Çocuk oyunu
"Irak’ta önce savaş, ardından direnişin en masum kurbanları çocuklar. Kimi zaman tepelerine düşen bombalar, kimi zaman adres sormayan kurşunlar. Bundan mıdır bilinmez ama silahlar Iraklı çocukların hayatlarının bir parçası oluvermiş. Ama onların bu ölümcül silahlara bakış açısı biraz farklı. Sanki bu silahlarla aralarında bir bağ var. Bunun adına ister ölümcül oyun denilsin, ister çocuk oyunu denilsin.
İsmi Tebarek Müsenna. Bu fotoğraf çekildiğinde 6 yaşındaydı. Evlerinin hemen yakınındaki açık cephanelik onun en sevdiği oyun alanlarından biri. Tebarek, her ne kadar patlamamış uçaksavar mermilerine bebek şefkatiyle yaklaşsa da bu çocukça cesareti onu ve belki yakınındaki birkaç kişiyi her an hayattan koparabilir. 6 yaşındaki çocuğun ölümü istatistiklere ne olarak geçer?
Hangi istatistik?"…
Kadının yeri
"Bir yolculuk düşünün. Erkekseniz taksinin içinde, kadınsanız bagajda. Duyunca inanılmaz geliyor olabilir ama fotoğraftaki Farsça plakada sağdan sola ilk kelime Kabil... Afganistan’ın başkenti. Başkent böyleyse diğer şehirler nasıl diye düşünmeyin onlar da aynı. Taksinin ön tarafı aslında boş. Yani ortada doluluktan doğan bir mecburiyet yok. Bu yolculuğun iki sebebi var. Birincisi bagajda yolculuk, koltuklarda yolculuktan yarı yarıya daha ucuz. İkincisi, taksinin ön tarafında erkek yolcular varsa, kadınların binmesi yasak. Yani ya paralı bir kadın olarak bütün dolmuş taksiyi kapatacaksınız, ya da bagajda yollanacaksınız. Aslında bütün bu anlattıklarım gerçek olmakla birlikte bu yolculuk için yeterli değil.
Bu yolculuğun özeti Afganistan’da kadın'ın yeri..."
Akıllara zarar
"Irak'ta yıllar süren savaşın ve direnişin bedeli, mezarları olduğu kadar akıl hastanelerini de doldurdu. İran-Irak savaşında esir düşen ve yıllar sonra ülkelerine dönen Irak askerleri Er Reşat Akıl Hastanesi'nde tedavi edilirken, bunlara, 2003 Nisan ayındaki işgal ve sonrasında başlayan direnişin kurbanları da katılmaya başladı. Irak'ın en büyük akıl hastanesi olan Er Reşat Hastanesi'nde kadın ve erkek toplam bin 100 kişi bulunuyor. Kadın hastaların oranı ise yüzde 35.
Objektif karşısında gözyaşlarını tutamayan hastanın ismi Neda. O bir doktor, 1986 yılında mezun olan ve Er Reşat Hastanesi'nde doktorluk yapmaya başlayan Neda, aynı hastanede rahatsızlanıp yine aynı hastanede tedavi olmaya başlamış. Hastane yetkilileri, Neda’nın hastalarının yaşadıklarından etkilendiğini söylüyorlar."

Sıcak simit
"Aslında her şeyin sebebi para galiba... Kimileri büyük oynuyor kimileri küçük. Kimileri bir ülkenin bütün gelirlerine ortak olmak istiyor, kimileri sadece karnını doyurmak. Irak’taki operasyonun büyük ve küçük oyuncuları. Operasyonun hemen ardından devreye giren yağmacılar, özgürlüğün tadını çıkarıyor. Telekom binasında ne var ne yok aldıktan sonra bir de geride iz bırakmamak, belki de önceki rejime olan öfkelerinin uzantısı olarak binayı ateşe veriyorlar. Ortaya bu resim çıkıyor. Arka planda Irak’ın geleceği, ön planda simit satarak karnını doyurmaya çalışan Iraklı çocuk. Ama umursamaz, duruma adapte olmuş. Zaten Irak’ı bu hale getiren biraz da bu umursamazlık galiba…"
Gözyaşı
"Ülke dışına çıkabilmek için İsrail havalimanını kullanamayan Gazzelilerin dünyaya açılan tek kapısı olan Mısır sınırındaki Refah Kapısı, Filistin hükümetinin kontrolünde her gün 2 bin 500 Filistinliyi Mısır yoluyla dünyaya taşıyor. Filistinliler sınır kapısının İsrail ordusunda olduğu dönemleri ise hatırlamak bile istemiyor.
İsrail hükümetinin, aldığı kararla Gazze'den çekilmesiyle birlikte Filistin hükümetine devrettiği Refah Sınır Kapısı İsrail ambargosuna rağmen Gazzelilerin dünyayla buluştuğu tek nokta. Başta tedavi olmak isteyen hastalar olmak üzere ağırlıklı olarak öğrenciler, işadamları ve Avrupa'ya gitmek isteyen Filistinlilerin kullandığı sınır kapısında bu gözyaşlarının sebebi İsrailli askerleri aratmayan Filistinli görevliler. Gözyaşların sebebi, kendi ülkesi görevlileri tarafından aranan kişisel çantası, x-ray cihazından geçirilirken adeta parçalanan bavulu. Gözyaşlarının sebebi, değişmeyen zihniyet…"
Fotoğraf çekmeye başlamanıza sebep ne oldu? Böylesi bir başlangıca adım atmaya iten nedir sizi?
Fotoğraf çekmeye spor muhabiri olarak başladım. Aslında foto muhabiri olarak değil spor muhabiri olarak başlamıştım ama fotoğraf spor muhabirliğinin ayrılmaz bir parçası oldu. Özellikle hareketli fotoğraflar beni çok etkiledi. Sonrasında arkası geldi. Spor foto muhabirliğinde insan hızlı düşünmeyi öğreniyor. Özellikle bugünkü gibi dijital fotoğraf makinelerinin olmaması, çektiğiniz fotoğrafı saatler sonra görmeniz ve yanlış yapma şansınızın sınırlı olması sizi çok dikkatli yapıyor. Fotoğrafa ve işinize sonuna kadar konsantre oluyorsunuz.
Fotoğraf çekerken o fotoğrafın o anı ölümsüzleştirdiğini düşünüyorum. Aslında haberde de bu böyledir. Yıllar sonra arşivlerde o haberi eksiksiz olarak görmek istedim. Tarihe tanıklık ediyorsunuz ve o anı donduruyorsunuz. Çok keyif alarak çektiğiniz fotoğraflar olur, zorlanarak çektiğiniz ve hatta istemeyerek çektiğiniz. Kazada ölen bir çocuğun başında ağlayan anneyi ya da tam tersini çekmek çok zordur elbette. Ama şampiyon olmuş bir sporcuyu elinde madalyasıyla çekmek çok farklıdır. İkisi de önemli fotoğraftır ama birini içiniz tabiri yerindeyse cız ederek çekersiniz.
Fotoğraf çekerken ne hissediyorsunuz? (Muhakkak konum, konu ve duruma göre değişiyordur ve birden fazla cevabı olabilir. Hepsini dinleyebiliriz :)
Foto muhabiri olmaya içinde bulunduğum ortam sürükledi demek yanlış olmaz. Ben dört yıl kameramanlık da yaptım.
Aslında ikisi birbiriyle benzerlik taşıyan işler. Sadece kameramanlıkta devamlılık var, olayı anlatmak için bir saniyeden daha çok vaktiniz var. Onda da hata yapma şansınız yok, çünkü arada kaçıracağınız bir an bütün görüntüyü bozabilir. Foto muhabirliğinde ise olayı anlatmak için sadece 1 saniyeniz var. Bütün olayı o 1 saniyeye sığdırmak zorundasınız. İşimi seviyorum, zaten sevmezseniz yapamazsınız. Dünyanın hiçbir yerinde de bu işi sevmeden sadece meslek olsun diye yapan kimsenin olduğunu zannetmiyordum. Çünkü insanlar mesleği olmadığı halde bu işi yapıyor.Şu an bir ajansta foto muhabir olarak çalışıyorsunuz. Bu dalı seçme sebebiniz nedir? Yaptığınız “işi” seviyor musunuz? Bulunduğunuz alanda genel bir bakışla, bir basın fotoğrafçısının sorunları nelerdir?
Her fotoğraf farklı şeyler anlatır. Hatta aynı olayla ilgili birçok foto muhabirinin farklı açılardan çektiği kareler bile çok farklı şeyler anlatabilir. Fotoğraf detaydır. Bütün detaylardan oluşur. Her foto muhabirin fotoğrafa bakış açısı farklıdır. Özellikle yaşanan olaylarda insanların yüzündeki ifadeler bana göre fotoğrafa çok şey kadar. Ağlanacak durumda gülen insanlar, gülerken ağlayanlar. Akşam televizyonda seyrettiğiniz bir görüntüyle ilgili çekilen bir fotoğraf ertesi günü sizi bambaşka bir aleme götürebilir. Akşam seyrettiğiniz haberin fotoğrafı olduğuna inanamazsınız. Bazen altına fotoğrafı anlatan birkaç satıra da ihtiyaç duymazsınız. Zaten kendisini anlatır. Fotoğraf, sizi bazen o haberin bütününün çok dışına çıkartabilir. Her fotoğraf başlı başına ayrı bir dünyadır. Çekildiği yerle sınırlı kalmaz asla.
Fotoğrafın değiştirme gücüne dair, anlatım gücüne dair bakışınızı alabilir miyiz?
Çalıştığım bölgeler sıkıntılı bölgeler ama ben buna doğru zamanda doğru yerde bulunmak diyorum. Çünkü böyle durumlarda iki türlü avantajınız oluyor. Birincisi bütün dünyanın gözü o bölgelerden gelecek fotoğrafa ve habere kilitleniyor, ikincisi de bu bölgelerden gelen fotoğraflar direk günlük yaşamı, yani doğallığı anlatıyor. İnsanların yaşadıkları ya da daha çok yaşayamadıkları yüzlerine yansıyor. Böyle yerlerde çalışmanın elbette çok zor tarafları var. Ama oralara giden her foto muhabiri bunu bilerek gider. Zaten çalışırken nasıl bir tehlikenin ortasında bulunduğunuzu fark etmezsiniz. Kendiniz kaptırdığınız olaylar adeta uyuşturucu etkisi yapar. Çünkü çevrenizdeki herkesle aynı ortamı paylaşırsınız. Halkla, askerle, savaşanlarla. Orada bütün bu olanlar çok sıradanmış gibi gelir. Ama fotoğrafları görüp haberi yazmaya başladığınızda aklınız başınıza gelmeye başlar. Benim burada ne işim vardı dersiniz. O akşam onun muhasebesini yaparsınız, daha dikkatli olmalıyım dersiniz ama ertesi gün sanki bir önceki gün bunları yaşamamışsınız gibi devam edersiniz. Belki bu çaresizlikten de kaynaklanıyor olabilir. Eğer iyi fotoğraf çekmek istiyorsanız, orda olmanız gerekiyor. Buna kendinizi alıştırdığınızda daha rahat çalışıyorsunuz. Tarihe tanıklık etmek elbette kolay değildir. Ama hiçbir yerde yalnız olmuyorsunuz. Haber insanın olduğu yerdedir. Haberini yaptığınız insanlar ne kadar tehdit altındaysa siz de ancak o kadar tehdit altında olursunuz. Her gazetecinin böyle ortamlarda dikkat etmesi gereken bazı şeyler vardır. Korunmak için yapabilecekleriniz sadece bununla sınırlıdır. Öyle bölgeler vardır ki üzerinizde çelik yelek olması bile sizin için vurulma sebebidir. Bu sizin asker olduğunuzun düşünülmesi şeklinde de olabilir, üzerinizdeki çelik yeleğe daha çok ihtiyacı olduğunu düşünen bir militan vasıtasıyla da. Çünkü günümüzdeki savaşların çoğu düzenli ordular ve terörist, militanlar arasında, yani düzensiz, yeterli malzemesi olmayan gruplar arasındadır.
Genellikle belgesel çalışıyorsunuz ve birçoğu da savaşın sürdüğü ya da izlerinin bulunduğu bölgeler çalışma alanlarınız. Zor koşullarda çalışmanın sizde olumlu ve olumsuz etkileri nelerdir?
Çalıştığımız bu tür bölgelerde en büyük sıkıntımız tarafsız olduğumuzu anlatamamak. Bazen iki taraf için de düşman gözüyle görülebilirsiniz. Savaş durumlarında öyle akıl almaz savaş suçları işleniyor ki, kimse bunların fotoğraflanmasını ya da görüntülenmesini doğal olarak istemez. Bunun dışında istediğiniz noktalara ulaşmakta çok zorlanırsınız. Sivil halkın girdiği yerlere girmeniz yasaktır, bir sürü prosedür gerekir, yerel gazetecilerle çalışmak zorunda kalırsınız. Gelişen sıcak olaylarda zamanında olay yerinde olmanız çok zordur. Hatta çok ilginçtir zamanından önce de olay yerinde olmanız bazen çok daha tehlikelidir. Çünkü eğer tesadüfen olay yerine yakınsanız ve fotoğraf ya da görüntü çekiyorsanız bu başınıza olmadık işler açacaktır. Bunu kısa bir örnekle anlatmak gerekirse, Irak’taki intihar saldırıları artık direnişçiler tarafından film gibi başından sonuna kadar çekilip ajanslara servis yapılmaya başladığında en büyük risk, polis ve askerden önce olay yerinde olmaktı. Çünkü gazeteci, olaydan haberdarmış gibi düşünülüp gözaltına alınıp sorgulanıyordu. Özellikle yerel bir gazeteciyseniz direk direnişçi muamelesi de görebiliyordunuz. Kendinizi anlatıp kurtulmanız ise bazen günler sürebiliyordu.
Farklı bir tarzda çalışmak isterseniz bu ne olabilir? Sizi çeken farklı alanlar hangileridir?
Beni bu işin dışında çeken en farklı alan nedendir bilmiyorum ama reklam metni yazarlığı. Küçüklüğümden bu yana hep aklımdadır. Ürünlerin tanıtımıyla ilgili metin yazmak. Onu senaryolaştırmak. Çekim işine hevesli değilim. Ama reklamları çok izlerim ve bazıları bana film gibi gelir. Üzerinde çok düşünüldüğü, çok uğraşıldığı bellidir. Bir ürünü hiç beklenmedik farklı bir yönüyle tüketiciye sunar. Günümüzde bunun örnekleri var. Hatta artık sadece reklam filmlerinden oluşan programlar yayınlanıyor.
Bir fotoğrafçı olarak savaş alanlarında gördüklerinizin sizdeki değerlendirmesi ile bu röportajı okuyacak ve fotoğrafları izleyecek kişilere bir mesajınız var mı?
Burası gerçekten önemli.
Yaklaşık 3 yıl boyunca farklı ülkelerde savaş sonrası fotoğraflar çektim. Her ülkede de kendi ülkemin önemini anladım. Biz ülkemizden zaman zaman şikayet ediyoruz. Elbette aksaklıklar olabilir, istemediğimiz olaylar yaşayabiliriz. Ama özellikle orta doğuda gittiğim her ülkenin hayalinde Türkiye ve Türk vatandaşlığı vardı. Biz çok ciddi şekilde bulunduğumuz coğrafyanın lider ülkesiyiz. Bu ülkenin önemini her defasında çok daha iyi anladım. Böyle bir ülkede yaşayabilmek, böyle bir ülkenin vatandaşı olmakla gurur duydum. Kıymetini anladım.Röportaj : Güzin TEZEL
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"