Ali Rıza AKALIN - Vatandaş
Bu fotoğrafı 1990 yılının Nisan ayında yaptım.
Bu bir portre fotoğrafıdır.
Bu portre kişisinin özel ismi yoktur.
Sıfatı:”vatandaş” dır.
Emperyalizmin elinden kurtarılmış bir ülkenin sahibidir.
Cennet ve cehennemi barındıran bir coğrafyada yaşar.
Köklü bir tarihin ve zengin bir kültürün mirasçısıdır.
Cumhuriyeti kurmuştur.
Metamorfoza uğramıştır.
Bireycidir, birey olamamıştır, bağımlıdır, bağnazdır.
Kadercidir, korkaktır, karamsardır, konuk sever, karısını döver.
Maça gider,
Bıçak çeker,
Küfür eder,
Yok olur.
Böyle bir portre oluşmasında bana düşen vebali omuzlamalıyım!
Barış KOCA - Kaybolan Değerler
Karadeniz’in kendine has görünüme sahip, deniz kıyısına kurulmuş yerleşimlerinden iç kısımlara doğru yöneldiğinizde, daha kent sınırları içindeyken bile kendini hissettirmeye başlayan, insanı toprağın rengine hasret bırakacak kadar yeşile bürünmüş bir coğrafyaya ulaşılır. Rotanızı yükseklere çevirdiğinizdeyse; buluttan bir şelaleye girmişsiniz gibi etrafı saran sis içinde, mistisizmin büyüsüne kapıldığınızı hissedersiniz.
2006 yılının temmuz ayıydı. Arkadaşlarım ve ben de bu hisler içinde ilerliyorduk Akçaabat’ın Hıdırnebi Yaylası’nda. Her an neyle karşılaşacağınızı kestiremediğimiz sisle kaplı ortamda ilerlerken, ağır hafif demeden her işe koştuğunu bildiğimiz yöre kadınlarından biri çıkıveriyor karşımıza. Sanki bu atmosferin fotoğrafa katacağı etkinin farkındaymışcasına, kameralardan saklanmadan elinde sopasıyla ineklerini gütmeye devam ediyor.
Fazla düşünmeye gerek yok, fotoğraf öylece oluşuvermiş ‘çek beni’ diyor. Kırmızılı mavili boncuklarla süslenmiş gerdanlarıyla, inekler bile poz vermek için oradalar sanki. Beni asıl düşündüren, birbiriyle alakasız gibi görünse de, dolaylı yoldan birbirini etkileyen iki durum; yok olmaya yüz tutmuş ekonomik değerlerimiz arasında olan hayvancılığımız ve kendini tekrar bu özverili çobanda bize hatırlatan anadolu kadınının durumu...

Müge AKPINAR - Kadıköy Adalar İskelesi
Aklımdan o sıra ne geçmiş, ne hissetmişim ya da çevreden nasıl etkilenmişim bilmiyorum. Belki kuru ayazdan nemli bir yerlere sürüklenmiş olmanın verdiği huzur, belki de İstanbul'a özgü bir başıboşluk vardı o sırada içimde bir yerlerde. Belki bu iskelenin önünden binlerce defa geçmiştim. Özellikle de ne olacağımızın sistemin kendiliğinden dayatıldığı zamanlarda olacak ki; ben o iskelenin önünden görüp de bakmadan defalarca yürümüşüm. İşte bir gün, belki de bu dayatmaların biraz da olsa hafiflediği günlerden bir gün, kafamı kaldırdığımda bu kare gözüme takıldı. Belki daha önceleri ve daha sık başımı kaldırıp bakabilseydim önümde uzananlara, daha güzel şeyler yakalayacaktım. Kadıköy-Adalar İskelesi, bana en stresli zamanlarımda okul ve dershane çıkışları o dönem oturmak zorunda olduğum Büyükada'ya dönerken saatlerce beklemeyi, lodosların sabırsızlığını ve inatçılığını öğretmişti.
Sonrası orayı tekrar adımladığımda karşımda koskoca bir yabancılaşmışlık duruyordu. İskele, yine yerli yerindeydi; ama bu kez sabırsız lodoslar değil, Kasım yağmurunun damlaları ve bu damlalarla birleşen iskelenin silueti vardı karşımda. Hayat ne garip demiştim, kendi kendime. Bizimle ne güzel de oynuyor aslında. Bir yerden başka bir yere gittiğinizde çarpıyordu bu yüzünüze. Ne kadar da güzel tanır insan kendini zaten değil mi, ne kadar da güzel ifade eder kendini, ne söylediğinin bir kelimesini bile anlamadan. Söylendiğiniz, yeri geldiğinde nefret ettiğiniz mekanlara hasret kalabiliyorsunuz işte. Bu fotoğrafın hikayesi ne derseniz, aslında çok tanıdık bir hikayedir, derim. Sıkıştırılmış mekan ve uzam içinde kendi içinde sıkışmış bireyin ara sıra kendi dışındakileri de fark edebilmesidir, derim. Nasıl bir farkındalık derseniz anlık derim, sonra o da gemileri yalayan lodos dalgaları gibi akıntıya karışır gider. Geriye de işte o anlık farkındalığın yarattığı bir kare bazen kalır, bazen kalmaz...

Nilay (K.) YÜCE - Sabırsız Bekleyiş
Artık doğa ana bize eskisi kadar cömert davranmıyor; çünkü geçtiğimiz asırda geri dönüşü olmayacak şekilde kırdık onu. Artık yağmur bardaktan boşanırcasına yağmıyor; çünkü belki de hiç yapamayacağımız kadar çok zarar verdik suyun dünyadaki devrine. Küçüklüğümden pespembe hatırladığım anılarım canlanıyor gözümde. Ve esefle düşünüyorum, belki de benim pembelerimi çocuklarım hiç göremeyecek. Küçükken oynadığımız helikopter çiçeklerini özler oldum bugünlerde. Kuzenimle en keyifli oyunumuzdu; yeşilliklerde debelenip helikopterleri üflemek ve tabii ağır ağır süzülerek havada uçuşmalarını izlemek…
Nallıhan’da çekime çıktığımız o gün de eskiye hasret, doğaya dalmıştık. Herkes, büyük bir hevesle, kendi karelerini yaratmak için deklanşöre basarken, ben ilerleyip dere kenarından “işte bu” diyeceğim bir kare aramaya başlamıştım kendime. Birden gözüme tanıdığım o an geldi: Oradaydı işte, çocukken darmadağın ettiğimiz helikopter çiçeği… Benim yaklaştığımı fark etmiş olacaktı ki hafif ama bir o kadar da keyifle sallandı rüzgarımla. Tutup elime alacakken, -“Dur!” dedi bana, “dur bir bak göreceksin yakalaman gerekeni”. Yaklaştım sesini daha iyi duymak için. İşte o anda bulmayı umduğum kare çekip aldı beni içine. Aynı amaç uğruna bir köke sarılmış düzinelerce minik paraşüt, onları özgür kılacak şeyi bekliyordu. Bu sabırsız bekleyişi bir o kadar telaşsız hareketlerle görüntüledim. Ve onların bekleyişlerine ufacık bir dudak hareketiyle son verdim. Onları bir gün kendileri gibi minik paraşütler üretecekleri yeni dünyalarına uğurlarken içimde gelecekle ilgili duyduğum endişelerden eser yoktu. Tek hissettiğim şey, geçmişten gelen çocuksu heyecandı.
“The answer to your prayers, we'll drop you anywhere with no ripcord” (Thom Yorke, Ripcord, 1993)
Rahime SARIHAN - Taraklı'da Düğün
2006 yılı baharında, Taraklı Karagöl yaylasında yakılan görkemli ateşin çevresinde kınasını yaptığımız Dask üyesi iki arkadaşımızın bir sonraki akşam Taraklı’daki düğününe herkes davetliydi. Doğada görüntü avcılığı yarışması sonuçlarının açıklandığı ve ödül töreninin de yapıldığı bu akşamda gelinle damadımızın keyiflerine diyecek yoktu. Yenidoğan köyü ilkokulu öğrencileri de yaptıkları danslarla düğün ve törenini şenlendirmişlerdi. Bu kadar hareketli bir akşamı, kalabalığın arasına dalıp fotoğraflamak hiç de kolay olmadı hani. Fırfırlı entarileriyle şirin kızlarımız ve çakı gibi giyinmiş delikanlı oğlanlarımız bir Romen havası döktürdü ki herkes dudak ısırdı hayranlıktan. Gelinle damadımız çoluğa çocuğa karışmıştır ama bu fotoğrafta düğünleri hala sürüyor ve bu döngüye karışıp gidiyorsunuz sonsuzluklara.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
Yorumlar - Comments
Toplam 11 yorum,
1-11 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
sevgili hocam, ellerinize sağlık saygılar.
mediha Gezgin eklemiş - adds
| 08 Şubat 2008 Saat - Time
11:21
sevgili Barış, Müge ve Rahime Celal-Kılıç Atölyesi arkadaşlarım benim. Fotograflarınızı görmek ne güzel tekrar birlikte fotograf çekme dilegiyle sevgiler.
mediha Gezgin eklemiş - adds
| 08 Şubat 2008 Saat - Time
11:24
Sevgili Mediha,
İlgin için teşekkür ederim.Devam ediyor olman çok güzel.
Selam,sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.
Ali Rıza AKALIN
Ali Rıza AKALIN eklemiş - adds
| 10 Şubat 2008 Saat - Time
19:31
Rahime Hanım merhaba. Fotoğraf egitimi için FSK'ya geldiğin günden bu yana, kararlılıkla sürdürdüğün çalişmalarının iyi yolda olduğunu biliyordum. Bu fotoğrafının da o çalişmalarının bir yansıması olduğu görülüyor. Gerçekten birçok bakımdan çok beğendim. Ancak bu tür çalışmalarının sayısı artmadıkça, bu fotoğrafın "tesadüfen"çekilmiş gibi değerlendirilebilir. Bu tür çalışmalarını çoğaltman dileği ile selam sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Ali Rıza AKALIN
Ali Rıza AKALIN eklemiş - adds
| 10 Şubat 2008 Saat - Time
19:39
Selam Dost, güzel İnsan:)Vatandaş adlı çalışmanı, Öyküsünden(Biyografisinden)yola çıkarak yorumlamaya,(yada anlamlandırmamı demeliyim) çalışacağım.Ben biraz tembel bir Öğrenci yim, ödevimi hemen yapamadım.Vatandaşın biyografisini okuyunca: Bana, hiç te yabancı gelmedi. Bu vatandaştan yaşadığım coğrafyada öyle çok öyleçok ki! Emperyalizmin elinden kurtarılmış bir ülkenin sahibidir demişsin. Bende: Sahibi olsa sahip çıkardı. Olsa olsa mirascısıdır. Miras kalan şeyler daha kolay elden ve gözden çıkarılır diye düşündüm.Yaşadığı Coğrafyanın, Cennet Cehennemi barındırdığı doğru. Cennet, çünkü: taa Osmanlıdan beri, Emperyal güçlerin iştahını kabartan zenginliklere sahip, Cehennem tarafı: hemde sahip olanlarla komşu+Bu zenginlik, sadece yeraltı zenğinliğiyle sınırlı değil. Etnik zenginliğide bünyesinde barındırıyor. Ama bu etnik zenginliği sanırım kışkırtmak bölmek daha kolayki emperyal güçlerin elinde tuttuğu ve kullandığı en önemli koz. Vatandaşın, köklü ve de zengin bir kültürün mirascısı olduğu doğru! Ama o, mirası değil elinde tutmak korumamış bile! O, tarihi zenginliği ortaya çıkartıp, ortadakileri de onarıp turizme kazandıracağına, bilakis çürüsün yok olsun diye atıl bırakmış. Üç tarafı denizle çevrili, dört mevsimin aynı zamanda yaşandığı bir iklim yapısına sahip ülkenin nimetlerini bile kullanmasını bilememiş. Cumhuriyeti kurmuştur sözcüğünü bu vatandaşla bağdaştıramadım. O,k urulu Cumhuriyeti ve ilkelerini hoyratca kullanmış. Bu ilkeler ışığında çağdaş ulus devletleri seviyesine ulaşacağına, dogmatik kavramlar peşinde ümmet kalmayı tercih etmiştir. Bu nedenledir ki : Metamorfoza uğramışlığı gerçektir. Birey olabilmesi için öncelikle, ümmetcilikden sıyrılıp, Ulus kavramının içini doldurmalıdır diye düşünüyorum. Ümmet olmayı sürdürdüğü sürece bağımlı ve de bağnaz olması kaçınılmazdır. Kaderciliği, karamsarlığı ve korkaklığı ümmetciliğindendir. Bana göre bu kavramlar birbirini besleyen kavramlardır. Konukseverliği geleneksel kültürümüzden kalan son değerlerdendir. Karısını dövmesi ,kendisine biçilen erkeklik gömleğini dolduramayışındandır. O gömleğin içini, aydın bir vatandaş, iyi bir eş, iyi bir baba olarak dolduramadığı için, maça gider, bıçak çeker, küfür eder ve de yok olur. DİYORUM.
Sevgiyle ve dostlukla..
Latife Özyurt eklemiş - adds
| 14 Şubat 2008 Saat - Time
23:55
Teşekkür ederim sevgili hocam.Çalışmalarımın temelinde sizin bilgileriniz ve yüreklendirmeniz yatmaktadır. Fotoğraf dünyaya bakış açımı değiştirdi ve şu anda en haz duyduğum uğraşlarım arasında . Bu işte bıkıp usanmak yok, yeniden yeniden üretmek var. Bu kararlılığımda sizin büyük payınız olduğunu belirtirken sevgi ve saygılarımı iletir , güzel günler dilerim. Rahime Sarıhan.
Rahime Sarıhan eklemiş - adds
| 15 Şubat 2008 Saat - Time
00:29
Sevgili Ali Rıza Hocam, Yazdıklarınızla beni yüreklendirdiniz yeniden. Fotoğraf temel eğitimindeki heyecanım aynen sürüyor.Ciddi anlamda fotoğrafa başlamamı önce İspanya'daki çantamı çalan hırsıza , ardındandan kaybettiğime üzüldüğüm fotoğraf makinamın yerine daha iyisini almayı söz veren ve bu sözü yerine getiren eşime borçluyum. Fotoğraf düşüncemi ve yaşam felsefemi çok etkiledi. Tabi ki olumlu yönde. Bu güzel uğraşımda fotoğraflarımıza bakarken "Harika olmuş, çok güzel olmuş " demenizde beni yüreklendirdi. Tekrar teşekkür eder saygı ve sevgilerimi sunarım.
Rahime Sarıhan eklemiş - adds
| 15 Şubat 2008 Saat - Time
01:19
Sevgili Latife,
Terk etttiğin kentten selamlar gönderiyorum.
Ne güzel tahliller yapmışsın.Düşüncene sağlık.Teşekkür ederim.
Sevgiler ve de saygılar
Ali Rıza AKALIN
Ali Rıza AKALIN eklemiş - adds
| 16 Şubat 2008 Saat - Time
19:39
Sevgili hocam ,kenti terketmiş olabilirim ama dostlarımı terketmedim.unutmadım :) Onların sevgilerini yanımda götürdüm.biliyorumki onlarda beni,özlüyorlar,arayıp soruyorlar. Tabiiki aynı şekilde bende onları özlüyorum.İmkanım olsaydı bir kaç tanesini yaşadığım şehire taşı mak isterdim :)Bazen düşündüğüm olmuştur, çok iyi anlaşan,iyi çalışan insanlığa güzel şeyler üreten, çağdaş ortamlar yaratacak insanların, doğayı bozmadan.yaşanası alanlar kurup,bir arada yaşaması gerektiğini ! Bana,bu ütopik fikrimden dolayı güleceksin belki ama malesef böyle.Dostlukla ve Sevgiyle kucaklıyorum :) iyi akşamlar
latife Özyurt eklemiş - adds
| 17 Şubat 2008 Saat - Time
20:55
Fotografların öykülendirilerek, o anı bize yaşatması çok güzel. Ali Rıza Akalın'ın fotoğrafını da öyküsünü de çok beğendim. Müge Akpınar'ın yansıttıkları belki de çoğumuzun gün içinde düşündüklerinden birer parça. Nilay Yüce, o bir çiçekle hissettiklerini zmaana ne güzel yaymış.
Ve en ilginci Rahime Sarıhan'ın çektiği Taraklı'daki düğünde benim de olmam... Bu şekliyle bakınca o fluluk ve karmaşa içinde yeralan düğün görüntüsünde kendimi de hissettim.
Herkesin ellerine sağlık.
Sevgilerimle,
Cem Sarvan
CEM SARVAN eklemiş - adds
| 20 Şubat 2008 Saat - Time
12:00
Sayın Cem SARVAN'a
" HER FOTOĞRAF BİR ÖYKÜ" bölümüne zaman ayırıpbakmanızın yanısıra,fotoğraflarla ilgili görüşünüzü yazmış olmanız çok güzel.Paylaşım işte böyle güzel bir eylemdir.İzleyeni olmaz ise sanat ürünü oluşturmak neye yarar ki?
Öte yandan Halime hanımın fototğrafındaki "siz"'i bulmak ne hoş bir süpriz olmuştur sizin için.İşte fotoğrafın;gerçeklik,belge ve yaşatmak gibi bazı üstünlüklerinin hatırlatıldığı bir görüntü ve metin birlikteliği ortaya çıktı.
Başlık altında fotoğrafları yayınlanan tüm arkadaşlarım adına size selam,saygı ve sevgiler gönderiyorum.
Ali Rıza AKALIN
Ali Rıza AKALIN eklemiş - adds
| 20 Şubat 2008 Saat - Time
17:49