Bookmark and Share
Haluk Çobanoğlu : Arabesk

“Bugün, New York senfoni Orkestrası BATSIN BU DÜNYA'yı çalsa, bütün dünya anlar…”



Röportaj ve röportaj fotoğrafları :  Pınar DAĞ

 

 

Bale’de bir üslup, 70’li yıllarda Türk filmlerinin ilham kaynağı, oryantal furyasının kiç (Kitsch) örneği, Arap mimarisinin ince taş işlemeli sanatıdır, “O”. Oysa dümdüz, sığ, bildik gelir renkli ışıklar altında hüzünlü solistlerin siluetleriyle bütünleşen “ARABESKLİK, ARABESKİN BU KADARLA GÖRÜNEN TARAFI.” Arabesktir kadraj, yalnız ve kahpedir hayat. Oysa bir tarafı, üstünde ödünç duran batıyı taşımaya zorlanmış, bir tarafı aslı olan doğuyu, o yanıklığı haykırmıştır yıllar yılı!

 

Fotografevi’nin bitmeyen ahşap basamaklarında, ses çıkarmadan parmak uçlarımla ilerliyorum… Tüm çabam, Türkiye’ye Arabesk konulu kitabıyla değerli bir miras bırakmış olan Haluk Çobanoğlu’na yetişmek! Oturuyorum heyecanla, kapıda, elinde Fotoritim ailesine vermek için hazırlanan mecmualarla Haluk Bey beliriyor. 70’li yılların heyecanını aramak için yollara çıkmış, kapalı kapılar ardında gizlenip, isyan bayraklarını bir bir çekmiş hayatları, coğrafyayı, kadim tarihi, benimsetilmiş melankoliğe inat, sıkıca kurcalayan, şüphecilikle beslenen, dünyayla bir sorunum var diyen, Belgesel Fotoğrafçılığının önemli ismi Haluk Çobanoğlu ile röportajımıza başlıyoruz!


Haluk Çobanoğlu ve Pınar Dağ (Fotoritim)
 

Pınar Dağ: Haluk Bey merhaba! 9 yılınızı verdiğiniz, geçtiğimiz yıl tamamlanan Arabesk Projeniz için zamanınızı çalıyorum.

 

Haluk Çobanoğlu: Rica ederim! Öncelikle yaptığım işe değer verip benimle iletişime geçmeniz büyük bir incelik. 9 yılıma ve Arabesk’e gelince, aslında benim bir parçam bu proje. Şöyle başlayalım, üniversite de ben, fotoğrafın doğusu batısı diye bir ders anlatıyorum. Yani coğrafik olarak, batıda Anglosakson kültürü olan Avrupa, Avustralya, Amerika, doğuda Japonya, Hindistan, İran, Türkiye, Nepal, Pakistan ve daha sayamadığım ülkeleri içeren bir konu anlatıyorum. Bir arkadaşım bununla ilgili bana, neden böyle bir ayrım yaptığımı sormuştu. Konumuz geniş, bende geniş biri yelpazeden yanıtlamak istiyorum J. Bildiğiniz üzere biz yerel değerlerle yetişiyoruz. Bunu inkâr etmek mümkün değil. Mesela namaz kılmasanız ya da bu kültür ile ilgilenmeseniz bile, Amsterdam’da ya da başka bir ülkede ezan okunduğunu duyduğunuzda irkiliyorsunuz öyle değil mi?


 

PD: Evet, parçası oluyorsunuz bağlı olduğunuz toprakların...

Haluk Çobanoğlu: Mesela biz Balkan göçmeniyiz. Babaannem bizi “Tuna nehri akmam diyor“ türküsüyle büyüttü. Yani o kültürün parçası oluyor, dolayısıyla çektiğiniz fotoğrafın tadının, tuzunun geldiği yerlerin ana vatanı ve bu kendiliğinden olmuyor. Batı fotoğrafçılığında da bu var. Kendi resim kültürlerinden, kendi kiliselerinden, yani Rönesas’tan beslenen müthiş bir fotoğraf öncesi kültürleri var. Çalışmalarında görebiliyorsunuz. Onun için doğudaki fotoğrafçının konumuyla, batıdaki fotoğrafçının konumu, kaynakları farklı.

 

“…bizim Arabeskimiz de, Türkü olarak çıkıp, şehre geldiğinde arabesk olmuştur. Ve kesinlikle arabesk, şehirli bir müziktir, köylü bir müzik değildir.”



 

PD: Kıymetlilik açısından mı?

Haluk Çobanoğlu: Yok, tabii ki. Emeğe dayalı her şey değerlidir. Kopya olmayan anlamında kastettiğim. İşte bu anlamda belirtmek gerekirse, arabesk de bu kültüre ait bir parça müzik olarak! Arabesk Projesi, “Dünyada arabesk’in yerini” düşünmemle başladı! Çok iç içe olduğu için biraz daha kapsamlı anlatmam gerekiyor. Bizde arabesk 70’li yıllardan beri, daha doğrusu Türkiye 1923’den beri modernist olmaya çalışıyor, batılı olmaya çalışıyor, hatta Tanzimat’tan beri! Yani böyle toplumsal bir proje geliştirildi, bilerek ya da bilmeyerek, şartlar öyle elvermiş ya da vermemiş, bir imparatorluk kapanmış, bir ulus devleti olan “Türkiye Cumhuriyet’i” kurulmuş. Ve biliyorsunuz, Türkiye Cumhuriyet’inin temel değerleri de batılı değerler yaratmaktır. Bir halk filozofu olan Sakallı Celal 1960’larda 1970’lerde çok bilinen biri olarak, yazılı kaynak pek yoktur ama hem Osmanlı dönemini hem Cumhuriyet dönemini bilen, görmüş bir münevver, bir aydın tipidir. Şöyle demiş; “Türkiye bir gemi, gemi hızla doğuya gidiyor, içinde bir grup aydın güvertesinde batıya koşuyor” Türkiye’nin batılılaşma formülü bence bu! Biz aslında batıya değil doğuya aidiz.

 


 

PD: Arabeski tarihle açıklıyorsunuz! Orijin noktasından, geldiğimiz yerden bahsediyorsunuz…

Haluk Çobanoğlu: Bu coğrafyada yetişmiş, bu ülkenin sorunlarına vakıf olmaya çalışan, 70’li yıllarda gençliğini bu topraklarda geçirmiş biri olarak, ne olacak bu memleketin hali sorusuna yıllarını harcamış bir kuşağım! Memleketin haliyle, pür melaliyle çok ilgiliydik. Dünü anlamaya, bugünü yorumlamaya, geleceğe belge bırakmaya çalışan bir belgesel fotoğrafçısıyım. Dolayısıyla içinde yaşadığım coğrafyayı da böyle analiz ediyorum. Bu coğrafyayı nasıl anlatabilirim diye düşünüyorum. Biz 3. dünya ülkesinde yaşıyoruz. 3. dünya ülkelerinde sansür çok önemlidir. Bunu kabul etmek gerek. Her dönemde bir baskı ve iktidar var. Batıdaki formattan farklı bir baskı var. Dolayısıyla sansür edilemeyen fotoğraf, diyelim Osmanlı arşivine girdiniz, Ermeni tehciri ile ilgili (ben öyle kullanıyorum) belgeleri bulursun ya da bulamazsın ama fotoğraf öyle değildir. Açık olanı, sansür olanı, var olanı, hayatta olanı, devam edeni, değişeni gösterir.



 

PD: Evet…

Haluk Çobanoğlu: Şimdi böyle baktığımızda değişmeyen iki şey var; “Mimari ve Müzik” Mimariyi hiçbir zaman değiştiremezsiniz, kendini gösterir. Doldurursunuz turistleri otobüse tem yolundan getirirsiniz, görülür aralardaki varoşluk, içinde yaşamanın mümkün olmadığı sefillik. Bunu olumlu yönde de söyleyebilirim. Korunmuş haliyle de mimari kendini gösterir yoksa Süleymaniye’de, içine edildiği şekliyle de kendini gösterir! Müziğe gelindiğinde ise, müziği de yasaklayamazsınız! Bir dönemde, ABD’nin güneyinde siyah nüfusunun çok yoğun yaşadığı, hala da yoğun olan Kuzey Carolina da yaşadım, burası Blues müziğinin çıkış yeridir. İngilizler, ABD kurulmadan önce siyahları oraya getirmişler, köle olarak çalıştırmışlar ve onlarda o baskının içinde Blues müziğini doğurmuşlar. İşte bakın her şeyi yasaklamışlar ancak müziği yasaklayamamışlar. Bu bende çok önemli bir mihengi noktası oluşturdu. İşte 1990’lı yıllardan beri ABD'de yaşıyordum ve o tarihten sonra Arabesk ile ilgili araştırmalar yapmaya başladım.


 

PD: ABD'de ki Blues, Türkiye’deki arabesk projeniz için çıkış noktası mı oldu?

Haluk Çobanoğlu: Blues acıdır, söyleyeceğini de söyler. Arabesk de öyledir. Blues tarım dönemine ait bir müzik olup endüstrileşmeyle başlamıştır. Ve göç sıcaktan soğuğa doğru başlamıştır. Ben insanların çok çalışmasından yana değilim aslında. Tembellikten yanayım. Öyle anarşik bir taraftan baksam da, böyle bir tarafı da var. Dolayısıyla Blues da tarım dönemini yaşayan güney eyaletlerinden kuzeye çıktığında, Chicago’ya geldiğinde Caz olmuştur. Şehirli müzik olmuştur... Dolayısıyla bizim arabeskimiz de, türkü olarak çıkıp şehre geldiğinde arabesk olmuştur. Kesinlikle arabesk şehirli bir müziktir, köylü bir müzik değildir.



 

PD: Öyle mi?

Haluk Çobanoğlu: Evet, köylü müzik değildir. Geçmişi anlatmaz. Ferdi Tayfur’la yüz yüze konuştuğumuzda da bunun üzerinde duruldu, “Hadi Köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim” der. O da düğün yapmaya gidiyor, köyde kalmaya değil. Bir tek orada da şehri terk etme değil de bir isyan hali vardır. Kendisiyle konuştuğumda doğru Haluk dedi! İşte dolayısıyla futbol sadece futbol değil, fotoğraf da sadece fotoğraf değil. Konu belgesel fotoğraf ise siz görsel bir antropologsunuz.  

 


 

PD: Ama bir de hissetmek gerekiyor…  Sizce Arabesk bitmiş bir proje mi?

 

Haluk Çobanoğlu: Yok, hiçbir zaman bitmez. Şimdi arabesk, en zirve noktasını 70’lerde yaşadı. Çünkü insanlar geldiler şehrin varoşlarına takıldılar ve isyan etmeye başladılar. Bu arabeskin birinci evresiydi. İşte batsın bu dünya örneği gibi! Orhan Gencabay’a bunu sorduğumda, “ben bunu metafizik anlamda, Allah kahretsin, dünya batsın, ben de sevgilimle öleyim anlamında söylemedim. Eğer böyle üretilip, böyle bölüşülüp, böyle yaşanacaksa, batsın bu dünya dedim” dedi. İşte bu Orhan Gencabay’ın bir anarşist çıkışıdır. O anlamda ilk isyandır ve ondan sonra yani 12 Eylül darbesi sonrası uzlaşma gelir. Ondan sonra 90’larda arabeskin şehre hâkim olma hali başlar. İmparatorlar, kuralları koyanlar ve onu bunu vurduran, kıran dökenler çıkmaya başlar. 


 

“İşte Ceza grubunun formülize ettiği şey, 70’lerin arabeskidir. İçeriği aynı değildir, benzerlik yoktur ama isyan aynı isyan!”


 

PD: 2000’lerde de fantezi oldu Arabesk. Yani 70’li yılların arabeskinin, bizim üzerimizde yarattığı etkiyi, şu an belirttiğiniz sentez yaratıyor olabilir mi?

Haluk Çobanoğlu: Sadece fantezi değil, popla arabesk birleşti. Bundan sonra ben ya da başka birisi arabeskle ilgili araştırma yapmaya başlasa çok şey bulacağını sanmıyorum Pınar Hanım! Çünkü Pop arabesk oldu, arabesk pop oldu! İkisi beraber oldu ve fantezi oluştu. 70’lerdeki arabesk, şehrin varoşlarında yaşayıp, nöbetleşe fakirliği görüp(bunun altını özellikle çizmek istiyorum) öyle şekil aldı. Nöbetleşe fakirlik derken şunu demek istiyorum; bir grup insan geliyor, birinci grup olan nesil fakir ve ikinci nesilde zenginleşip şehre iniyor. İşte onların birinci nesil çocuklarının ya siyasi tercihleri oluşuyor ya da rapçi oluyorlar. İşte Ceza grubunun formülize ettiği şey, 70’lerin arabeskidir. İçeriği aynı değildir, benzerlik yoktur ama isyan aynı isyan!


 

PD: Bu durumda hayıflanmak da yersiz oluyor... Yani eski değerler kalmadı?


Haluk Çobanoğlu: Zaman da değişti! Benim kitabımda da bir grup var dinlememiş olabilirsiniz. Cankan diye iki iyi arkadaş Fatih ve Ayhan var. Bunlar Elazığlı iki arkadaş. 4–5 yaşında Avusturya’ya götürülüyorlar. Bob Marley gibi giyinirler. Ama 70’lerin ağır arabeskini söylerler. Bir kere cismen her şey değişti. Bu çok tekil bir örnek, hepsi böyle değil tabii ki. Arabeskin 70’lerdeki halini belki de bir tek onlarda bulabilirsiniz. Çok samimiler, çok içtenler. Tipoloji olarak da incelenmesi gereken çocuklar. Müziklerinde doğu etkisi var. Dolayısıyla 70’li yıllara ait mekânları bulabileceğiniz tek bir yer var. Benim Türkiye ile ilgili böyle bir savım var, Osmanlı mimarisine ait bir şey arıyorsanız Türkiye’de yok, Bosna’ya gitmeniz lazım, Bulgaristan’a gitmeniz lazım. 70’lere ait arabeskle ilgili mekânlar arıyorsanız Almanya’ya gitmeniz lazım… Kahveler donmuş, her şey aynı kalmış.

 

PD: O zaman arabesk ile ilgili çalışma yapmak için Almanya ve Bosna’ya gitmek gerekiyor? J


Haluk Çobanoğlu:
Bosna’ya şunun için gitmeniz lazım. Yani mimari doku ile ilgili gitmelisiniz. Eski Türk evi neye benziyor, Osmanlı mimarisi nelerdir, bunu görmek istiyorsanız Bosna’ya gitmeniz gerekiyor. Ancak Arabesk mekânlar arıyorsanız hem de bu müziklerin icra edildiği 70’lere ait şeyler arıyorsanız, evet Almanya’ya gitmelisiniz.


 

Ben gittiğimde dondum kaldım. Kişi gitmiş açmış o zamanın olanaklarıyla ve öyle kalmış. Oğullarına devretmiş o da öyle kullanmış. Kuşak değişmiş ama mekân aynı kalmış. Görüyorsunuz işte miras konusunda çok beceriksiz bir ulusuz. Bugün Sinan’ın Camilerinin, yenilemek adına yapılan çalışmalarla daha da bozulduğu ifade ediliyor!


 

PD: Yanlış ameliyatlar gibi…

 

Haluk Çobanoğlu: Kesinlikle güzel bir örnek verdiniz. Yani ben Arabesk bir kültür olarak korunsun vb bir şey demiyorum ama birisi bir şey yapmak isterse gidip oralarda yapmalı özellikle mekânla ilgili ise bu çalışma. Var burada bir takım mekânlar, Tarlabaşı’nda. Fakat onlar bile artık diskotek havasında. Arabesk çalıyor ama diskotek havasında. Eskiden Arabeskin paylaşıldığı yerlerde, değimimi bağışlayın, hayat kadınları olmazdı. Fahişelik olmazdı, uyuşturucular olmazdı. Meyhane olurdu, insanlar otururlardı, omuzlarını yaslar dertleşirlerdi. Şimdi o tür mekânlarda uyuşturucu satılıyor, fuhuş yapılıyor.


Haluk Çobaoğlu ve Pınar Dağ (Fotoritim) 


PD: Dünya’da sizin yaptığınız gibi bir örnek var mı? Araştırdınız mı?

 

Haluk Çobanoğlu: Yani kısa örnekler var, RAP müzik gibi. Ben buna Arabeskin sadece bir müzik olmadığını düşündüğüm için zaman ayırdım. Şunu da belirtmek lazım belki sonunda ben bu işe talip olduğumda işler daha ivme kazandı. Mesela sanatçılardan birini 48 kez aradım ama yanıt alamadım! Ben bir şey vaat etmiyorum sonuçta J


 

PD: Evet, Mine Koşan değil mi ulaşamadığınızı kişi?

 

Haluk Çobanoğlu: Evet! Yani beni geçin, Latif Doğan aradı. Burhan Bayar aradı. Bu sektörde kırılacak adamlar, insanlar değiller.  Şöyle diyeyim National Geographic’in bir işi için Fas’a çöle gidiyoruz. Bir köyde durduk su alacağım. Küçük bir çocuk var hurma satıyor, biraz sevdim, Türk’üm dedim. O Fransızca biliyor, ben de İngilizce.” Türk’üm ben”çat pat anlattım. Çocuk bana iki şey söyledi, Allah’ın unuttuğu yer burası, “Mavi Mavi Masmavi”.


 

PD: Ciddi misiniz?

 

Haluk Çobanoğlu: Burhan Bayar’ın bestesi J “Yavaş yavaş Hasan Şaş”da dedi. Kişisel olarak bir kırgınlığım yok. Yani ben bu döneme dair bir kayıt yaptım. Mesela bunu gerçekten çok anlayanlar ama zamanı olmayanlar oldu, hayatı çok kolay olmayanlardan mesela Tüdanya vardı, çok yardımcı oldu. Çok iyi niyetli yardımcı olan insanlar oldu. Mesela Latif Doğan, bozulmamış, samimiyetini yitirmemiş birisiydi. Mine Koşan’ın işte kardeşini geçemedim. Medyatik çağ arabesk çağı dağıttı. Bir menfaat vaat etmek gerekiyor artık. Mesela Küçük Emrah hiç olmayan bir fotoğrafını çıkartıp bana verdi. Sabah Gazetesi, kesip kullandı. Ben Emrah’ın başka bir fotoğrafını kullanarak onun Arabesk ile buluştuğu dönemleri aktarmak istedim ancak Küçük Emrah, gidip kendisini Michael Jackson’a benzetilmiş olan bir fotoğrafını getirdi. Bu arada bu projeye karar verdiğim dönemlerde ABD den gelmiştim, Akmerkez’e gitmiştim. Orada Hakkı Bulut’la karşılaştım. Kendisine projeyi anlattım ve fotoğrafını çekmeye başladım. Bu arada Hakkı Bulut ilkokul öğretmenidir. Ve buluştuk İMÇ’ de, yarım saat işin ne olduğunu teorik olarak anlattım… Yarım saat sonra “kardeşim benden ne istiyorsun?” dedi. Çünkü ben ona bir şey vaat etmiyordum. Ben size ait bir şey anlatmak istiyorum demeye çalışsam da böyle anlaşılamadı.


 

“Belgesel fotoğrafçılık; hayat bilgisidir, muhaliftir. Tek başına hayatı değiştirmez ama hayatı değiştirme anlayışının kuzenidir.”


 

PD: Proje için bol bol arabesk dinlemişsiniz! Ne buldunuz dinlerken…


Haluk Çobanoğlu: Bana dair çok şey var. Size tayin edici bir şey söyleyeceğim. Kulakları çınlasın Orhan Gencabay’la konuştum bunu. Bu arada çok özel bir filozof kendisi. Bir aracı ile buluştum ben kendisiyle. Beni iki gün konuk etti ve bir günü sadece konuştuk yani. Sonra başka bir gün tekrar buluştuk ve öyle çekim yaptık. Bugün New York senfoni Orkestrası BATSIN BU DÜNYA'yı çalsa, bütün dünya anlar. Yani ben muhalif olarak yaşıyorum hayatla… Hayata eleştirel yönden bakıyorum. Değiştirilmesini istediğim şeyler var. Üretim ilişkilerinin değiştirilmesi, bölüşüm ilişkilerinin değiştirilmesi, batsın bu dünya bu sistemin değerlerine karşı bir şey. Mesela orada albümlerde bir yerde Geçecek bugünler diye, umut da var, dolayısıyla o dönemin iyi örneklerinin hayatla karşılığı var. Mesela Orhan Gencabay’ın çalışmalarını yine en iyi yorumlayanlardan birisi Mine Koşan’dır.


 

PD: Ben de fotoğrafla ilgileniyorum ve sizler gibi hayata somut ürünler veren değerli insanları yakından takip ederek besleniyorum! Ne önerirsiniz?

 

Haluk Çobanoğlu: Teşekkür ederim çok naziksiniz. Mutlaka belli bir konunuzun olması gerekiyor. Bunu farklı farklı alanlarda yapmaya çalışırsanız bu zorlar. Bir konu seçmeniz insanı hem geliştirir hem de konulu fotoğraf ilerde mutlaka değerlenir. Şimdi belgesel fotoğrafçılığının kendi içinde olması gereken tutarlılığı gerekiyor. Her şey seçim verdiklerinizle ilgili. Hayat bilgisidir, muhaliftir. Tek başına hayatı değiştirmez ama hayatı değiştirme anlayışının kuzenidir.


 

PD: Yani belgesel fotoğrafçılarının hayatla sorunları var.

 

Haluk Çobanoğlu: Evet, siz iyi belirttiniz. Toplumun tabularına dokunurlar ve görülmek istenmeyeni işlerler. Dünyayı değiştiremezler ama talep ederler. Dünyaya kayıtsız olmamanız gerekiyor. Dünya ile ilgili problemim var. Hayatın içinde olmalısınız. O enerjiniz olmazsa olamaz.


 

PD: Sergi açıldı, Arabesk size nasıl döndü? Bir miras yaptığınız çalışma. Keşke gelip bizimle de görüşseydiniz diyen oldu mu gerçekten?


Haluk Çobanoğlu: Olmadı gerçekten. Sadece belli sayıda arkadaşına hediye etmek için Latif Doğan benden kitap aldı. Kıymetini bilecek insanlar dedi. Vallahi çok enteresan bir şey, Türkiye’den böyle şeyler yapıldığında biraz cezalandırılıyorsunuz. İnsanlar sizi görmemezlikten geliyor. Bu işe gerçekten basın çok yakından ilgi gösterdi ve çok düzgün çalışmalar çıktı. Çok önemli tartışmalar oluştu. Ancak daha iyi şeyler beklerdim. Açıkçası bu kitabın bana bir kazancı yok.. Bu kadar tantanayla, ABD olsaydı ertesi gün kitapçılarda bulunamazdı. Herhalde Türkiye’de 1000 tane fotoğrafçı vardır, kitap 1000 tane basıldı! Sadece biz onure ederek öldürüyorsunuz! Belgesel fotoğraf kaygı duyar.


PD: Değerli Haluk Bey, sizinle sohbet etmek ufuk açıcı gerçekten! Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı ve unutmadan başka bir projeniz? :)


Haluk Çobanoğlu: Teşekkür ederim! Şunu demeliyim, Arabeskin tekil bir mesajı yoktu! Bir ortak payda aradım. Göçü, toplumsal değişimi, arabesk bir gençlikten bir devrimci atılım çıkmadığını, bir tıkanmışlığı hedeflediğim bilinmeli. Başka projeler ise, bu ülkenin biyografisi beni çok ilgilendiriyor. İstanbul’u işlemek istiyorum!  Türkiye’de tayin edici olan ırklar değil, zenginlik ve fakirlik. İşte bu nedenle, dünyayı kurtaran adam iyi ancak bizim o ruh haline ihtiyacımız var J

 

 

Fotoritim: Bu röportajın gerçekleştirilmesindeki katkılarından dolayı Fotografevi’ne teşekkür ederiz.

 



Haluk ÇOBANOĞLU Hakkında

 

1957’de Zonguldak / Kilimli’de doğdu.

 

İktisat okudu. Reklamcılık yaptı.1995 yılından itibaren yurtdışında Cumhuriyet, Radikal, Hürriyet, Yeni Yüzyıl, Gezi Traveler dergisi ile yabancı basın için ABD ve Türkiye konulu foto-röportajlar üretti.

 

“Kuşbazlar” adlı belgesel çalışması 1997 yılında takvim ve 1999 yılında kartpostal/ albüm olarak yayınlandı.

 

1996-98 yılları arasında New York’ta ICP International Center of Photography’de asistan olarak çalışıp, Black Star ajansının New York bürosunda yardımcı editör ile MTV müzik televizyonu yapımlarında “set fotoğrafçısı” olarak çalıştı.

 

1997-98 yılları arasında New York metrosundaki yasamı konu alan ve bir buçuk yıla yayılan sürede “Yeraltında Bir Dünya Şehri; New York Metrosu” adlı belgesel çalışmayı gerçekleştirdi.


Haluk Çobanoğlu
 
 

1998’de Osmanlı Bankasının düzenlediği “Paranın Tarihi”  sergisine eslik eden “Osmanlı Bankası Banknotları” kitabının yurt dışındaki koleksiyon çekimlerini gerçekleştirdi.

 

1999 yılında on iki basın fotoğrafçısını bir araya getiren “yasama sevinci” konulu basın fotoğrafçıları takviminin editörlüğünü yaptı. Aynı yıl uluslararası haber ajansı GAMMA için foto-röportajlar üretti.

 

1998-2003 yılları arasında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Haber Ajansı MIHA’da “Haber ve Belgesel Fotoğrafçılığı” üzerine dersler verdi.

 

2002 yılından itibaren National Geographic Türkiye ile National Geographic Yunanistan dergileri için foto-röportajlar üretti ve 2003’te National Geographic Türkiye dergisi için fotoğraf editörlüğü yaptı.

 

2003 Eylül ayında NEW YORK SUBWAY (Yer Altında Bir Dünya Şehri; New York Metrosu) adlı kitabı yayınlandı.

 

2006 yılı itibariyle belgesel ile haber fotoğrafı konusunda uzmanlaşmış ve kolektif yapıda örgütlenmiş bir fotoğraf ajansı olan PHOTOARAF’in kurucularından biri oldu.

 

2006 Eylül- Ekim ayları arasında 1. IFSAK Uluslararası İstanbul Fotoğraf Bienalinde; bir şehir hatları vapurunda sergilenen ve altı uluslararası fotoğrafçının katılımıyla düzenlenen “şehir hayali, hayali şehir” sergisinin seciciliğini yaptı.

 

2007 yılında on yıldır üzerinde çalıştığı ARABESK adli belgesel projenin sergisi acildi ve kitabi yayınlandı.

 

2008 yılında İstanbul Bahçeşehir Üniversitesinde, öğretim görevlisi olarak dersler vermeye başladı.



Arabesk Albümü Hakkında

Belgesel ve haber fotografçısı Haluk Çobanoğlu’nun, dokuz yıldan beri sürdürdüğü belgesel fotograf projesi ‘Arabesk’, Fotografevi Yayinlari tarafindan yayinlandi.

 

Fransızca kökenli “arabesk” kelimesi, “Musikide Arap stiline benzetilmiş, iç içe geçen nağmelerle yapılmış parça” anlamına geliyor. Ancak bizim için Arabesk bundan çok daha fazlası: 1960’lardan bu yana kuşakları etkileyen bir müzik, hatta bir yaşam tarzı…


Günümüzde adı, besteci ve icracıları tarafından bile “fantezi müzik” olarak anılır olsa da, arabesk hâlâ hayatımızda. Kitlelerin sevdiği, seçkinlerin ise kıyasıya eleştirdiği Arabesk yakın tarihimizin ayrılmaz bir parçası. Ne yakın tarihimiz Arabesk’siz düşünülebilir ve anlatılabilir, ne de Arabesk yakın tarihimiz hesaba katılmadan sağlıklı biçimde değerlendirilebilir.


Arabeskin ilk tohumları Cumhuriyet döneminin başlarındaki kraldan da kralcı müzik reformu sırasında atıldı. Radyoda “alaturka”nın yasaklanması, İstanbul Konservatuarı’nın Doğu Şubesi’nin kapatılması; seçkinlerin öngördüğünün aksine eskiye yönelik talebi azaltmadı.

 

Bu yüzden de şarkılı Mısır filmleri, bu yakın geçmişin Osmanlı vilayetinden gelen sedalarıyla, ninelerimizle dedelerimizin kulaklarında taht kurdu. 1960’larda ise bu filmlerin bayrağını Yeşilçam devraldı. 1970’lerde şehirli aydınların “minibüs müziği” dediği bir türe kapılarını açtı ve taze kanıyla canlandırdığı sinemanın tahtına, televizyonun yenilgisine uğradığı 80’li yıllara dek oturdu.

 

1970’lerde kişisel isyanları dile getiren Arabesk, 1980’lerde palazlanan müzik endüstrisine ayak uydurarak uysallaşma yoluna girdi, yasaklı olduğu televizyonla barışması için “acısız arabesk” formülü uyduruldu. Gecekondular apartmanlara, 70’lerin işçi ya da hizmetlileri küçük ve orta ölçekli sermayedarlara dönüşürken, Arabesk de salt varoşlarda, köylerde değil, en “nezih” mekânlarda da çalınır ve aranır oldu. 1990’larda Arabesk adı unut(tur)uldu, artık radyolarımızda, gece mekanlarinda “fantezi müzik” çalınıyor.

 

Arabesk’i anlamaya ve anlatmaya çalışırken, toplumbilimci Adorno’nun, “Her müzik türü, toplumun bütününde var olan çelişkilerin ve gerginliklerin izini taşır” sözü bu fotograf projesi için anahtar nitelik taşıyor. Fotografçı Haluk Çobanoğlu, dokuz yıldır sürdürdüğü fotograf projesi Arabesk’te böyle bir açıdan bakıp bir coğrafyanın, bir ülkenin sesli ve sansür edilemeyen tarihi mirası olduğunu kabul ediyor; Arabesk’in dünyasında yitip gidenin, kalıcı olanın ve değişenin izini sürmeye çalışıyor.

 

Ünlü bir Arabesk müzik prodüktörü, Türkçe yapılan her müzikte arabesk unsurlar olduğunu söylüyor. Bizim de onsuz yapamadığımız ortada. Her yıl seçkin bir üniversitemizde düzenlenen arabesk konserlerinin başlığı da bu konuyu özetliyor: “İtiraf ediyoruz, biz bu şarkıları seviyoruz”. 


ARABESK
Haluk Çobanoğlu Fotograf Albumu
20 x 27 ,
192 sayfa,
Sert kapak,
Turkce – Ingilizce



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 12 yorum, 1-12 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
kelimenin tam anlamıyla "mükemmel" bir röportaj okudum. Hem bu röportaj için gecesini gündüz eden Pınar'a hem de Fotoritim ailesine, böylesine büyük bir mirası bize hatırlattığınız için çok teşekkür ederim.
sevgi korkut eklemiş - adds | 03 Aralık 2008 Saat - Time 13:45
Arabesk dinlemek bana çok ağır gelir, o sözlerin altında âdeta ezilir gibi olmuşumdur hep. Nedir bu arabesk ki kitleleri derinden etkilemekte devam ediyor, sorusu celbetti beni bu çalışmayı okumaya. ARABESK'in bu arkaplan çalışması başka 'bir yaşanmışlık gerçeği'ni gösteriyor; bu, toplumu okumadır.. Teşekkürler
Zübeyde Esin eklemiş - adds | 03 Aralık 2008 Saat - Time 19:24
tebrikler. ben gösterinizi izmirde izledim ve beni etkiledi. çok güzel bir çelışma.belgesel çalışmaya güzel bir örnek. başarılar.
hasan yelken eklemiş - adds | 03 Aralık 2008 Saat - Time 22:27
Haluk Çobanoğlu son derece verici ve samimi bir insan. Albümü ise anlatma ve gösterme misyonunu başarıyla yerine getirmiş çok kaliteli kaynak niteliğinde bir eser. Üzüldüğüm nokta şu ki bu kadar basın desteği ile, bu kadar tanınmış bir fotoğrafçının albümünün 1000 adet zar zor satması. İnatla, sabırla, küsmeden toplum için üretmeye devam etmesi dileği ile kendisini alkışlıyorum.
Ahmet Tahir Özcan eklemiş - adds | 08 Aralık 2008 Saat - Time 23:43
Kitabını da büyük bir zevkle elimden düşürmediğim çalışmanın, sanal ortamda da aynı keyfi yaşatabildiğini gördüm
tebriklerimle
bekir Tuğcu eklemiş - adds | 13 Aralık 2008 Saat - Time 17:45
Öncelikle bu güzel çalışmayı böyle güzel ve akıcı bir röportajla bize aktaran Pınar Hanım'a, sonra da bu güzel çalışmayı gerçekleştiren Haluk Çobanoğlu'ya çok teşekkür ediyorum. Arabesk hepimizin yaşamında önemli bir yer tuttu sanki, ya da her birimizin içinde arabesk bir yan oldu hep. Ben müzikte sözü sevmiyorum. Ama adı arabesk olsa da çok güzel müzikler üretildiğini biliyorum. Belki altı çizilmesi gereken nokta Adorno'nun sözleri: "Her müzik türü, toplumun tümünde var olan çelişkilerin ve gerginliklerin izini taşır" Güzeldi gerçekten. Emeği geçen herkesi içtenlikle kutluyorum.
H.Bahadır LAÇİN eklemiş - adds | 15 Aralık 2008 Saat - Time 16:10
Türkiye'de çok iyi işlere imza atan Haluk Çobanoğlu'nu bir kez daha kutluyorum bu güzel fotoroportajı için...
Engin Güneysu eklemiş - adds | 18 Aralık 2008 Saat - Time 00:04
Hepsi de birbirinden güzel ve ayrı ayrı emek harcanmış işlerin sahibi Haluk Çobanoğlu,hayatını fotoğrafa türk fotoğrafına adamış bir insanın işlerini defalarca ve keyifle feyz alarak izliyorum...
Engin Güneysu eklemiş - adds | 31 Aralık 2008 Saat - Time 13:39
türkiye fotografı böyle insanlara çok ihtiyacı var...kutluyorum kendisini...
cemal düzgünoğlu eklemiş - adds | 25 Şubat 2009 Saat - Time 11:47
Haluk Çobanoğlu, 70'li yılları "arabeskin birinci" evresi olarak nitelemekle klasik hatalardan birini yapıyor. Çünkü müziğine "arabesk" yakıştırması yapılan ilk isim Saadettin Kaynak'tır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem dikkatle incelenmelidir. Daha büyük bir hata ise, Orhan Gencebay'ı "arabesk" kavramı içine sıkıştırmaya çalışmaktır. Çünkü kendisi hiçbir zaman kendi müziğine takılan "arabesk" ismini kabul etmemiştir.

Dr.Meral Özbek'in "arabesk" kavramına karşı takındığı sorgulayıcı tavır bu bakımdan incelemeye değerdir:

http://www.lastfm.de/group/Orhan+Gencebay+Arabesk%C3%A7i+DE%C4%9E%C4%B0LD%C4%B0R+Diyenler/forum/114295/_/496096

Orhan Gencebay'ın yaptığı müziğin "arabesk" diye adlandırılış hikayesi ise diğer bir önemli inceleme konusudur:

http://www.facebook.com/topic.php?uid=15242747007&topic=5612

Yukarıdaki fotoğrafların birçoğunda görülen "arabeskçi hayran kitlesi" imgesi Orhan Gencebay'ın yaptığı müzik ile bağdaşmıyor. Orhan Gencebay'ın 300'den fazla eserlerinin tümü iyi dinlenmeli, Orhan Gencebay bilindik 3-5 şarkıyla tanımlanmaya çalışılmamalıdır. "Orhan Gencebay müziği" başta Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği'nin bir sentezi olmak üzere, Klasik Batı Müziği, Akdeniz Müziği (Yunan, Latin, İspanyol), Hint Müziği, Arap Müziği, Jazz ve Rock etkilerinin de yer aldığı nevi şahsına münhasır bir türdür. Kendisinden sonra gelen bazı bestecilerin Arap unsurlarına daha çok ağırlık vermiş olmaları Orhan Gencebay'ı bağlamaz.
Soner Güler eklemiş - adds | 24 Eylül 2009 Saat - Time 15:02
haluk çobanoğlu türkiye fotografında yeri olan kaliteli fotografçılardan biri kendisine teşekkür...
cemal düzgünoğlu eklemiş - adds | 27 Eylül 2009 Saat - Time 18:01
sanat hayatimda haluk cobanoglu gibi bir sanat ustadiyla tanismak onunla aylarca beraber olup sanat`a sanatciya verdigi degeri ayrica tecrubesinden faydalanmak ve o tecrubeler sayesinde yoluma emin adimlarla devam etmemde payi olan cok degerli bir dostum yapmis oldugu arabesk kitabinda kapak resmine beni koymasida gerek sanat`ima gerekse toplumun bana bakis acisini degistirdi yapmis oldugu bu calismada kapak olmam bana hayatim boyunca verilmis en buyuk hediye olarak gonlumde ve evimin en guzel yerinde tasiyacagim tesekkurler haluk cobanoglu omrum yettikce hep yanindayim rabbim yar ve yardimcin olsun latif dogan`
latif dogan eklemiş - adds | 19 Aralık 2009 Saat - Time 18:51
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.