EV - Soyut fotoğrafı nasıl tanımlıyorsunuz? Soyut fotoğrafı diğer fotoğraf kategorilerinden (belgesel, doğa, kavramsal...vb) ayıran özellikler sizce nedir?
GB - Aslında fotoğraf denince aklımıza doğal olarak "belge" özelliği geliyor. Belge derken kastım, sanatsal bir uğraş olarak fotoğrafın tanımlaması olarak kabullenilen "belgesel fotoğraf" değil tek başına. Bence bu yöndeki kullanımın temellerini sağlamlaştıran coğrafi ve doğa keşiflerinin, bilimsel çalışmaların, kültürel-ticari tanıtımların, haberin ve anı olarak "gerçek"in vazgeçilmez görsel ürünü olarak kabullenilen fotoğraftan da bahsediyorum. Örneğin yakın zamanda uzaydaki büyük sistem oluşumlarının fotoğraflarını sık sık bir dergi veya gazetede görür olduk. Bu fotoğrafın haberlerini okuduğumuzda, uzayın sonsuzluğunda bir yerlerde meydana gelen büyük bir oluşumun, milyarlarca yıl evvelki görüntülerinin teleskopa yeni ulaştığını ve fotoğrafının çekilebildiğini, bu fotoğraftaki biçim ve renklerden, milyarlarca yıl önceki bir oluşumun maddi çözümlemesinin yapıldığını ve bu fotoğrafın bilimsel çalışmanın ana dayanağı olduğunu anlayabiliyoruz. Bilimsel bir çalışmanın kanıtı olarak fotoğraf kullanılıyor diyebiliriz. Fotoğraf bu denli "gerçek" bir görsel dil olmasa bilimsel çalışmalar için bu denli sağlam veriler ortaya koyabilmesi olanak dışı olurdu sanırım. (Ama bu noktada bir görüntünün bilim adamı tarafından madde, zaman ve olaya dönüştürülmesindeki "soyut" durumu da düşünmek lazım.) Ya da Vietnam savaşının unutulmaz haber fotoğraflarını düşünelim. Uzaklardaki savaşın "gerçekte" ne olduğunu bu fotoğraflar dünyaya göstermişti. Sosyal bir olayın kanıtı olarak da kullanılıyor fotoğraf. Ciltlerle kitabın anlatabileceği dehşet tek kareyle dünyaya anlatılabildi belki de. Ya da bir coğrafyanın tanıtıldığı fotoğrafları düşünelim. Ya da geçmiş zamanların anı fotoğraflarını, cüzdanımızdaki vesikalığımızı. Gündelik hayatımızın tüm bu ürünleri gerçeği gösteriyor bizlere. Fotoğrafa ait bu "gerçeklik" hissi sanırım fotoğrafın görsel malzemeyi kusursuz bir perspektif ve oran ile sabitlemesi, oluşan renklerin kimyasal -ve artık günümüzde sayısal- olarak aslına uygun elde etmesi ve ışığın görülebilirliğiyle perçinleniyor. Bu durum fotoğrafı genel kabul gören yanıyla gerçekliğin elde edildiği bir fenomene dönüştürüyor.

Oysa insan icadı bir teknolojiden ibaret olan fotoğraf, tekniğinden kaynaklanan kendine ait bir dil açığa çıkarıyor ve bu dil nesnel gerçeklikten bağımsız yeni bir gerçekliği sunuyor bizlere. Genel kabul gören yanının dışında, kendimizce çözümlediğimiz ve anlamını içselleştirdiğimiz bu yeni görsel dili, olduğundan veya kabul edildiğinden daha farklı anlamlarda ele alabiliriz. - kişisel olarak - Soyut fotoğraf çalışmalarının başlangıç evresi olarak bu içselleştirmeyi söyleyebilirim.
“Bu noktaya nereden gelebiliriz?” sorusuna kişisel anlamlandırma ve çözümlerimi şöyle sıralayabilirim: Örneğin; fotoğraf evrene tek objektifle bakıyor ve bu optik durum evreni iki boyuta indirgiyor. Oysa insan iki optiğiyle fotoğraf makinesinden daha farklı görüyor dünyayı. Zaten evren iki boyutlu değil, insan tüm duyularıyla algılıyor evreni, fotoğrafsa her koşulda iki boyutlu. İki boyuta indirgemenin dışında objektifin efekt etkilerini, yani geniş açı, dar açı ve alan derinliği ile oluşan görüntü farklılıklarını da vurgulamak isterim. Farklılıklara insan optiğindeki diyaframı da katabiliriz. Işık sürekli değişken, gölgede de, öğle saatlerindeki güneş ışığında da gözümüz ani pozlamalar yaparak ortamı algılamamızı sağlayabiliyor. Kamera "o an" gördüğünü bizim tercih ettiğimiz koşulu ve tek haliyle saptıyor ve doğal olarak gözümüzün kırdığı ışık kontrastı –tercihlerimiz doğrultusunda- fotoğrafa direkt yansıyor. Optik özelliklerin dışında kimyasallarla da durum değişiyor. Film grenleri de (yeni teknolojide piksel) gördüğümüz dünyada olmayan bir eleman olarak görüntüyü farklılaştırabiliyor diyebiliriz. Günün değişen renk sıcaklıklarının aynı film üzerinde farklı renk tonlamaları yakaladığını da düşünmek lazım bu arada. Basılan kart ve banyoları ile fotoğrafı basan fotoğrafçının yeni görsel yorumu da ilave edilince yeni farklılıklar da çıkacaktır karşımıza. Konuya optik ve kimyasal özelliklerle bakıp, fotoğrafın gerçeküstü yeni dilini incelediğimizde, fotoğrafın insan optiğiyle ve nesnel gerçeklikle örtüşmeyen bir yanı olduğunu görebiliriz. Gözümüz dışındaki duyularımızın da dünyayı "görmemizde" önemli bir unsur olduğunu düşünelim. Gördüğümüz dünya kesitinin bulunduğu atmosferi -ses, kütle, sıcaklık vs vs.. o an kulağımızla, tenimizle.. her "şey"i- diğer duyularımızın da desteğiyle "algılıyoruz" ve doğal olarak algıladığımız anlık görüntü değişimleri yorum ilavelerimizle -belleğimizdeki tüm bilgilerle- şekilleniyor zihnimizde. Yani görünen görüntü, kişisel özelliklerimizle örtüşerek şekilleniyor. Bu şekillenişe kişisel özelliklerin farklılıkları da ilave edildiğinde zaten "tekile" inemeyen bir "görüntü dünyası" olabileceğini düşünebiliriz. "Görme biçimlerine" dayalı bu kişisel tutumlar fotoğrafa gelmeden başlıyor. "Gerçek" ve "kendisi" olan her "şey" ilk göründüğünden itibaren "başkalaşıyor" ve fotoğraf bu farklılaşmaya teknolojisinden kaynaklanan kendi kurallarını da ilave ederek yeni bir gerçekliği, kendine ait yeni bir görsel dille sunuyor bizlere.

Fotoğrafa bu bakış açısıyla eğilip, görselliğin değişimini yorumladığımızda ve bu yeni dilin başta bahsettiğim genel kabul gören yanını, yani yarattığı "gerçeklik hissini" çalışmalarımıza yansıtmak istediğimizde, içselleştirdiğimiz evren kurgusunun yeni görsel ürününü yani soyut görüntüleri fotoğraf tekniğiyle "kabul edilebilir yeni gerçeklik" olarak açığa çıkarabilir ve tüm evrenin kurgusunun bizde oluşan "ifade"sinin imgesini fotoğrafa yansıtabiliriz. Nesnel gerçek bir objeye mutlak ihtiyaç duyan fotoğraf, kendi dilinin keşfiyle ve mevcut görüntüde yapısal değişimler sunan tekniğinin verdiği imkanlarla, objektifinin önünde kurgulanan görüntüyü, fotoğrafçısının zihnindeki görüntüye dönüştürüyor ve bu görüntü doğal olarak soyut oluyor. Bu noktada soyut fotoğrafı tanımlayabiliriz artık; yeni biçim, yeni gerçeklik… Yani, sonsuz görüntü akışı içerisinde belleğimizde yer eden hiçbir görüntüyle örtüşmeyen, varlığını yeni gördüğümüz, tanımlaması ve anlamlandırılması kendince ve izleyicisiyle oluşacak bağımsız bir "şey"… Evren kesitinden -rastlantısal olarak- "çekilen" değil, -kurgusal olarak- "yapılan" fotoğraf.


EV - Fotoğraftaki "gerçeklik" kavramı ile soyut fotoğraftaki "gerçeklik" arasında ne tür bir fark var?
GB - Fotoğraftaki genel gerçeklik –hissi-, biraz evvel bahsettiğim ve nedenlerini kendimce açıklamaya çalıştığım kabul edilebilir ve nesnesi ile olayına sadık gerçekliktir. Bilimsel, haber ve tanıtım fotoğrafını artık bir yana koyarsak, sanatta özdeşleyim olarak düşüneceğimiz ve bir durumu yansıtan, içeriği ve anlatımıyla birlikte estetiği de barındıran bir çalışma, nesnel gerçeklikten kopmak istemez. Görüntünün oluşmasının nedeni olan obje, haz duyulmak üzere izleyiciye gösterilmek istenilir. Çünkü fotoğrafçısı bu obje üzerine kurgusunu ve duygusunu yoğunlaştırmış ve izleyicisine bu objeden elde ettiği çıkarımları sunmak istemektedir.
Soyut fotoğraftaki gerçeklik ise, soyut sanat görüşlerinden bağımsız olmayan "gerçek"liği kendisine konu edinmiştir. Bu "gerçeklik" birbirinden bağımsız ve duyulur objelere dayalı gerçeklik yanılsamasının dışında, tekile inmesi gereken ve değişmez "öz" ifadesidir. Açıklaması uzun ve zaman alıcı olan bu tanımlamayı aktarabilmek için örneklemek isterim.
"Masa" dediğimiz zaman bu söyleşiyi okuyan kişinin aklına belki öncelikle bilgisayarının altındaki çalışma masası gelecektir, belki de mutfaktaki yemek masası, belki de başka işlevi olan bir masa. Bu işlevsel farklılıklarının dışında malzeme ve tasarımı değişik bir çok masa objesi de şu an aklımıza gelebilir. Ahşap, süslemeli, cam, mermer, demir, yuvarlak, kare… Oysa "masa" tekil ve gerçek bir kavram ancak kişiye ve işlevine göre binlerce "şekil" alabiliyor, ifadesinde binlerce başka kavram kullanılabiliyor. Peki bu tekil ve gerçek kavramın örneklemesi hangi nesnel gerçek obje ile doğru sembolize edilebilir, nesnel gerçeklikten hareket etmek yeni bir ilave olmayacak mı çoğula? O halde "gerçek"in imgesini açığa çıkarabilmem için öncelikle içeriğindeki kendinden bağımsız elamanları arındırmam gerekiyor. Renk, tasarım farklılıkları, madde özellikleri vs… Çünkü masa tek başına mavi değil, demir değil, yemek değil, çalışmak değil, kare değil vs… Tüm bu birbirinden bağımsız diğer kavram elemanlarını dışarı aldığımda masanın mevcut tasarımlarının dışında kendisine ait "öz" imgesel ifadesini bulabilirim. Bulacağım yeni imge, doğal olarak mevcut tasarımlarından bağımsız ve soyut olacaktır. Bu soyut biçim de "gerçek".

EV - Fotoğrafta soyuta bilinçli mi yoksa rastlantısal mi ulaşıyorsunuz? Soyut fotoğrafın kavramsal değerleri rastlantısallıktan ne kadar besleniyor?
GB - Yaşam rastlantılarla şekilleniyor. Bu, günlük hayatımızda çok rahat gözlemleyeceğimiz bir durum. Bunca bağımsız elemanın bir arada olduğu bir evren içerisinde yaşamın kurgularla şekillendiğini düşünmek bana uzak bir görüş. Zaten sorun da burada, bizden bağımsız bir yapı içerisinde hayatımızı sürdürüyor oluşumuzu fark etmek. Bu rahatsız edici. Benim için bu bağımsız durumun karşısında durabilecek şey "öz"dür. Öz, değişmez bir bütünün ifadesi. Bu değişmezliği rastlantısallığa karşı duruş olarak da düşünebiliriz. O halde, soyut sanat yaşam pratiğinde rastlantısallıkla bir arada olsa da, ürünü bakımından kurgusaldır. Soyut fotoğraf yaparken, içselleştirdiğiniz şeyi fotoğraf tekniğinin imkanlarına göre kurgulayarak şekillendiriyorsunuz ve deklanşöre basıyorsunuz. Çıkan ürün doğal olarak kurguya dayalı, öncesinde bu kurgunun nedeni olan yaşam kesitlerinin rastlantısal durumu izleyiciyi ilgilendirmiyor.

EV - Her fotoğrafta soyut kavramına ulaşabilir miyiz?
GB - Her fotoğrafta değil, her konu üzerine düşündüğümüzde soyuta ulaşabiliriz. Ancak bu durum soyut fotoğraf olarak tanımlamaya çalıştığım şeyden farklı elbette. Soyut fotoğrafta oluşturulan görüntü yeni ve nesnel gerçek hiçbir obje ile bağlantılı olmamalıdır. Ama fotoğrafçılar yoğun bir şekilde soyutlamalar da yapmakta.
EV - Fotoğrafta "soyutlama" ile "soyut" arasında nasıl bir fark var?
GB - Soyut fotoğrafta ele alınan konu için tasarım yapılır. Bu tasarım öze yönelik olduğundan yeni bir görüntüyü açığa çıkarır. Soyutlamada ise mevcut biçimin form güzelliğinden hareket edilir. Önemli olan yeni bir biçim yaratmak değil, mevcudun biçim güzelliğini zaman, mekan, işlev dışına alarak vurgulamaktır. Yani (masa örneklemesinden devam edersek) soyutlama yapan bir fotoğrafçı, önünde mevcut olan masanın soyuttaki gibi öz değerlerini ya da özdeşleyimde olduğu gibi içeriğini değil "biçimini" düşünür. Biçim içerisinde ayıklanacak renk, doku, malzeme gibi başka elaman yoktur. Anlatılan içerik de yoktur. Mevcutta bulunan tasarımın bütün olarak veya bir kesiti veya dokusu veya rengi veya malzemesi… vs.. her ne ise biçimsel güzelliğinden dikkat çekici nokta üzerine yoğunlaşıp zaman, mekan ve işlevinden soyutlanarak fotoğraflanması söz konusudur soyutlamada. Çıkan görüntünün nesnel gerçeklikle bağı vardır. Doğal olarak. Soyut ile soyutlama arsında en önemli fark da budur zaten. Soyut olan yenidir, soyutlama ise mevcudunun biçimsel güzelliğidir.

EV - AFSAD Soyut Fotoğraf Atölyenizde, soyut fotoğraf bağlamında ne tür bir çalışma yapıyorsunuz?
GB - Soyut fotoğraf yaygın bir dal değil. Bu bakımdan öncelikle bu konuyu yaklaşık 6 aylık bir ders programında işlemekteyiz. Ders programımızda öncelikle 4 ay genel bir sanat tarihi dersi var. Sanat tarihi derslerimiz elbetteki klasik ve akademik değil. Derslerde yapmak istediğimiz şey, sanatın tarihsel süreç içerisinde dönemlere göre değişen biçimlerinin oluşma nedenlerini anlamak. Önemli olan dönem dönem farklılıklar gösteren form şekillenişlerinin anlamını çözebilmek. Bu atölye katılımcılarına bir sanat eserinin yorumlanması ile dönemin büyük sanatçılarının yapmak istedikleri şey için oluşturdukları dilin çözümlenmesi ve kendi yapmak istediklerinin açığa çıkmasında izleyeceği yöntemler için fikir oluşturmakta yardımcı oluyor. Bu sürecin ilkel toplumda soyutla başlayıp, modern toplumda tekrar soyuta dönmesini görmek de ilginç oluyor elbette. İlk 4 aydan sonra yoğun bir şekilde soyut sanat üzerine derslerimiz ve tartışmalarımız devam ediyor. Bu noktadan sonra soyut fotoğrafa gelmek oldukça kolaylaşıyor ve fotoğraf üretimine geçiyoruz. Bu aşamadan sonra bol çekim ve bol paylaşımla fotoğraf değerlendirmeleri yapılıyor. Çekim yapan fotoğrafçıların yapmak istedikleri şey doğrultusunda yaptıkları çalışmaların doğruluğu ya da yanlışlığı paylaşılıyor atölye katılımcılarıyla beraber. Sonrasında sergi çalışmasına başlanılıyor. Bu doğrultuda Ankara, İstanbul, İzmir ve Mersin'de sergilenen "Siyah" ve "Şey" sergileri oluşturuldu ve bu dönemki atölye katılımcıları ile "H'iç" sergisi tamamlanmak üzere.
“Siyah” sergimiz, bir kavramın, yalın zihinsel şekillenişinin fotoğrafa dönüşmesini amaçlıyordu. Bütün olarak soyutluluğa ulaşan bir sergi olmasa da bir kavramın öz haline yönelmek amacıyla olumlu çabanın bir ürünü olarak değerlendirilebilir bu sergi.
“Şey” sergimiz ise geniş katılımlı ilk “soyut” sergilerdendir sanırım. “Şey” kelimesi, atölye soyut sanat konuşmalarında öz olanı tarifte sıkça kullandığından, kavram olarak sergi içeriğini ifade etmede iyi bir seçim olarak geldi bizlere ve bu yönde de amacına ulaştı sanırım. Bu başlık altında sergiyi izlemeye gelenler, yeni görselliğin “neyin fotoğrafı” olduğunu sorgulamaktansa soyut fotoğrafı anlamaya çalıştılar ve serginin ifadesine yöneldiler daha çok. Elbetteki sergi oluşum aşamasında yapılan geniş tartışmalar ve özellikle başlığın belirlenmesi üzerine yapılan konuşmalar, sergi katılımcısı 22 fotoğrafçının soyut fotoğraf hakkındaki tüm soru işaretlerine de cevaplar sundu.
Fotoğrafları büyük ölçüde tamamlanmış ve halen salon arayışları sürmekte olan “H’iç” sergisi ise, soyut fotoğraf alanında bizim eksikliğini hissettiğimiz kuramsal çalışmaların giderilmesine yönelik düşünülen kapsamlı çalışmalarla beraber sunulmak üzere hazırlanmaktadır. Sergi başlığı belleğimizde var olan bilgilerin dışındaki görselliği “hiç”likle ifade ederken, “iç” ayrımı ile kişiselliği vurgulamayı amaçlamaktadır.

EV - Sanat tarihinin, soyut kavramının fotoğrafta anlaşılması için sizce bir katkısı oluyor mu? Gelen fotoğrafçılar sanat tarihindeki bu görsel örneklerden ne düzeyde etkileniyor ve çalışmalarına bunları hangi düzeyde yansıtıyorlar?
GB - Görsel sanatların bir dalı olarak fotoğraf, sanat tarihinden bağımsız düşünülmemeli. Fotoğraf 19. yy da keşfedildi ancak fotoğrafın ilk düşünsel ürünleri klasik dönem ressamları tarafından ortaya çıktı. Bir optik durumun kimyasala verdiği etkinin ürünü olan fotoğrafın, karanlık bir odaya, bir delikten verilen görüntü ile resim yapmaktan -içerik- olarak farklı olduğunu düşünmek bence son derce yanlış olur. Gerçekliği kusursuz perspektifi ile resimlerine aktarmak isteyen ressamların bu ilk optik deneyleri fotoğrafın ilk düşünsel ürünleri. Belki de bu deneyler sonrası Rönesans ressamları büyük bir devrim sonucu Baroğu yakalayabildi, kim bilir? Biz Rönesans ve Barok dönem resimlerinin biçimsel değerlerini fotoğrafik anlamı bakımından okumaya çalışıyoruz derslerimizde ve oldukça fazla bağ görebiliyoruz resim ile fotoğraf arasında. Ayrıca görsel bir ürün çıkarmak için, büyük işler yapmış ressamların görüntü dilini çözümlemeye çalışmak bile başlı başına katkıdır sanırım. Ayrıca, fotoğrafın keşfinden, sonra ressamların görüntüyü farklı yorumlayıp, nesnel gerçeklikten sıyrılarak subjektif değerlerine yönelmeleri ve bu doğrultuda çalışmalarını ortaya çıkarmaları çok ilginç sonuçlar çıkarıyor. Bu sürecin sonrasında soyuta gelmek ve anlamak kolaylaşıyor. Bu noktada şunu belirteyim; sanat tarihi derslerinde gördüğümüz ürünlerin kompozisyon, anlatım ve içeriklerini fotoğrafa benzetme kaygısı taşımıyor yapmak istediğimiz şey. Yapılmak istenilen şey yaratma sürecinin, kişisel kaygı ve ihtiyaçlarla bağlantılı olduğunu gösterebilmek. Bu derslerden sonra atölye katılımcıları kişiselliklerini çalışmalarına yansıtmakta daha cesur oluyorlar diyebilirim. Özellikle, çalışmalar grup olarak değerlendirilirken, çıkan çalışmaların çeşitliliği ve birbirlerine benzemeyişi oldukça keyifle karşılanıyor. Yaptığımız iki sergide bu durum izleyicilere hissettirilebildi. Aldığımız yorumlar bu doğrultuda oldu.
EV - Soyut fotoğrafa yöneltilen formalist eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz? Fotoğraf estetik haz üretmek bakımından sadece görsel elemanlara (gölge, renk, doku, leke, gren...vb) indirgenebilir mi?
GB - Soyut fotoğrafa bakıldığında ilk sorulan soru "bu neyin fotoğrafı?" oluyor. Başta bahsettiğim genel kabul gören yanını tekrar düşünürsek bu normal bir soru haline geldi. Fotoğraf gerçek bir objeden yola çıktığına göre çekilen bir şey var, bu şey de izleyici tarafından çözümlenmek isteniliyor. Elbetteki bu fotoğrafçısında gizli, çekilen nesne deşifre edildiğinde yapılmak istenilenden doğal bir uzaklaşma oluyor. Bu bakımdan bu sorular yanıtsız kalıyor ya da kalmalı. Hatta yıllar önce bir galeride sergi açmak için fotoğraflarımı paylaştığım galeri yöneticisi bir fotoğrafçı, çektiğim malzemeyi öğrendikten sonra "neden malzemenin kendisini değil de, fotoğrafını sergilediğimi" sormuştu. Bu gerçekten zor bir durum. Diyemedim elbetteki "siz neden portrenin kendisini değil de fotoğrafını sergiliyorsunuz?"

Fotoğraf bir dil, bu dili fotoğrafçısı dilediği gibi kullanabilir, kullanmalıdır. İnsan yapmak istediği şey için kendisine yöntemler bulur, en ideal yöntemle başkalarına ulaştırmak ister aklındakini. Sanatta hiçbir ürün, malzeme, yöntem, kalıplar içerisinde, kuralcılıkla değerlendirilmemelidir. Yapılan her şey kendi bütünlüğünde ele alınmalı ve tekniğinin öncesi ve kalıpları ile şekillendirilmemeli. Fotoğraf için yeni bir ürün demek hatalı olmaz soyut fotoğraf için. Çünkü tanımlaması henüz oturmuş değil, ürünleri sık görünmüyor. Biz bir ürünün karşısına geçtiğimizde, özellikle tekniği ne olursa olsun, soyut bir ürünün karşına geçtiğimizde, bütün olarak karşımızdaki yeni biçimi algılamaya ve üzerimizdeki etkisini çözümlemeye çalışmalıyız. Çünkü, soyut olan, kendisinden başka hiç bir ifadesi olmayan yeni somut bir objedir o. Bu yeni somut objeye kendi anlamımızı yüklemekten kaçınmamalıyız, belleğimizin öncesiyle örtüşmediği noktada, kendisinden estetik haz duymak veya duymamaktan başka bir isteği olmadığını keşfedebilmeliyiz.
Bir müzik eseri nasıl soyut durumuyla kulağımızdan beynimize ulaşıp, tekrar tekrar dinleme ihtiyacı hissettiriyorsa, yüzyıllar boyu eskimiyorsa, bir görsel ürün de gözümüzden beynimize ulaşabilir ve müzik eserinin yakalattığı hazzı, farklı yoldan yakalatabilir izleyicisine. Biz sadece bir eserde evrensel nitelikleri yakalatabilecek bu gibi durumları açığa çıkarmak için uğraşalım. Bunun açığa çıkıp çıkmaması önemli değil, ama açığa çıkabileceğini düşünerek çabasını ortaya koymak önemli.
Soyut bir görsel ürün ortaya koyacaksak, öncelikle bu soyut duruma gidecek yolu keşfetmeliyiz. Bu yol, her üründe olduğu gibi, uygulayacağınız tekniğin en yalın hali olacaktır. Konumuz fotoğrafsa, biz fotoğraf tekniğinin verdiği haz noktalarını keşfetmeden soyut ürünü ortaya çıkarmakta yeterli olamayız. Düşünün Ara Güler’i. Çektiği fotoğrafların sadece belge değeri olduğu için önemi olsa idi, ülkemizde binlerce belgesel çalışma yapan fotoğrafçı var, hepsi birer Ara Güler lezzeti verirdi bizlere. Eğer Ara Güler, hepimizin içerisinden sıyrılıp, gerçek bir usta oldu ise, onun, uyguladığı tekniği kavraması ve bunu yapmak istediği çalışmalara en iyi şekilde yansıtmasının önemini fark etmemiz lazım. Yani, Allah yazısı altındaki iki kara çarşaflı kadın, sadece dini ritüellerini yerine getiren iki kadın değil, o fotoğrafın açık duvar üzerindeki kıvrımlı üst siyah lekesi altında estetik hazzı güçlendiren alt geniş siyah lekeleri de aynı zamanda. Bu fotoğrafın içeriğindeki zengin durumu kenarda tutsak bile, sadece siyah-beyaz lekelerin ile bile izlenebilir olduğunu görebiliriz.

EV - Soyut fotoğraf sizce gelecekte nasıl bir boyut kazanacak?
GB - ... Günümüz sosyal yapısında bireysel ifadeyi ve özgür-özgün düşünceyi ön plana çıkaran görüşleri ve bu yöndeki gelişimleri de göz önünde bulundurarak…- Gerek yaptığımız sergilerden ve gerekse tartışmalardan aldığımız tepkileri de düşünerek, fotoğrafın bu yönünün gelişmeye açık olduğunu söyleyebilirim. AFSAD’da iki adet soyut fotoğraf atölyesi kuruldu, 5-6 yıldır bu yönde çalışmalar derneğimiz bünyesinde sürdürülmekte. Son zamanlarda, fotoğraf paylaşımını kolaylaştıran internet sitelerinde “soyut” başlığında bölümler açılmış durumda. Sergilenen ürünlerin büyük bölümü tarifini yapmaya çalıştığım soyuttan uzak olsa da ilginin geliştiğine örnektir sanırım bu. Ayrıca bahsettiğim gibi soyut olarak tanımlanan kişisel fotoğraf sergileri de artmaya başladı.
Kişisel ifadenin ön plana çıktığı -ya da çıkarılmaya çalışıldığı- günümüz koşullarından fotoğrafın da etkilenmesi doğaldır ve bu durumu en arı şekliyle sağlayacak soyutun gelişmesi de mümkündür sanırım.
1989 yılında üyesi olduğu AFSAD'da Yönetim Kurulu, Fotoğraf Değerlendirme Kurulu, Fotoğraf Dergisi yayın kurulu üyelikleri yaptı. Birçok yurt içi ve dışı karma sergi ve gösteriye katıldı. 1996 yılınsa Sınır Tanımayan Fotoğrafçılar Grubunun kurulmasında yer aldı ve grup adına On Sinemasında fotoğraf galerisi oluşturulması ve işletilmesi görevini üstlendi. Grupla karma sergi organizasyonları ve fotoğrafta sansüre tepki çalışmaları yaptı. İlk kişisel sergisi “Beyaz”ı 1996 yılında İzmir ve Bursa’da, “Gri Kırıntılar” sergisini de aynı yıl Ankara’da açtı. Soyut fotoğraf üzerine üniversite, dernek ve topluluklara da eğitim seminerleri ve söyleşiler, fotoğraf yarışmalarında jüri üyeliği, sergi çalışmalarına danışmanlık yaptı. Çeşitli dergilerde yazıları yayınlandı. Soyut fotoğraflarıyla 1991 yılında, TRT televizyonun 2000 li Yılların Umut Vadeden Genç Sanatçıları belgesel programına kabul edildi. Körfez depreminden sonra bölgenin belgelenmesi amacıyla bağımsız yapılan “Sadece Fotoğrafı” sergisini organize etti. 5 yıldır sürdürdüğü Afsad Gökhan Bulut Soyut Fotoğraf Atölyesi eğitmenliği çerçevesinde “Siyah” ve “Şey” sergilerini organize etti ve Ankara, İzmir, Mersin ve İstanbul’da sergiledi. Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
Röportaj : Elif VARGI (Sanat Tarihcisi, Bilkent Üniversitesi Iletişim-Tasarım Bölümü, Medya ve Görsel Çalışmalar Yüksek Lisans Öğrencisi)
AFSAD Gökhan Bulut Soyut Fotoğraf Atölyesi'nin "Şey" adlı sergisini izlemek için tık'layınız...
Gökhan BULUT Hakkında
1968 Ankara doğumlu. Fotoğrafa 1988 yılında İbrahim Demirel’in eğitmenliğini yaptığı Afsad’ın temel eğitim kursuna katılarak başladı. 1989 yılından beri soyut fotoğraf üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi