e-Panel
Ülkemizde kültür sanat denildiğinde ilk akla gelen dergilerden biri Milliyet Sanat… 1972 yılında Abdi İpekçi önderliğinde kurulan ve Milliyet Gazetesi’nin günlük eki olarak verilen dergi, 1974 yılına gelindiğinde gazeteden bağımsız olarak okuyucuya haftalık sunulmaya başlanmış. 2000’li yıllarla birlikte aylık yayın hayatına geçen Milliyet Sanat, Türkiye’de bu kadar köklü bir yayın hayatı olan birkaç dergiden biri. Plastik sanatlar, resim, tiyatro, sinema, fotoğraf gibi sanatın birçok farklı dalını okuyucuya aynı anda sunan derginin, her ay okuyucunun heyecanla çevirdiği sayfalarının; önümüze gelene kadar mutfağında yaşanan hikayeleri Plastik Sanatlar Editörü Yasemin Bay’la konuştuk.

Öncelikle sizin Milliyet Sanat'taki görevinizden ve dergiyle yolculuğunuzun ilk başladığı zamanlardan bahsedelim.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Haziran ayında Milliyet Sanat Dergisi’nde 10. yılım dolacak. Milliyet Gazetesi’nin Kültür-Sanat sayfasında da görev yapıyorum. Derginin plastik sanatlar ve sahne sanatları editörüyüm. Özellikle plastik sanatlar ve onun da özelinde fotoğraf, çalışmaktan keyif aldığım alanlar.
Milliyet Sanat’ta fotoğraf sanatı yer alıyor mu?
Bence hak ettiği şekilde yer alıyor. Benim kişisel olarak özellikle izlediğim fotoğraf sanatçıları var. Fotoğraf sanatçılarıyla ilgili yazılar yazmak bizim için bir keyif ve dergimizde de yer bulmasını önemsediğimiz konulardan biri. Ayrıca fotoğraf üzerine yazı yazan kişileri de dergimize bekliyoruz ve davet ediyoruz. Düzenli olarak yazan birkaç yazarımız da var. Ancak ne kadar yer vereceğimiz o ayki gündemle de ilgili. Gündemi yakından takip ediyoruz. Kimi zaman dergide edebiyat ağırlık kazanıyor, kimi zaman plastik sanatlar.
Milliyet Sanat'ı çok köklü bir dergi olması dışında diğer edebiyat sanat dergilerinden ayıran temel özellikler nelerdir?
Milliyet Sanat 1972 yılında kurulmuş bir dergi. O dönem Milliyet Gazetesi’nin günlük eki olarak verilmeye başlanmış. 1974 yılına gelindiğinde haftalık dergi olarak verildi. 2000’li yıllarla birlikte aylık yayınlanmaya başladı. Türkiye’de bu kadar köklü bir yayın hayatı olan birkaç dergiden biri. Diğerleri arasındaki başlıca farkı ise bence şu: Türkiye’deki sanat dergilerine baktığımızda belirli alanlara odaklandıklarını görüyoruz. Bazıları plastik sanatlara odaklı oluyor, bazıları edebiyata… Bazıları da sadece sahne sanatlarını işliyor. Milliyet Sanat bütün sanat dallarını bir araya getiren bir dergi. Hepsine olabildiğince yer vermeye çalışıyoruz.
Peki bu çok yönlülük dergi için bir dezavantaj mı sizce?
Hayır değil tabii ki. Sanat okurunu sadece edebiyat ya da plastik sanatlar okuru olarak görmüyoruz. Dergide edebiyat kadar müzikle ilgili haberler de okuru çekiyor. Biz de böylece insanları farklı farklı alanlarda yakalayabiliyoruz. Müzik meraklısı biri dergiyi eline aldığında plastik sanatlar sayfalarında da uzun zaman geçirebilir. Bu da sanat okuruna başka bir kapı açabilir. Dolayısıyla bu yönüyle baktığımızda sektördeki tek dergiyiz.
Dergide konuların sunulmasında, fotoğraf seçimlerinde nasıl karar alıyorsunuz? Hangi parametreler sizin için önemli?
Milliyet Sanat Dergisi’nin öncelikle yapmak istediği, sanatın her dalına olabildiğince yer vermek. Dolayısıyla toplantılarımızda da karar alırken her konuyu, her dalı işleme kriterimizi ön planda tutuyoruz. Gündemle eş zamanlı gidiyoruz. Bunlar hep bir sonraki ay ne var, ne yapılabilir üzerine konuştukça gelişen kararlar. Son yıllarda daha fazla fotoğraf kullanma gayreti içindeyiz. Tabii burada altı dolu bir görsellik önemli. Örneğin plastik sanatlar da mutlaka görsel isteyen sayfalardır. Sanatçının eserlerini, o konunun fotoğrafını görmek ister okuyucu.
Baskı teknikleri geliştikçe dergilerde görsel malzemeler çok daha fazla kullanılmaya başladı. Sizce görsel malzemenin çoğalması dergide yazıyı azalttı mı?
Bence azaltmadı. Dengeyi koruyabiliyorsunuz. Bazı dallar daha fazla görsel kullanmayı gerektiriyor. Plastik sanatlar, sinema gibi… Ama başka dallar istemeyebilir. Bir de yazının uzun olması onun kaliteli, içi gerçekten dolu bir yazı olduğu anlamına gelmez. Önemli olan yazının içeriğidir. Ayrıca çok önemli edebiyatçılarla çalışıyoruz. Çok başarılı yazılar yazan genç yazarlarımız da var. Konularında yetkin ve uzman isimler. Mesela belgesel fotoğraf üzerine bir yazı yazdırdığımızda bu konuda uzman kişiye başvuruyoruz.
Milliyet Sanat'ın ilk yıllarından bugüne kadar pek çok önemli Türk sanatçısı dergi için çalıştı... Bugüne baktığımızda derginin vizyon ve misyonunda sizce nasıl bir değişiklik oldu?
Genel hatları ile baktığınızda Milliyet Sanat ilk yıllarındaki çizgisini koruyor. Dergi Abdi İpekçi tarafından ilk kurulduğunda sanatın her dalına yer vermeye çalışan ve onu kucaklayan bir dergiydi. Hala da öyle. Günümüzde fiziksel değişiklikler yaşandı. Günün gerektirdiği değişiklikler var. Popüler olanla olmayanı ayırmayan bir dergiyiz. Tabii burada popüler olan derken herhangi bir popüler işten bahsetmiyorum. Popülerin de kalitelisini sunuyoruz.
Sanat çoğu zaman popüler kültürle çatışan bir konumda. Okuyucuyu tatmin etmek açısından siz dengeyi nasıl sağlıyorsunuz? Popülerliğe kaydığınız noktalar oluyor mu?
Eski genel yayın yönetmenimiz Tuğrul Eryılmaz göreve başladığında “Popüler olanla olmayan arasında ayırım yapmıyoruz” demiştik. Kaliteli popüler işlere yer verdiğimiz kadar kimilerince ‘ağır’ olarak tanımlanabilecek işler de bulunuyor dergide. Tarkan’ı da kapak yaptık, Picasso’yu da. Russell Crowe da kapak oldu Marquez’de.
Dergi olarak bazı dosyaların ansiklopedik bir dille yazılma riskinden, tekrara düşmekten korunabiliyor musunuz? Bir dosyaya yeterince yer ayıramamak gibi durumlar oluyor mu?
Planınızı programınızı önünüzdeki sayıya göre yapıyorsunuz. Ele almak istediğiniz dosyaya yeterince, hakkaniyetle yer veremeyecekseniz zaten yapmazsınız. Konunun uzmanına yazdırdığınız sürece sorun yok. Yazarlarımızın herkesin anlayabileceği bir dilde yazmalarına dikkat ediyoruz. Yani yazıyı okuyan profesör de öğrenci de anlamalı. Çok ağdalı dil kullanılmasından kaçınıyoruz. Herkesin bir tat alması gerekiyor. Yazarlarımız ne istediğimizi bildiği ve onlara ne istediğimizi en ince ayrıntılarına kadar anlattığımız için sorun yaşamıyoruz.
Bir sayı bittiğinde ardından neler hissediyorsunuz? ‘‘Oh, bir sayı daha bitti!’’ ‘‘ Eyvah, yeni sayıda neler yapacağız şimdi!’’
Bu bütün dergicilerin yaşadığı bir durum galiba. Biz hep bir ay sonrasını yaşıyoruz. Mesela ben şu an Mayıs değil. Haziran’ı yaşıyorum. Haziran ayına geldiğimizde ben Temmuz’u yaşamaya başlayacağım. Ben çok seviyorum yaptığım işi, ekibimiz de çok uyumlu ve hoş bir ekip. Herkes gerçekten işini severek yapıyor. Bu sürekli yaşadığımız bir heyecan. Dolayısıyla da “Ah! Kahretsin, yeni bir sayı” değil yaşadığım durum. Tabii bir sayı bittiğinde çok yoğun geçen günlerin ardından bir süre rahatlıyoruz. Ama birkaç gün geçtiğinde bir sonraki sayının programlamasına başlıyoruz ve bitirdiğimiz sayıyla ilgili nasıl olmuş, eksik var mı gibi sorgulamaları yapıyoruz. Hemen direkt bir sonraki sayıya doğru koşmaya başlıyoruz.
Yazarlarınızı hangi kıstaslara göre seçiyorsunuz?
Konuları biz belirliyoruz. Ama yazarlarımız da konu önerilerini sunuyorlar. Bir konu belirlediğimizde onu en iyi yazabilecek, o konunun uzmanı olan kişiyi araştırıp buluyoruz. Sonrasında bulduğumuz kişinin yazılarını okuyoruz. Nasıl yazılar yazmış ve en önemlisi nasıl bir dile sahip. Çok şeyi öğretip aynı zamanda okuyucuya öğrendiklerinden zevk de aldırtan yazarlarla çalışmak önemli. Sade ve okuyucuya anlatmak istediğini direkt söyleyebilen bir yazı dili olması gerekiyor.
Her ay dergiyle birlikte dvd ve vcd veriyorsunuz, okuyucuları genelde memnun eden bu filmler hangi kriterlere göre seçiliyor?
Derginin çizgisiyle aynı. Klasikler de olsun istiyoruz, popüler sinemadan örnekler de… Herkesin severek izlediği yönetmenlerin filmleri olmasına dikkat ediyoruz. Kült filmler de oluyor. Umarım okurlarımız da beğenerek izliyordur.
Milliyet Sanat neden sanal ortamda bulunmuyor?
E-mecmua sitesindeyiz. Üyelikle bakılabiliyor. Fakat Milliyet Sanat’ın kendi internet sitesi yok şu anda. Bir çalışma da yok ama neden olmasın tabii. Olması gerektiğini de düşünüyorum zaten. Bu yönde bir çalışma yapacağımızı düşünüyorum. Biz aynı zamanda Milliyet Gazetesi’nin kültür-sanat servisiyiz. Milliyet Sanat’la eş zamanlı olarak gidiyor. Dolayısıyla kültür sanat haberlerimizi Milliyet gazetesinin internet sitesine aktarabiliyoruz. Gazetemizin Yayın Yönetmeni Sedat Ergin’le çalışmak gibi bir avantajımız var. Kendisi kültür-sanata çok önem veren ve bizi de yüreklendiren, önümüzü açan bir yönetici. Geçmişten bugüne gelen köklü kültür-sanat anlayışını gazetecilikte yeniden inşa etmiş bir isim.

Milliyet Sanat’ta gençler kendilerine ne kadar yer bulabiliyor?
Mümkün olduğunca gençlerle iş yapmayı seviyoruz. Çok güzel işler ortaya koyuyorlar. Güncel sanatta önemli isimler var. Fotoğrafta, sahne sanatlarında yenilikçi isimlerle karşılaşıyoruz. Dolayısıyla onlara dergimizde yer vermemek gibi bir durum olamaz. Mesela Haziran sayımızın kapağı çok genç bir sanatçıya ait; Seydi Murat Koç. Bu ay için hazırladığım dosyada küratörlere, sanat eleştirmenlerine 2008 – 2009 plastik sanatlar sezonunda sergilerini izledikleri ve başarılı buldukları genç sanatçıların kimler olduğunu sorduk. 10 kişiden oluşan jürimiz 25 sanatçıyı seçti. Bugünün sanatına yön veren, kapıları açan onlar. Onların farklı bakış açılarını yakalamak gerekiyor.
Röportaj: Şebnem EVREN
http://sanat.milliyet.com.tr/
http://www.emecmua.com/YayinDetay.aspx?DID=294
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.