Sessizliğin, sadeliğin, samimiyetin, sevecenliğin, saygının buluştuğu, huzurun var olduğu, insanın kendisini yaşamın en üst seviyesinde bulmak istediği ve bu varlıkların hepsinin bir arada olduğu bir yaşam tarzı, yeni gelişen bir cennet ALAÇATI.


Alaçatı içinde dolaştığınızda ilk dikkati çeken yapılar eski taş evler. Günümüzde bir çok insanın şehrin karakterini oluşturan o eski evleri alıp yerleştiklerini görüyoruz. Bazılarında ise, kapı üstlerinde, yapıldığı tarihi gösteren tarihleri hala görmek mümkün. Yaşanmışlıklar ve şahit olunan tarihin bir simgesi, belgesi gibi… Ara caddeler aynı sıcaklıkta, aynı sevecenlikte. Her caddede çocuk sesleri cıvıl cıvıl bir yaşam belirtisi. Konuşan, örgü ören, kendi halindeki hayatını, Ege'nin havasında sürdüren onlarca şehrin yerlisi, yaşlısı, çocuğu. Neredeyse her duvarda bir saksı ve onlarca güzellikten oluşan görsel şölen. İnce ruhların, nezaketlerin duvardaki ifadeleri.
-1.jpg)
Begonyalar, sardunyalar, begonviller... Alaçatı'da ilk dikkati çeken mimari doku. Kesinlikle değişmemiş ve değişmesine de izin verilmemiş. Eski kültürün ve taş mimarinin korunduğu bir yerleşim alanı. "Alaçatı taşı" adı verilen ponza taşı görünümlü kesme taşlardan yapılan evler, kışın sıcak yazında serin tutma özelliğine sahip. Yapı mimarisinde kullanılan taş kalker yapılı olup filtre görevi yapıyor. Beldenin zemini de bu taşlarla kaplı. Bir kısmı Rumlar' dan kalma eski Alaçatı evlerini restore edip, yerleşmek yeni bir yaşam tarzı olmuş. Karabiber ağaçlarının ve begonyaların boydan boya sıralandığı yeni sokaklara dizili bahçeli villalar göz dolduruyor.
-1.jpg)
Belli bir kesim, yaşamını artık burada sürdürmek üzere, buranın nezaketi ve sessizliğinde, Alaçatı’ya yerleşmiş. Evlerin balkonları, duvarlarında yer alan saksılar, çiçekler insanı çok etkiliyor.. Sakız ağaçları kokusu, yel değirmenleri, daracık sokaklar kendine özgü, sakin ve sessiz. Bu sokaklarda yürüyenler için de, zevk veren bir huzur sığınağı. Denizden karaya paralel esen rüzgar burayı dünyanın sayılı sörf merkezlerinden biri yapmış. Koyda bulunan otel ve okullarda sörf öğrenebilir, bütün malzemeleri günübirlik kiralayabilir ve sörf yapabilirsiniz.

Şehrin merkezinde kurulan ve çevreden çok ziyaretçisi olan antika pazarı yerleşim merkezindeki caminin hemen avlusunda, çevrede tek olan ve Alaçatı' ya apayrı özellik katan farklı bir alan. Birçok şeyi bulabileceğiniz, alabileceğiniz farklı bir pazar. Caminin hemen yan tarafında bulunan pasajda mutlaka sakızlı Türk kahvesini yudumlamak, bu tadı kaçırmamak gerekiyor. Yaşamın, gürültülü şehrin bütün kötü yönlerinden kaçıp, güzelim damak zevkleri, görsel şölenleri izleyip, sörf yapıp sessizce dinlenebileceğiniz, kendinizle baş başa kalabileceğiniz eski Rum köylerinden bir soluk Alaçatı.
-1.jpg)
İzmir'e geldikten sonra Çeşme otobanına girip 73 km sonra Alaçatı kavşağından döndüğünüzde az sonra Alaçatı karşınızda. Sakın sapağı kaçırdım diye üzülmeyin, girişte rüzgar gülleri sizleri karşılayacaktır. Rüzgarın doğaya en anlam kattığı yerin rüzgarla özdeşleşmesini ve önemini orada zaten anlayacaksınız. İstanbul'dan çıkışta Yenikapı'dan feribota aracınızla binip Bandırma'da indikten 300 km sonra Balıkesir çevre yolu, Manisa üzeri İzmir'e ve Çeşme otoyolunun 73 km'sini kullanarak Alaçatı'ya ulaşıyorsunuz. Bandırma'dan sonra 4-5 saatlik yol, sörf tutkunları için. Aracı olmayanlar için ise İzmir'den Üçkuyular'dan kalkan Çeşme otobüslerine binerek Alaçatı'ya gidebilirsiniz.
-1.jpg)
Her şeyden önce; hiçbir yerde ağır yemek kokusu, çağırmalar, çığırmalar, çiğköfteler, kebaplar, kıyafeti bozuk insanlar, caddede tezgahlar, tüten dumanlar yok. Sade ve enfes yemekler abartısız şekilde servisi ve sunumuyla hep orada. Ege'nin en nadide yemeklerinden, denizin en güzel balıklarına, Fransız mutfağından her yeni lezzete kadar. Ama ne kebap dumanı, ne kokoreç isi, ne dışarıda tezgahta bir yiyecek, ne de köşebaşında midye asla ve asla yok. İzin veren zaten yok. Herşeyi ile şimdiden Avrupa standartlarının üstünde. Özellikle düşünüş ve yaşam kalitesi olarak… Alaçatı’ nın kumlu ve kireçli toprağında yetişen tatlı ve sert kavunu çok ünlü. Yerken genzinizden yoğun kavun kokusu geliyor. Bir de yılbaşı kavunu var. Eylül ayında ipe asıp yere temas ettirmeden saklarsanız çürümeden aylar sonra da yiyebiliyorsunuz. Alaçatılılar bu yöntemle yeni mahsul kavun çıkana kadar bir önceki yılın kavununu saklıyorlar. Alaçatı' nın uzantısı Mersin liman mevkiinde çipura çiftliği var. Buradan günlük taze balık alınabiliyor. Mevsiminde küçük körpe sakız enginarı leziz oluyor. Hemen hemen her dondurmacıda sakız dondurması var. Ayrıca muhallebi ve sütlaca da karıştırılan sakız reçeli de bulunuyor. Sakız reçelini bulmanız mümkün ve mutlaka da tatmalısınız. Yarımadanın karşısındaki Sakız Adası'ndan getirilen sakızlar kullanılıyor. Alaçatı' da kabak çiçeği dolmasını yememek olmaz. Mutlaka tadılması gereken enfes ve nadide zevklerden.

Alaçatı, Türkiye'nin en önemli dünyanın ise ilk on sörf merkezinden biri. Rüzgarın karaya paralel esmesi, suyun çok derin olmaması hem öğrenme hem de risk almadan sörf yapabilmek için çok ideal. Ders alıp 8 saatte öğrenebileceğiniz gibi 5 günlük ders ve ekipman kiralama da yapabilir, bu zevki öğrenip yaşayabilirsiniz. Taş Konakların ve pansiyonların, eski değirmenlerin restore edilip yeni sunumlarıyla oraları yaşamak, yeni dünyanın hızlı yaşamında sadelik adına inanılmaz yeni ve sevecen bir soluk Alaçatı. Ara sokaklar tamamıyla ana caddeyle aynı yapılara sahipken, kalabalık anlarda dünyanın her yerinden gelen insanların oluşturduğu kalabalığın ötesinde çok daha sade. Yaşamın sevecenliği, tebessümü her an var.
-1.jpg)
Hikayeler yazılan o gizemli ve güzel yel değirmenlerinin şu andaki halleri ise gerçekten içler acısı. Güzelce restore edilip çok daha fazla ilgi çeken merkez haline getirilebilir. Yel değirmenlerinin tam karşısında olan yeni rüzgar gülleri eski ve yeninin tanıkları gibi. Sevecenliğin ve sadeliğin en güzel örneklerinden Alaçatı, tarihin kaybolmayan mirası, yeni dünyanın yaşama vuran hiçbir aykırı ve istenmeyen olumsuzluklarının olmadığı bir yeni dünya, bir yeni soluk, bir yeni nezaket.