İbrahim Demirel An-Kare Fotograf Grubu : Torakçıların Çorak Hayatı
Farklı meslek gruplarında profesyonel yaşamlarını sürdüren 7 kişinin içlerindeki fotoğraf sevdasına yön verebilmek için İbrahim Demirel’in ustalığına ve teknik bilgisine sığınma isteği, onun hayata bakışını yansıttığı karelerin sırrını çözme hevesi ve bünyesine fotoğrafın nüfuz ettiği sanatçının soluduğu havadan, kullandığı ışıktan nasiplenmek niyeti ile yola çıkmaları An-Kare’nin öyküsünün başlangıcıdır.
Grubun, İbrahim Demirel’in kapısını aşındırmak, onun yoğun programından biraz zaman çalmak uğraşmak, zaman zaman yalvarıp zaman zaman baskı kurmak şeklinde tezahür eden ısrarlı çabaları 2007 yılının ilk aylarında sonuç verir ve Grup An-Kare “fotoğrafa tam itaat yemini” dışında başka hiçbir karşılık beklentisi olmayan ustaları İbrahim Demirel ile ışık ve renk peşinde macerasına atılır. O gün bugündür An-Kare istisnasız her Cuma akşamı Galeri Sanatyapım’da toplanmaktadır. Pazar günleri ilk ışıklarla birlikte yollara düşülür, günle birlikte ışık biterken fotoğraf da biter.
“Demirel Kriterleri” akılda, deklanşöre basarken düşünülen tek şey; göz önünde akıp giden An’ları karelerde dondurmak. Bir sevdada buluşan grup giderek kendi ortak fotoğraf hafızası ve fotoğraf karakterini oluşturuyor.
An-Kare Fotoğraf Grubu
Grubumuzu oluşturduğumuz arkadaşlar bana geldi ve bir öneride bulundular!!!
“Siz nereye gidiyorsanız gidin, siz ne çekiyorsanız, biz de sizinle gelelim birlikte çekelim “
Ben de dedim ki;
“Hay hay, birlikte çalışalım ancak bir şartım var… Sizlerin farklı birer işi, mesleği var ama benim tek uğraşım fotoğraf. Bu nedenle benim kadar ciddiye almalı, sevmeli ve çalışmalısınız.”
Nihayetinde 2007 Ocak ayında başladık. İlk gezimizde yola çıtığımızda Kızılcahamam-Işık dağı’nda mangal kömürü üretimiyle uğraşan Mardinli bir aileyle karşılaşmış, tanışıp dost olmuştuk. Birçok kez gidip naylon çadırlarda yaşayan 48 kişilik 8 aileyi, yaşadıkları şartları, yaptıkları işi fotoğraflarımızla belgelemeye çalıştık. Bu seçki bu çalışmamızın ürünüdür.
İbrahim DEMİREL
Sabahın ilk ışıklarıyla çıktığımız fotoğraf gezilerimizden birinde hocanın "dur" emrini takiben yolun kıyısındaki mavi çadırlara gidene kadar torak nedir hiçbirimiz duymamıştık. Lila eşarbıyla bir amca geldi önce, kar altın dişlerinde parıl parıl yansırken bir şeyler anlatmaya başladı, adının Raşit olduğunu, efsunundan dolayı fotoğraflarda çıkmayacağını sandığını bilmiyorduk tabii biz o ilk gün. Sonra çocuklar yanaştı dağcı botlarımızın yanına, küçücük ayaklarındaki naylon terlikleri, termal montlarımızın eteklerine incecik hırkalarıyla. Eller yüzler simsiyah. Yanaklar soğuktan çatlamış. Karın, çamurun ortasında tavanı, tabanı, duvarları naylondan; kapısı kim bilir hangi seçimden kalma parti bayrağından yapılmış evine davet etti bizi İhsan. Emine çayları demledi odun kömüründe. Çadırların arasındaki ağaç dallarında çamaşırlar kururken tanıdık biz onları.
Bir yıl boyunca, fotoğraf bahane, gelip geçip uğradık çadır yerleşkeye. Sorduk "ne yaparsınız" diye, anlattılar. Odun kömürü üretimi için kurulan, üzeri toprakla örtülü ocağa "torak" dendiğini biz öyle öğrendik. Torak kurulurken, ortasında 30 cm mesafede olmak üzere üç-dört sırık dikilir ve toraktan daha yüksek olan sırıklar, yanma aşamasında baca görevi görebilmeleri için birbirleri ile birleştirilirmiş. Baca içerisine kolayca yanabilen çalı-çırpı doldurulur etrafına kömür haline getirilecek odunlar, huni şeklini alacak şekilde istif edilirmiş. Kömürleştirme esnasında hava ile doğrudan teması kesmek üzere istifin üzeri, meşe ağaçlarının dökülen yaprakları (gazel), saman vb. materyallerden oluşan "yeşil örtü"yle onun üzeri ise toprak, kömür kırıntı ve tozlarıyla hazırlanan "toprak örtü" ile kaplanır ve üzeri hafifçe ıslatılan torak yakmaya hazır hale getirilirmiş. Torağın yakma işlemine rüzgarsız bir havada başlanır, kömürleşme için gereken 240-280C derecelik sıcaklığı sağlayan ateş torak içerisinde yayılırken, ateşin ilerlemesini idare etmek için torağın üst kısmından başlayarak mazgal denen delikler açılırmış. Ondan sonrasında sıra artık tetikte beklemeye gelir işte, gece gündüz, bir bebek ihtimamıyla gözlenir torak. Eğer bir patlama olursa çoluk çocuk, kadın, erkek koşuşurlar kömürcüler kuyunun üstünü kapatmak için. O zaman ne sizi görür gözleri, ne kendilerini. Odunlar yanıp emekleri, hayalleri kül olmasın diye seferber olur tüm çadır kent. Kömürleşmenin sona erdiği beyaz dumandan anlaşılır. Yanma bittikten sonra torak soğutulmak üzere bekletilir. Kömür elde etme süresi, ağaç cinsi ve torak hacmine göre 76 -107 saat sürer ve yaklaşık 100 kg odundan 20 kg kömür elde edilir. Sönmeyi takiben üstteki marsıklar galberi ile çekilip bir kenarda toplanır. Daha sonra kömürler, gereğinden fazla kırılıp ufalanmaması için özen ve dikkatle toplanarak iriliğine göre tasnif edilir ve toptancıya teslim edilmek üzere çuvallara doldurulur.
Aslına bakarsanız, çok daha eskide, Ergenekon destanında dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizmekle başladı Türk'ün kömürle ilişkisi. Oğuz boylarının dağları eritmesinin üzerinden yıllar yıllar geçti. Genlerden gelen odun kömürü sevdası, geniş odalarda ortaya getirilen mangalla sohbetleri, az şekerli kahve kıvamında sardı sarmaladı, döndü dolaştı pikniklerin demirbaşı haline geldi. Türk deyince dünyada artık önce mangal, şiş, kebap bilinir oldu. Haliyle Anadolu'da mangalsız bagaj, balkon, bahçe kalmadı. Güneşin kendini azıcık gösterdiği her pazar bir ince dal altında, su kenarında ve gerekirse otoyol refujlerinde et, balık, çoban salata ve rakı eşliğinde muhabbete katık edildi.
Ancak ne var ki, Türkler için vazgeçilmez keyiflerden biri olan mangalda pişen etin nefis kokusunun arkasında bambaşka bir gerçek yatar. Türkiye'de yılda yaklaşık 250 bin ton mangal kömürü tüketilir. Kilosu 1-2 YTL arasında değişen mangal kömürü yaklaşık 250 milyon YTL'lik pazar oluşturur. Torağın hazırlanma zorluğu ve yanma sırasında yayılan sirke asidi kokusunun verdiği rahatsızlık nedeniyle, artık odun kömürü üretimi metal ocaklarda, retord adı verilen kapalı kaplarda yapılıyorsa da ülkemizde halen aileleriyle birlikte 1,5-2 milyon kişiyi besleyen mangal kömürü, ağırlıklı olarak Batı Trakya'da Istranca Ormanları, Çanakkale, Antalya, Malatya, İstanbul'da Çatalca ve Şile'nin köylerinde üretilir. Mangal kömürünün, pişirme ve ısınma amacıyla yaygın olarak kullanılması ve kükürt içermemesi nedeniyle, yanma sırasında havayı diğer kömür cinslerine göre daha az kirletmesinden dolayı tercih edilse de Türkiye'de, Ormanları Koruma Yasası kapsamında 20 yıldır mangal kömürü ihracatı yapılmıyor.
İşte torakçıların yanına gide gele bir yılda bunları öğrendik biz, ama aslında her çektiğimiz karede elektriksiz, televizyonsuz, bakkalsız, kasapsız beş-altı çadır nüfuslu hayatlarına ilişmeye çalıştık gizliden gizliye, ormandan odun çekmeye giderken traktörün altında kalıp da beş çocuğuyla Emine'yi bir başına bırakan, daha 40'ına varamamış İhsan'ı, kaynayan çorbayla boydan boya yanan minik Raşit'i, kömür karası ömründe bembeyaz bir oyuncak kedi hediye almanın mutluluğuyla aylarca gidip gelip soğuktan çatlamış ellerini usul usul yanaklarımıza süren Rojin'i, gülmeyi gösteremediğimiz Rosalin'i, gün yüzlü Sıdıka'yı tanıdık ya asıl anlamı budur bizim için fotoğraf çekmenin ve belki de daha yaşına varmadan kaybettiği babasını, tesadüfen yoldan geçerken durup da çeken bir grup yabancının bastırıp verdiği fotoğraflardan tanıyacak olan bir sabinin gönlündeki yerdir.
Canan DOĞANLAR
Can ÖZGÜN







Canan DOĞANLAR







Cem Hakan ÖZASLAN







Cengiz TOPBAŞ







Haluk GÜLDÜR







Teoman ALTINOK







Volkan GEVREK






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
Yorumlar - Comments
Toplam 16 yorum,
1-16 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Bundan böyle, piknikte mangal yakarken, hep bu kareler gelecek gözlerimin önüne...
Son yıllarda gördüğüm en güzel çalışma...
Tüm Grubu kutluyorum....
Haluk Cangökçe eklemiş - adds
| 05 Mayıs 2008 Saat - Time
11:41
İbrahim Demirel ve arkadaşlarının bu çalışması fotografik olgunluğunun yanında toplumsal iletisiyle de ilgiyi sürekli uyanık tutuyor. Başarılı bir gurup oluşmuş. Umarız daha güzel çalışmalarda da birlikteliğiniz sürer. Hepinizi kutlarım.
Uğur Bilge eklemiş - adds
| 05 Mayıs 2008 Saat - Time
22:04
İbrahim Demirel hocamız ve ekibi ile 2007 Yılının yaz mevsiminde, Şanlıurfada şufsad' ta tanışmış ve birlikte Fotoğraf çekmek üzere gezintiye çıkmıştık, Onlara buradan selamlarımı iletiyorum, yine her zamanki gibi takdire şayan kareler görüyorum,
Çok güzel bir çalışma olmuş.Ellerinize ve emeklerinize sağlık.
Selamlar...
Mehmet DAĞ
Mehmet DAĞ eklemiş - adds
| 06 Mayıs 2008 Saat - Time
10:46
Güzel bir belgesel çalışma. Kebab yapmak için bazen iyi yanmıyor diye burun kıvırdığımız kömürün yapılışını görseler o burun kıvıranlar, herhalde kömürü severler. Meşakkatli çalışanların işgüçlerini çok duygusal bir anlatımla veren sizlere teşekkürler.
Sevgiler saygılar
Ekip oldukça ilgi çekici bir konu yakalamış. Ama bu insanlar ne yer ne içer, nasıl ve nerede çalışır, nasıl geçinir nasıl yaşar? bence cevaplarda netlik problemi var. Bence vahşi hayvanları görüntülemek için teleobjektif, İnsan(lar)ı tanı(t)mak için geniş açı kullananmak gerekirki yeterince yakın olunabilsin. Belgesel fotoğraf izleyen izleyici gizli tanık olmayı tercih eder. Öznelerin poz vermesi, objektife gülümsemesi izleyiciyi rahatsız eder. Orada olmak, kanıksanmak, yakın olmak (tele ile değil) bence belgesel fotoğrafın büyüleci yönü bu. Ekibe başarılar dilerim. Ama bence fotoğraf ekip işinden çok kişisel bir çıkarımdır. herkeze tek tek başarılar dilerim.
Ahmet Tahir Özcan eklemiş - adds
| 09 Mayıs 2008 Saat - Time
23:46
Elinize ve yüreğinize sağlık.Tebrikler..
erden cantürk eklemiş - adds
| 10 Mayıs 2008 Saat - Time
01:02
ben insanlardan uzak resimleri severim.
zerafet.
yalnızlık.
kadere karşı savaşmak.
bu tür koular ilgimi çeker.
ama isyankarlığı hiç sevmem.
mahçupluk.
kaderi kabullenmek.
birazda tebesssüm
dür beklediğim...
herşeyden öte sevdiğim
değişmemiş düşünceler.
zamana karşı ölmemiş.
öldürülememiş düşünceler.
bilgisayarının başında dahi
hasır koltukta oturan gençler.
benim sevdiğim gelişmek
kültürünü korumaktan geçer.
GÜZELMİŞ. hemde anadolunun ta kendisi kadar.
dilek alın eklemiş - adds
| 10 Mayıs 2008 Saat - Time
16:06
Tüm Ankare elemanlarını gönülden kutluyorum. Evinden barkından çok uzaklarda, çok zor koşullarda geçimlerini sağlayan “Torak”çıların yaşamlarını; bir atölye çalışmasıyla bizlere sunmanız hem önemli bir sosyal sorumluluk bilinci hem de yakın çevremizdeki gizli dünyaları tanımak-tanıtmak adına takdire değer. Yeni projelerinizi ilgi ve merakla bekliyoruz.
Köksal Kayhan eklemiş - adds
| 15 Mayıs 2008 Saat - Time
12:17
izlemeye doyamadığım kardeler..yaşamla savaş da diyebileceğimiz hayatları bizlere yansıttığınız için teşekkürler..çalışmalarınızı kutlar başarılarınızın devamını dilerim.esenlikler...
fatih tunna eklemiş - adds
| 15 Mayıs 2008 Saat - Time
17:10
gerçekten çook güzel gerçekleri yansıtan resimler elinize sağlık.
mehmet ali eklemiş - adds
| 25 Mayıs 2008 Saat - Time
13:43
İbrahim DEMİREL ustayı ve An-Kare grubunu yürekten kutluyorum. Canan Hanım'ın etkili anlatımı ve torakçıların yaşamlarının tasviri, fotoğrafları iki boyutlu düzlemden kurtarıp, çok boyutlu bir düzleme yolculuğa çıkarıyor, adeta orada olan biteni yaşatıyor bizlere. Sonra kendi içimize bir yolculuk başlıyor. "Fotoğrafı ustalardan öğrenmek doğru yöntemdir."mesajını veren bu çalışma fotoğraf gönüllülerine iyi bir ders veriyor aynı zamanda. Benzer bir projeye dahil olma isteği uyandıran bir oluşum. Tebrikler.
Birgül ERKEN eklemiş - adds
| 28 Mayıs 2008 Saat - Time
23:47
İlginç bir konu ve güzel bir çaba. Yalnız belgesel seriyi adlandırırken konu edilenler hakkında yargı içeren kelimelerden kaçınmak gerekir fikrimce. Torakçıların "çorak" hayatı derken hayatları hakkında bir yargı belirtmiş oluyorsunuz. Bu tip yorum ve yargılar fotoğrafçılığın alanı dışındadır. Basit gibi görünebilir ama bence değil.
Alper Tecer eklemiş - adds
| 30 Mayıs 2008 Saat - Time
15:36
Merhabalar, meşe kömürünün nasıl zahmetli bir işçilik istediğini biliyorum. İnsanların mecburiyetleri, yaşama şartları ve solunan duman...Ancak, neredeyse tamamında ışığın izinden gidilmiş, ışık kovalanmış. Gün doğumunda, gün batımında ve ters ışıktaki başarı bence neredeyse kömür yapımının önüne geçmiş. Başta hocamız olmak üzere tüm fotoğraf dostlarını kutluyorum. O şartlar altında çalışmak üzere taa uzaklardan gelen çalışanlara gönülden sağlıklar ve bol kazançlar diliyorum.
Tahir Uzun 16 Şubat 2009
Tahir Uzun eklemiş - adds
| 16 Şubat 2009 Saat - Time
16:38
Olan üstü tam bir dev yapıt hocamız İbrahim DEMİREL ve tüm ekibine teşekkürler,
seven gülkan eklemiş - adds
| 24 Nisan 2009 Saat - Time
22:09
resimlerinizi izlerken sanki bir sinemadaydım aldı beni götürdü sanki her karesinde bende vardım.kare kare yaşadım. muhteşem güzeldi.elinize sağlık.bütün AN KARE grubunu gönülden kutluyorum.