Sandisk sponsorluğunda bir grup fotoğrafçı arkadaşlarla 21-23 Nisan 2007 tarihlerinde Antalya'da bir foto-safari çalışması içinde yer aldım. Bu gezimde, daha öncesi bu kadar yakından tanıma fırsatı bulamadığım Antalya Kaleiçi'ni bir gün boyunca değişik zaman dilimlerinde hem derinlemesine gezip hem de fotoğraflama şansım oldu. Bu çalışmalarımı hem sizinle paylaşmak ve hem de biraz edindiğim tarihi bilgileri aktarmak istiyorum.
Kaleiçi gezimize Yivli Minare'den başlayalım isterseniz;
Yivli Minare, Antalya'daki en eski ilk islam yapıları arasında yer alıyor. XIII . Yüzyılda yapılan bir Selçuklu eseri. Kaidesi kesme taştan, gövdesi kırmızı tuğla ve fruze renkli çinilerden yapılmış. Mimari olarak 8 yivli olarak tasarlanan ve yapımı gerçekleştirilen bu minare, adını da bu özelliğinden alıyor. Antalya'nın sembolü haline gelen Yivli Minare, 38 mt yüksekliğinde ve 90 basamaklı bir merdivenle çıkılıyor.
Yivli Minare'nin Camisi'de Yivli Minare Camisi olarak hemen yanı başında yer alıyor. Cami ve Minare aynı avlu içinde ama ayrık nizamda inşa edilmişler. Yivli Minare Camii Anadolu'daki en eski kubbeli camii örneklerinden kabul ediliyor. 1372 yılında inşa edilen ve yarım küre şeklinde 6 adet kubbeye sahip olan bu yapının mimarı Balaban Tavşi'dir. Yapımında kullanılan malzemelerden bir kısmının da civardaki antik kalıntılardan olduğu bilinmektedir.
Şu günlerde Yivli Minare ve Yivli Minare Camii'nde restorasyon çalışmaları yapılmaktadır. Ancak etraftan çalışmaların çok yavaş ilerlediği bilgisini de alıyoruz. Pencerelerinden birinden merakla objektifimizi uzatıyoruz, yukarıdaki manzara ile karşılaşıyoruz. Anlaşılan restorasyon çalışmaları yavaş bile ilerlemiyor bize göre. Hatta durmuş demek daha doğru.
Kaleiçi'ndeki gezimize ünlü Hadrian Kapısı ile devam edelim.
Hadrian Kapısı, Antalya'daki en iyi korunabilen tarihi yapı desek yeridir. İ.Ö.130 yılında dönemim Roma İmparatoru Hadrian adına yaptırılmış. Adını da oradan alıyor.
Zamanlar, şehir surları kapının dış kısmını kapatmış, uzun yıllar kullanılmamış. Belki de, günümüze kadar bu denli korunabilmesini buna borçluyuz. Sur kalıntılarının yıkılması ile ortaya çıkan kapı Pamfilya'nın (Antalya'nın o dönemdeki adı) en güzel kapısı özelliği ile ünlüdür. Üst kısımlarında kubbe şeklinde üç açıklık olan kapıda, iki kat olduğu bilinmekte, ancak ikinci katın yıkılması ile yapının bu bölümü hakkında bu anlamda bir bulguya rastlanılmamış. Sütunlar hariç tümüyle beyaz mermerden yapılmış. Kapının her iki yanında, kapı ile aynı dönemde yapı olmadığı bilinen iki kule var. Bunlardan biri Julia Sancta Kulesi olarak biliniyor ve Hadrian Dönem'inde inşa edildiği biliniyor. Süslemesiz blok taşlar kullanılarak yapılmış, kuzeyindeki alt kısımlarının antik çağa ait olduğu bilinmektedir. Üst kısımlar, daha sonradan Selçuklular Dönemi'nde ilave olagelmiş eklentiler.
Adrian Kapısı'ndan girerek tarihe tanıklık etmeye ve geçmişi yaşamaya, hissetmeye devam ediyoruz. Her köşeyi döndüğümüzde, her sokağa girdiğimizde bizi başka sürprizlerin beklediğini tahmin edebiliyoruz.

İlk sürpriz delik deşik olmuş sokaklar oluyor. Turizm sezonunun başlamış olmasına rağmen çoğu bitirilememiş alt yapı çalışmaları. Zaten çok dar olan sokaklara bir de çalışan işçiler, el arabaları, sökülmüş kaldırımla, kazılmış topraklar eklenince yürümek ve onların arasından fotoğrafı kadrajlamak ne kadar iyi sonuç verir diye geçiriyorum aklımdan. Ancak biraz zaman geçince, aslında bu çalışmanın ilk başta dezavantaj gibi görünmesine rağmen, özellikle fotoğraf için bir avantaja dönüştüğünü hissediyoruz. Bu altyapı çalışmalarından dolayı Kaleiçi tamamen araç trafiğine kapatılmış. Sokak aralarında park eden arabalar olmayacak. Bu bizim için gerçek bir fırsat. tarihi dokuyu, tam olarak çalışmak mümkün. Bu yüzden kendi adımıza seviniyoruz bile.
Tarihi mekanlarda,özellikle tatil yörelerinde ne yaparsak yapalım mutlaka bir otomobil kadraja girer bu kaçınılmazdır. Bu sefer şanslı hissediyoruz kendimizi.
Sokak aralarında gezinirken bir şey dikkatimizi çekiyor. Büyük kentlerde alışık olmadığımız bir şekilde çoğu evlerin ana giriş kapıları ardına kadar açık ve ortalıkta pek kimse görünmüyor. Eskiden Anadolu'da hep böyleymiş, kapılar hiç kapanmazmış. Hatta komşu, komşunun evine rahatça girer çıkarmış. İnsanların birbirine olan güveni ve istismarcı olmayan yaşam biçimleri. Bunu burada görmek ve yaşamak çok güzel bir duygu.
Kapılardan içeriğe doğrultuyoruz objektiflerimizi. İçlerinde çok bakımlı, derli toplu olan evler de var, bakımsız, neredeyse harabeye dönmüş evlerde.
Tabi, çeşitli nedenlerle, artık içinde yıllardır kimsenin yaşamadığı, bakımsızlıktan yer yer yıkılmış duvarları, camsız pencereleri, kapısına yıllardır el değmemiş olduğu her halinden belli olan görünüşleri ile içimizi sızlatan evler de yok değil. Eski eser değerlendirmesi ile yapılan her türlü tadilatın aslına uygun olarak yapılması gerektiği yasal bir uygulama var. Yasa koyucu yasayı koyarken, "Burada yaşayanların maddi gücü buna yeter mi?" diye sorgulamamış. 
Halk tamamen kendi maddi olanakları ile bir tarihi yaşatmaya çalışıyor. Tabi ki maddi durumu iyi olmayan düşük gelirli aileler için yaşadıkları evin onarımı söz konusu bile değil. Aynı işçilik ve malzeme ile aslına uygun olarak tadilat yapmak yeni bir ev yapımının neredeyse 4-5 katını bulabiliyor. Akşam bir tas çorbayı sofrasına zor koyabilen bir ailenin bunu yapması hiç olanaklı görünmüyor. Bir şekilde mutlaka devlet desteğine gereksinim var.
İçeride yaşayanların yaşam standartları değişik olsa da Kaleiçi Evleri'nin ortak özellikleri oldukça fazla. Genellikle yığma taştan ve ağaç bağlantılı olarak yapılmışlar. Hepsinin bir sokak cephesi ve bir de sokak görmeyen bahçesi bulunuyor. Sokağa bakan yüzde, ilk katta çok az pencere var. Üst katta ise "Cumba" denilen hem ev, hem de sokak mimarisine uygun olarak yapılmış çıkmalar var. Bu çıkmalar ağaç süslemelerle bezenmiş. Evlerin merkezini, zemin katta, bahçeye açılan ve taş zeminli "Taşlık"lar oluşturuyor. Bu taşlıklarda ağaçtan dinlenme kanepeleri var. 
Buralardan zemin kattaki odalara geçilebildiği gibi, üst katlara da bir merdivenle ulaşılıyor. Zemin katlar evin daha çok hizmet bölümü olarak düzenlenmiş. Depo, mutfak gibi bölümler burada bulunuyor. Üst katlar ise yaşam için düzenlenmiş. Üst katların odalarının pencereleri daha büyük olduğundan dolayı daha aydınlık ve ferah. Çoğunlukla bu odalarda üst üste iki sıra pencere var. Üst pencereler camsız olup ağaç kafeslerden oluşmakta, alt pencereler açılıp kapanabilir türden. Cumbaların üst pencerelerinde küçük boyutta ve genellikle renkli camlar bulunuyor.
Bu arada pek çok evin de aslına uygun olarak restore edilip pansiyon olarak kullanıldığını belirtmem gerekiyor. Bizimde Antalya'da kaldığımız sürece konakladığımız mekan böyle bir yapıydı ve buram buram tarihi yaşadığımızı ve kokladığımızı belirtmeden geçemeyeceğim.
Yine ev/pansiyon olarak kullanılan bir evin açık olan kapısından başımı uzatıyorum. Gördüğümüz manzara beni yıllar öncesine alıp götürüyor. Duvarda asılı fotoğraflar, evin eskiden yaşayan aile bireylerine aitmiş. Yerdeki kiliminden, penceresinde asılı perdesine kadar, birbirlerine olan uyumu, ince işçiliği ve zerafeti görüp de hayran olmamak olası değil.
Başka bir sokağa girdiğimizde Kesik Minare Camii karşımızda duruyor.
Arkeolojik incelemelerde, Yapının İ.S.II yüzyıl başlarında yapıldığı tespit edilmiş. Bulgular, yapının yine İ.S. V. yüzyılda, mevcut antik çağa ait bir tapınak üzerine bazalika olarak yapıldığını gösteriyor. Osmanlılar döneminde Padişah II Beyazit'in oğlu Sultan Korkud tarafından camiye dönüştürüldüğü söylüyor tarihçiler. Yine o dönemde yapıya birde minare eklenmiş. XIX. yüzyılda çıkan bir yangında, minarenin ahşaptan yapılan üst kısmı tümüyle yanmış.Bir daha da yapılmamış. Bu yüzden yapının adı Kesik Minare Cami diye anılıyor.
Yapının, yüzyıllara meydan okurcasına hala ayakta kalan kısımları, antik çağdan günümüze bölgede yaşayan tüm medeniyetlerin izlerini taşıyor. Özellikle, antik dönem ve Selçuklu Mimarisi unsurlarının tümünü bir arada görme anlamında eşine az rastlanır bir kalıntı olduğunu gözlemleyebiliyorum.
Hatta yapı bu özelliği ile aslında içinde bulunduğu bölgenin de bir özetini sunuyor. Bir yapı üzerinde tüm çağlara, tüm medeniyetlere ait izleri görebiliyor olmak gerçekten heyecan verici.
Başka bir sokağa giriyoruz. Gördüğüm ilk açık kapıdan başımı uzatıyorum. Hemen göze çarpan, girişte solda içinde taze çiçeklerin konulduğu ve vazo olarak kullanılan bir testi dikkat çekiyor. Yerde duran ağzı açık çimento torbası, içeride bir tamirat yapıldığını söylüyor. Burası, ağaç gövdesi ve derme çatma tahta parçalardan yapılan raflarına itinalı bir şekilde dizilmiş, her dilden ve nerdeyse her milletten kitapların satıldığı bir kitapçı dükkanı. İçerideki atmosferden çok etkileniyor insan.
Hemen yanı başındaki açık kapı ve evin arka bahçesinde kendilerince oyun oynayan çocukları görüyorum. Evin ve bahçenin düzeni ve kullanış biçimi, ev sakinlerinin yaşam biçimleri hakkında ipuçları veriyor. Düşük gelir düzeyine rağmen içinden mutluluk fışkırıyor. O an orada oynayan çocukların arsında, çocukça bir mutluluk ve sevecenlik kaplıyor içimi.
Bir başka köşe, yaşı ilerlemiş bir kadın bahçe duvarına yaslanmış uzaktan bizi izliyor. Ona doğru yöneliyorum. Fotoğrafını çekmek için izin istiyorum. "Ne çekicen beni, orda bir sürü güzel kız var, onları çek." diye bakışlarını kaçırıyor objektiften. Buna rağmen yanımdaki arkadaşlarla da konuşmaya devam ediyor ve yan gözle poz vermeyi ihmal etmiyor.

Biraz ileride, oynayan çocukları görüp onlara yöneliyoruz. Fotoğraftaki ufaklık, camdan bakan annesinin talimatıyla, kendisine para verirsek fotoğrafının çekilebileceğini söylüyor. Cebimizdeki bozuklukları oynayan çocuklara paylaştırıyoruz. Annesi yukarıdaki pencereden bağırıyor; "Kaç para verdiler?" Küçük avuçları içindeki bozuklukları, minik parmaklarıyla saymaya çalışıyor.
Farklı bir bakışla bir günlük Kaleiçi turumuzdan objektifime takılanlardan oluşan bir demet fotoğraf aşıda slayt gösterisi olarak geçiyor. Sözü fazla uzatmadan sizi bu gösteri ile baş başa bırakıyorum. Bilgisayarınızın ses düğmesini açıp arkanıza yaslanın. Yaklaşık 6 dakika sürecek 62 fotoğraftan oluşan bir gösteriyi beğeneceğinizi umuyorum. Başka fotoğraflarda, yeniden buluşup paylaşmak dileğiyle.
Kaleiçi - ANTALYA Nisan 2007
Gerçek anlamda fotoğrafla
Onlarca yurtdışı ve yurt içi fotoğraf sitelerinde fotoğraflarınıpaylaşıyor. Bu sayede yurt dışında da tanınır hale geldi. Yaklaşık 3 yıldır, Venezualla Telekom İdaresi'nin arşivinde yaklaşık 500 fotoğrafı MMS olarak gönderilmek üzere aboneler tarafından kullanılıyor.
Çeşitli gazete ve dergilerde fotoğrafları yayınlanıyor. Fotoğraf guruplarının içinde onlarca karma sergide yer alıyor. İlk kişisel sergisini geçtiğimiz nisan ayında Afrika'da 2006 yılındagerçekleştirdiği bir fotosafari sonrasında çektiği fotoğraflardan seçerek izleyici ile uluşturuyor. Kendisi fotoğrafı; onu yaşamın kargaşası ve stresinden uzaklaştıran, kendisi ile buluşturan ve kendisini en iyi ifade edebildiği vazgeçemeyeceği bir hobi olarak değerlendiriyor.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"