e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
AFSAD’LI POSTA GÜVERCİNLERİ
TEKEL İŞÇİLERİYLE DAYANIŞMA ÇADIRI KURDULAR
Fotoğraflar: Hüseyin Türk
Yazı: Hilmi Aslan

Ziyaretlerimizde, daha önce yaptığımız gibi,fotoğrafını çektiğimiz ortamların ve olayların yakınında olmayı, belgeselciler olarak benimsiyorduk. Bundan dolayı İzmir’den Ankara’ya yürüyen, Bornova Belediyesi’inin işten çıkardığı, Kent A.Ş.li temizlik işçilerinin, fotoğraflarını çekmek için onlarla beraber 15 kilometre yürümüştük. Çektiğimiz fotoğrafların ve kayda aldığımız röportajların birfiil yaşanarak, oluşmasının, gerçeğe yakın bir tanıklık olacağını düşündük. Bizler Afsad Toplumcu Gerçekçi Belgesel Fotoğraf Gurubu olarak toplumun katmanlarında oluşan sınıf hareketlerinin yakın tanıkları olmak durumundaydık. Yıllar önce oluşan sınıf mücadelelerinin, günümüzdeki olumlu-olumsuz yansımalarını, nasıl ki bize ulaştırılan fotoğraflar ve yazılı belgelerden değerlendirmekte isek, günümüzde gelişen bu tür olayları da bizler geleceğe, gelişen iletişim ve teknoloji sayesinde daha kapsamlı olarak iletmek zorundaydık. İnsanların içinde bulundukları anları değerlendirirken, daha gerçekçi olacakları, yansımaları; duygu ve düşünceleri hissederek aktaracakları, akla daha yakın durmaktadır. Yaşanılan anın heyecanı, her ne kadar insan ruhunda ortama yakın bir taraflılık oluştursa da, toplumsal olaylara bire bir tanıklık, kanımca belgesel fotoğrafçılar için önemli olmalıdır.
Arkadaşlarımızla yaptığımız değerlendirmelerde, Ankara’da haklarının gasp edilmesine karşı eylem kararı alan Tekel İşçilerinin eylemlerine ilk günden destekleme kararı aldık. Geldikleri günden sonra yakın takibe aldığımız bu eylemi, oturma eylemi kararı alındıktan sonra her gün eylem alanına giderek uyguladık. Başlangıçta Türk-İş Genel Merkezi önünde protestoları görüntüledik. Ayrıca Abdi İpekçi Parkı’nda yapılan ilk mitingde de bulunduk. 31 Aralık Gecesi, onlarla birlikte yeni yıl kutlamalarına eşlik ederek birlikte dans ettik. Sıhhiye’de yapılan ikinci büyük mitinge katılıp kürsüde emekçilere reva görülen haksızlıkları kaygılı bir şakilde izledik. Meydanlardaki kitle desteğine fotoğraf makinalarımızı boynumuza asarak destek verdik. 25 Ocak 2010’da Sakarya Caddesi’nde bir politikacının tekrarladığı gibi, Hak verilmez, alınırdı. Kısa Dünya tarihinde emekçiler canlarına mal olan hak mücadeleleri verdiler. Bu mücadeleler daha sonra emekçilere, yapılan haksızlıklara karşı verilecek mücadelelere örnek oldu. On binlerce Zonguldak Maden İşçisinin kışın ortasında Ankara’ya yaptığı Yürüyüş Türk İşçi Hareketinin mihenk taşlarından bir tanesidir. Bunlar Tekel İşçilerinin Ankara direnişlerine güç veren olgulardan bazılarıdır.
Biz AFSAD’lı Toplumcu Gerçekçi Belgesel Fotoğraf Gurubu üyeleri olarak fotoğraf çekerken, işçiler tarafından sürekli meraklı bakışlarla izlendik. Başlangıçta ulusal televizyon kanalları direnişe bu kadar önem vermiyordu. Alanda bizlerin flaşları patladıkça kaygılı bakışlarla süzülüyorduk. Bizler onların eylemde geçen anlarını bir sonraki kuşağa taşıyacaktık. Mücadelenin zorluklarını ve olanaksızlıklarını belgeleyecektik. Bu düşüncelerimiz onlara, yapılan işin aslında, emek ve demokrasi mücadelesinde önemli bir yeri olduğunu hissettirdi. Çekingen, ürkek ve sorgulayıcı yaklaşımları zamanla kayboldu.
Havanın Orta Anadolu mevsim normallerinin üzerindeki bir bir sıcaklıkta olması, yağan yağmura rağmen olumluydu. Çünkü Ankara’da hava her zaman böyle merhametli davranmazdı. Çoğu defa işçiler bu güzel havaları Allah’ın bir lütfu gibi değerlendirdiler. Oturma eyleminin başında tanıştığımız işçiler emek mücadelesi vermemiş, grevde bulunmamış acemiler gibi davranıyorlardı. Kadın işçilerin çoğunun Anadolu’da feodal yapı içerisinde, itirazını yüksek sesle dile getirmediği belliydi. Sokaklarda mahçup ve utangaç bir psikojiyle kaldırımların işyerlerine yakın bölümlerine yataklarını serip pijama bile giymeden uyumaya çalışıyorlardı. Yatağa girip yatıyormuş gibi davrandıklarını yaklaşıp fotoğraf çekeceğimiz zaman anlıyorduk. Kolay değildi, bu çağda, modern çamaşır makinalarında yıkanan çamaşırlar giymişler, Anti-bakteryel sabunlarla ellerini yıkamışlar, işyerlerinde bile tozlandıklarında çoğu defa banyo yapmışlardı. Üstü-başı tozlu eve girmeye çalışan çocuklarını temiz olmaları konusunda uyarmışlardı. İşte şimdi bütün bunların tersi, sokakta tozlu topraklı kaldırımlarda yerde, beton zemine serdikleri kartonların üzerindeki battaniyelerde yatacaklardı. Çoğunun yastığı yoktu. Yastık yerine bavul, elbise poşetleri veya ceket-montlarını kullanıyorlardı. Şairin dediği gibi ‘Yaşam Şuncağız Bir Şey İşte’.
Tekel işçilerinin eylem süreçlerini Ankaray’a geldikleri ilk günden itibaren yakından izlemeye başladık. Otobüslerden indiklerinde spor salona alınıp bekletildikten sonra, çektiklerine, Toplumcu Gerçekçi Belgesel Fotoğraf Gurubu üyeleri olarak yakın tanıklık ettik. AKP Genel Merkezi’nde yaptıkları eylemleri ve Abdi İpekçi Parkı’ndaki olaylı direnişlerini görüntüledik. Ayrıca Türk-İş Genel Merkezi’nde konakladıkları süreler içinde, birçok gün onların yanında olduk. Geceleri yattıkları çadırdan salonlarda onlara misafir olduk. Gündüz gelenlerle birlikte Türk-İş önünde yaptıkları eylemlerde halaylara katıldık. Sıhhiye Meydanı’nda yapılan ve birçok konfedarasyonun destek verdiği ikinci mitingde, fotoğraf makinalarımızı boynumuza asarak destek verdik ve eylemci işçileri reva görülen haksızlıklara tanıklık ettik.
Başlangıçta çoğu kesimlerin geçici bir eylem olarak gördükleri direniş, giderek kararlı şekle dönüşmeye başladı. Bunda da en büyük etken, 31 Ocak’ta işçilere verilen sürenin dolması ve yasal olarak uygulanacağı söylenen, 4-C iş yasasıydı. İşçiler yasa uygulanmaya başlandığında bütün haklarının kaybolacağını biliyorlardı.
Günlükten;
31 ARALIK 2009
Ankara’ya göre çok soğuk olmayan bir gündü. Hava puslu ve kapalıydı. Yeni yıl kutlamaları için Kızılay’daki cadde ve sokaklar erkenden sevdiklerine hediye alan insanlarla doluydu. Mağazalarda telaşlı kalabalıklardan geçilmiyor, piyango bileti satıcılarında öbek öbek toplanmış, bilet seçen insanlarla doluydu. İşçilerin eylem yaptıkları Tür-iş Genel Merkezi’nin bulunduğu sokaklardan da insanlar geçmekteydi. Hareketlilik, akşama doğru, başından beri, işçilere destek veren, öğrenci ve sivil toplum örgütlerinin gelmesiyle artmıştı. Ses aracından gece boyu da devam eden, hareketli müzik yayını yapılmaya başlanmıştı. İnsanlar halaylarda neşeli bir şekilde oynuyorlardı. Genel Merkezin giriş kısmındaki merdivenlerin altında, geceleri uyuyan işçilerin yatakları üst üste konmuştu. Saat 19.00’a doğru kalabalık çoğalmış, 21.00’den sonra ise, gittikçe azalmıştı. İlerleyen saatlerde ise sadece işçiler kalmıştı. Ses aracında her yöreden türküler çalınıyordu. Kadınlar halka oluşturup yere oturarak, iki arkadaşlarının kıvrak göbek danslarını alkışlıyorlardı. Biraz sonra, eylemci işçilere desek olmak için, üç erkek üyeden oluşan, üstlerinde kırmızı beyaz, etekler ve elbiseleriyle köçek ekibi geldi. Yarım saat süren gösterileri, hep beraber atılan destek sloganları ile son buldu.
8 OCAK 2010
Ankara’da bulunan arkadaşlarına destek olmak amacıyla, oturma eylemi yapmak için, Ankara’ya yeni eylemci işçiler geleceklerdi. Saat 15:00 dolayında, eylemin olduğu sokağa gittiğimde, yeni gelen işçilerin kaldırımları doldurduklarını gördüm. Her türlü zorluğu (yağmuru, çamuru, karı, soğuğu) göze alıp, Ankara’ya gelip sokaklarda oturma eylemi yapan, bir gurup, kadın-erkek işçi vardı dün gece. Bir gün önceden Muş’tan, Adıyaman’dan, Tokat’tan, İstanbul’dan, Adana’dan, Hatay’dan, Batman’dan, Diyarbakır’dan, Malatya’dan, Trabzon’dan denklerini yanlarına almış binlerce insan, illere göre kümelenmiş ve yerlere oturmuş bekleşiyorlar. Fotoğraf çekmek için çok defa gittiğim, yılbaşı gecesi birlikte eğlendiğimiz işçilerin arkadaşlarıydı bunlar. Sokağa girdiğimde her zamanki gurup sanarak yaklaştım. Ancak hemen fark ettim; bunlar yeni gelenlerdi. İlk İstanbul gurubuyla tanıştım. Bakımlı yüzleri, özenle hazırlanmış çantaları ve kibar Türkçeleriyle işçi kadınlardı bunlar. Bu nasıl şey; hayatlarında bir saat bile yağmurlu, soğuk havada dışarıda kalmamış kadınlar, ”biz bugün burada kaldırımda mı yatacağız ?’’ diyorlar. Konuşmalarına bakıp, bundan önce hiçbir politik ve sosyal eyleme katılmamış insanlar olduklarını görebiliyorum.Bu gurupta bulunan işçiler ,sessizce, verilecek tavuk döner ve ayrandan oluşan ,akşam yemeklerini beklemekteydiler.Az ileride Adıyaman’dan gelenler seyyar çaycıya yakın olmalarından dolayı ellerinde çaylarıyla bağlama çalan işçiye eşlik edip türkü söylüyorlar.Yanlarına gelir gelmez bende katılıp beraber söylüyoruz.Kim olduğumu her guruptaki işçiler sordular.Afsad’dan ve destek için geldiğimizi söylüyorum.Başka fotoğraf çeken insanlarda vardı dün gece.Ama bizlerin ilk günden beri onlara destek olduğumuzu söyledim,her guruba ayrı ayrı.
Akşam haberleri başlamıştı, boyalı basının görsel medyasında. Tezgahlar kurulmuş, ışıklar, kameralar, sunucular ellerinde mikrofonlar, kulaklıktan ses bekliyorlar. Tv muhabirleri yanlarında bir gurup işçiyle ‘başla’ işaretini bekliyorlar. Şaşkınım, nasıl bir şey bu. Hayatında hiç basın görevlileriyle karşılaşmamış işçiler öyle kararlı pozlar vermişler ki, dayanamadım. Muhabirin yanındaki işçinin fotoğrafını çekmek için hazırlık yaparken muhabir ile göz göze geldim; ikimizde gülmeye başladık. Aslında bütün gece böyle anlamsız ve ifade edemediğim bir ruh hali içinde dolaştım işçilerin arasında. Sanki Haiti’de değil de deprem, burada olmuştu. Bazı kadın işçilerin oylarını şimdiki iktidara verdikleri belliydi. Konuşurken “Tayyip ERDOĞAN çok ayıp ediyor, niye bizim isteklerimize kulağını tıkıyor anlamadım.’’ diye çok şiddetle eleştirmiyorlardı.
Adana’dan gelenlerin ne kadar üşüdükleri sarıldıklar battaniyelerden belliydi. Sonra Hataylılarla karşılaştım. Ne kadar içten davranıyorlar. Akşam yemeği niyetine, getirdikleri çörekleri yiyorlar. Israrla bana da ikram ettiler, bir an memleketim geldi aklıma. Onlara yakın oldukça boğazım düğümlenmeye başladı. Kaldırımlar, sokaklar, soğuk ve gece sürekli dönüyor zihnimde. Muş’tan gelenlere, hoş geldiniz diyorum, bizi de çek, diyorlar ısrarla. Kürtçe halay türküleri, söyleyip halay çekiyorlar. Aslında onlar çok coşkululardı, insan etkileniyor bu durumdan. Birazdan evime gideceğim ama onlar burada olacaklar. Bu kadar insanı oteller, misafirhaneler alamaz, diyorum kendi kendime. İnsan olmak nasıl bir şey ki diye içimden insanlığımı sorgulamak geçiyor. Sonra Batmanlı İşçiler; yanık türkülerle gecenin sessizliğini bölüyorlar. Diyarbakırlı İşçilerin halaylarına katılıyorum. Yüreğim iyice sızlamaya başlıyor. Trabzonlu İşçiler kemençe çalıp horon tepiyorlar. Amma da çok neşeliler diye geçiriyorum içimden. Sonra bu sesler bu kararlı bekleyiş; korkmadan geceden, soğuktan ve yağmurdan. Sorularıma yanıt veremedim bir süre. Herkesin değişik zamanlarda, insan olduğundan utandığı anlar olmuştur. Dün gece insanlığımdan utandım. Saat 22:20... Birazdan eve gideceğim. Bu insan panayırı. Ekmekleri ellerinden alınmış insanların mücadele panayırı bence. Ankara’da insanlar uyuyacaklar. Haram olsun size bu uykular, diye haykırasım geçiyor içimden. Uyursam bana da haram olsun. Mehmet Hoca bana katıldığında, “Hilmi, fotoğraf çekilmez bu zamanda, anı yaşa, coşkuya katıl. Bu bence yaşanır. Neyini çekeyim bu coşkunun.’’ diye söylediğini anımsıyorum. Her guruba katıldığımda seviniyorum, ancak nedense gözlerim doluyor. Sürekli ıslaktı gözlerim. Aslında ağlamıyorum ama gözlerim ıslak, içim buruktu. İstanbullu işçi kadın çocuklarını bırakmıştı evinde. Adanalı erkek işçi ücretsiz izin almış. “Tayyip’e bir maaş daha hibe ettim’’diyor. Gece ne yapacaksınız dediğimde, Diyarbakırlı kadın işçiye, “Biz bilmiyoruz, yatmaya çalışacağız sabaha kadar. Aslın kaç gün buradayız, onu da bilmiyoruz.’’ Diye konuştu.
23 OCAK 2010
AFSAD Toplumcu Gerçekçi Belgesel Fotoğraf Gurubu olarak Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan geceyi, destek amaçlı çadır kurarak geçirmeyi düşündük. Bu amaçla Türk-İş Genel Merkezi’nin Mithatpaşa Caddesi’ne bakan kısmında, Hataylı İşçilerin bulunduğu bölüme yerleşmeye başladık. Çadırımızı başta Hocamız Mehmet ÖZER olmak üzere yardımlaşarak kurduk. Arkadaşlarımızın fotoğraflarından oluşan sergiyi hazırladık. Sergiye başlar başlamaz işçilerin yoğun ilgisiyle karşılaştık. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar işçiler sergiyi dolaştılar. Sergi ve dayanışma çadırı kuracağımızı duyan AFSAD’lı üye ve kursiyer dostlarımızın yoğun ilgisinden çok mutlu olduk.
Toplumcu Gerçekçi Belgesel Gurubu üyeleri Hüseyin TÜRK, Cem ARTANTAŞ, Nail YOLLU, Mehmet ÖZER, Berna TEMUR, Şerife YAVUZ, Elif KOCA, Tuğçe Deniz ÇAKIR, Ayşegül KARALAR, ve Nur YILMAZLAR sergi ve çadır kurma işlemini tamamlandıktan sonra, ateş yakarak ısınmaya çalıştık. İlerleyen saatlerde arkadaşlarımızdan bazıları evlerine döndüler, ancak bizler sabaha kadar burada kalarak desteğimizi sürdürdük.
POSTA GÜVERCİNLERİ
Bilimsel adı Columba livia olan güvercinler, yüzyıllar boyunca güçlü yön bulma yetenekleri sayesinde insanlara hizmet etmişlerdir. Güvercinlerin, 1150 yılında Bağdat’ta mesaj iletme amaçlı kullanıldığı, dünyaca ünlü Reuters haber ajansının kurucusu Paul Reuter’in 1850’de Belçika’nın Brüksel kenti ile Almanya’nın Aachen kenti arasında, 45 güvercinden oluşan bir filo ile haber ve borsa tahvil fiyatlarını dağıttığı bilinmektedir.
Yazan: Hilmi ASLAN
Toplumcu Gerçekçi Belgesel Fotoğraf Gurubu Üyesi

























































































1977 Ankara doğumludur.
Grafik tasarımcı olarak meslek hayatına devam ediyor.
Mart 2007’de AFSAD’a üye oldu.
26. Olağan Genel Kurul 2007-2008 Döneminde Yönetim Kurulu Üyeliği görevinde bulundu. Derneğin resmi yayın organı Kontrast’ın yayın ekibinde 2.5 yıl gönüllü çalıştı. 3. Kur (İleri Düzey Eğitim) Seminerinde Fazlı Öztürk’ün asistanlığını yaptı. AFSAD 7. Belgesel Fotoğraf Sempozyumu düzenleme komitesinde görev yaptı.

'Buyrun Er Meydanına' adlı ilk kişisel sergisini Kasım 2007'de Ankara'da açtı.
Yurtiçinde ve yurtdışında karma sergilere katıldı.
'Nakavt', 'Aşura', 'Fırat'ın Kıyısından Suriye', 'Mardin', 'Pehlivan', 'Üzülmez' 'Pavli Panayırı' 'Gallop' ve 'eNeFeL' adlarında belgesel fotoğraf serileri yayınladı.
Melih Özbek - Dijital Akademi'de 'İleri Düzey Fotoğraf İşleme' adlı semineri yapıyor.
Işığın peşindeki yolculuğuna yeni belgesel projelerinin çekimleriyle devam ediyor...
FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
Hüseyin Türk : Nakavt
Hüseyin Türk : Buyrun Er Meydanına
Hüseyin Türk : Atlar
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.