Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > MART 2009 SAYISI - MARCH 2009 ISSUE > Gökşin Sipahioğlu : Monsieur SIPA, Fotoğrafçı
Gökşin Sipahioğlu : Monsieur SIPA, Fotoğrafçı

Gökşin Sipahioğlu’nun 5 Şubat 2009 tarihinde İstiklal Caddesi üzerindeki Fransız Kültür Merkezi’nde açılan sergisine kentin karmaşasına inat apar topar yetiştiğimizde; o elinde birinci ve ikinci baskı İstanbul Ekspres Gazetesi, etrafını sarmış basın mensuplarına ve sergisini ziyarete gelenlere;



... burada bütün haberlerde bombalandı diye verdi haberi halbuki bombalandı diye değil hasara uğradı diye haberi verdik... Yunan hükümetinin tebliği var olay üzerine, diyor ki olay ile hiç bir ilgimiz yoktur... Ben olduğu gibi koydum buraya.

 

Gazetecilerden birisinin, olayı nereden duydunuz efendim? sorusuna radyodan diyor, İstanbul Radyosu. İstanbul Radyosu da Anadolu Ajansı'nın verdiği haberi veriyor... Orda ikinci baskı yapmaktan başka çaremiz yoktu, haber böyle verilir...



 

...

 

Bir izleyen - Asılsız bir haber miydi?

 

G.S - Asılsız olan kısmı bombalanmış olmasıydı, hasara uğradı diyorum, camları falan parçalanmış...

 

Bir başka izleyen - Ses bombası?

 

G.S - Bombalandı demedim, hasara uğradı...

 

...
 

GS - Vali bir an evvel askeri, tankları çıkarsaydı hiç bir şey olmayacaktı...

 

Bir izleyen - Polis, asker seyrediyordu... 

 

Bir başkası -  Poliste insiyatif yoktu... Zaten böyle bir olay olunca... Polisler seyretti.

 

Bir diğeri: 6-7 Eylül olayları keşke olmasaydı!

 

GS - Gayet tabi, ama o vakit, bu haberleri vermemek de olmazdı...


 

 

Ve daha sonra sergiye gelen misafirlere fransızca ve türkçe tercümesi ile biyografisi ve sergi tanıtımı yapılıyor...

 

... Büyük bir sporcu ve fotograf meraklısı biri olarak İstanbul Expres gazetesinde spor üzerine fotograf röportajları yaparak kariyerinize 20 yaşında başladınız... Yazılı metinlerden çok daha güçlü olan fotografların ayrıcalıklı etkisinin çok daha etkin olduğunun çabuk farkına vardınız... Yani siz fotografları konuşturmayı öğrendiniz... sahneye koyarak, herhangi bir ayrıntıyı kullanarak, boyutlarını uyarlayarak onlara en yüksek derecede çığlık atmayı öğrettiniz...

 

Bu cümleden yola çıkarak başlıyor röportajımız...

 

Faika Berat Pehlivan - Fotograf yaşamınıza 20'li yaşlarda girmiş durumda...

 

Gökşin Sipahioğlu – Hayır, ilk fotografı İstanbul Ekspres Gazetesi’nde Yazı İşleri Müdürüyken,  1956'da Sinai savaşında çektim, demek ki ben o vakit...

 

FBP - 29 yaşındaymışsınız o zaman.

 

GS – Evet, evet.





 

FBP – Peki, fotograf ile ilk tanışmanız o şekilde.. Bir de ondan öncesinde spor yaşamınız var basketbolcuydunuz, hatta Efes Basketbol takımını kurdunuz...

 

GS – Yok, kendim bir kulüp kurdum o vakit Kadıköy Spor diye,  sonra o kulübü Efes satın aldı. Kadıköy Spor Efes oldu yani… O benim hayatımın, - yani mektebi bitirdikten sonra - ilk işi, sporculuktu. Hem basketbol oynuyor, hem atletizm yapıyor hem de voleybol oynuyordum ve bu arada da o kulübü kurdum… O sırada da gazeteciliğe başladım, yani 52 senesinde de basketbol yazarı olarak...

 

FBP - Peki nerden aklınıza geldi gazete yani gazetecilik yaşamınıza nasıl girdi ne sebeple?

 

GS - Valla o vakit askerlik yaparken Ali Oraloğlu diye bir arkadaşla tanıştım onun en yakın arkadaşı Osman Karaca idi, sen gel dedi,   İstanbul Ekspres ‘e götürdü beni, öylece İstanbul Ekspres de 250 lira maaşla basketbol yazarı olarak gazeteciliğe başladım... Ve İlk defa basketbol üzerine yazılar yazdım, o vakitte ilk yazılar oldu bunlar basketbola dair, eskiden sadece..

 

FBP - Neticeleri veriyorlardı?

 

GS - Sonuçlar veriliyordu evet ben bütün maçı anlatan yazılar ve tahminler falan yaptım... Hatta bir yazımda Kadıköy Spor maçı Gökşin yüzünden kaybetti diye de yazdım O vakit Sait Ceylan diye imza atıyordum...  Sait benim göbek adımdı.

 

FBP – Evet, farklı bir açılım getirmişsiniz spor sayfalarına gazetelerin, hoş bir şey.

 

GS - Sonra Spor Sekreteri oldum ondan sonra da 54’de Yazı İşleri Müdürü...

 

FBP - İstanbul Ekspres maceranızın sonunda bir matbaa ve bir de yeni gazeteniz var...

 

GS - Evet, işte o macera, biliyorsunuz 6-7 eylül olayları, şansıma, o vakit benim ikinci baskıyı çıkartışım da gazetecilik açısından önemli bir olaydı, böyle bir haberi atlamak imkansızdı...  Daha seneler sonra sanki o olayın sebebi İstanbul ekspres olduğu gibi yalan haberler yayıldı. 300 bin tane, 400 bin tane bastı diye ki, o gün biz en fazla 20 bin bile basamadık çünkü baskıya saat 5 de girdik... Zaten o günkü gazeteye bakarsanız bulabilirsiniz,  saat 3.30 da Atina ile elçilikle görüştük diye yazı var, yani 3.30 da elçilikle konuşulursa gazete saat 5'ten önce çıkmaz. Hatta onların iddiasına göre gazete evvelden basıldı diye bile yazdılar bir gün 2 gün evvelden basıldı diye, tabi bunlar yalan şeyler Yunan hükümetinin tebliğini koyduk manşetin altında sonra Atatürk’ün evi bombalandı da değil Atatürk’ün evi bomba ile hasara uğradı diye başlık verdik... Bunu sonra çok istismar ettiler. O vakit tek haber kaynağı gazetelerin ikinci baskı yapmasıydı... Yani Akşam gazetesi vardı sabah gazetelerinin vermediği haberi verir sonra bir olay olursa saat gece on ikiden sonra en fazla sabaha karşı bire kadar... Çünkü birden sonra gazete yapmak ve yapıp o gazeteyi satmak mümkün değildi... Çünkü o vakitler Türkiye de gazeteler, akşam gazeteleri müvezziler (yani sokakta bağırarak gazete satan dağıtıcılar) tarafından satılıyordu... Böyle...

 

FBP - İlginç bir seyir var gazetecilik yaşamınızda... Spor muhabirliğinden birden bire kendinizi sanki haber muhabirliğine hatta belgesele kadar varan çalışmalara koymuşsunuz. Bu bir tercih mi ya da özel bir sebebi var mı, yoksa gazete içindeki gelişme ve durumlar mı sizi bu noktaya getirdi?

 

GS - Valla gelişim ve bir de şans meselesi tabi... Ben Hürriyet’ de muhabirken, bir ara beni Genel Yayın Müdürü yapmak olasılığı çıktı, Allahtan Erol Simavi bir başkasını seçti beni seçmedi, böylelikle ben de seyahatlerime röportajlarıma devam edebildim ve dünyayı gezme imkanı buldum

 

FBP - 5 yılda 80 ülke gezmişsiniz... Gezdiğiniz ülkeler hep kriz içindeki ülkeler... Belgesel ile savaş muhabirliği arasında bir gel-git gibi... 1960 ihtilali sonrasında Vatan Gazetesi’nde çalıştınız... Arnavutluğu fotograflayan ilk yabancı / Türk gazetecisiniz, Küba krizinde Küba’ya girebilmeyi ve Çin de röportaj yapmayı başaran ilk Türk fotografçısınız... Hürriyet Gazetesi’ne haber yapıyor aynı zamanda da Fransa’da VIZO’ya fotograf veriyordunuz... Ve VIZO patronlarından biri sizin aklınızı çeldi, Fransa yolculuğunuza davet çıkardı...






 

GS - Evet böylelikle Fransa’ya kapağı atabildim, 1966’da. Ve basın hayatımı orada geliştirdim, hem muhabirliğimi hem de sonrasında SIPA’yı kurarak başka bir dalda ama yine röportajlara, bu sefer fotografçılarımla devam ettim yani bütün basın hayatıma...

 

SIPA PRESS zamanında 14 bin fotografçı ile çalıştık onlara iş verdik onların işlerini dağıttık yüz kırk kişi çalışıyordu SIPA PRESS de ve bunun kırkı Türk’tü. Bugün SIPA PRESS yine Fransa’nın hatta Avrupa’nın en büyük ajansı olarak çalışmalarına devam ediyor...

 

FBP - Orda da yine sadece haber ve belgesel fotograf çalışmaları ile sınırla kalmamış yine bu sefer de magazin dünyasına hitap eden fotograflarınız olmuş... Hatta tenis karşılaşmalarını izleyen ünlüleri fotograflıyormuşsunuz, yine sanki gazetecilik yaşamınızın ilk günlerine dönme var... Ya da daha sansasyonel haber yaratabilme isteği, ya da şöyle soruyum sorumu... Mutlaka çektiğiniz fotograf bir ajans kanalı ile devreye girdiğinde, hani ondan bir de gelir elde etme durumu var, belki o daha iyi para getirir düşüncesi ile mi?

 

GS - Yani SIPA PRESS’den mi bahsediyorsunuz?

 

FBP - Evet mesela SIPA’dayken normal ülkeleri gezip güncel olayları hatta daha çok siyasi politik savaş vs olayları fotograflarken...

 

GS – SIPA PRESS’ deyken biz, - yeni bir ajansın bir numaralı ajans olabilmesi için basının istediği tüm olayları çekebilmesi lazım -, tüm olayları takip ettik. Savaşı da magazin dünyasını da takip ettik, bunları yapmak zorundaydık ama sadece sansasyonel haber,  resim aradık diye bir şey yok yani...

 

FBP – Yok... Zaten ben size dair okurken, başka bir şeyden de son derece duygulandım. Mesela Jacque Chirac ile olan, aranızdaki diyalog ki kendi kitabında da bahsetmiş bundan...  Çektiğiniz –özel yaşamına dair- fotografını kendisine hediye etmeniz. Büyük bir davranış, gerçekten takdir edilecek bir davranış... Bundan kendinize bir rant sağlama şeklinde değildi söylemek istediğim, sadece genel olarak ajansın…


 

GS - Yok yok, Chirac söylemese bunu bugün dünyada kimse bilmeyecekti, Chirac kendisi söyledi, ondan sonra duyuldu yoksa 10 sene 15 sene bundan kimse bahsetmedi ne o ne ben... Fakat sonunda onun hayatını yazdı birisi ve orda bahsetti, kendisi söyledi zaten, ben bundan kimseye bahsetmedim...

 

FBP - Bu bence, tıpkı sizin serginiz basın bildirisinde bahsettiğiniz gibi, ‘basının mutlu günlerindeki büyük muhabirlerinin bir temsilcisi’ davranışı, çünkü ben aynı duyguyu babam ve o jenerasyona ait gazetecilerden çok iyi biliyorum,  şimdiki bazı basın mensupları ile o zamankiler arasında dağlar kadar asalet farkını... Bunu yaşayan ve bilenim... Peki...


 

Fransa maceranız 1969 yılında 16 m2 lik bir odada başladı... Fotograflarınızı tuvalette banyoluyordunuz... 1970 yılında GAMMA Ajansında çalışmaya başladınız... Komünist ülkelerin toplandığı Bratislava’ya gidip foto-röportaj yapma isteğiniz ajansınızca kabul edilmediğinde kendi ajansınızı kurma fikri oluştu... Mesleğin tüm inceliklerini iyi biliyor, yazı yazabiliyor, fotograf çekebiliyor ve yeniden kadrajlayarak can alıcı kareler halinde sunabiliyordunuz tüm bu altyapı sizi SIPA macerasına taşıdı... Ve bir ermeni arkadaşınız desteği ile 1973 yılında SIPA yı kurdunuz ve aldığınız 20.000 frank borcu tam 4 yıl sonra geri ödeyebildiniz... 1965 yılında Cezayir de Ben Bella’nın tutuklanmasını protesto eden gençleri, 1967’de Fransız lejyonerlerince Djibouti’de yaralandınız... Amerika işgali altındaki Saygon’a gittiniz... 1968 yılın Mayıs ayında Fransa da yine yaralandınız, Sovyet işgali altındaki Prag’da Rus askerleri ile röportaj yaptınız ve bu röportajları DALMAS Ajansına sattınız (hatta daha sonra SIPA'yı kurduğunuzda DALMAS Ajansının tüm fotograflarını satın aldınız.)



 

1970’de Kamboçya'da, Phnom-Penh de savaş sırasında çocuk askerleri fotografladınız...




 

Sonrasında SIPA’nın kaydettiği muhteşem bir gelişme var... 1989 yılında yani 16 yıl sonra SIPA 8.000 m2 lik bir büroda, 150 maaşlı çalışanı, dünya çapında 2000 aktif muhabiri ve 47 ülkede günde 50 fotoröportajı yayınlayan, 20 milyon adetlik bir fotograf arşivi sahibi önemli bir ajans haline geliyor... Bu muazzam bir şey...



 

GS - Evet...

 

FBP - Ama tabi, dünyada birçok şirketin ya da kuruluşun etkilendiği gibi Körfez Savaşı ve o zamanki genel ekonomik sıkıntı ve krizler SIPA yı da bir şekilde etkilemiş durumda... Tabi bir de Fransa’ daki lokal kanun ve vergi sistemi...

 

GS – Oh!!

 

FBP - Tabi bu tarz şeyler mali olarak da sizi etkiliyor...

 

GS - İyi okumuşsunuz...

 

FBP - Okumuşum değil mi?

 

GS – Evet...

 

FBP - Çok doğal olarak o çıkmaza siz de giriyorsunuz… Keşke başarabilseydiniz derdim hani o sıkıntıyı aşabilmeyi... Peki, siz kendinizce rekabetten çekilmişsiniz ama zaten bir yerde de açıklamışsınız ‘gazeteci hiç bir zaman emekli olmaz’,  diye... Ajansı bir şekilde elinizden çıkardığınızda ki,  orada da belli ki ‘katakulli’ demeyeceğim ama o anki sıkışık durumunuzdan faydalanarak tahmininizin çok altında bir bedelle elinizden çıkarmak zorunda kalmışsınız... Bu satış sonrası SIPA ile tüm ilişkiniz kesildi mi? Yine zaman zaman onlara destek veya danışmanlık gibi...

 

GS – Onlarla, yani orda çalışan kişilerle gayet tabi... Mesela, onlara en son Bush’a ayakkabı atıldığında imalatçısı ile röportaj yapılması fikrini ben verdim ve o röportaj yapıldı. Ve yayınlandı... Ancak SIPA’da çalışanlarla, onlara ilgim ilişkim devam ediyor, hepsi benim arkadaşlarım, çocuklarım gibi ama SIPA’ya, bir daha,  ayrıldığımdan beri adımımı atmadım, içeri girmedim bir daha... Bazen birlikte yemek de yiyoruz vs, konuşuyorum... Ama ayrıldığımdan beri hiç haber almadığım görüşemediklerim de oldu tabii ki...

 

FBP – Siz sermayedarların, yani SIPA’yı alanlar olsun GAMMA’yı SYGMA’yı... Onların bu dünyanın içine,  sektöre girmesi nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

GS - Valla bunu alanlar hepsi... SYGMA battı mesela Bill Gates satın almıştı... SIPA’yı istiyordu ben satmadım, o gitti SYGMA’yı aldı... Fakat SYGMA’da yanıldı, çünkü SYGMA’nın hiç bir arşivi yoktu, bütün fotograflar fotografçıların malı idi. Bunun üzerine o fotografları almak için 20-30 milyon dolar para harcadılar, prodüksiyonu kaldırdılar, Fransa’da artık prodüksiyon yapmıyoruz... GAMMA’yı satın alanların ise ne yapacakları belli değil...

 

FBP – Hachette…

 

GS – Evet, Hachette de başkalarına devretti, onlar da ufak bir ajans olarak kaldılar, şimdi yine en büyük ajans maalesef SIPA.

 

FBP - Onlar tam anlamı ile hatalı bir fizibilite yapıp yanlış alış veriş yapmışlar...

 

GS - Hachette grubu çok para kaybediyordu GAMMA ile... Satın alanlar ile nasıl bir anlaşma yaptıkları belli değil... Ufak bir laboratuvar satın aldı GAMMA’yı...

 

FBP – Sizce, sizin mesleğinize, ajansınıza ve kişilere gösterdiği saygıyı, mesafeyi onlar da koyacaklar mı ellerindeki fotograflarla?

 

GS - Valla öyle bir şey yapabileceklerini zannetmiyorum çünkü -mesela- şimdi ikinci büyük ajans yine SIPA’da yetişen çocukların kurduğu ABACA adlı bir ajans oldu...  50 kişilik grubun 30 kişisi eski SIPA’da çalışanlar...

 

FBP -  Gökşin Sipahioğlu kimdir desem kendinizi bana bir cümle ile nasıl anlatırdınız?

 

GS - Yapmayın... Bunu başkasına sormak lazım ama... Beni bu ara en çok sevindiren şey bilmem duydunuz mu? Ben bundan 46 sene önce Nazım Hikmet ile bir mülakat yapmıştım 63 senesinde Paris’te... Cumhuriyet Gazetesi’nde çıktı bir kaç gün evvel, geçen hafta...  O zaman ben bu mülakatı kimseye veremedim, kimse kullanmadı o vakit yani, Milliyet falan... O mülakat; Nazım Hikmet'in vatandaşlığının iade edilmesinde ötürü aktüalite oldu ve ben bunu gazetelere; Vatan,  Radikal,  Cumhuriyet vs teklif ettiğimde,  tüm gazeteler istedi... Cumhuriyet’e vermeyi tercih ettim çünkü benim ilk yazım da 1948’de Cumhuriyet’de çıkmıştı... Verem ile ilgili bir yazı yazmıştım, o vakit benim veremli bir sevgilim vardı Lütfiye isminde, onla ilgili, yani nasıl sanatoryum kurulması lazım,  nasıl yapılabilir, nasıl yardım yapmak lazım gibi, bir yazı yazmıştım. Ondan ötürü ilk yazım da son yazım da Cumhuriyet’de çıktı... Okumanız iyi olur çünkü onun neredeyse bundan 50 sene önce söylediği şeyler bugün aynen güncel yaşadığımız konular...

 

FBP - 80 küsür yaşınızın eşiğinde yeni bir ajans kuracağınızı okudum... Ve bu ajansta daha çok amatör fotografçılar ile çalışacakmışsınız... Hangi aşamadasınız?

 

GS - O ilk ayrıldığım zamandı... Ayrılır ayrılmaz ilk yaptığım konuşmada, o vakit yaptığım konuşmada öyle demiştim... Bana madalya verdikleri zaman...

 

FBP - Vaz mı geçtiniz?

 

GS - E tabi ben vazgeçtim değil, o vakit biliyorsunuz, Tsunami, Londra metrosu gibi olaylar oldu.

 

FBP – Evet.


 

GS - O vakit kullanılan bütün resimler amatörlerin çektiği dijital şeyler oldu... Hemencecik ajanslar kuruldu büyük televizyonlar; BBC, NBC ve CNN, hepsi buna el attı. Her gün en az yarım saat yayın yapıyorlar. Amatörlere de fotograflarınızı filmlerini bize yollayın diye çağrı yaparak... Onlarla rekabete girmek artık çok zor güç bir şey

 

FBP - Dijital teknoloji sizce bildiğimiz klasik fotografçılığı öldürdü mü?

 

GS - Yok dijital teknoloji gazeteciliğe büyük kolaylık sağladı, eskiden biliyorsunuz bazen uçak bile tutuyorduk fotografı göndermek için

 

FBP – Biliyorum...

 

GS - Şimdi 20 saniye sonra fotografları mecmua ya da gazeteye yollayabiliyorsunuz... Malzeme ucuzladı laboratuarlar ortadan kalktı. Bir yandan kolaylaştı bir yandan da zorlaştı tabii... Eskiden 100 fotografcı çalışırken, şimdi yüz milyonlarca fotografçı var

 

FBP - Peki bu durumda ajans fikri tamamen silindi mi düşüncenizden?

 

GS - Evet tabii CNN ile BBC ile başa çıkmak imkansız bir şey.

 

FBP - Ama siz REUTEURS’ı bile alaşağı etmiştiniz...

 

GS - Bu şimdi imkansız bir şey…

 

FBP - Son bir kaç sorum size... Meslek yaşamınızın en komik, en kötü ve en unutulmaz anısı?

 

GS – En komik anım herhalde,  ben Amerika’ya türk bilim adamları ile röportaj yapmaya gitmiştim, New York'taydım, o sırada Hürriyet'in o zamanki genel yayın müdürü Necati Zincirkıran İstanbul'dan beni aradı... Kısmet yelkenlisi, Atlantik Okyanusu’nu geçiyordu... ‘Kısmet denizde  kayboldu!’ dedi... Ben Barbados'a gittim, orada 4-5 gün bekledikten sonra tekne geldi... O vakit Sadun Bora bana dedi ki ; ‘rüzgar yoktu denizin ortasında kaldık’ halbuki... O vakit... Hürriyet manşet atıyordu; 30- 40 metre dalga var diye... Oysa o rüzgarsızlıktan kalmıştı...

 

En üzücü şey Uganda'da teröristler Air France uçağını kaçırmışlardı onu takip için ben gittim fakat beni tekrar almadılar ülkeye... Kenya'ya gittim ve Kenya'dan döndüm Paris'e geldim, yalnız havadan fotografını çektim uçağın. 3-4 gün sonra israilliler hücum etti oradaki teröristleri öldürdüler, yolculardan da ölen oldu... O haberi Hürriyet Gökşin Sipahioğlu Uganda’dan bildiriyor diye manşetten verdi. Ben o vakit çok sinirlendim herkes beni, Paris’de olduğumu biliyor neden yalan haber yazıyorlar diye...

 

FBP - Bir anlamda asparagas haber yaptılar yani...

 

GS - Onun üzerine Erol Simavi’yi aradım. Ertesi gün Nezih Demirkent; dört sütuna bir başlıkla;  ‘İdi Amin Gökşin Sipahioğlu'nu hasarlı bir uçağa bindirip Paris'e yolladı’ diye yalan bir haber daha yazdı... Tabi çok üzüldüm bu haberlere...

 

FBP - En unutulmaz anısı olan röportajınız?

 

GS - Her halde Küba röportajı, çünkü Küba’da yayınlandıktan sonra Amerikan basını 40 gazetede kullandı röportajımı, bu herkese kısmet olmaz...

 

FBP - En son fotografınızı ne zaman çektiniz?

 

GS - Geçen sene Fransa’daki nümayişlerde çekmiştim

 

FBP – En fazla ilgi gören, yayınlanan fotografınızın Carlos’un fotografı olduğunu biliyorum ama en fazla para kazandığınız fotografınız hangisi?

 

GS - Bunu söylemem çok zor, her sene, her vesile ile yayınlanıyor... Birçok olay oldu... büyük çok büyük paralar dönmedi ama, en çok para kazandığım röportajlar İran’ da Amerikalıları rehin aldıklarında çekilenlerdi... En fazla o vakit fotograf satmıştık... Sanırım o oldu...

 

FBP - Peki son sorum... Anılarınız... Biliyorum kitaplarınız var ama... Böyle kendinizi daha sakin bir zaman dilimine koyduğunuzda, o zaman yazamadıklarınızı, söyleyemediklerinizi, anılarınızı yazmayı düşünüyor musunuz?

 

GS - Valla Nazım Hikmet onlardan birisiydi ama bu fırsatı ve bunu yapacak kimseyi bulamadım... Fransa’da düşündük bunu ama gerçekleştiremedik. Bilmem yaşamım bunu gerçekleştirmeme izin verir mi? İsterdim bunu bir gün yapabilmeyi, ama bilmiyorum...

 

FBP - Dilerim yazarsınız... Gerçekleştirebilmenizi diliyorum. Sağlıklı mutlu ve huzurlu yaşam devamı diliyorum. Bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

 

GS - Rica ederim...


Röportaj, çeviri ve sergi fotoğrafları  (interview, translation and exhibition photos by): Faika Berat PEHLİVAN


Gökşin Sipahioğlu

“Mayıs ’68” Fotoğraf Sergisinden


Effeuiller la marguerite au lieu de crier "CRS SS!" ? Sous la pluie, ce policier devant la Sorbonne de nouveau ferme ne semble pas totalement convaincu des intentions de cette jeune etudiante. Paris, France - 6/05/1968.

 

Yağmur altında , yeniden kapanmış Sorbonne Üniversitesi önündeki bu polis kendisine bir genç kız öğrenci tarafından CRS SS mi diye bağırmak yerine bir papatya verişinden etkilenmiş görünmüyor mu? Paris,  Fransa. 6/05/1968


La premiere intervention de la police disperse les manifestants avec des jets d'eau. Cette photo est l'une des deux photos prises a quelques secondes d'intervalle. Paris, Cluny, a l'intersection du boulevard Saint-Germain et de la rue de la Harpe,
Paris, France - 6/05/1968.

 

Protestoculara polisin su sıkarak ilk müdahelesi. Bu fotoğraf ile St Germain Bulvarı kavşağında ve La Harpe sokağında çekilen fotoğraf arasında sadece bir kaç saniye fark var.

Cluny ile St Germain Bulvarı kavşağında ve La Harpe sokağında.

Paris,  Fransa. 6/05/1968


Un gendarme mobile relance un pave aux etudiants le defiant sur le boulevard Saint -Michel durant le premier jour des affrontements violents. En tout, 1.045 civils ont ete blesses pendant “le mois des Barricades”. Cluny, Boulevard Saint-Michel, a l'intersection du boulevard Saint-Germain. Boulevard Saint-Michel, Paris, FRANCE - 6/05/1968.

 

Çatışmaların en şiddetlisinin yaşandığı ilk günde gezgin bir jandarma St. Michel bulvarında yürüyen öğrencilere kaldırım taşı fırlatırken... Barikatlar ayında toplamında 1.045 sivil yaralandı. Cluny ile St Germain Bulvarı kavşağında ve La Harpe sokağında,

Saint-Michel Bulvarı, Paris, Fransa - 6/05/1968.


Premiers affrontements violents entre etudiants et forces de l'ordre au Quartier Latin. Cluny, a l'intersection du boulevard Saint-Germain et du boulevard Saint-Michel. Boulevard Saint-Germain, Paris, FRANCE - 6/05/1968.


Quartier Latin de polis kuvvetleri ile öğrenciler arasındaki ilk çatışmalar. Cluny ile St Germain Bulvarı kavşağında ve La Harpe sokağında, Paris,  Fransa. Saint-Michel Bulvarı, Paris, Fransa - 6/05/1968.


Rue de l'Eperon, a l'intersection de la rue Serpente; passants et manifestants se dispersent pour echapper a une charge de police et aux gaz lacrymogenes.
Rue de l'Eperon, Paris, France - 6/05/1968.


Serpente Sokağı ile Eperon Sokağının köşesi, yoldan geçenler ve manifestocular polisten ve fırlattığı göz yaşartıcı bombadan kaçışırken Eperon Sokağı, Paris, Fransa - 6/05/1968.  

Les CRS devants les bus de la RATP qui ont barre le Boulevard Saint-Germain au niveau de la rue de l'Ancienne Comedie. Boulevard Saint-Germain, Place Henri Mondor, Paris, France - 6/05/1968.
 

CRS polisleri St Germain Bulvarı Ancienne Comedi sokağı yakınında yol kesen  RATP otobüslerinin önünde. Saint-Germain Bulvarı, Henri Mondor Meydanı, Paris, Fransa  - 6/05/1968


Un etudiant blesse est aide par des secouristes benevoles. Les infirmiers et infirmieres, souvent des etudiants en medecine, evacuent les blesses les moins graves dans des endroits surs pour leur eviter les controles policiers, parfois muscles, dans les hopitaux. Square Terass-Chevtchenko, (Square a l'intersection de la rue des Saint Peres et le boulevard Saint-Germain), Paris, France -06/05/1968.

 

Gönüllü kurtarıcılar tarafından tedavi edilen yaralı bir öğrenci. Çok ağır olmayan yaralıları polisin gözünden ve kontrolünden uzak ve emnniyetli köşelere taşıyarak ilk müdaheleyi yapmaya çalışan,  bazen de omuzlayarak hastanelere götüren hemşireler genelde tıp fakültesi öğrencileriydi. Paris, Fransa -06/05/1968.


Un etudiant blesse est aide par des secouristes benevoles. Les infirmiers et infirmieres, souvent des etudiants en medecine, evacuent les blesses les moins graves dans des endroits surs pour leur eviter les controles policiers, parfois muscles, dans les hopitaux. Square Terass-Chevtchenko, (Square a l'intersection de la rue des Saint Peres et le boulevard Saint-Germain), Paris, France -06/05/1968. 

Gönüllü kurtarıcılar tarafından tedavi edilen yaralı bir öğrenci. Çok ağır olmayan yaralıları polisin gözünden ve kontrolünden uzak ve emnniyetli köşelere taşıyarak ilk müdaheleyi yapmaya çalışan,  bazen de omuzlayarak hastanelere götüren hemşireler genelde tıp fakültesi öğrencileriydi.
Terass-Chevtchenko Meydanı, (Saint Peres sokağı ile Saint-Germain Bulvarı`nın kesiştiği yer), Paris, Fransa -06/05/1968. 

Un secouriste benevole surveille de loin les affrontements avec des jumelles. Les infirmiers et infirmieres, souvent des etudiants en medecine, evacuent les blesses les moins graves dans des endroits surs pour leur eviter les controles policiers, parfois muscles, dans les hopitaux. Quartier Latin, Paris, France -06/05/1968.

 

Bir gönüllü kurtarıcı çatışma noktasının uzağında dürbünle olayları gözetlerken. Çok ağır olmayan yaralıları polisin gözünden ve kontrolünden uzak ve emnniyetli köşelere taşıyarak ilk müdaheleyi yapmaya çalışan,  bazen de omuzlayarak hastanelere götüren hemşireler genelde tıp fakültesi öğrencileriydi. Quartier Latin, Paris, Fransa -06/05/1968.


Pres du carrefour Mabillon, dans un nuage de gaz lacrymogene, cette jeune femme defie les CRS. Abrites "a la romaine" sous leurs boucliers ils vont tenter de s'emparer de la manifestante, mais ils seront empeches par un deluge de paves et de projectiles divers lances par les etudiants. Boulevard Saint Germain, Paris, France - 06/05/1968.

Mabillon kavşağı yakınında göz yaşartıcı bombanın gaz bulutu altında, bu genç kadın, CRS lere karşımeydan okurken. CRSler kalkan ve kaskları ile kendilerini hem gazdan hem de göstericilerden korurken üzerilerine sağnak halinde gelen kaldırım taşları ve her çeşit nesneden nasiplerini alıyorlardı. St. Germain Bulvarı Paris Fransa -06/05/1968.

Affiches de Mai 68 sur les murs de l'Ecole des Langues Orientales. Rue de Lille, Paris, France - 7/05/1968.

 

Lile sokağı`nda Oryantal Diller Okulu duvarına asılı Mayıs 68 afişleri. Paris – Fransa 7/05/1968.


Face a face etudiants-forces de l'ordre sur le quai d'Orsay, devant le pont des Invalides ferme par la police, manifestation partie de Denfert-Rochereau en direction des Champs-Elysees. Quai d'Orsay, Paris, France -07/05/1968.
 

Quai d`Orsay üzerinde öğrenciler ve emniyet güçleri yüz yüze... Polis tarafından kapatılmış Invalide köprüsü önünde. Göstericiler daha sonra Denfert Rochereau tarafına, Champs Elysees ye doğru gidiyorlar... Quai d'Orsay, Paris, Fransa -07/05/1968.


"Police sur la ville"(*), Ce panneau de cinema arrache par les etudiants semble avoir ete concu pour cette nuit d'emeute! . (*) "Police sur la Ville", un film de Don Siegel avec comme acteurs principaux Richard Widmark et Henry Fonda. Boulevard Saint-Michel, Paris, France - 10-11/05/1968.

Öğrenciler tarafından yerinden sökülen `polis şehirde` filminin panosu. Sanki bu geceki ayaklanmaya özel  hazırlanmış gibi. (*) St Michel Bulvarı, Paris Fransa
(*) Police sur la ville : Yönetmen Don Siegel`in başrolde Richard Widmark ve Henry Fonda`nın oynadığı `polis şehirde` filmi .

Sant-Michel Bulvarı, Paris, Fransa - 10-11/05/1968


Deux etudiants parmis les derniers defenseurs des barricades sont interpelles et amenes devant les grilles du Jardin de Luxembourg.
Boulevard Saint-Michel, Paris, France 11/05/1968.

 

Polis barikatına kırmak için gösteri yaparken yakalanan iki öğrenci sorgulanmak üzere Luxembourg parkı demirleri önüne götürülüyor.
Saint-Michel Bulvarı, Paris, Fransa - 11/05/1968


Le peintre turc Abidin Dino fait des croquis pendant la manifestation unitaire, sur le pont Saint-MichelPont Saint-Michel, Paris, France 13/05/1968.

Ressam Abidin Dino St Michel köprüsü üzerindeki gösteriler sırasında göstericilerin krokisini çizerken.
St. Michel Köprüsü, Paris – Fransa - 13/05/1968.


Le journaliste turc Goksin Sipahioglu blesse par une grenade lacrymogene lance par les C.R.S. ici avec le photographe Hubert Le Campion a Paris, Boulevard Saint-Michel, La Nuit du 23-24 Mai 68, le soir de l'Ascencion, le boulevard Saint-Michel fut le theatre de bagarres violentes et sanglantes jusqu'a 3 h du matin. Paris, Boulevard Saint-Michel, France - 23/05/1968
 

St Michel Bulvarı`nda CRS ler tarafından atılan göz yaşartıcı bomba nedeniyle yaralanan türk gazeteci Gökşin Sipahioğlu, fotoğrafçı Hubert Le Campion ile. 23-24 Mayıs gecesi Ascension bayramında, St. Michel Bulvarı sabahın üçüne kadar son derece şiddetli ve kanlı çatışmalara sahne oluyor . St. Michel Bulvarı, Paris Fransa 23/05/1968 


Au petit matin, rue des Saints-Peres, devant l'Ecole de Medecine. Les passants regardent avec curiosite les degats de la nuit et une etudiante qui a passe la nuit sur les barricades.
Rue des Saints-Peres, Paris, France -11/06/1968.
 

St. Peres sokağı sabaha karşı Tıp Fakültesi önü. Yoldan geçenler bir gece öncenin hasarına ve geceyi barikatların ardında geçiren bir öğrenciye merakla bakarken...

St. Peres Sokağı, Paris, Fransa 11/06/1968


Un etudiant qui a passe la nuit sur les barricades s'assoie sur son casque devant l'entree de l'Ecole de medecine.
Rue des Saints-Peres, Paris, France -11/06/1968.
 
St. Peres sokağı sabaha karşıi Tıp fakültesi önü. Geceyi barikatların ardında bir kask üzerinde geçiren bir Tıp Fakültesi öğrencisi..

St. Peres Sokağı, Paris, Fransa -11/06/1968.


Des etudiants nettoient la cour de la Sorbonne fermee pendant les manifestations. La banderolle suspendue entre deux colonnes a l'entree de l'Universite montre “CRAC - Comite Revolutionnaire pour l'Agitation Culturelle”. La Sorbonne, Paris, France - 13/06/1968.
 

Gösteriler sırasında kapatılan Sorbonne Üniversitesi avlusunu süpürge ile temizleyen öğrenciler. Kolonlar arasından sökülen yerdeki afişlerde CRAC yazısı (Devrimci Kültürel Kışkırtma Komitesi, CRAC kelimesinin bir başka anlamı da kırılma sesi...) Sorbonne, Paris, Fransa - 13/06/1968.  


Fin de l'occupation du theatre de l'Odeon. Les photographes sont presents a l'evacuation. Place de l'Odeon, Paris, France - 14/06/1968.

Odeon Tiyatrosu işgali sonrası duvarları ve tiyatronun tahliyesi... Odeon Meydanı Paris, Fransa 14/06/1968.






Bu sayfanın hazırlanmasındaki yardım ve katkılarından dolayı, Ferit Düzyol'a (Sipa Press) teşekkür ederiz. FOTORİTİM 

Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 4 yorum, 1-4 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
dünyadaki fotomuhabirlerinin en iyilerinden birisi, istanbul taksimde fransız kültür merkezinde şubat ayı içinde açılan sergisi müthişti. olayların içine umarsızca dalması, etrafına taşlar düşerken sanki orada değilmiş gibi makinesi ile bütünleşerek fotoğraf çekmesi onu bu aşamaya getirdi. en iyilerinden biri oldu... yüreğine sağlık usta..

asparagas halen aynı hızla devam edecek, artık televizyonlara bile yayıldı...
sinan vargı eklemiş - adds | 12 Mart 2009 Saat - Time 09:55
Gökşin Saipahioğlunu şahsen çok geç tanıdım.Nerden baksam 10 kusur yıl önce gene İstanbul Fransız Kültür merkezinde bir sergi açmıştı.Daha önceleri fotoğraflarından tanıyordum ama ilk karşılaşmamız orda oldu.Birden kanım ısındı...Bu durumda hemen memleketini sorarım insanların.Bir yanı Çerkez bir Yanı Arnavutmuş.Bir Osmanlı yani benim de balkanlı oluşum kanımın ısınmasının nedeni idi sanki...Ayak üstü konuşunca ne denli sıcak kanlı olduğunu anladım.O sergide yardımcısının huysuzluğu nedeni ile bana bir kitabını imzalayıp veremedi.Ama beni unutmadığını bir zaman sonra bir yakın dostumla bana kitabını imzalayıp göndermesi ile anladım...Boyu posu benim çok sevdiğim ustalardan olan Kemal Baysal a benziyordu.O da aynı kuşağın fotoğrafçılarındandır...Bizim şansımız bu değerli gazeteci fotoğrafçımızı yaşarken tanımamızdır...Çünkü yaşadığı dönemdeki olayları fotoğrafça bize aktarmış olması bizim için büyük şanstır...Ömürün uzun ola değerli Usta Göşin Sipahioğlu.
Kâzım ZAİM eklemiş - adds | 22 Mart 2009 Saat - Time 01:25
Göksin agabeyi 1954 te tanidim. O zamanlar babamin gazetesinde (ISTANBUL EKSPRES) te çalisiyordu. Sonra da benim agabeyim ve dostum olarak kaldi. Son zamanlarda sık olmasa da zaman zaman görüsüyorduk. Fotograf tarihinde bir yildiz daha kaydi. Basimiz sag olsun
Selcuk PERIN eklemiş - adds | 05 Ekim 2011 Saat - Time 23:15
Sevgili Faika,
Iyi ki yapmissin bu roportaji. Cok onemli bir degeri daha kaybettik. Dunyaya muthis bir miras birakti. Yeri cennet olsun.
sule tuzul eklemiş - adds | 06 Ekim 2011 Saat - Time 13:49
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.