ARA GÜLER ÜZERİNDEN, SÖZDE KAHRAMANLIK
“Gölge Fanzin” fotoğraf sitesinde – A.Murat Eren imzalı “Ara Güler’i Sevmiyorum” başlığıyla uzunca bir yazı yayınlandı. Yazı önceki tarihlerde yazılmış. Sonradan Ara Güler seçkisine yerleştirilmiş. Şimdilerde falancayı sevmiyorum, falanı seviyorum tavrı çok moda. (Örneklersek: Atatürk sevilmiyor, Humeyni seviliyor.) Bu mantıkla Murat Eren de, Ara Güler’i sevmediğini ilan etmiş. Gerekçesi, Ara Güler’in fotoğraf hakkındaki düşünceleri. Ara Güler’e göre fotoğraf sanat değilmiş falan, filan lafları.
50 yıldır Türk fotoğraf kültürünün oluşumuna emeğimle, kalemimle katkıda bulunmuş biri olarak, durumdan vazife çıkarmak değil maksadım. Ara Güler’i savunmak da bana düşmez. 2008’de 80. yaşını kutlayan, fotoğrafımızda 61 yıllık emeği olan Ara Güler, koskoca adam, gerekirse o kendine dair düşüncelerini açıklar. Benim olaya yaklaşımım farklı olacak.
Ülkemizde “her yemiş veren ağacın taşlanması” örneğinde olduğu gibi, hiç kuşkusuz Türk fotoğrafının usta bir objektifi olarak o da payını aldı. Fotoğraf oldu mu, vur Ara Güler’e. Ülkemizde ayrıca fotoğrafa verip veriştiren ondan ibaret değil. Fotoğraf Dergisi’nin son sayısında, Türk fotoğrafının ilgisini çekmek üzere kaleme alınan, fotoğraf eğitimi veren üniversitelerimizin, anlı şanlı görevlilerinden biri de, yine fotoğrafımıza dair neler demiş diye hayretler içinde kaldım.
Ara Güler’in ülkenin önemli bir sanatçısı olarak, fotoğrafa dair “ekzantirik görüşlerinde” bazı “haklılık” payları olduğunu düşünüyorum. Çünkü değil fotoğraf, hiç bir “kanal” kendi kendine sanat olmaz. Ne resim, ne müzik ürünü için böyle düşünemeyiz. Becerilmiş iyi iş vardır veya yoktur. Becermek de sanatçıların işidir. Sanatı, sanatçılar yapar. Onu, sanat haline getiren sanatçıdır. Ünlü sanat yazarı Gomrich’in temellendirdiği sanat felsefesi, bu alanda tartışmasız kabul görür. Sanatçının eli değmediği hiç bir şey, sanat ürünü haline gelemez. Fotoğrafın teknik olarak kolay ve çabuk üretkenliği, anonim olarak böyle sağlıksız bir yanılgıyı ortaya koyar. Gomrich’in dünyada beş milyon satan “Sanatın Öyküsü” kitabı bizde de Türkçe olarak, Remzi Kitabevi tarafından yıllar önce yayınlandı. Böyle konulara olta atan kişilerin bu temel eserleri okuması, “balıkçılığın” ön şartıdır.
Niye balıkçılıktan örnek verdim? “Hani ya tutarsa” varya, maksat Ara Güler’e karşı üç beş laf etmek. Fotoğraf kariyerimle ilgisi olmayan özel yaşamımda, Ara’yla uzun yıllara varan ünsiyetim olmuştur. Eşlerimle nikahlarımın şahidi olması yanında, onun da son nikahının şahidi bendim. Yıllar içinde oluşan Ara Güler hakkındaki düşüncelerimi, bundan 15 yıl önce, 1993 yılında Varlık Yayınları tarafından yayınlanan “Fotoğraf ve Yaşam Yokuşunda İlk 50 – Gültekin Çizgen Bir Fotoğrafçının Anıları” adlı kitabımın 133.sayfasından başlayarak 6.5 sayfalık geniş bir bakışla anlatmıştım.
Ara Güler’e “Gölge Fanzin”ce eğilmek, onu sadece “Oklamak”. (tabii bunu kibarca yazıyorum -b- harfini eksik bıraktım.) Bu yaklaşım sanat kültürü, fotoğraf kültürü sorunumuzu çözümlemiyor. Sadece “Yıkılsın putlar, yaşasın yeni putlar” stratejisinin bir devamı. Bu Türkiye’nin sanat ortamında kökleri çok eskiye dayanan, şair Nazım Hikmet’in Abdülhakhamit’e, şair İsmet Özel ve Süreyya Berfe’nin bir sonraki şair kuşağı olarak Nazım Hikmet’e dönük “Oklama” yaklaşımlarını hatırlayalım.
“Oklama”yla, “Eleştiri” aynı değil, ayrı şeylerdir. Yine Fanzin’de yayınlanan, geniş Ara Güler faslı içine yerleştirilen, dünyanın usta fotoğraf sanatçısı veya kültür insanlarının, eleştirmen kadrolarının “Ara Güler için ne dediler?” bölümünde, Henri Cartier – Bresson, Gökşin Sipahioğlu Sipa Press, Marc Ribound, James A. Fox (Magnum Photos), Onat Kutlar, Yaşar Kemal, Prof. Fritz Gruber, Cosmo Kramer’in görüşlerine yer verilmiş. Bence bu görüşlerden bazılarının altını çizmekte, temelde ne söylendiğini anlamakta çok yarar var.
Örneğin Onat Kutlar’ın şu cümlesi. “ Genç fotoğraf sanatçıları. Onun “Fotoğraf sanat değildir. Bir tanıklıktır, o kadar…” sözünü anlamakta güçlük çekerler. Bunu bir şaka, bir alçakgönüllülük gösterisi sanırlar. Oysa bu sözün derinlerinde büyük bir meydan okuma, bir iddia yatar. Veya Cosmo Kramer’in söyledikleri. “Ara Güler’in bir fotoğrafçı olarak değeri asla inkar edilemez. Fakat fotoğraf ve yayın camilarında yaklaşık 10 yıldır uygulanan pazarlama politikaları yüzünden Güler’in şahsı ve fotoğrafları kanıksanmış ve artık “sıradanlaşma sorunsalı” ile karşı karşıya gelmiştir. Bu sorunla başa çıkılmadığı takdirde gelecekte şimdinin beteri cahil olacak nesiller Ara Güler ve Erol Atar’ı aynı tutumun kurbanı popülist dönem fotoğrafçıları olarak hatırlayacaklardır.” gibi, özlü cümlelerden hem Ara Güler’in, hem fotoğraf çevresinin öğreneceği ve anlayacağı çok şey olduğunu düşünüyorum.
“Fanzin” vakasından çok önce, bence daha önemli bir olay, sessiz sedasız yaşandı. 2007 Mayıs ayında Leica Galeride, “Balkanlarda” başlığıyla sergi açan Yunanlı ünlü fotoğrafçı Nikos Economopoulos’un medyaya yansıyan bir görüşmesinde, Ara Güler fotoğraflarının ortak paydası olan geniş açı mercek için “Ara Güler’in geniş açıyı yanlış kullandığı” görüşü yayınlandı. Economopoulos gibi bir fotoğrafçının bu ilginç görüşü üzerine “ne bir ses ne bir nefes” Herhalde Ara Güler’in, bir başka ustanın bu görüşüne karşı söyleyecek bir cümlesi olmalıydı veya fotoğraf çevresi “Bay Nikos Economopoulos ne diyor?” diye düşünmeliydi. Bunların hiç biri olmadı. Çünkü fotoğraf çevremiz “A” kültürdür. Tabi değerli Ara Güler de aslında şahsında bu yolu açan kişidir. Hayatında fotoğraf ve sanatı kuramları etrafında (Geçmiş yıllarda bizim Yeni Fotoğraf Dergisinde yayınlanan “Basın Fotoğrafçılığı” üzerine yazısı hariç) tek bir ciddi metin kaleme almamıştır. (O metne de değerli Perihan Kuturman’ın çok önemli katkıları olduğunu biliyoruz.) Fotoğraf ustası olarak o, bugün düşünce planında ektiğini biçiyor.
Ara Güler’in asıl eleştirilecek noktasını ararsak, onun fotoğraflarına bakmamız gerekir. 2008’de 80. yaşı dolayısıyla açılan dört sergisi ile bugüne kadar yayınlanmış albümleri, bu 61 yıllık ustanın fotoğraf kariyerini en geniş şekilde temsil eder. Bunlar bize Ara Güler üzerine görüş imkanı verir. Sayın A.Murat Eren, Güler ailesine kız verip, alacak bir özel yakınlaşma içinde değilse eğer, zaten Ara’nın özel yapısı (onun şekerliği, espritüel yapısı, falan, filan) onu hiç ilgilendirmez. Niçin fotoğrafları üzerine “Fotoğrafça” konuşmuyoruz?”. Bence fotoğrafımızda, fotoğraf çevremizde ve yayıncılığımızda eksik olan da budur.
Fotoğraf kültürümüzdeki “naïf” yaklaşım, bu iklim, nelere neden oluyor? Herşey buz üzerine yazılar gibi eriyip gidiyor. Öncelikle yaygın bir “kültür birikimi” sağlanamadığından, fotoğrafımız hiç bir şekilde ciddiye alınmıyor. Hiçbir şekilde “yerlilik” duruşu oluşmadığından, fotoğrafımız dışa bağımlı “takip ve taklit” yapısından kurtulamıyor. Esasen diğer plastik sanatlarımızdaki durumla aynı.
Son dönemlerimde yine yoğun fotoğraf çekiyorum. Geçenlerde yaşadığım bir gözlemi bu bağlamda aktarmak isterim. Yeni Galata köprüsünün Haliç tarafında Karaköy’deki balıkçıların bulunduğu açıdan, Eminönü yönündeki tarihi çevreye dönük yeni bakışlar arıyordum. Akşamüstüydü ve herhalde tv dizisi için televizyon ekibi rustik bir atmosfer yaratarak, sahilde dekor düzenlemesi yapmaya çalışıyorlardı. Salaş bir tekne iskelesinin çevresine, dekor olsun diye kullanılmış balık ağları asılmış, eski Bomonti bahçelerinde olduğu gibi çıplak ampullü salkımlarla ışıklandırmalar kurulmuş ve çekimler için bir arka plan, dekor oluşturulmuştu. Birdenbire kendi kendime “Merhaba Ara Güler Fotoğrafları” anlayışı, diye mırıldandığımı hatırlıyorum. Çünkü görünen, 1959- 60’lı yılların Ara Güler’i, Ara Güler yapan, o malum ve meşhur fotoğraflarındaki sahneler gibiydi. “Aynen dönem filmlerinde” olduğu gibi o yılların atmosferini, dekorunu veriyordu ve televizyoncular da herhalde bunu sağlamak istemişlerdi.
Hep söylerim, sanatçının fotoğrafı kendi yapısal “fotoğrafça”sı bağlı değil de, sadece görüntü olarak, üzerinden kalkındığı mekanlardaki “olaylar taşırsa”, fotoğrafta “nadir ve nedret” olan – “seçkin” olan sanatsal durumu oluşmaz. Ara Güler fotoğraflarının bir kısmında bu sarkma vardır. Ve onun içinde Ara Güler 1970’lerden bu yana, çokça yeni birşey üretmeden, kendi fotoğraf mirasını tüketmektedir. Çünkü artık İstanbul ve Türkiye’nin eski yapısı değişmiştir.
Ancak burada da “insaflı olmak” durumundayız. Bir adam 80 yaşına kadar, 61 yıldır fotoğrafçı olarak ayaktaysa, elbette onun kendine dair sanatsal bir strateji oluşturma hakkı vardır. Bunu ona çok görmemeliyiz ve bundan da kendimiz için, profesyonel fotoğrafçı kimliğimiz için de ders çıkarmalıyız. Benim için “Ara Güler’i sevmiyorum.” (Tabi kendisini tanımadığım için A. Murat Eren, kimi seviyor, hiç bilmiyorum) bence Türk fotoğrafının bir sanat kimliğine oturması, bu satırlardan geçmiyor.
Gültekin ÇİZGEN
Haziran, 2008 www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"