Hadde: Madenleri tel durumuna getirmek için kullanılan ve türlü çapta delikleri olan çelik araç.
Haddehaneler bir tür dönüşüm yerleridir. Asıl mana olarak belki geri kazanımın yapıldığı sanayi işletmeleridir demek daha doğrudur. Tav halindeki metaller içinde çeşitli boyutlardaki merdanelerden geçirilerek bir tür dönüşüme tabi tutulur.

Haddehanelerin hammaddesi hurdaya çıkan gemiler ve raylardır. Ray alımı için işletmenin TSE belgesi olması zorunluluğundan dolayı belgesi olmayan çoğu işletme gemi sökümlerinden ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Ülkemizde Aliağa tesislerinde genelde dış ülkelerden gelen, hurdaya çıkmış gemiler belli büyüklükteki saç levhalara ayrılır. Kamyonların alabileceği büyüklükteki bu levhalar haddehanelerde yüksek ısı altında yumuşatılmak üzere daha küçük parçalara ayrılır. Yapılan işlem bir eritme değil ancak tav dediğimiz metalin işlenebilecek hale getirilmesinden ibarettir.

1999 depremine kadar inşaatlara demir temin eden bu işletmeler deprem yönetmeliğinin çıkmasından sonra standartlara uymadığı (TSE belgesi olmayanlar)için artık inşaat demiri üretmemekte. Hali hazırda işlerliklerini kare, lama, silme demir üretimiyle devam ettirmekteler. Bunları ise yaşantımızda kullandığımız demir eşyalar (ferforje, sera yapımında kullanılan demirler, demirden yapılan her türlü eşya ve malzeme) olarak görmekteyiz.
İşletme olarak zorlu bir iş koludur haddehaneler. Gerek ekonomik koşullar, gerek işin zorluğu ve hammadde sıkıntısı sayılarını günden güne düşürmüştür. Sayısal olarak anlatmak gerekirse Balıkesir’de 1997 yılında 83 adet olan haddehane sayısı 2008 yılında 11’e kadar düşmüştür. Kapanan haddehanelerin hurdaya çıkmış olduğunu düşünürken bunların sökülüp Azerbaycan, Bosna Hersek, Kazakistan, Arnavutluk, Gürcistan gibi ülkelere gittiğini öğrendim. Yani fotoğraflarda gördüğünüz ortam aynen saydığım ülkelerde de devam etmekte.

1 yıl içinde farklı zamanlarda giderek çalışmış olduğum haddehanelerde beni en çok etkileyen şey işin zorluğu oldu. Kapısı olmayan bu işletmelerde korkunç bir sıcak ortam var. Hele kavurucu yaz sıcaklarında içerisinin ne kadar bunaltıcı olduğunu orada olmadan anlamanız zor. 
Sıcakla birlikte fueloil ile ısınan fırınlardan yayılan keskin ve genizleri yakan bir havayı soluyorsunuz. Dolayısıyla işçiler çok sık su molası veriyor. Sıvı kaybı işçilerde o kadar fazla ki yaz aylarında bir işçi günde 8 litreye kadar su tüketebiliyor. Her gün böylesine hızlı sıvı kaybı ve akabinde su alımı ileri yaşlarda çoğunluğunun böbrek sorunlarıyla karşılaşmalarına sebep oluyor.
Bunun yanında her gün solunan hava solunum hastalıklarını da kaçınılmaz kılmakta. İşin garip tarafı sigara içmeyen bir işçiye henüz rastlamamış olmam!

Vücut sağlığı olarak tüm şartlar olumsuz olmasına rağmen bunlardan daha önemlisi yapılan işin tehlikesi. Tavlı demir sıcaklığı 700-800 derecenin üstüne çıkıyor. Fırın içinden belli bir uzaklıktan ancak uzun kıskaçlarla çıkarılan kızgın demirler hiç vakit kaybetmeden haddelere yönlendiriliyor. Açıklıkları ayarlanabilen merdaneler arasından geçirilerek istenilen şekil veriliyor. Seri hareketlerle yapılması gereken bu işlem en çok dikkat isteyen kısım aslında. 
Bazen tavlı demir üzerinde çapak denilen küçük çıkıntılar olabiliyor. Bunların merdaneler arasına girmemesi halinde aniden yılan gibi kıvrılarak geri gelme ihtimali var. Bu şekilde yaralananlar olduğu gibi birçok ölümlü vakada gerçekleşmiş. 
Yıllar öncesinde meydana gelen bir kazayı ürpererek dinledim… Merdaneden geri dönen kızgın demir sanki bir boğa yılanı gibi işçiyi bacaklarından başlayarak vücudunu sarmış. Kıpırdayacak durumu kalmayan işçi, arkadaşlarının gözü önünde feci şekilde can vermiş…
Bunları duyunca insanın aklına ister istemez neden önlem almadıkları geliyor. Aslında belli ısı derecelerine kadar önlem almak mümkün. Amyantlı elbiseler, eldivenler ve demir ayakkabılar mevcut. Bunları işveren işçilere veriyor ve kullanmalarını istiyor. Ancak ne var ki bu tür koruyucu giysiler işçinin hareket kabiliyetini çok kısıtlıyor. 
Fırından çıkan tavlı demirlerin bir an önce haddeye verilmesi ya da bir aksilik durumunda kızgın demirlerden kaçması için çevik olmak lazım. Bu giysiler içinde işçinin bunları yapması imkansız, bu yüzden giymek istemiyorlar. Hiç olmazsa amyantlı eldivenleri neden kullanmadıklarını sorduğumda “kıskaçları rahat tutmanın bunlarla da zor olduğu” yanıtını aldım. Çünkü tavlı demir haricinde soğuk bir demirin (kıskaç) merdaneye girmesi makinenin dağılmasına sebep olmaktaymış. Bu ise bütün işin saatlerce bazen günlerce durmasına yol açıyormuş.

Cehennemi andıran bu ortama ilk girdiğim günde çalışanların halini görünce- mola verdikleri bir esnada- “gerçek alın teri bu olsa gerek” sözleri dilimden dökülmüştü. Muzip bir işçi “ne alın teri ağabeycim, çok affedersin her yerimizden ter akıyor” demişti. Haklıydı…
Feyyaz ÇETİNEL
1967 Balıkesir doğumluyum. Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunuyum. En az mesleğim kadar sevdiğim fotoğrafa son dört yıldır daha ciddi zaman ayırarak devam etmekteyim. Her ne kadar ayrımcı olmasam da içinde insan öğesi olan fotoğrafla daha çok ilgiliyim. Çalışmalarımı halen ilk günkü amatör ruhla sürdürüyorum.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"