almayı düşünüyorum. Normal ses kayıt cihazı kullanıyor, çalıştığım konuya göre de sesler seçiyorum, kaydederken.  Sonra belirli programlarla, fotoğraflarla sesleri birleştiriyorum.


 

Atakan DÜRÜST: Bu sesli multimedya çalışmaları Türkiye de sizden önce yapan, ya da sizden başka yapan biri var mı bildiğiniz? Bu çalışmalar ilk sizin aklınıza mı geldi, yoksa esinlendiğiniz bir çalışma ya da kişi oldu mu?

 

Fatih PINAR: İlk ben yaptım Türkiye de. İlk kez 2005 yılında yaptım böyle bir çalışmayı. NTVMSNBC haber portalı için yaptığım bir seriydi. Benim bir projemdi ve müdürlerine projemi, böyle foto röpörtajlar yapmak istediğimi ilettim. Bu fikir aslında şöyle gelişti. Bunun teknik olarak mümkün olduğunu gördüğüm anda, zaten foto röpörtajlar yapan her hikayeden bir çalışma çıkartabilen birisiydim. Daha başa dönersek, ben 2004 yılında 3,5 ay San Fransisco’da kaldım. Ed Kash isminde National Geopraphy’nin de fotoğrafçısı olan ayrıca birçok fotoğraf kitabı da yayınlanan eskiden Irak’tan tanıdığım bir fotoğrafçı davet etmişti beni San Fransisco’ya. Irak’ta sınırda 3 ay rehberlik yapmıştım kendisine. 2,5 ay onun evinde kaldım. Orada bile yeniydi bu tür çalışmalar. Sonra onun bir çalışmasını gördüm internette. Tıklayınca izlenebilen, savaşta yaralanmış bir Amerikan askerinin tedavi sürecini anlatan, sesli ve aynı anda fotoğraflarla birleştirilmiş çalışmayı görünce, bu işin teknik açıdan yapılabileceğini anlamış oldum. Türkiye’ye döndüğümde artık bu tür çalışmalar yapmak istiyordum ve bunun heyecanı vardı içimde. 2005 yılıydı ve ramazan ayıydı. O zamanlar iftar çadırları üzerine sürekli çeşitli konuşmalar ve tartışmalar yapılıyordu. Gerçekten ihtiyacı olan insanların mı yararlandığı vb. konular üzerine. Sosyolojik anlamda da çok konuşuluyordu bu konu. Açıkçası birçok insan oturduğu yerden ahkam kesiyordu. Derginin editörü hangi konu üzerinde sesli foto röportaj çalışma yapacağımı sorduğunda direk iftar çadırları dedim. Daha sonra da aynı teknikle bayram çalışmasını yaptım. Sonra yılbaşı çalışması, 1 mayıs, minibüsçüler ve diğer çalışmalar takip etti bunu. Sonra bu 10-11 hikaye kentin güncel bir tarihçesi gibi oldu. Sonra bu türde birçok çalışmam daha oldu. Bu işler bütçe nedeniyle durduruldu sonra. Binlerce tık aldı bu işlerim internet sitemde ve çok beğenildi insanlar tarafından ama basının umrunda olmadı bu çalışmalar. Bu iş durdurulunca sponsor bulup devam edebilmek için o kadar çok uğraştım ki inanın ve parayla alakası yoktu.  Çok seviyordum bu işi ve görüşmediğim yayın organı kalmadı nerdeyse. CNN TÜRK’ün haber sitesinden, Hürriyet’e, Milliyet’e, Radikal’e ve daha birçok yere gittim bu işlerimle. İşi gösterdiğimde hepsi bayılıyordu işlerime ve para yönünden de sıkıştırmıyordum insanları, yani şu kadar para istiyorum falan diye bir şey de yoktu ortada. Neden olmadığını hala anlamıyorum. İnsanlar dedim o zaman benim çektiğim fotoğrafları ne görmek istiyorlar nede göstermek istiyorlar. Ancak bununla açıklanabilirdi yani. Hürriyet’in, Milliyet’in sitelerine girdiğinizde ne kadar kepaze bir düşüncede olduğumuzu anlayabiliyorsunuz. Çıplak, belden aşağı birçok görselle doldurulmuş hepsi. Düşünsenize haber okumak, gündemi takip etmek için bir yere giriyorsunuz ve her yer bikini vb. içi boş rezilliklerle dolu. Bunların hepsi insanlarla dalga geçen fotoğraf ve haberler. Egemen medya bir yalanı yaşıyor ve gösteriyor insanlara. Kendi gerçeklerimizi görmeden daha ne kadar yalanlarla yaşayabiliriz ki?  Ayıp o kadar ayıp ki bu. Bir de düşünsenize en çok tıklanan haber sitesi Hürriyet’in sitesi falan yani Bu bile düzeyi çok açık gösteriyor aslında.


 

Atakan DÜRÜST: Şu aralar ne üzerine çalışmalar yapıyorsunuz? Hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?

 

Fatih PINAR: Şu aralar yeni olarak kentsel dönüşüm projesine başladım. Diyanette yayınlanan ve mimarlar odasının desteklediği bir proje bu. Bu işle de 1 yıl uğraştım, proje yazımı vs. Bu çalışma çatısı altında ilk Süleymaniye’yi yaptım. Şu an Tarlabaşı üzerinde çalışıyorum. Birkaç hafta sonra Tarlabaşı gelecek. Zaten her çalışmayı tamamlanınca web siteme de koyuyorum. 10 küsür tane semt belirledim Her ay bir tanesinin hikayesini yapıyorum. Yine en çok insan üzerinden anlatıyorum hikayemi tabi ki. Şu an henüz kentsel dönüşümden önce oranın nasıl bir yer olduğunu belgeliyorum. Mimarisi ile insanı ile insanların nasıl yaşadığı ile ekonomik durumu ile oranın nasıl bir yer olduğunu anlatıyorum. Bu proje 10 ay daha devam edecek ve bu çalışmama odaklanmış durumdayım. Şu an çok iyi hissediyorum ve bu multimedya çalışmaları yapabiliyorsam eğer iyiyim demektir.


Atakan DÜRÜST: Ben sitenizdeki yazılarınızı okudum ve çok beğendim. Bir yerlerde yazı yazmayı düşündünüz mü? Kalemle aranız nasıl?

 

Fatih PINAR: Sitemde az sayıda yazım var evet. Bu yazılar Radikal iki de yayınlandı. Yazı yazan biri olmak gibi bir iddaam yok benim. O yazılar benim duygusal ve kuramsal olarak yazdığım yazılardı. Bu arada bu anlamda da ülkemizde aklı başında yazılar göremezsiniz? Fotoğraf üzerine yazılmış eleştiri yazısı vb. konusunda da yetersiz buluyorum aslında ben ülkemizi.


Atakan DÜRÜST:
Son olarak foto muhabiri olmak isteyen bir genç düşünün. Sizin bu anlattıklarınızdan sonra bunu sormam lazım. Sizce hala bu yolda ilerlemeli mi? :) O kadar çok didinmiş ve güçlükler yaşamış biri olarak neler söylersiniz?

 

Fatih PINAR: Evet çok sancılı bir iş bu ama tabii ki olmalı. Nasıl geçinebilirim sorusu ise çok zor ile cevaplanabilir. Aslında bu soru beni o kadar mahçup duruma düşüren bir soru ki bazen genç, bu yolda ilerlemek isteyen insanlardan benzer soruların sorulduğu maillerde geliyor. Aslına bakarsanız o kadar çok iyi fotoğrafçı var ki. Alanlar gittikçe daralıyor. Özellikle basılı alan kriz vs. sonra iyice daraldı ve o alan daralınca bu yoldaki iş imkanları da daraldı haliyle. Ben yine de bu işe gönül koymuş ve içi dolu işler yapan insanların bu işi yapmasını isterim.

 

Röportaj: Atakan DÜRÜST

Portfolyo: Fatih PINAR “Sarıkeçili Yörükleri”


 


Fatih PINAR Hakkında

 

Fatih Pınar 1974 yılında Konya’da doğdu. 1992 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat fakültesine girdi. Fotojurnalizmle tanışması üniversite yıllarında oldu. 1997 yılında okulunu bırakıp fotomuhabiri olabilmek için İstanbul’a geldi. 1998 yılından bu yana aylık yayınlanan Coğrafya dergisi ATLAS için fotoröportajlar üretiyor. Sosyal, kültürel ve politik konular üzerine yoğunlaşan Pınar’ın 20 farklı ülke ve Türkiye’den 90’ın üzerinde ana konusu ATLAS dergisinde yayımlandı. Bu çalışmalarından yirmisi kapak konusu, dördü özel ek olarak yayımlandı.

 

Özellikle Anadolu’da ve Ortadoğu’da yaşayan halklar üzerine yoğunlaşan Pınar, modernleşme süreciyle kaybolmaya yüz tutan kültürleri belgelemeye ve egemen kültürün yaşamın dışına itip görmezden geldiği hayatları gösterebilmeye çalışıyor. Çaliştığı halk konuları: Nomadic People in Anatolia, Turkomans in Turkmenistan, Turkey and Iraq, Yezidi People in Turkey and Northern Iraq, Iraqi People before occupation, Circassian People in Caucasia and Turkey, Abkhasian People in Abkhazia and Turkey, Kazaks on Don River in Russia.

 

2002 yılı nisan ayında ikinci intifada’nın ilk günlerinde Filistin’e gitti. 2003 yılında Irak işgalini fotoğrafladı. 2005 yılında NTVMSNBC haber portalı için İstanbul üzerine 11 multimedya çalışması foto-röportaj üretti. Halen Bianet haber portalı için İstanbul’un yenilenecek olan semtlerini belgeleyen bir foto röportajlar serisi yapıyor. Bu çalışmalarını ses kayıtlarıyla eşleştirerek multimedia tarzında hazırlıyor.


Fatih Pınar
 

Alex Webb’in verdiği foto-roportaj atölyesine katıldı. Ed Kashi’nin Türkiye’de rehberliğini yaptı ve San Fransisko’da Ed Kashi’nin misafiri olarak üç ay kaldı ve ‘Homeless’lar üzerine bir foto röportaj hazırladı.

 

Birçok ünversite ve fotoğraf kurumunda dia gösterisi ve söyleşi etkinliklerine katılan Pınar, Fototrek fotoğraf eğitim merkezinde foto röportaj dersleri ve atölye çalışmaları vermiştir.

 

Atlas Degisinin yanısıra, Türkiye’de yayınlanan Skylife, The Gate, Türkish Geo ve İstanbul dergileriyle çalışan Pınar, Finlandiya’da yayınlanan Helsinki Sonamat Gazetesinin Türkiye fotomuhabirliğini yapıyor. 2002 yılından bu yana ANZENBERGER (Avusturya) ve CORBİS (Usa) ajanslarının sözleşmeli fotoğrafçısıdır. Radikal gazetesinin Pazar eki Radikal İki’de fotoğraf kuramı üzerine yazıları yayımlanmaktadır.

 

Sunday Telegraph, French Geo, Ny Times, Der Spiegel, Stern, Passport Magazine, Le Parisien, Le Point, Glamour ile birlikte özellikle Avrupa ve Amerika’da yayınlanan birçok gazete ve dergide fotoğrafları yayınlanmıştır.

 

www.fatihpinar.com

 



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 10 yorum, 1-10 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Merhaba, sizin sitenizdeki foto röportajları ilgi ve beğeni ile takip ediyorum..Hepsi çok bizden, çok başarılı ...Tebrik ederim..
Erden Cantürk eklemiş - adds | 03 Mayıs 2009 Saat - Time 22:47
Fatih Bey,
çok beğendiğim bir fotoröportaj.
Elinize sağlık.
Tüm konularınızı ilgi ile takip ediyorum.
sevgiler
Hulki Muradi
Hulki Muradi eklemiş - adds | 04 Mayıs 2009 Saat - Time 09:10
Merhabalar Fatih abi. Eline emeğine yüreğine sağlık diliyorum çok güzel bir çalışma ortaya koymuşsunuz. Son paragrafta gençlere yönelik tavsiyeleriniz beni bu röportajda en çok umutlandıran yer oldu diyebilirim. benim de birçok projem var aklımda ancak şu an kendime bir makine tedarik edemedim. pozlu bir makine kullanıyordum ancak çok külfetli olduğu için onu da kullanamıyorum. kameramanlık yapmaktayım ancak son zamanlarda çok aklıma takılıyor da kameramanlığı bırakıp başka bir iş bulsam kendime bir makine alıp fotoğraf projelerimi gerçekleştirmeye çalışsam hatalı bir iş mi yapmış olurum?? fikirlerinizi duymayı çok isterim. tekrar tekrar teşekkür ederim elinize yüreğinize sağlık yaptığınız çalışmalardan dolayı.... Saygılarımla..
Hasan Burak DURMUŞ eklemiş - adds | 07 Mayıs 2009 Saat - Time 22:49
Fatih bey,

Çalışma çok güzel. Elinize sağlık.

Bu yıl Silifke'den Seydişehir yaylalarına giden Sarıkeçili bir aile ile Mut'ta buluştum üç gün birlikte göç yaptık ancak, yağmur nedeniyle (Onlara yük olmaya başladım) ısrarlarına rağmen döndüm. Babam'da toroslarda büyüdüğü için yabancı olmadığım bu insanlarla birlikte olduğum üç günde çok mutlu oldum ve hayata dair yeni bilgiler edindim.

Sizi tekrar kutluyorum.
Ali Sıtkı Güven eklemiş - adds | 21 Mayıs 2009 Saat - Time 21:55
Çok iyi bir çalışma usta bir fotoğrafçı elinize sağlık
Sinan Vargı eklemiş - adds | 25 Mayıs 2009 Saat - Time 16:36
Fatih Bey
Amatör bir fotoğrafcı olarak röportajınızı okuduktan sonra bakış açımda bazı değişiklikler oldu. Şöyleki Safranbolu'da öğretmenim ve 1998 yılından bugüne kadar safranbolu ile ilgili binlerce fotoğraf çektim (çoğu zenit 122 ile ). Ama hiç bir zaman bu resimleri portfolyo haline getirip değerlendirme imkanı bulamadım.
Şimdi benim gibi ve benim ısrarlarımla fotoğraf çekmeye başlayan bir öğretmen arkadaşımla sergi açmak için girişimlerde bulunuyoruz. Umarım başarılı oluruz.

Ayrıca bende Burdur Sarıkeçili yörüklerindenim ve "Sarıkeçili Yörükleri" çalışmanızı atlas dergisinden takip etmiştim. Çok beğenmiştim ve dergiye teşekkür yazısı yazmıştım. Size katılıyorum; bu bizi biz yapan kültürümüzü kaybedersek yarın çocuklarımıza bırakabileceğimiz hiç bir şeyimiz kalmayacak.
Osman YILMAZ eklemiş - adds | 29 Mayıs 2009 Saat - Time 11:42
slm abi ben sarıkecili yörüklerinden aliihsan gok ankara anıtkabirde askerlik yapıyorum sizinle tanışmak istiyorum
aliihsan gök eklemiş - adds | 17 Temmuz 2009 Saat - Time 13:40
Fatih bey merhabalar... çok güzel bir çalışma yapmışsınız...tebrik ederim.. inanın bu yaşam bitmek üzere.. ben de sarıkeçili yörüklerindenim.. görevim icabı onlardan biraz uzağım.. beni sorarsanız hepsi tanır.. ama ben onlara biraz uzak kaldım.. neyse.. benim çocuklarım benim geçmişimi.. kim olduğumu sayenizde tanıdılar.. hatta arkadaşlarım bile sayenizde tanıdılar.. bazı ortamlarda yörük olduğumuzu.. sürekli göç ettiğimizi söylediğim vakit beni çingene vatandaşlarımızla karıştırıyorlardı.. onlara da saygım var.. ama bizim yaşamımız başka.. ortaasyadan gelen .. zorluklara rağmen sürdürülmeye çalışılan bir yaşam.. unutulmaması.. unutturulmaması gereken.. bir yaşam.. sizlere saygılar sunarım..çok güzel bir çalışma olmuş..bir daha onlarla karşılaşırsanız benden selam söyleyin.. ben yüzbaşı mehmet çelik.. uzun ömerin torunu.. sarıkeçeli helim in oğlu mehmet.. selamlar... 10 eylül 2009
Mehmet ÇELİK eklemiş - adds | 10 Eylül 2009 Saat - Time 21:52
fatih agabey allah razı olsun senden bizleri tanıttıgın için bizim artık son demlerimiz bunlar bende kütahyadanım kızılkeçili yörüklerden .iyi çalışmalar
emrah çullu eklemiş - adds | 28 Kasım 2009 Saat - Time 13:41
Çok güzel fotoğraflar. Hem çektiğiniz insanlar, hem onları seçmiş olmanız çok güzel. Yolunuz hep açık olsun. Sevgiler.
Ebru Karhan eklemiş - adds | 10 Mart 2010 Saat - Time 23:36
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.