
Sanat dergileri, ülkemizdeki sanat ve fikir hareketleri içinde daima çok önemli roller oynamıştır. Fotoğraf alanında da öyle. Üstelik fotoğraf, bir anlamıyla basıldığı zaman değer kazanır veya varolan değeri tescillenir.
Fotoğraf dergilerimizin tarihine bakacak olursak, birçok dergi ismiyle karşılaşırız. Bu yayınların bir kısmı kısa, çok kısa ömürlü olmuş, içinde tek bir sayı veya altı sayı çıkanlar var. Bazıları yayınlarını uzun yıllar boyunca sürdürebilmiştir. Fotoğraf yayınlarımızın bazı isimlerini hatırlayalım: Fotoğraf, Yeni Fotoğraf Dergisi, Fotoğraf Sanatı, Afsad Fotoğraf Dergisi, Geniş Açı, yayınını sürdürenler; Fotoğraf, Digital Fotoğraf, F Dergisi, Photo World.
Uzun yıllar, yayın hayatını 45 sayıyla sürdürebilmiş, bunun yanında yıllıklar ve fotoğraf etkinlikleri yapabilmiş bir yayın organında, “Yeni Fotoğraf Dergisi”nde yoğun emeği geçmiş biri olarak, fotoğraf yayıncılığı sürekli olarak ilgimi çekmiştir. 70’li yıllarda, Sayın Engin Özendes ile birlikte, büyük emek ve özveriyle gerçekleştirdiğimiz dergi, fotoğraf kariyerimin içinde besleyici, öğretici ilginç bir dönemdir.
O zamanlar, yokluk yıllarıydı. Kıbrıs olayından sonra oluşan dış siyasi ve ekonomik ambargo, Ecevit yıllarını ülkemizde çok sıkıntılı bir döneme sokmuştu. Basın – yayın için, hiçbir şey yoktu. Ne kağıt, ne mürekkep, ne bugünkü teknikler, özetle yayın için en olumsuz şartlar vardı. Dergi çıkabilsin diye rica minnet matbaa mürekkebi yaptırdığımızı, kalite kontrolü için matbaalarda yattığımı, sırtımda arabaya kadar basılan formaları çektiğimi, kucak kucak dergiyi bayi bayi gezdirip dağıtım yaptığımı keyifle hatırlıyorum. Çok şükür bunları hala hatırlayanlar var.
Ama gençtik, inancımız, fotoğraf coşkumuz vardı, kırıp sarıp, yıllarca o dönemin fotoğraf sanatına yön veren Yeni Fotoğraf’ı sürdürebildik. Bugün yayınlanan dergilere kıvançla baktığım zaman, ister istemez o sıkıntılı yılları hatırlarım. Yaşamda her olguda bir olumlu, bir olumsuz yön vardır. Yeni Fotoğraf’ın da tüm çile, yorgunluk, yapranmalarına karşın önemli yararları da olmuştur. Öncelikle yayın hayatına girmiş ve yayıncılık bellemiştik. Fotoğraf çevresinde ise “kim kimdir?”i en iyi derecede öğrenmiştim. Bir de dergi kanalından edindiğim dış ilişkiler, yaşamımda yeni ufuklar açmıştı.
O yılların mirası, fotoğraf yayıncılığımızı daima yakından ve derinden izledim. Bugün, ülkemizde şaşırtıcı bir şekilde dört adet fotoğraf dergisi yayınlanmakta, iki adet de sanal fotoğraf dergisi var... Şundan şaşırtıcı diyorum. Fotoğraf yayıncılığı, iki ayaklı bir temel üzerinde yükselir. Bunların birincisi “Bilgi”dir, fotoğrafa dair, yayıncılığa dair. İkincisi “Ekonomik” şartlardır. Fotoğraf dergilerinin ekonomik olarak belli gelir ve giderleri vardır. Gelirler; satış, abone ve reklam, giderler; yayın, baskı ve dağıtımdır. Bu bütçenin en azından denk olması lazım. Bunun çok zor bir şey olduğunu, yayınını sürdüremeyenlerin sayısına baktığımız zaman anlıyoruz. En son çıkanlardan biri olan, “F” – Fotoğraf Dergisinin arkasındaki sponsor desteği kalkınca, çaresiz yayınına bir süre ara vermiş olması haberi, bu denklemin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha bize gösteriyor.
Kuşkusuz fotoğraf yayıncılığının onu çıkaranlara bir getirisi vardır. Bu maddi alanda sanırım hiçbir zaman önemli bir getiri olmaz. Çünkü yayınlar konusuyla ilgili endüstriye yaslanarak, reklamla devam edebilir. Niye ülkemizde pekçok ev dekorasyon dergisi çıkıyor? Çünkü yapı sektörü diye bir güç var. Bu güç de kendini reklamlarıyla medyada göstermek, gücünü ispat etmek peşinde. Ama ülkemizde gelişmiş, güçlü bir fotoğraf endüstrisi yoktur. Hatta dijital devrimden sonra dünyada kaç tane kaldı diye de düşünelim. Islak fotoğraf bitince İlford’un kapandığını, Agfa’nın tarifsiz küçüldüğünü, Kodak’ın bile birkaç bölümünü kapattığını herkes biliyor. Bugün dünyanın en çok satan fotoğraf kamerası, temelde bir müzik aletleri imalatçısı olan Sony’nindir. Elbette dünyada fotoğraf bitmez ama yatak değiştirdiği muhakkak. Eskiden de çok zor olan reklam bütçelerinden yayınlara pay alma konusu giderek zorlaştı ve zorlaşıyor. Bu durumda, fotoğraf yayıncılığı nasıl devam edecek?
Bu işin maddi yönü, bir de manevi yönü var ki, o da ilginç. Kimin kartvizitinde, “fotoğraf yayını sahibi” veya “yazı işleri müdürü” gibi ünvanlar yazılıysa, o kişinin hoşuna gitmez? Ancak bu gibi durumlarda ben, fotoğraf dergilerinin onlara kattıklarını değil, o kişilerin dergilerine ne kattığını düşünürüm. Dergi çıkarmak kuşkusuz “profesyonel yayıncılık” ister. Ama yetmez. Fark yaratmak gereklidir. Asıl önemlisi de derginin ülkeye hangi katkıları getirdiğidir. Bu ise güçlü bir dünya görüşüyle birlikte büyük enerji ve beslenme gerektirir. Ben, bugün ülkemizin kültür ve sanat şartlarının yaslandığı ekonomik ve sosyal yapı içinde ve “küreselleşmenin” tarifsiz kültürel tehdidi içinde, tek önemli gündemin “yerlilik” olduğunu düşünüyorum.
Sorun Türkiye’nin dergisi olabilmekte. Bunun ne kadar önemli bir stratejik duruş olduğu, “Geniş Açı” dergisinin sonlanmış yayın serüveninden anlaşıldığını sanıyordum. Geniş Açı, bir avuç gencin ihlasla uğraştıkları, didindikleri bir dergiydi. Ama elinize aldığınızda sanki yabancı bir derginin çevirisine, Türkçe baskısına bakıyormuş gibi hissederdiniz. Onlar Türkiye’nin hiçbir fotoğraf meselesiyle derinlemesine ilgilenmediler. Büyük bir talihsizliği sürdürerek, her sayıda da yarı şaka yarı ciddi fotoğraf çevresini aşağıladılar. Belki dergi çıkarmak için birçok özentileri vardı ama iki şey eksikti. Bir tanesi “stratejik duruş” ki bu ancak “yerlilik” olabilirdi. İkincisi kişisel olarak “iyi halkla ilişkiler”. Yaşamda birçok şey şu veya bu şekilde çözümlenebiliyor. Ama komplekslerle, üst bakışlarla çözümler çok zorlaşıyor.
Son çıkan dergimizin adı “Photo World”. Türkiye’de yayınlanan dergilerin tümünün sergilendiği büyük yayınevlerindeki raflara baktığınız zaman, pekçok “Türkçe” derginin “yabancı” isimlerle yayınlandığını görürüz. Bu garip kompleksi hiç bir zaman anlamadım. Böyle bir yabancılaşmanın, kültür hayatımıza ne kattığını anlamadığım gibi bu duruşun ticari bir avantaj da getirdiğini hiç zannetmiyorum. Bu garip moda, şimdi de fotoğrafımıza sıçradı. Hayırlı, uğurlu olsun. Konu, derginin isminin ne olduğundan çok, ne söylediğidir.
Artık ülkemizde grafik eğitiminde uygulamalar geliştiği için, “biçim” olarak kötü bir dergi yayınlamak giderek zorlaşıyor. Ancak biçimin yanında bir de “içerik” var. Derginin ne dediği, mesajı, mektubu var. Oraya baktığınız zaman hep aynı kişiler, aynı bilgiler ve aynı yapıda fotoğraflar. Tüm dergiler birbirine benziyor. İnanmazsanız koleksiyonlara şöyle bir eğilin. Peki biz bu dar havuzu nasıl genişleteceğiz? Bunun yolu “YERLİLİK”ten geçiyor.
Yalnız fotoğraf yayıncılığını sürdürmek çok önemli değil, bunun yanında da fotoğraf etkinlikleriyle ortaya “bir tartışma ortamı” getirebilmek. Fotoğrafı, Türkiye’deki sanatın bir sorunu olarak ele almak gerekli. Sempozyumlar, paneller, konferanslar, sergiler, gösteriler, work shoplar, konulu yarışmalar, yıllıklar, dizi yayınlar, vs.vs. Saymakla bitmeyecek pekçok önemli adım. Peki bunlar kolay mı? diye sorarsanız elbette çok zor. Ancak biz, Türkiye’nin en zor yıllarında bunları yapmıştık. Yeni Fotoğraf’ı bir “Türkiye dergisi” haline getirmiştik. Eksiğimiz çoktu ama içimizde bir fotoğraf ateşi vardı. Bugün ortalıkta orman yangınlarından başka bir ateş yok.
Parolanın şu olması lazım “FOTOĞRAF YAYINININ, GELİŞMİŞ BİR KÜLTÜR FORMU OLUŞTURMASI GEREKLİ”. Bu olmayınca tek teselli bir şeyin “olmasının olmamasından” daha iyi durumda kalması kalıyor. Fotoğraf çevresi bu kadarına razı olmalı mı? İşte temel soru bu.
Gültekin ÇİZGEN – Eylül 2007
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"