Bu sayımızdan itibaren yeni bir köşemiz daha var : “ Her Fotoğraf Bir Öykü “.
Her ay sizlerden gelen fotoğrafları ve çekim öykülerini yayınlayacağız. Çekim koşulları, çevre, çekerken içinde bulunduğunuz ruh hali, nasıl bir teknik kullandığınız, hangi ekipman ile çektiğinizi içeren çok kısa öyküler ile fotoğraflar buluşacak. Böylelikle teknik, bakış vb konularda düşünülen ile yapılanı ve ortaya çıkanı görme şansını yakalayacağız. Sizlerin de fotoğraf ve çekim öykülerinizin yayınlanması için; uzun kenarı max 800 piksel olacak şekilde fotoğrafınızı ve kısa çekim öyküsünü

Gölge Böceği - Baybars SAĞLAMTİMUR
Gölge böceği uzun zamandır kafamda kurguladığım ancak bir türlü doğru yerde ve zamanda karşıma çıkmayan bir karedir. Esasen stüdyoda veya doğada, insan müdahalesi ile bu tür fotoğrafları çekmek çok zor bir iş değildir. Ancak, doğa fotoğrafı olarak sunulabilirler mi veya doğa fotoğrafı ile ilgilenen bir kişiyi ne derecede tatmin ederler, tartışılır? Bu kısma şimdilik girmeyeceğim. Merak edenler daha önceden Fotoritim’de yayınlanmış olan "Doğa Fotoğrafçılığının Tanımı ve Etik Değerler", ayrıca "Doğa Fotoğrafçılığında Müdahale" başlıklı yazılarıma göz atabilirler.
Kastamonu’da, Şeker Kanyonu boyunca yaptığımız bir yürüyüş esnasında karşılaştım Gölge Böceği ile. Eğimli gelen gün batımı ışığının vurduğu yaprağa tersten bakıldığında, yaprağın nefis detaylarının yanı sıra arkasındaki böceğin oluşturduğu gölge çok hoş bir görüntü sergiliyordu. Nikon D200 sayısal fotoğraf makineme, 60mm f/2.8 Micro-Nikkor objektifimi takarak yakın çekim için eğilerek konuya yaklaştım. Tüm detayları, en ince ayrıntısına varıncaya dek aktarmak istediğimden ISO ayarımı makinemin izin verdiği en düşük değer, yani 100’de tuttum. Bu koşullarda, yaprağın tüm ayrıntılarını net çıkarabilecek ve elde çekim yapabileceğim 1/200sn gibi bir örteç hızına olanak tanıyacak diyafram değeri olan f/9’u seçtim. Net alan derinliğimin ne kadarlık bir alanı kapladığını, makine gövdesinde bulunan, net alan derinliğini gösteren düğmeye basarak son kez kontrol ettim. Daha sonra yaprağın koyu yeşil rengi nedeni ile ve yapraktaki tüm damar detaylarını daha iyi aktarabilmek için -ışık patlamalarına engel olmam gerektiğinin de bilincinde olarak- makinenin matriks poz ölçüm değerine -1.0 EV müdahale ettim. Yani, fotoğrafın normalde pozometrenin verdiği değerden 1 durak daha az ışık almasını sağladım. Çekimler böceğin yaprak üzerinde bulunduğu süre boyunca sürdü. Eve döndükten sonra bilgisayarda en uygun kareyi seçerek siyah-beyaza dönüştürdüm. Kontrast, keskinlik ve ‘level’ ayarları ile bir miktar daha uğraştıktan sonra görüntüyü istediğim son hale ulaştırmış oldum.
Caferiler, Hz.Hüseyin ve 71 yakınının Kerbela’da katledilişlerini her yıl törenlerle anmakta, dövünerek acı çekerek, o günkü acıyı yaşayıp anma törenleri yapmaktalar. Caferilerin daha yoğun olduğu yörelerde özellikle Pakistan, Afganistan’da bu törenler daha yoğun ve acı veren şekilde meydana gelmekte. Uzakta olduğum için mutlaka zoom yapmam gerekliydi. 420 mm teleye eşdeğer objektifi bulunan Panasonic dmz fz-20 yi kullandım. 35-420mm aralığı çok avantajlıydı. ISO, güneş çok yoğun olmadığı için O gecenin, acil servis olarak çok yoğun ve çok zor geçeceği düşüncesiyle tören sonrası seyyar hastanemizin acil bölümüne geldim. Bütün arkadaşlarla tören sonrası gelecekleri bekledik. Çok sayıda kanamalı yaraya sahip kişi vardı. O gece sabaha kadar ve sonrasında kimse gelmedi. Diğer ülke hastanelerini arayıp sorduğumuzda törene katılan ve yara alan hiç kimsenin en ufak bir pansumana dahi gelmediğini örgendik. Ama hiç biri… Sabahın erken saatlerinde İzmit’ te balık halindeyim. Sabahları saat 06:00 gibi çalışma başlıyor orada. Balık satıcıları, lokantalar sabah erkenden gelip balıklarını seçip mezat ile alıyorlar kasa kasa. Balık halinin önünde bir de küçük iskele var. Yine sabah erken saatlerde olta ile balık tutuyorlar amatörler. Çok erken ve bahar aylarında hafif bir sis içinde güzel görüntüler yakalanır orada. Ben de yarı sohbet yarı çekim ile zaman geçirirken, fıçı gözüme ilişti. Küçük kovalara alışığız balıkçıların yanında ama bu koca fıçı. "Sen biraz iddialısın galiba bu konuda" diye gülüşürken içindeki zarganalar dikkatimi çekti. Harika kıvrımlar. Hava puslu olduğundan diyaframı çok kısamadım ışıklılık kaygısı ile. Kafamı fıçının içine doğru uzattım, Nikon D70s' imi diyafram öncelikli olarak ayarladım. 18-70 lensimin açısını daralttım. Ustanın sözleri aklımda deklanşöre asıldım: “ Bir de rakı şişesinde balık olsam.” Bu kadrajı beğendim. Mesafede fazla alan derinliğinden yana sıkıntım olmaz dedim. Enstantane lazım bana, ışık bol girmeli objektiften. Titrememeliyim. Hızlı düşünmek gerek, bu arada da poz ölçüm noktasını kestirmeye çalışıyorum. Gün batımının hemen sol yanından nokta ölçümü ile enstantanemi 1/10 da kilitledim, düşündüğüm kadraja döndüm, nefesimi tutup deklanşöre bastım iki kere. Trenin kalkış anonsu yapılıyor, bir koşu son vagona attım kendimi. Heyecanla incelemeye aldım telaşlı görüntülerimi… İlki biraz titremiş, keyifsiz L. Acaba öteki nasıl??? Üfffff neyse yırttık sayılır. Bunca telaşeye, onca kısa ama çoookkkk uzun zaman dilimine değdi diye düşündüm ikincisi için. Bu daha iyi sanırım. Ne dersiniz? Yalın, renk düzeltmesi falan yok. Sonradan renklendirme, şekil verme yok. Kestim, biraz sağa yatırdım. Telaştan sola çekmiş elim J Eskiden olsa kartı agrandizör altında ayarlıyorduk ("O da ne ki?" demezsiniz sanırım genç arkadaşlarım J). Çekim yaparken gökyüzündeki gri maviliği de yansıtmaktı aklımdan geçen. Ha tabii bir de işin adrenalin kısmı vardı. Bilmem yansıtabildim mi? Yoksa kızıllık hep güzellik katar dikdörtgenlerimize, kimi zamanda karelerimize. Ben keyif aldım umarım siz de alırsınız…. Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.

Caferiler - Ergün KARADAĞ
Pakistan özerk bölgesi Keşmir’ in başkenti Muzafferabad.
8 Ekim 2005' de meydana gelen ve bölgeyi büyük bir yıkıma uğratan depremden sadece 4 ay sonrası.
Yıkılmış, yerle bir olmuş Muzafferabad’da, şehrin kuzey bölümündeki, her yıl toplanılan büyük alanda, on binlerce kişinin katıldığı muazzam ve insanı ürküten bir tören her yıl tekrarlanmakta.
Diğer ülkelerdeki anma törenlerine göre Pakistan’da Caferiler’in çok daha radikal olarak gerçekleştirdikleri törende, zincirler yerine, zincirlerin ucuna takılan bıçaklarla sırtlarını dövmekte ve yaralar oluşarak kan akıtıp, o günü, o acıyı kendi bedenlerinde yaşamaya çalışmaktalar.
Muzafferabad’da deprem dolayısıyla görevli bulunduğum döneme denk gelen törenlerin yapılacağı zamanda, deprem için çeşitli ülkelerin kurduğu seyyar hastane ve çalışma birimlerinde olduğu gibi, Türk Kızılayı’nın da kesin olarak dışarı çıkma yasağı vardı. Hem de çok kesin ve tavizsiz bir şekilde. Halk tarafından yabancılara çok sert ve isteksiz bakıldığı bir dönemde Türk ve Müslüman olmak bir avantaj ve ayrıcalıktı.
Özel izinle, seyyar hastanemizde beraber çalıştığımız Keşmir’li dostlarımızın refakatinde tören alanına gittik. Hiç bir yabancının ve hiçbir profesyonel fotoğrafçının olmadığı alana girdik.
İnanılmaz bir kalabalık ve bir o kadar da tedirginliğimiz vardı.Bir çok kişi sadece siyahları giyinmiş ve tören alanına gelmişti. Giydiğimiz montta Türk bayrağının olması en büyük avantajımız ve güvencemiz oldu. Düşündüğümüzün aksine herkes bize yol gösterdi.
Neredeyse tek yabancı ve izin verilen fotoğraf makinesi olanlardandım. Yoğun kalabalıkta arkadaşlarımın güvencesinde ve yol göstermeleriyle çok zorda olsa ilerleyip, zor da olsa ve tören alanına çok hakim olmayan bir yükseklikten izlemeye ve fotoğraf çekmeye başladım.
Törenlerin sesi kulakları çınlatan şekildeydi. Her yirmi dakikada bir, beş dakika belli bir grup, büyük kalabalığın ortasındaki geniş alana gelip,trans hale geçip sırtlarını zincirlerinin ucuna bağlı bıçaklarla dövmeye başlıyorlardı.
Belli ki acıyı tüm haliyle yaşamışlardı…

Rakı Şişesinde Balık Olsam - Ali Emre ÇETİNER

Sunset At The İstanbul - Serdar AKYAY
Fotoritim Etkinlikleri
EİF : Fotoğraf Hikayeleri
FR-Gezi : Sahaflar Çarşısı
E-Panel : Fotoğraf Dernekleri
FR Değerlendirme : Çocuk
TFSF Onaylı Ulusal Yarışmalar
National Photo Contests Under TFSF Patronage
19 Mayıs 2008 BEYŞEHİR ULUSAL FOTOĞRAFÇILAR BULUŞMASI FOTOSEL MARATONU
22 Mayıs 2008 TÜTEN TUR FOTOĞRAF YARIŞMASI "En Güzel Tatil Fotoğrafını Ben Çekerim"
26 Mayıs 2008 AKADEMİ ALBÜM ULUSAL FOTOĞRAF PROJE YARIŞMASI
16 Haziran 2008 BÜYÜKÇEKMECE BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünden Bugüne Köprüler"
30 Haziran 2008 DENİZ TİCARET ODASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Denizde Yansımalar"
31 Temmuz 2008 ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Adaların Sesi"
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"