S. Haluk Uygur
S. HALUK UYGUR İLERİ FOTOĞRAF TEKNİĞİ VE FELSEFESİ ATÖLYELERİ HAKKINDA
Hocam Haluk Uygur, fotoğrafla ilgili her konuşmasında şu cümlesinin özellikle altını çizer. “Bana Gezdiğiniz Yerlerin Değil, Düşündüğünüz Şeylerin Fotoğrafını Getirin.” Atölyelerini de aynı düşünce paralelinde açar. Atölye çalışmaları ortalama 2 yıl sürer. Bu sürede mutlaka devam mecburiyeti vardır. İki ders üst üste gelmeyenin artık atölye çalışmalarına gelmemesi gerektiğini söyler. Hoca bu konuda baştan çok kesin kararlı olduğu için çok önemli mazeret haricinde kimsenin şikayet hakkı yoktur. Diktatöryal bir uygulamayla bunu böyle yapan Haluk hocanın aynı zamanda demokratik bir gerekçesi vardır. Ders gün ve saatleri mutlaka herkesin olacağı zamana denk getirilmelidir. Atölye çalışmaları her ay arka arkaya iki gün olarak yapılır. Dersler akşam saat 19.00’da başlar ve bitiş süresi hiç belli değildir. Derslerde mutlaka sanat tarihi, fotoğraf tekniği, fotoğraf sanatı ve felsefesi, ulusal ve uluslar arası fotoğraf sanatçılarının hayatı ve fotoğrafa bakış açıları fotoğraflarıyla birlikte işlenir.
Haluk hoca, fotoğraf tekniği konularını kendisi anlatır. Diğer konular ise mutlaka öğrenciler tarafından görsel sunumlar halinde hazırlanır ve anlatılır. Her ders sonunda bir önceki ders konusu veya başka konulara göre verilen fotoğraflar ortaklaşa değerlendirilir. Değerlendirme sonunda hoca başarılı bulduklarını çeşitli kitaplarla ödüllendirir. Ödev fotoğraflarını getirmeyen veya derse geç kalanlar ceza olarak gelecek derse pasta- börek getirir veya hava iyiyse topluca bira içmeye gidilir. Haluk Uygur, fotoğrafı diğer sanat dallarından ayırmaz. Hepsini bir bütünlük içinde değerlendirir. Bu yüzden genel olarak sanat tarihi derslerini sanatın başlangıcı olarak kabul edilen Rönesanstan itibaren tüm sanat akımları örnekleri ve o döneme damgasını vurmuş kişilerle ayrıntılı olarak anlatılır.
Tüm toplantılar her zaman interaktif olarak yapılır. Her fotoğraf atölyesi mutlaka konusunda yetkin birkaç fotoğraf sanatçısını davet eder (Mehmet Bayhan, Sadık Demiröz, Maruf Şinik, Tansu Gürpınar, gibi). Onunla ilgili sunumlar yapılır ve misafir edilen kişinin dersi dinlenir ve aynı zamanda tartışılır. Atölye çalışması sadece derslerden ibaret değildir. Hoca farklı konuları gruplar arasındaki mail trafiği içine atar ve o konuların tartışılması ister. Aynı zamanda yurt içi veya uygun olursa yurt dışı geziler yapılır. Bu hem kişiler arasında diyaloğu arttırır hem de fotoğraf çekim tekniğini geliştirici özelliktedir. Aralarda mutlaka sergi ve sunumlar yapılır. Dersler salt fotoğraf üzerine değildir. Günlük olayların tartışıldığı veya değerlendirildiği de olur. Hoca bir konunun mutlaka farklı kişiler tarafından konuşulmasını ve tartışılmasını ister. Atölye çalışmalarında ve sergilerinde birçok farklı fotoğraf tarzını ve tekniğini görebilirsiniz. Yaşamındaki, işindeki ve fotoğraflarındaki disiplini aynı şekilde atölye öğrencilerinde görmek ister. Bugüne kadar 6 atölye çalışması yapmıştır.
Fotoğrafı kısaca bir şeyleri değiştirmek olarak değerlendirir ve her atölye çalışmasının mutlaka öncekilerden daha iyi olması gerektiğini belirtir. Bunun sonucu olarak atölyelerin çalışmaları birçok yerde sergilenmiştir. Öğrencilerine kendisini en mutlu edecek şeyin bir gün bir veya birçok öğrencisinin kendisini geçmek olduğunu belirtir. Atölye öğrencileri bunun için var güçleriyle çalışırlar ve birçoğu ulusal ve uluslar arası birçok ödül alarak hocalarının emeğini boşa çıkarmazlar. Bende hala öğrencisi olduğum Haluk hocamın atölye ders saatlerini ve çalışmalarını büyük bir heyecan ve zevkle beklerim.
“NÜVE” atölyesinin çalışmalarından kısaca bahsetmem gerekirse Cemil Güven ve İlhan Maraşlı’nın fotoğraflarını Fotoritim okuyucuları yakından bilmektedir. Ayhan Maraşlı’nın bir çok ödüller alan dijital manipülasyonlu kreatif çalışması ise fotoğrafın düşüncede yapılacağının güzel örneklerindendir. Nazan Gökkaya, fotoğraflarında güncel bir konu olan ve ülkemizin kanayan yarası olan töre cinayetlerini konu edinmiş. Hakkında sayfalarca yazılacak olan üçüncü sayfalarda okuduğumuz bir konuyu dört fotoğrafla özetlemiş. Süleyman Tetik, insanoğlunun fiziksel, hormonal, ruhsal veya birçok açıdan yaşadığı ikilemi anlatmış. Sahte maskelerle dolaşacağımıza aynaya bakarak kendimizi bulmanın önemini belirtir. Bülent Hatipoğlu, fotoğraflarında milenyum çağında sağlık sorunumuzu irdeler. Şehrin merkezindeki üst düzeyde sağlık hizmeti sunumu ile belki de
Ayşe Kaypak, yine bir sorunu ve dramı aktarır. Tarım işçilerinin yaşadığı yerleri “saz evler” çalışması adıyla bizlere sunar. Devrim Kaypak, “Varoluş ve Leke” adlı çalışması ile tek fotoğraflık sunum yapar. Karanlıktan aydınlığa çıkışı anlatır. Canan Dördü, bize aynı anda farklı seçenekler sunan fotoğraflar gösterir. Büyük ebatlarda yapılmış fotoğrafın içine istediğiniz fotoğrafı koyarak yeni fotoğraflar yaratabilirsiniz. Bu aynı zamanda sizin yaşam boyunca yaptığınız tercihler gibidir. Tutku Kozanoğlu ise farklı bir fotoğraf tekniği kullanır. Cam üzerine siyah-beyaz baskı yaptıktan sonra onları yeteneğiyle boyar. Bize fotoğraf-resim arasındaki tartışmaların anlamsız olduğunu gösterir. Aynı anda hem fotoğraf hem resim yapabileceğini kanıtlar. Yaptığı eserleri bir kaideye oturtarak aynı zamanda heykel gibi bize her yönden izlettirir. Yusuf Öcel’in çalışmasını ise tam olarak anlamak için oyunun içinde olmak gereklidir. Yaptığı fotoğrafın ismi oyun içinde oyundur. Fotoğrafı anlamak için mutlaka görmek ve belki de bildiğimiz ama bizi biraz daha düşünceye sevk edecek oyuna dahil olmamız gerekir. Dünyanın en eski oyunu olan satrancı seçmesinin nedeni ise oynanan oyunların yüzyıllardan beri aynı şekilde oynandığını vurgulamak içindir.
Ali İhsan ÖKTEN
DÜĞÜNDE MUTLULUK VEYA ÖLÜMÜN SİMGESİ: KAN
Güldünya
Canım abim vurma beni
Bu dünyadan alma beni
Dökülür mü kardeş kanı?
Bir karında yatmadık mı?
Bir anada doğmadık mı?
Bir memeden doymadık mı?
Binbir yarayla tek bir kurşunla gitti gül dünya
Kim farkında kimin umrunda yandı bir dünya
Seni gönderene söyle
Köydeki büyük meclise
Daha çocuk yaşta üstüme çıkan herife
Eğer böyle ölürsem iki elim yakanızda
Hayaletim gezer düşer peşinize
Binbir yarayla tek bir kurşunla gitti gül dünya
Kim farkında kimin umrunda söndü bir dünya
Aylin Aslım-Gülyabani isimli albümünden
Ülkemizde her yıl kaç küçük masum can kurban ediliyor. Ne uğruna… Sadece birkaç damla kan. Kurban sadece namus uğruna öldürülen kızlar değil, onları namus uğruna öldürmekle yükümlü kılınan gençler, kardeşler, çocuklar. Düğün gecesi mutluluk gecesi olması gerekirken mutlaka kan görülmek isteniyor. Çarşafta bir kan lekesi mutluluğu nasıl yansıtabilir ki… Yalanda olsa yansıtıyor. Ya kan yoksa o zaman durum daha felaketlere gebe. Bir damla kana karşılık bir kova kan… Üstelik tecavüze uğrayana… Düğün ve Kan… Mutsuzluk ve ölüm… Bu kanayan yaramız elbet bir gün bitecek, umut ediyorum ve dua ediyorum…
Nazan GÖKKAYA




Nazan GÖKKAYA Hakkında
12 Şubat 1975 yılında İskenderun'da doğdum. Yedi yıl önce, anılarımı ve çocukluğumu K.Maraş'ta bırakıp Adana'ya yerleştim, özel sektörde yönetici olarak çalışıyorum. Adana Fotoğraf amatörleri derneği (AFAD) üyesiyim.
Monoton ve sıradan olan, Nazan’ı öldürüp, olayları daha derin sorgulayan ve düşünen Nazan’ı yarattığı için fotoğrafa çok önem veriyorum…
İKİLEM…
Evetler, hayırlar. Kimi zamanda karşımıza çıkan çoktan seçmeli sorular…
İkilemler yumağı değil midir hayatın kendisi…
Tercihlerimiz kadar tercih etmediklerimiz de önemlidir aslında…
Kimi zaman doğruyu seçmişizdir, kimi zaman da doğruyu seçtiğimizi sanmışızdır…
Aslında aynada ki yansımadır tercihlerimiz…
Süleyman TETİK





Süleyman TETİK Hakkında
Yaşam bir kurgudur, tıpkı fotoğraf gibi. Kimi zaman ailemizin kimi zaman da için de bulunduğumuz toplumun kurguladığı hayatları yaşamaz mıyız?
Senaryosu önceden yazılmış ve bize bırakılmış bir tiyatro oyunu gibi…
Benim de yaşamım Mayıs 1973'te Adana’da kurgulanmaya başlandı... Bu senaryo gereği ilk, orta ve lise tahsilimi yapıp, 1995 yılında Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun oldum... Şu anda Adana Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde görev yapmaktayım…
Fotoğrafçı olmaya karar verdiğimde Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği’yle kursiyer olarak tanıştım ve 2007 yılında derneğe üye olarak kabul edildim. Çeşitli yarışmalarda sergileme ve ödüller aldım.
Yaşamdan kareleri görüntülemeye; kimi zaman kendi kurgularımla, kimi zaman da kurgulanmış yaşamlarla devam etmekteyim…
CAM BOYAMA
Cam üzerine siyah beyaz fotoğrafların baskısını aldıktan sonra malzemem cam olduğu için cam boyası (vitray) ile boyadım. Fotoğraf boyarken tek kaygım fotoğrafımın konusuna, düşüncesine ya da öyküsüne katkı sağlamak değil. Fotoğrafımı boyarken fırça darbelerinde bana has bir sonuç çıkardığımda ben ve fotoğraflarım birbirimize daha tanıdık duruyoruz. Yapmaya çalıştığım tek şey fotoğraflanan öyküyü iç dünyamın renkleriyle renklendirmek.
Cam boyamayı seçmemin nedenine gelince, cam bir nevi heykel gibi hangi taraftan hangi yönden bakarsanız bakın fotoğrafı görebiliyorsunuz.
Tutku KOZANOĞLU




Tutku KOZANOĞLU Hakkında
1981 yılında Saimbeyli'de doğdum. 2002 yılında Ç.Ü Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nü bitirdim. 2006 yılında da yüksek lisans programını tamamladım. Aynı yıl AFAD Temel Fotoğraf Eğitimi’ne başladım. 2007 yılından bu yana AFAD'a üyeyim.
Fotoğrafı elle boyamayı seviyorum. Fotoğraf boyarken kaygım sadece fotoğrafımın öyküsüne katkı sağlamak değil. Fırça darbeleri ile bana özgü yeni bir sonuç çıkartmayı da seviyorum. Belki de iç dünyamın renklerini fotoğrafımda anlatmaya çalıştığım öyküye aktarıyorum.
KIRPIK KANATLAR
Sakarı, Şamisi, Reyhanlısı, Zırhlısı, Maverdisi Safisi neden mi bahsediyorum. Tabiki Güvercin evet evet güvercin...
Güvercinlerle insanoğlunun dostluğu çok eskilere dayanır. Haberleşmenin en güvenli ve süratli yapılmasının gerektiğine inanıldığı günden bu yana insanlar, güvercinlerle haşır neşir olmuşlardır. Çok az masrafla habercilik yapan güvercinlerin, haber taşıma etkinliği ve posta kuryeliği görevi, haber iletim teknolojilerinin geliştirilmeye başlandığı evvelki asrın sonlarına doğru azalmış; ancak insanoğlunun güvercinlere olan yakın ilgisinde bir azalma olmamıştır.
Güvercin yetiştirenler için bu işin en önemli yanı kuşlarının uçuş performansıdır. Kendi kuşları ile özdeşleşmiş bir çok kuşçu biliyorum. Kuşları ile birlikte aynı kümeste yatan, bir çift güvercin için ufak çaplı servet ödeyenler hiç de az değil. Kısa sürede bir yaşam biçimine dönüşen bu tutku, zamanla hep daha iyi kuşlara sahip olabilmek uğruna verilen uzun bir uğraş haline geliyor.
Yetiştirilmesi ince detaylar isteyen güvercinlerin, kanı iyi kuşların yani nesli temiz kuşların çiftleştirilip yepyeni ve kalite nesiller almak için yumurtaları damızlık tabir edilen çandır türlerinin altına yatırılır. 17-19 günlük yumurtaya yatma sonucunda bir hevesle beklenir çıkan yavrular erkek tekmi, dişi tekimi diye. Eğer erkek teki ise bir başka heyecanı vardır yetiştiricisi için.
Boğazları çekilmeye başlanır daha sarı tüyleri üzerindeyken. Hele de sarı tüylerini atıp renk vermeye başladıklarında istenilen nesil alınmışsa bir başkadır hayali. Biraz daha büyüyüp uçmaya başladığında artık sökülme zamanı gelmiştir. Öncü tabir edilen kuşlarla antreman yapar gibi yavaş yavaş sökülmeye başlanır. Özellikle bu sökme dönemlerinde kuşun kuyruk açışı kanat çırpışı ve parlak gördüğünde yapacağı hareketler çok önemlidir. Bu o kuşun değerini arttırır.
Kısaca özetlersek bu bir yaşam biçimidir. Kimi kuşçular bunu bir hoby kimisi ise ticari kazanç haline getirmiştir. Kuşçuluğun kesinlikle bir sınıfı yoktur. Zengin işi veya fakir işi değildir. Bu bir tutkudur.
Beğenmeniz umudu ile...
İlhan MARAŞLI






İlhan MARAŞLI Hakkında
1974 Adana doğumluyum. Yaklaşık 10 yıldır reklam sektöründe çalışmaktayım. AFAD üyesiyim. Ulusal ve Uluslararası birçok sergileme ve ödülüm var.
Bakış açısı olarak "Fotoğrafın Dili Olmalı ve Konuşmalı" diye düşünüyorum. Özellikle hayata geniş açı ile bakmayı ve geniş açının vermiş olduğu avantajları fotoğraflarımdaki öykülerimde yorumlamayı seviyorum.
OYUN İÇİNDE OYUN
Bazen düşüncelere dalarım. Mahallemizde oynanan, şehrimizde oynanan ve ülkemizde oynanan oyunlar, oyuncuları yönlendirenler. Diğer ülkelere baktığımızda o ülkenin siyasi ve ekonomik yapısına göre bir takım oyunların oynanmakta olduğunu görürüz.
Mahallemizde oynanan bir oyuna baktığımızda belki şehrimizde oynanan bir oyunun parçası. Şehrimizde oynanan oyunda ülkemizde oynanan bir oyunun parçası.
Her oyunun yönetenler grubu olduğunu düşünüyorum ancak yöneten olarak gördüklerimiz ise başkaları tarafından bir şekilde yönetilmekte dolayısıyla iç içe girmiş bir takım oyunların istesek de istemesek de parçalarıyız.
Ben fotoğrafımı oluştururken bu düşünceden yola çıkarak hareket ettim ve bu düşüncemi satranç oyunuyla en iyi şekilde ifade edeceğini düşündüm.
Fotoğrafın kendisi bu oyunları anlatmaya çalışan bir yapı taşıyor. Siyah karelere yerleştirilen küçük oyunlar mahalleden başlayıp dünyanın bütününe kadar geniş düşünmemizi sağlayacak açık bir kompozisyon. Ana tema siyah bir karenin içinde verilirken o siyah karenin köşesindeki diğer siyah karede bulunan küçük oyunlarda daha büyük bir oyunun sadece bir kısmını fotoğrafa koyduğumuzu ve fotoğrafın aynı zamanda bir başka büyük oyunun parçası olduğunu göstermeyi amaçlıyor. Sunuluş şekli ile fotoğrafın bitiminden itibaren başlayan ve yerde serilecek şekilde gelenlerin fotoğrafa bakarken üstüne basacakları satranç kareleri koydum. Bu karelere basarak baktığımız fotoğrafın bir parçası olduğumuzu anlatmaya çalıştım. Karelerin büyüklüğü kişinin bir karede duramayacağı bir ebat olarak tasarlandı. Burada ki düşünce ise tek başına ne beyaz karede kalamadığımızı nede siyah karede kalamadığımızı ne salt iyi, nede salt kötü olamadığımızı anlatmak amacını taşıyordu. Simgesel olarak oraya konulan satranç takımının camdan olması oyunların ve bir bakıma hayatımızın kırılgan olduğunun vurgulanmasıydı. Satranç takımının konulduğu sehpa özellikle çok sağlam bir şekilde yapıldı ona yüklediğim anlam ise dünyanın zemini idi.
Bu düşüncelerimi de bu fotoğraf ile yansıtabildiğimi düşünüyorum.
Yusuf ÖCEL
Yusuf ÖCEL Hakkında
1963 yılında Adana’da doğdum. Bir reklam ajansı ve radyo istasyonu sahibiyim. AFAD üyesiyim.
TEKNOLOJİ ÇAĞINDA SAĞLIK
2009 yılı dünya teknolojiyle yarış içerisinde, ülkemiz Avrupa Birliğine girebilmek için uğraşıyor ama köylerde ve kırsal bölgelerde sağlık sektörünün ne aşamada olduğunu göstermek için yaptığım çalışma amacına ulaşmışsa ne mutlu!
Bülent HATİPOĞLU




Bülent HATİPOĞLU Hakkında
05.07.1964 Adana Karaisalı İlçesi’nde doğdum. 1988 yılından itibaren ASKİ Genel Müdürlüğü’nde çalışmaktayım. Benim için fotoğraf bir yaşam biçimi, her karem benden bir parça.
Fotoğraflarımda insan yaşamlarının zorluklarını anlatmak isterim. Amacım bu zorlukları biraz olsun değiştirmek. Fotoğraf bu değişimin bir aracı olabilir mi acaba?
ANADOLU’DAN BAKAN GÖZLER
Anadolu’ da dolaşırken, hep gözlerinin içine bakarım insanların...
Sevgiyi görürüm... Ve sevinci... Bazen hayret içindedirler, bazen ise kızgınlık vardır gözbebeklerinde...
Mutluluk, korku, merak, vurdumduymazlık, sıkıntı ve bunun gibi duyguları sadece bir bakışta anlatıverirler.
İşledikleri kusurları gözleri ele verir... Hüzünleri gözyaşı olur yayılır diğer insanlara.
Zaten gözün bir organ olmaktan öte, beynin nöronik (sinirsel) bir uzantısı olduğunu biliyorum.
Yani beynin dışarıdan görülebilen tek parçasıdır. Bu tıbbi gerçek göstermektedir ki beyin tarafından üretilen düşünceye ulaşmak için en kolay yol gözdür.
İşte bu yüzden dolaşırken gözüm gözleri arar.
Bu kez de şöyle bir Anadolu turu yapmıştım.
Oradan bakan gözleri getirdim sizlere...
Yani sevgiyi, hüznü, korkuyu, mutluluğu, hatta kızgınlığı...
Takdir size ait olsun.
Cemil GÜVEN






Cemil GÜVEN Hakkında
7 Kasım 1963’te Adana’da doğdum. Evli ve bir çocuk babasıyım. 22 yıldır otomotiv parçaları üreten firma sahibiyim.
2006 Yılında AFAD (Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği) ile tanıştım. Ulusal ve uluslar arası fotoğraf yarışmalarında birçok derece aldım.
“Ben hayata yüreğimdeki objektiften bakıyorum”.
SAZ EVLER…
Hazırladığım bu çalışmada Adana’da topraksız tarım işçilerinin yaşam koşullarından örnekler sunmaya özellikle Kamıştan (Saz Evler) yapılmış yaz – kış yaşadıkları evlerinde hayata tutunma çabalarını anlatmaya çalıştım.
Ayşe KAYPAK


Ayşe KAYPAK Hakkında
14.03.1982 tarihinde Adana'da doğdum. Fotoğrafla ilgilenmeye AFAD Kursu ile başladım. S.Haluk Uygur yönetimindeki Nüve Atölyesi ile birlikte fotoğrafa ve yaşama bakışım değişti. Bu değişimi göremediklerimi görmek ve gördüklerimi fotografik bir dil ile göstermek şeklinde kısaca ifade edebilirim.
Bu süreçte her insanın bir dünya olduğunu unutmamak lazım. Fotoğraf da bu dünyadan çıkan ve bu dünyaya ışık tutan parçalardan biridir. Benim için insanlarla iletişim kurabilmenin ve iletişim kurduğum insanların duygularının düşüncelerini kısacası yaşadıklarını yada yaşayamadıklarını anlatabilmenin bir aracıdır. Ayrıca zamanı dondurmak ve düşüncelerimizi, gördüklerimizi dondurmak bunları kurgulamanın kısacası düşünsel anlamda soyutu, somuta çevirmenin çok büyük olay olduğunu düşünüyorum.
SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
.........
.........
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
Yahya Kemal Beyatlı
Hepimiz ölümle yaşam arasında bir ince çizgide yaşarız. Kimi zaman ölüme, kimi zaman yaşama daha yakınızdır. Biz insanlar için bir sondur ölüm. Doğarız, hayatın çetrefilli yollarında bir takım engellerden geçeriz. Zamanla beraber basamak basamak bu sona doğru ilerleriz. Ne kadar üzülsek de ne kadar çabalasak da bu son kaçınılmazdır.

Ben, projemde bu konuları işlemeye çalıştım. Çalışmam biri büyük (150-100cm.), diğerleri küçük (20-25cm) beş fotoğraftan oluşmaktadır. Büyük fotoğrafta derinlik ve çizgilerden yararlanarak hayatın sonunu ve bu sonda bize açılan kapıdan bize farklı bir başlangıcın sunulacağını anlatmaya çalıştım. Diğerlerinde ise ölümden sonraki hayatı fotoğraflamaya uğraştım. Cennet, cehennem, bilgelik, yolun başı konularını işleyen dört fotoğraf elde ettim ve küçük fotoğrafları hazırladığım düzenekte büyük fotoğrafın ortasına yerleştirilebilir hale getirdim. Bu şekilde izleyicilere farklı fotoğrafik seçenekleri deneyerek kendi fotoğraflarını oluşturmalarını sağlamış oldum.
Canan DÖRDÜ


Canan DÖRDÜ Hakkında
1979, Adana doğumluyum. Önce Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik, sonra da Çukurova Üniversitesi Sınıf öğretmenliği bölümlerinden mezun oldum. Şu an Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde çalışmaktayım. AFAD üyesiyim.
Fotoğrafa olan ilgim üniversite yıllarımda başladı. Bence herkesin hayatında unutamadığı bir fotoğrafı mutlaka vardır. Belki çocukluğuna, belki okul anılarına, belki de yakın döneme ait bir fotoğraf. Yaşamın hangi evresinde olursa olsun o fotoğraf, o görüntü aklının bir köşesine yer etmiştir, unutulmaz... Çünkü işittiklerimizi, hissettiklerimizi unutsak da gördüklerimizi kolay kolay unutmayız. Geçmişten gelen bir fotoğrafla gelecekte yeniden yaşarız, yeniden düşünürüz... Ben görsel hafızamızı zorlayarak, bizleri düşünmeye sevk ettiği için fotoğrafı seviyorum.
…







Ayhan MARAŞLI Hakkında
1982 yılında Adana' da doğdum. Reklamcılık sektöründe çalışmaktayım. Bence her fotoğraf karesinin bir öyküsü olmalıdır. Fotoğrafçı giriş, gelişme, sonuç bağlamında görsel imgeleri kullanarak hikayeyi anlatır. Her fotoğrafçının anlatacak bir hikayesi vardır.
Üretilmiş fotoğraflardan, onu tüketen insanlarca farklı çok öykü çıkarılabilir. Ben fotoğrafın kurgudan oluşmasından yanayım. Doğal ve anlık fotoğraflar bence şansa bağlıdır. Ama kurgulanan fotoğraflarda şansa yer yoktur. Fotoğraf için uzunca bir düşünme zamanınız vardır... İsterim ki çekeceğim fotoğrafı yalnızca ben düşüneyim.
AFAD üyesiyim. Ulusal ve Uluslararası birçok sergileme ve ödülüm var.
VAROLUŞ VE LEKE
Haluk Uygur İleri Fotoğraf Teknikleri ve Felsefesi Nüve Atölyesinin Karma Sergi çalışması kapsamında “ Varoluş ve Leke” adlı soyut çalışmamla birlikte Çukurova’nın dağ köylerinde yaşayan insanların hayatlarından bir kesiti foto-röportaj tarzında anlatmaya çalıştım.
Devrim KAYPAK
Devrim KAYPAK Hakkında
11.03.1977 tarihinde Osmaniye’de doğdum. Karacaoğlan'nın deyişiyle keklik öten kekik biten bir orman köyündenim. Evli olup hali hazırda Şehir Planlama ve Gayrimenkul değerleme üzerine çalışmaktayım.
Tarihsel süreç boyunca sanat, toplumsal sürecin değişim ateşi olmuştur. Aynı süreci bireysel anlamda kendi içimde de yaşadığımı düşünüyorum. Bir tutku ile bağlı olduğum fotoğraf, önce kendime sonra insanlara bir şeyler anlatabilmenin dili olmuştur benim için.
Tabi bu anlatabilme süreci ve yetkinliği hiçbir zaman sadece kendiliğinden olmaz. Fotoğrafı teknik ve kuramsal anlamda öğrenebilmek için AFAD'ın düzenlediği kursa ve S. Haluk Uygur'un NÜVE isimli İleri Fotoğraf Teknikleri Atölyesine katıldım.
Hiçbir zaman sevmek, üretmek, değişmek ve değiştirmek için geç değildir. Bu süreçte bana emeği geçen tüm insanlara teşekkür ederim.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi