Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > HAZİRAN 2009 SAYISI - JUNE 2009 ISSUE > Haluk Uygur : Sınır Tanımayan Anadolu 1
Haluk Uygur : Sınır Tanımayan Anadolu 1

ALİ İHSAN ÖKTEN:  Hocam, 1-20 Mayıs tarihleri arasında beş salonda birden “DÜN-BUGÜN-YARIN” adını verdiğiniz bugüne kadar tanık olmadığımız tarzda tüm fotoğraf ve yazın yaşamınızdan bir kesit sundunuz bizlere. Hep değişimi isteyen birisi için olağan karşılanabilecek bir tutum olmasına rağmen fotoğraf camiası içinde veya diğer sanat dalları arasında da alışık olmadığımız bir durumdu. Sadece neden diye sorayım? Böyle bir sunum için gerekçeniz neydi? Yine bu soruyla bağlantılı olarak şunu da sormak istiyorum.


Sergi tanıtım broşüründe bahsettiğiniz Zannediyorum ki bu sergi benim son sergim olacak…” sözünüz birçok kişi tarafından Haluk Hoca fotoğrafı bırakıyor mu? sorusunu çağrıştırdı. Veya öyle düşündü. Bana göre bu yeni bir başlangıç için bir son olsa da neden böyle bir tanımlama yaptınız?

 

HALUK UYGUR: Öncelikle  Bu benim son sergim demiştim” sözünden başlayayım; Nedeni şudur. Bana fotoğrafa ne zaman başladınız? Veya bana fotoğrafla neyi kastediyorsun diye sorabilirsiniz. Eğer fotoğraf deklanşöre basmakla elde edilen bir görüntüdür demeyi kast ediyorsanız üç yaşında boynumda fotoğraf makinesiyle çekilmiş fotoğrafım var.  Bildiğim kadarıyla bizim evde her zaman fotoğraf makinesi vardı. Bu durumda ben fotoğraf çekmiş mi oluyorum. Ancak ben de herkes gibi fotoğraf çekiyordum. Fotoğrafın bir şeyleri ifade etmesi veya anlatması ile ilgili olarak ilk düşünce değişikliğim şöyle başladı. 1980 yılında Erciyes dağına ilk tırmandığımda bu yerleri eşim Hanife Hanım da görmeli düşüncesi ile çektiğim fotoğraflar sonucunda yeni oluşan fotoğraf anlayışım bir dönemin bitmesi yeni bir dönemin başlamasıdır. Yani artık başka bir fotoğraf vardı hayatımda. Bir müddet artık fotoğrafı gezdiğim yerleri başkalarına da göstermek için kullandım. Ama onu daha güzel göstermek için başka çaba sarf etmedim. 1990’lı yılların başında AFAD’la tanıştığımda fotoğrafın eğitim alınması gereken bir sanat disiplini olması gerektiğini anladım. Bu anlayış yaşamımda bu fotoğrafı da bitirdi. Artık yaşamımda yeni bir fotoğraf anlayışı vardı. Bu dönem ödüllerle ve yarışmalarla geçti. Çok sayıda ödül almama rağmen başarılı mıydım? Bugün dönüp baktığımda rahatlıkla hayır diyebilirim. Başarısız olduğumu ancak ilk sergimi açmaya karar verip ödül almış olduğum fotoğrafları yan yana koyduğumda anladım. Büyük ödüller verilen fotoğraflar hiçbir şey anlatmıyordu. Ve bir kez daha fotoğrafı bıraktım. Artık başka bir fotoğraf yapmalıydım. Fotoğraf değiştirmeli ve değişmeliydi. Önüme üç hedef koydum. Fotoğraflarımdan en az biri başka bir ülkenin fotoğraf müzesine kabul edilmeliydi. Şinasi Barutçu kupasını almalıydım. Ve üçüncü hedefim en az bir öğrencim beni geçmeliydi. Şinasi Barutçu kupasını aldım. Şu an 6 ülkede fotoğraflarım ulusal fotoğraf müzesinde izleyicilerle buluşuyor. En sonuncu olan en azından bir öğrencim beni geçmeliydi hedefi 25-30 kez tekrarlanınca yeni bir fotoğraf döneminin sonuna geldiğini düşündüm. Bu yüzden o güne kadar yapmış olduğum her şeyi göstererek jübile yapmak istedim. Ve bu sergileri açtım. Benim için beynimde her yeni bir fotoğraf anlayışına sahip olduğum düşüncesi geliştiği an artık o zamana kadar yaptığım fotoğraflar dönemi bitmiştir. Yeni bir fotoğraf anlayışı dönemim başlamıştır. Bu yüzden benim için bundan sonra kafamda başka bir fotoğraf düşüncesi olacaktır. Şimdi ise fotoğrafı bir teknik olarak görüyorum. Ve eğer insanın anlatamadığı bir şeyi varsa onu anlatmak için bir yol bulması gerektiği düşüncesindeyim. Bu bulduğu yol ne kadar estetik olursa o kadar sanat yapılmış olur. Ancak insanın duygu ve düşüncelerini anlatmak için kendisini sadece fotoğrafla sınırlaması kadar haksızlık yoktur. Bazen fotoğraf sizin duygu ve düşüncelerinizi anlatmakta yetersiz kalabilir. O zaman niçin öbür yolları denemeyeyim? Kısacası bu fotoğrafı bir reddediş değil, aksine diğer sanat alanlarını da keşfediştir. 


 

ALİ İHSAN ÖKTEN: Hocam açılışını yaptığınız tarihi Kız Lisesinde beni ve gelenleri çok şaşırtan bir durum söz konusu idi.  Bugüne kadar el üstünde tuttuğumuz, belki de sergilerde dokunmaya çekindiğimiz fotoğraflar yerlere serpilmişti. Dikkatle baktığımız zaman hem duvarlardaki fotoğraflar hem de yerlerdeki fotoğraflar sizindi. İlk gelenler şaşkınlıklarından fotoğraflara basmaktan çekinse de sonradan fotoğrafların üzerine basıldı. Böyle bir açılış bir şeylere dikkat çekmek miydi? Tepki miydi?  Veya bir şeyleri protesto etmek miydi?


 

HALUK UYGUR: Yerdeki fotoğraflar aslında beni simgelemekteydi. Aynı duvarlardaki fotoğrafların beni simgelediği gibi. Ama biz nedense bugüne kadar hep duvarlardakini önemsedik. Ve kendimize hep yukarılarda bir yerleri uygun gördük.  Ama bir yol dönüp geriye baktığımda yere düşmüş fotoğraflarımın duvardakilerden kat be kat daha fazla olduğunu anladım. Ama anladıklarım içinde daha önemlisi yerdeki fotoğrafların beni duvardaki fotoğraflarıma göre daha çok geliştirdiğini hissetmemdi. Genel anlamda öz geçmişimize göz attığımızda var olan başarısızlıklarımızın başarılarımıza göre daha fazla olduğunu ve yeni bir başarının bir başarısızlıktan alınan dersten doğduğunu düşünüyorum. Aslında ben üzerime basılmasını istedim. Basmayanlar için teşekkür etmekten başka yapacağım bir şey yok.


 

ALİ İHSAN ÖKTEN: Hocam sadece fotoğraf yönünüzün olmadığını biliyoruz. Sergilerinizde aynı zamanda yeni çıkan kitaplarınızı imzaladınız. Kısaca bu kitaplardan bahsedersem; fotoğraf sanatı ve kültürü üzerine yazdığınız “BU KEZ FOTOĞRAF YAZDIM” kitabınız, gazetelere yazdığınız gezi yazılarınız, tarihi ve turistik yerleri ve kentsel dokusuyla “ADANA” kitabınız, yaşamınızın bir kesitinin öyküsünü anlattığınız “30’a 30 DEMİR KAPAKLI PENCERE” ve “FOTOĞRAFLAŞTIRAMADIĞIM HAİKULAR” isimli, Haiku tarzında yazılmış kitabınız ve sunumlarını yaptığınız diğer fotoğraf sergilerinin albümleriyle de gelen fotoğraf severler ilk kez tanıştı. Ben Haiku üzerine sormak istiyorum. Fotoğraf mı daha zor? Yoksa Haiku yazmak mı? Yoksa sanatlar arasında böyle bir denge sağlamak mı söz konusu. Veya sanatların birbirinden beslendiğine dair örnekler mi  vermek istediniz?

 

HALUK UYGUR: Biraz önce söylediğim gibi sanat sadece düşüncedir. Fotoğraf, edebiyat, resim ve benzerleri gibi. Fotoğraf gibi her sanat dalında sanatçı kendi duygu ve  düşüncelerini başkalarına aktarmak için kullanır. O zaman düşünen adamı sadece bir teknikle sınırlamak haksızlık olur. Haiku’ya ilgi duymamın nedeni ise bazı arkadaşlarımın ilgisinden etkilenmemin yanında onun da fotoğraf gibi matematiksel ölçüler içermesidir. Haiku, bir Japon yazım sanatıdır. İlk kez Başo tarafından icat edilmiştir. Haiku’nun en önemli özelliği bir felsefik söylemi olmalıdır. Haiku’nun kuralları da bu felsefeye uygun olarak belirlenmiştir. Tüm söyleyeceklerini 17 hecede söyle. Ve bu 17 heceyi 3 satıra bölmelisin. Gördüğünüz gibi hem az sözle çok şey söyleyeceksin, hem de bu kurallar içinde kendini disipline edeceksin. Yani aynı şey fotoğrafçı için de geçerlidir. 36x24 milimetrelik bir kareye çok şey söyle ve sığdır. Ama roman da yazabilirim. Film de çekebilirim. Hiçbir şey yapmazsam konuşurum.

 

ALİ İHSAN ÖKTEN: Hocam birkaç örnek verebilir misiniz?

 

HALUK UYGUR:      Beyaz yazıyor

                            Kurşunun siyahına,

                            İnat kalemim.

 

                            İlk gözyaşını

Bıraktı mı toprağa,

Karanlık bulut?

 

Gün bitti ama

Başındayım henüz ben,

Kırık yazımın.

 

ALİ İHSAN ÖKTEN: “TESPİHSİZ HAPİSHANELER”, “BITTIM”, başlıklı sergileriniz ve fotoğraf albümleriniz de izleyicilerle ilk buluştu. “İNANÇLARIYLA YAŞAYAN ANADOLU” serginizde Anadolu’nun bir arada yaşayan farklı dinlerini veya inançlarını çalışmıştınız. “SINIR TANIMAYAN ANADOLU” adlı serginizde ise bana göre Anadolu kültürünün sadece Anadolu ile sınırlı kalmadığını tüm ülkelerde Anadolu kültürünün izlerinin görülebileceğini ifade etmişsiniz. Anadolu’nun yeterince ve hakkıyla fotoğraflandığını düşünüyor musunuz?

 

HALUK UYGUR: Bu sergimin özellikle Anadolu’ya komşu ülkelerdeki etkisini tabii ki vurgulamak isterim. Ama buradaki sınır tanımayan demek ile resmi anlaşmalarla sınır çizilmesine bir itiraz yapmıştım. Biliyorsunuz bu sınırlar genellikle ve hatta çoğunlukla savaşlarla çizilir. Halbuki insanların birbirine olan etkisi çoğu kez hatta her zaman bu sınırların ötesine taşmaktadır. Adeta resmi kayıtlarda olması dışında birbirinin içine girmiş ikinci bir sınır daha vardır. Kültürel birlikteliğimizin olduğu bu sınır birincisinin aksine savaşı değil barışı sağlar. İşte Anadolu’nun bu barışçı yanına dokunmak istemiştim. Ama Anadolu’yu 1-5-10 kerede anlatmak mümkün mü? Tabii ki daha çok anlatmak gereklidir. Ben bu sergide resmi sınırların içinde bir tek fotoğraf göstermeden Anadolu’yu anlatma olanağı buldum.

 

ALİ İHSAN ÖKTEN: Hocam bildiğim kadarıyla çoğunlukla belgesel çalışmalar yaptınız.  Belgesel fotoğrafçı, bir yönü ile olumsuz toplumsal gelişmelerden endişe duyan bireyi temsil eder. O, üretimi ile toplumu bilgilendirir, zaman içinde çözümler üzerine düşündürür. İşte bu nedenden dolayı. seçilen toplumsal projeler, belgesel fotoğraf'ın can damarlarıdır. Artık özellikle seksenli yıllarda, gezi fotoğrafçılığı yani özellikle “gezelim, görelim, çekelim ve unutalım” felsefesi ile beklide fotoğrafın içini boşaltan 'renkli' anlayış artık sadece fotoğraf sitelerinde devam ediyor. Bir toplumsal konuyu ele alıp, eni ve boyu ile uzun süreli çalışan fotoğrafçıların projeleri daha çok ses getiriyor. Yayınlanacak alanların darlığına karşın; artık fotoğrafçılar 'foto-röportaj'ın ve 'belgesel fotoğraf’ın gücünün farkında. Şimdi daha çok fotoğrafçı; giriş, gelişme ve sonuç ekseninde kalıcı hikayeler için emek veriyor. Siz başından beri bu konuların başarılı örneklerini verdiniz. “İnançlarıyla Yaşayan Anadolu”, “Sınır Tanımayan Anadolu”, bu konuların en güzel örneklerinden.  Fotoğrafta değişim, yenilik önem verdiğiniz şeyler. Bir tarafta fotoğraf sitelerinde, derneklerde veya fotoğraf kurslarında fotoğrafı hızla üreten ve tüketen bir grup, diğer tarafta fotoğraf ve sanatı adına  çaba gösterenler. Bir taraftan da çeşitli fotoğraf programlarının olanak sağladığı kreatif çalışmalar. Günümüzde Fotoğrafı Nasıl Değerlendiriyorsunuz? Sizce fotoğrafın bundan sonraki gidişi ne olacak?

 

HALUK UYGUR: Fotoğraf sadece bir teknolojidir. Dolayısıyla bu teknolojiyi farklı amaçlarla kullanmak mümkün. Farklı kişiler farklı amaçlarla kullanılabildiği gibi aynı insan da farklı amaçlarla kullanabilir. Yani bir fotoğrafçı hem çocuğunun fotoğrafını çekebilir, hem de barışa katkı sağlamak amacıyla katkı yapabilir. Ne yazık ki ikisine de fotoğraf deniliyor. Aslında farklı şeyler. İlle de bir ayırım yapmak gerekirse ikincisine “tırnak içinde” “fotoğraf” denilebilir. Dolayısıyla hızla fotoğraf çekenlerin sayısı arttığına göre farklı amaçlarla fotoğraf yapanlar da birbirinden ayrılacaktır diye düşünüyorum. Ben düşündüklerimi söyleyerek, değiştirmek üzere fotoğrafı da kullanmak istiyorum. Herkes kendi yolunu seçecektir.  

 

ALİ İHSAN ÖKTEN: Sergilerinizin bir kısmında atölye öğrencilerinizin çalışmaları da vardı. Belki de bu usta-çırak ilişkisini yansıtan bir çalışma olarak da ilkti. Böyle bir yaklaşım fotoğrafı ileri taşıması açısından da önemli bir duruştu. Bu durumu etkilendiğim ve etkilediğim atölye arkadaşlarım olarak belirttiniz ve onların çalışmasını neden kendi serginizin bulunduğu salonun bir üst katında sergilediniz?

 

HALUK UYGUR:  Benim için usta-çırak ilişkisi çok önemlidir. Aslında tüm sanat ve zanaat dallarına baktığımız zaman da böyledir. Hekimlik de böyle değil midir? Ama kim usta kim çırak onu ayırmam zor. Belki de bunun için o sergimin adını “ETKİLEŞİM” koydum. Hedefime ulaştığımı söylediğime göre onların beni geçtiğini kabul ediyor olmam gerekir. Kim usta kim çırak siz karar verin. Artık yolumuza beraber devam edeceğimiz yeni arkadaşlar ve yeni bir döneme geldik.

 

ALİ İHSAN ÖKTEN: Hocam bundan sonraki sanat yaşamınızda başarılar dilerim. Çok teşekkür ederim.

 

HALUK UYGUR:  Bu güzel söyleşi için ben teşekkür ederim.

 

SINIR TANIMAYAN ANADOLU

 

Savaşlar genellikle ülkeleri birbirinden ayıran idari sınırları belirlemek için çıkar. Ancak çoğu kez kültürel etkileşim bu sınırları aşar. Yani savaşların ana nedeni olan resmi sınırların dışında, kültürel etkileşimin belirlediği ikinci bir sınır daha vardır. Üstelik bu sınır savaşı değil, barışı sağlar. Bunun nedeni kültürel yakınlıklarını hissedenlerin birbirine düşman olmaktan sakınmalarıdır.

 

Takdir edersiniz ki; Yaklaşık on bin yılı bilinen “İnsanlık Tarihi”nde en önemli uygarlıkları doğurmuş olan Anadolu, kültürel birikimini savaşın zorla çizdiği sınırlarının dışına taşıyacaktır ve kültürel birlikteliğin oluşturduğu ikinci bir sınır meydana getirecektir.

 

Savaşı soluğumuzda hissettiğimiz şu günlerde, Türkiye dışında idari sınırlar boyunca dolaşarak, bahsettiğim o ikinci sınırın izleri peşine gittim. Ve barışı gördüm… Fotoğrafladım.

 

Sonunda anladım ki Anadolu’yu sınırlamak mümkün değil. Ya savaşı?

 

Fotoritim’de sizlerle bu çalışmamı paylaşmak istedim. Ancak 100 fotoğraftan oluşan sergiyi bir defada vermek mümkün olmadı. Bu yüzden çalışmamın devamını gelecek sayılarda da bulabilirsiniz.

 

 

TÜRKİYE’DEN DAHA ÇOK TÜRKİYE

Azerbaycan/BAKÜ-ŞEKİ-QUBA

 


Bakü Havaalanı’na düştüğümüzde, pasaportumu inceleyen memur Türkiye’den geldiğimi görünce yanındakine “Ayakkabısı yahşi” diyerek, incelemeden mührü bastı. “Ayakkabısı güzel” demesinden ne demek istediğini, Azerbaycan’da dolaşırken Türkiye’den gelmenin ne kadar önemli bir ayrıcalık olduğunu görünce anlamıştım.

 

Sıradan bir fotoğrafçıyı, sırf Türkiye’den gelmiş olması nedeniyle televizyona çıkaracak kadar önemseyen böyle bir ülkede, asla yabancılık hissetmiyorsunuz.

 

Zaten aynı dili konuşup, aynı geleneklere sahip olduğumuz Azerbaycan’ı gezerken, sanki Türkiye’nin bir kentinde dolaşıyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz.

 

Orada çok kızdıkları şey, kendilerine “Azeri” denmesi…”Azeri” kelimesi bizim kimliğimizi unutmamız için uydurulmuş bir kelimedir, biz “Azerbaycan Türkü’yüz” diyorlar.


















 

YANİ SEN EFENDİ…

Gürcistan/BATUM

 


Hopa Sınır Kapısı’nın hemen yanı başında Karadeniz sahilinde bir sayfiye kenti Batum… Ama sayfiye kenti deyiminin Antalya gibi bir şehir çağrışımı yapmasından korkarım. Gürcistan’ın zenginliği ile orantılı bir sayfiyeden bahsediyorum.

 

Zaten Batum’u gezerken iki şey hemen dikkati çekiyor… Birincisi diktatörlük düzeyinde etkili baskıcı rejim, ikincisi yoksulluğun insanlar üzerindeki etkisi.

 

Türkiye’ye gitmek, Türkiye’de yaşamak onlar için “Alis Harikalar Dünyası’nda” gibi bir rüya…Birçoğu da Türkçe biliyor.

 

Fotoğrafını çekmek için uğradığım saat tamircisine Türkiye’den geldiğimi söyleyince “Yani sen Efendi!” demesi bence bu çalışmanın çarpıcı sözüydü.

 






 

ÇİNGENELER ZAMANI

Romanya/ OREDEA

 


Romanya denilince aklıma Çingeneler geliyor…

 

Gerçi yaşamlarını sınır tanımamazlık ile sınırlayan bu insanları, genişliği bir ülke kadar bile olsa bir sınırın içinde ifade etmek ne kadar mümkündür?

 

Şu an bir grup arkadaşım ile birlikte Adana’da da Çingeneleri anlatan benzer bir çaba içindeyiz… Ve tüm Çingeneler arasında bir sınırın olmadığını, sanki hepsinin bir tek ülkede yaşıyormuş gibi birbirine benzediğini düşünüyorum.

 

Bir tek ülke deyince de hemen dünya aklıma geliveriyor.

 

Anadolu da biraz Çingenelere mi benziyor acaba?

 

Bilemem yanılıyor olabilirim!

 

Ama ikisinin de sınır tanımadığı bir gerçek.















 


FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :


Haluk Uygur : Nüve Atölyesi
Haluk Uygur : Eller Beynin Dilidir
Haluk Uygur ile Fotoğrafa Dair


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 3 yorum, 1-3 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Haluk Hocam; mükemmel fotoğraflarınız için sizi bir kez daha candan kutluyorum. Selam, sevgi ve dostlukla...
Ö.Özgür ONAR eklemiş - adds | 04 Haziran 2009 Saat - Time 16:37
Sevgili Haluk hocam,
Serginiz de ve gösterinizde büyük bir keyifle izlediğim fotoğraflarınızı buradan tekrar aynı keyifle izledim,yine büyük bir keyifle dinlediğim açıklamalarınızı buradan yine keyifle okudum.
Sizi yürekten kutluyorum ve saygılarımı sunuyorum.
Sevgiyle,ışıkla kalın...
Mine TUNCER eklemiş - adds | 13 Temmuz 2009 Saat - Time 14:49
HALUK HOCAM TEBRİK EDERİM . YAZILARINIZ VE CALISMALARINIZ BİZLERE IŞIK OLUYOR BİZLERE DÜŞÜNDÜKLERİMİZİ HAYATA GEÇİRMEDE TEŞVİK EDİCİ YÜREGİNİZE SAĞLIK HOCAM SAGLICAKLA KALIN...
ALİCAN ÇİÇEK eklemiş - adds | 14 Temmuz 2009 Saat - Time 11:15
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Adem Sönmez

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.