Arşivimizden  - From Our Archives

 

Brian McCarty

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ayşegül Kanbak

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Devrim K. Fenomen

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Her Fotoğraf Bir Öykü 4

Candan ERDOĞAN "Sevgiden Öte"


2005 yazıydı, annemizin uzun zamandan beri devam eden hastalığı iyice artmış, dünyayla ilişkisini giderek koparmaya başlamıştı. Babamız ise seksen yedi yılın bedenine yüklediği  halsizlik ve rahatsızlıklara sessizce direniyor, sevgili hatununun yanında dimdik durmaya çalışıyordu. Babamın çok sevdiği, annemin ise kendini evinde hissettiği tek yer olan Küçükkumla’daki yazlıklarında kalıyorlar, biz kardeşler dönüşümlü olarak annemim bakımıyla ilgileniyorduk.

 

Bir gün ablamla annemi kontrolleri için Bursa’ya hastaneye götürdük. Yaşlı ve çok halsiz olduğu için doktoru tahlillerinin bir gece hastanede yatarak yapılmasını uygun gördü.

 

Ertesi gün dönüşte Kumla yolunda çok yoruldu, “Bu kadar uzun olduğunu bilseydim hiç gelmezdim,” diye sızlandı. Akşamüstü eve yaklaştığımızda evin bütün ışıkları yanık halde babamı balkonda heyecanla bekler bulduk. Sanki dün değil de aylarca önce ayrılmışlardı, öylesine bir heyecan ve hasret vardı hallerinde. Arabayı park edip annemi indirmek üzere arka kapıyı açtığımda annemin yüzünün sapsarı olduğunu gördüm, şöyle bir baktı, boğazından bir hırıltı geldi ve kocaman açılmış gözleri boşluğa dikili kaldı. Ablam “Anne, anneciğimm” diye çırpınırken ben donup kaldım. Tuhaf bir şekilde, balkonda kafese kapatılmış aslanlar gibi heyecanla bir o tarafa bir bu tarafa gidip gelen babama ne diyeceğimi düşündüm. “Aradan saniyeler mi asırlar mı geçti”nin ne demek olduğunu yaşayarak öğrendiğim bir zaman dilimi diye tanımlayabiliyorum şimdi o zamanı. Bir mucize oldu, annem birden geri döndü. Korkudan mı, üzüntüden mi, sevinçten mi bilmiyorum, dopdolu gözlerle tir tir titreyerek komşuların yardımıyla anneciğimi eve taşıdık. Babam olanlardan habersiz, göz yaşları içinde sevinçle karşıladı hatununu. Babamın sevgi dolu sözleri karşısında ölümden geri gelen annemin yüzündeki  o sevgi dolu nazlı ifadeyi asla unutmayacağım. Gördüğünüz fotoğraf işte o an çekildi.

 

Sonra annem dünyayla ilişkisini tamamen kesti. Günlerce gözleri kapalı  hiç konuşmadan öylece oturduğu günlerden birinde gözlerini açıp babama döndü, “Muzaffer, biliyor musun ben senin için yaşıyorum,” dedi. Babam onun yanaklarını sevgiyle okşayarak, “Ben de senin için yaşıyorum sevgilim,” diye yanıtladı.

 

13 Eylül’de annemizi kaybettik. Annemden yüz iki gün sonra 24 Aralık’ta da babamız sevgili hatununun yanına gitti.


...

Candan ERDOĞAN "Beyond Love"

                                                                          

It was summer of 2005; the disease of our mother which has been with her for a long time had intensified considerably, and she was continualy breaking off her relation to life. Our father, on the other hand, was silently resisting the fatigue and the ailments his eighty seven years of age loaded on his body, trying to stand erect beside her beloved lady. They were staying in their summer house in Küçükkumla, which my father adored and which was the only place my mother felt at home, and we siblings were taking care of our mother alternately.


On one of these days, I and my elder sister took our mother to Bursa for her routine controls. Because she was old and very weak, her doctor found it suitable to make her tests while she stayed in the hospital for one night. The next day on our way back to Kumla she became very weak and complained, “If I knew before that the trip would take that long, I would not come,”. When we approached the house in late afternoon, we found our father waiting in the balcony with great excitement. It was as if they did not depart yesterday but months ago, there was such excitement and longing in their demeneanour. When I parked the car and opened the rear door to assist my mother, I noticed that my mother’s face was yellow, she looked at me as if not looking, I heard a wheeze coming from her throat and her wide-opened eyes placed upright in emptiness. While my elder sister was shaking, crying “Mom, my beloved mom” , I stayed stiff as if frozen. Strange enough, I pondered what I would say to my father who was walking in the balcony swiftly in each direction like lions locked in cage. I can now define that time as a time period in my life in which I learned the meaning of “did seconds or ages passed in between the beginning and the end” by directly experiencing it. There happened a miracle, and my mother returned to life. We carried my beloved mother home with the help of the neighbours with our eyes filled with tears, and trembling strongly, I do not know why, whether for fear, grief or joy. My father not knowing what happened, welcomed her beloved wife in joy, his eyes filled with tears. I will never forget the full-of-love, coddled expression in the face of my mother who had just defeated death, the expression upon hearing the words of my father filled with affection and love. The photograph you see was taken at that moment.

 

In the following time period, my mother completely cut off his her ties to the world. In one of those days when she sat her eyes always closed, never speaking for ages, she suddenly opened her eyes and turned to my father saying, “Muzaffer, do you know, I live for you”. My father fondled her cheeks with love, and said, “I also live for you darling”.


We lost our mother on September 13. Hundred and two days after my mother, on December 24, our father went to meet his beloved lady.    

 

 

Çeviri (translatedby) : Ayperi OKUR




Cem SARVAN "İçinden Hayat Geçen Ayna"


2005 yazının ortasında kendimi düşlerimin yaylalarına atmıştım. Yeşilin gözlerimi dinlendirdiği, tepelerin önümde çizgi çizgi uzandığı, suların konuşurcasına aktığı, insanların sohbetlerinin tiryakilik yaptığı Macahel’deyim yine. Sanki çocukluğumdan beri “buralıyım” demeyi bekliyormuşum.

 

Su boyunca ilerlerken ayaklarımı Camili köyünün karşı mahallesinin girişinde bulup, fazla da düşünmeden salına salına o yola girmiştim. Birkaç çocuğun neşeli oyunlarının arasından geçip, önümde patavatsızca koşan horozun peşine takılarak evlere doğru gidiyordum. 30-40 metre kadar uzağımdaki evin balkonunda karşılaştım onunla. Balkonda duran bir yüz vardı. Etkilenmiş, hareketsizleşmiş, adeta donakalmıştım. Bir aynadaki akisti karşımda duran. Sakince makinanın 70-210 objektifini takip, fazlaca göze batmadan deklanşöre basarken “gel gel yukarıya gel” çağrısıyla irkildim, utandım. Fotoğraf çekerken yakalanmış, hem de üstüne üstlük yukarıya çağrılmıştım. Yüz kaybolmuştu balkondan. Ağır adımlarla çıktım iki katı, evin içine girdim ve balkona çıktım. Karşımda; yatağında yatan, elinde sarı çerçeveli aynasıyla adını sonradan öğrendiğim Muzaffer Bey vardı. Güleç yüzündeki samimiyet ve elimi sıkışındaki içtenlikle öpüştük. Hoşbeş muhabbet uzadı. Ben sormadan kendisi anlatmıştı hastalığını Muzaffer Bey. 12 yaşında sürekli ağrılarla hastaneye götürüldüğünde geç kalındığı söylenerek, “felç” denmişti. 30 yılı aşkın süredir yatağa bağlıydı. Ayna onun yattığı yerden çevresiyle arasındaki yansıyan bağıydı. Uzun uzun anlattı, konuştuk. Ondaki yaşam sevincinden kısacık sürede çok şey öğrenmiştim. Doğanın kokusunu nasıl sevdiğini, kelebeklerin uçarken çizdikleri rotaları, arıların vızıldamalarıyla sevindiklerini anlattı bana. Muzaffer Bey anlattıkça ben dinledim. Akşam güneşi üstümüze çökmeye başlarken, izin istedim. Sarıldık, öpüştük ve ayrıldık. Karşı mahalleden Camili yoluna çıkana kadar bana baktı. Son dönemeçte son kez döndüm beyaz badanalı evin balkonuna. Elimi salladım, ayna hareket etti.

 
...

Cem SARVAN "Mirror That Life Passes Through"

In mid-summer 2005, I found myself in the pastures of my dreams. I was again in Macahel where the green shoothed my eyes, where the hills span in front of me  in lines, the waters run as if speaking, the conversations of the local people make addiction. It was as if I was waiting to say that I belonged to these locales from childhood.

 

While walking beside the water front, I found myself in the entrance of the neighborhood opposite to the Camili village, and took the road without thinking much, walking with a swing. I passed through the joyous game of a few lads, and took the road to the houses following a rooster which was running tactlessly in front of me. I met him on the balcony of a house 30-40 metres away from me. There was a face resting on the balcony. I was impressed, motionless and even frozen. What stood in front me was the reflection of a face on a mirror. Just as I calmly placed the 70-210 lens on the camera, and was about to press the shutter release, I was startled with a call, “come, come, come upstairs”, I was embarrased. I was caught taking a photograph, and above it all, I was invited upstairs. The face was gone from the balcony. I climbed up two storeys slowly, went into the house, and entered the balcony. In front of me was a man lying on his bed, with a yellow-framed mirror in his hand. We kissed each other, with frankness in his smiling face and sincerity in shaking my hand. We chatted friendly, and our conversation continued rather a long time. Mr. Muzaffer told about his sickness before I asked him. When he was taken to the hospital at age 12 because of continuing aches, they were told that they were too late, and the diagnosis was “paralysis”. He was tied to bed for more than 30 years. The mirror was a reflecting bond between him lying in bed and his surroundings. He narrated everything for a long time, we talked and talked. In this short period of time I had learned many things from his joy of life. He told me how he loved the smell of nature, the routes butterflies took while flying, and how they became happy with the buzz of the bees. I listened as Mr. Muzaffer narrated. I asked for his permission as the late afternoon sun began to fall on us. We cuddled, kissed each other and departed. He looked at me until I took the Camili road from the neighborhood accross. At the last curve in the road I turned towards the balcony of the white painted house for the last time. I waved my hand, the mirror moved.


Çeviri (translatedby) : Ayperi OKUR
 


Celal KILIÇ "Dostun Bir Tek Gülü Yaralar Beni"


Yıl 2001.

 

Bana en yakın görünen dostlarımın gönüllerinde, asla ve asla fotografçı olamayacağım, olsa olsa “nalbur çırağı” olabileceğim kanaatinin olgunlaştığı dönem.

 

Temmuz ortaları.

 

Atölye’den bir grup öğrenciyle birlikte Konya Hadim dolaylarına fotograf çekimine gidiyoruz.

 

Yer, “Pirlerkondu Oteli” nin önündeki  Sultan Pınarı. Sultan Pınarı Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaaddin tarafından yaptırılmış.

 

Takriben 10.30 suları. Sultan Pınarı’ nın hemen yanında yüz metre kadar yükselen tepenin üzerindeyiz.

 

Ömrü toprağı tırnaklarıyla kazıyarak geçmiş, yüzü güneşten kavruk,  nasırlı elleri meşe dalı gibi sert, geleneksel yaşamı terkedememiş bir Anadolu Çiftçisi, merkebini Sultanpınarı’ nın oluğunda suladı ve ardıç gövdesi gibi dayanıklı, diri gövdesiyle öğlen sıcağı bastırmadan evinin yolunu tuttu besbelli.

 

300 mm objektif taktım kamerama. Işık kontürleri figürleri çevreleyen yüzeylerde belirginlik kazanıncaya kadar gözümü vizörden ayırmadan yürüyüşlerini izledim ve uygun an gelince de deklanşöre bastım.

 

Dönüşümde negatifimi yıkadım. S/B bir negatif ve belgesel nitelikli bir fotograf olarak yeterliliği ile beni hoşnut etmişti. “Tarla Dönüşü” adı bile çekim anında oluşmuştu. Arşivime kaldırdım.

 

Gün gelip; kan bağıyla bağlı olduğum insanlar kadar önemsediğim kimi dostlarım, belli ki epey zamandır gönüllerinde olgunlaştırdıkları ve söyleyebilmek için fırsat kolladıkları o ters yüz edici ifadeyi kullanıncaya kadar, bu negatif de diğer negatiflerim gibi arşivimde durmaktaydı.

 

“Nalbur Çırağı” keşke olabilseydim. Ancak ne yazık ki o denli hünerli biri değilim. Fizikçi idim. Bunun yanında, abartmadan, yalın ve sessiz,  tamamen amatör bir anlayışla “Fotografçı” yım da sanıyordum. 

 

Neydim ben ?

 

Epey zamandır uzağıma attığım, insanoğlunun hatalarını toleransı ve sabrı konusunda az bulunur bilge bir dosta sordum bu soruyu.

 

“Fotografçısın sen” dedi, “hem de usta bir fotografçı”…!

 

Bir akşam bütün negatiflerimi gözden geçirdi. İçlerinden bazılarını seçtik birlikte. Son katılım tarihi bir hafta sonraya rastlayan Ulusal bir yarışmaya bu fotografın 30 x 40 boyutlu bir baskısını hazırlayıp yollamamı önerdi.

 

S/B Baskı dalında “birincilik” ödülü bu fotografla geldi.

 

Hemen ardından başka bir fotogafla Uluslararası bir yarışmadan gene S/B baskı dalında “Altın Madalya” alınca ; Pir Sultan’ ın “Dostun bir tek gülü yaralar beni” sözlerini içeren beyitini mırıldandığımı hatırlıyorum.

 




Gülnaz ÇOLAK "Ten ve Tin"


Bir canlı, “ten” ve tin” den oluşur.


Bu canlı, insan ise çoğunlukla ruhunu içine hapseder.


Diğer canlılar ise yasak dinlemeksizin; çiçek açar, meyve verir, kükrer, yumurta dökerek tinlerini azad ederler.


Sürrealist bir yaklaşımla, “insan ruhunun dışa çıkarılarak, görüntülenmesi mümkün  olabilir mi?”  sorumu fotografın dili ile yanıtlamaya karar verdiğimde, öncelikle modelimi arındırıp, O’ nu nü kıldım.

 

Sonra, hayatın kaynağı güneş, ile nü’yü buluşturdum. Yanan beden “tin” ini dışarı çıkardı.


Bu aşamada, bana düşen görev; ruhu görünür kılmak oldu.


Ben de naylon’dan üretilen bir perdeyi ağ olarak kullanıp, üzerine düşen tin’e yakalayıp görünür kıldım.





Ali Rıza AKALIN "Geçmiş Zamana Yolculuk"


Evliydi, çocukluydu...


Ve benden büyüktü. Bu özellikleri benim platonik aşkıma uygundu.


Zaman içinde o, aynı kaldı ben ise büyüdüm. Bu değişim, ilişkimizin platonik yapısını bozmaya başlamıştı.


Tehlike çanlarının daha sık ve daha güçlü çalması, ailelerimizle birlikte aynı yerde tatil yapmaya gittiğimiz zaman dilimindeydi.


Tren ile yaptığımız gidiş-dönüş yolculukları “hayatımın seyahatleri” olarak yaşantımın unutulmazları listesindeki yerini almıştı.


Aramızdaki mesafe azalmaya başladığında, korkularım artmaya başlamıştı.


Başka bir kentte yaşamak zorunluluğum, kurtuluşum olmuştu.


Yıllar sonra “geçmiş zamana yolculuk” adlı fotoğraf sergimi hazırken  us'uma düştü. O'nu da sergimin içinde betimledim.


Kaderimin güzel bir sürprizi olarak bu fotoğraf, bana; “Devlet 7. fotoğraf sergisi”nde bana, başarı ödülünü kazandırdı.





Faika Berat PEHLİVAN "Altıncı"


Urfa / Sultantepe köyü

O zaman yaşı sadece yirmialtıydı... Ve onun altıncı bebesi... Nihayet erkek!!! ...
 

...

..

.


"Salak" ebe çok su içme demiş...!


Su içmezse, sulu şeyler yiyip içmezse; nasıl emzirecek? Kusana kadar iç dedim... Su, yoğurt, ayran, çorba, şerbet... Ne bulursan iç... İç ki sütün olsun... Emzir ki sağlıklı büyüsün...

Cehalet, sefalet, adalet...
 

...

..

.

 

Sabah kahvaltısına davet edildiğimiz bir mekandı... bebeğin ağlama sesini duyunca içeri girdiğimde gördüğüm manzaranın tanımı zor... beşik yerdeki kilim ve sol duvara dayalı katlanıp kaldırılmış yataklardan sonra odadaki tek eşya...

Aslında niyetim sadece beşiği çekmekti... içindeki bebeği, bir de kundaklı görünce dayanamadım... önce onu soydum... rahatlattım... sonra da anasına kundağın zararlarını anlattım... o sohbet arasında emziriyor musun diye sorduğumda bana bunları anlatınca da dellendim...


Hissiyatıma gelince... Önce bir anne sonra da coğrafyamın kanayan kısmının dramına yabancı olmayan biri olarak duyarsız kalma(m/k) mümkün değil ki...
 

 

Evladın hayırlısının cinsiyeti yok ama... o topraklarda erkek olmasını istemenin kendilerince geçerli bir sebebi var elbet... "ırgat" lazım... toprağı kim sürecek? sistemin evi yıkıla... 

 

Bu fotografım sosyal bir yaraya parmak basan içerigini yanı sıra 2006 yılında; Birleşmiş Milletler "Binyıl Kalkınma Hedefleri Projesi" vesilesi ile düzenlenen fotoğraf yarışmasında / Kategori 5 (anne sağlığını iyileştirmek) de birincilik kazanmıştı, dilerim BM` in koydugu hedefler onları bul(muşt)ur...




Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 4 yorum, 1-4 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Hepimizi yaşatan sevgi değil mi, sevgili Candan? Bazen eş, bazen dost sevgisi!
F. Hilal Lüleci eklemiş - adds | 06 Mart 2008 Saat - Time 02:28
Çok güzel fotoğraflar. Farklı hayatların farklı kesitlerinden... Tebrik ediyorum çekenleri, yazanları...
Gülşen Altun eklemiş - adds | 08 Mart 2008 Saat - Time 18:37
Selam Rıza Hocam,Bir hikayeyle vede tanıdık bir fgotoğrafla karşımdasın .Tanıdık diyorum, bu fotoğrafınızı görmüştüm.Bir gün elinde birçok fotoğrafla artdiye sanat atelyesinde fotoğraf
larınıza bakmıştık, buda içinde vardı.Hikayesine gelince :AŞK bu platoniği bile hikaye yazdırır insana diyorum :) eline yüreğine sağlık.
LATİFE ÖZYURT eklemiş - adds | 22 Mart 2008 Saat - Time 23:54
Sevgili Latife
Öncelikle zaman ayırıp,izlediğin ve hatırladığın ve de yazdığın için teşekkür ediyorum.
Aşk'ın platoniği biraz acı biber tadında olduğu için daha makbuldür.Zira tatlı tat unutulur da acı tad unutulmaz.Unutulmazlık da aşk ile örtüşür
Selam,sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.
Ali Rıza AKALIN
Ali Rıza AKALIN eklemiş - adds | 23 Mart 2008 Saat - Time 22:18
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.
Onay Kodu - Security Code

Ara - Search

 

Fotoritim Etkinlikleri 

 

EİF : Fotoğraf Hikayeleri

 

FR-Gezi : Sahaflar Çarşısı

 

E-Panel : Fotoğraf Dernekleri

 

FR Değerlendirme : Çocuk

 

 

 

TFSF Onaylı Ulusal Yarışmalar

National Photo Contests Under TFSF Patronage

19 Mayıs 2008  BEYŞEHİR ULUSAL FOTOĞRAFÇILAR BULUŞMASI FOTOSEL MARATONU

22 Mayıs 2008  TÜTEN TUR FOTOĞRAF YARIŞMASI "En Güzel Tatil Fotoğrafını Ben Çekerim"

26 Mayıs 2008  AKADEMİ ALBÜM ULUSAL FOTOĞRAF PROJE YARIŞMASI

16 Haziran 2008  BÜYÜKÇEKMECE BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünden Bugüne Köprüler"

30 Haziran 2008  DENİZ TİCARET ODASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Denizde Yansımalar"

31 Temmuz 2008  ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Adaların Sesi"

06 Ekim 2008  BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"

16 Ekim 2008  AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.