Birgül ERKEN kimdir, bize biraz kendinizi tanıtır mısınız?
9 Şubat 1972, Çanakkale doğumluyum. Trakya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. Öğretmenlik yaşamına Meriç Lisesi'nde başladım. Şu an Edirne Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği görevini yürütüyorum. Aynı zamanda Trakya Üniversitesi Türk Dil ve Edebiyatı Ana bilim Dalı'nda Yüksek lisans programında öğrenciyim. Evliyim ve 10 yaşında bir oğlum var. Eşim Değer ve oğlum Ege ile birlikte Edirne’de yaşamaktayım.

Sizi fotoğraf sevdasına sürükleyen sebep nedir?
Aslında birkaç etkileşim geliyor hatırıma. Çanakkale’nin ilk fotoğraf stüdyolarının arşivleri komşumuzun bodrumunda sağda solda atılırdı. Bunların çoğu, ince cam negatifleri veya solgun kâğıtlarda, elle rötuşlanmış Çanakkale’ye dair manzaraların olduğu fotoğraflardı. (Kimi cam negatifler hala durur bende.) Biz bunları oyun malzemesi yapardık çocukluğumuzda. Epeyce hafızama kazımış kareler var bunlar arasından.
Fotoğraf çekmeye ne zaman başladım hatırlamıyorum. 16-17 yaşlarındayken sürekli kütüphaneye sığınır uzun saatler orada kalır; ne bulursam okurdum. Bir gün kütüphanenin salonunda bir toplantı olduğunu fark ettim. Kapıyı ittim. Davetsiz içeri süzüldüm. Karartılmış salonun arka koltuklardan birine iliştim. Sahnede projeksiyonla perdeye yansıtılmış kareye diyagonel yerleştirilmiş bir merdiven görüntüsü vardı ve sahnedeki konuşmacı bu fotoğrafı okuyor, yorumluyordu.
Bu konuşmacı Mehmet BAYHAN’dı. İlk defa fotoğrafa bu gözle bakıyordum bu anlatı sayesinde. Bu his beni heyecanlandırmıştı. Katılımcılar sorular soruyor fotoğraf üzerine yorumlar yapıyorlardı. Öylesine heyecanlıydım ki, avuçlarım terliyordu, kalbin yerinden çıkacaktı. İçime bir ateş düştü. Bir başka pencere örüldü içten dışa o gün. Bir kıvılcım düşürdü gönlüme o gün ve sonra dilime düştü fotoğraf çekme isteğim ve sonra işte rahmetli babamın bu istekli halimi görüp bir makine alması bir başka milat oldu. Efod çatısı altında başlayan eğitim ise daha bilinçli bir çabanın başlangıcı sayılır.
Fotograf ile ilgili aldığınız eğitimler?
EFOD(Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği) çatısı altında fotoğraf temel eğitimi;
Mehmet ÖZŞİMŞEK ile Makro Atölyesi;
Photoshop ve proshow gibi farklı dallarda Efod’un kursları;
Fethiye Fotoğrafçılar Buluşması’nda Reha BİLİR’in Geniş Açı Atölyesi;
Beyşehir Fotoğraf Maratonu gibi etkinliklerde ustalar ile yapılan fotoğraf söyleşileri, çekim gezileri ve fotoğrafçılar buluşmalarından edindiğim izlenimlerin katkısı da önemini korumakta.
Faruk AKBAŞ’ın Sanat Kampı’nda kısa bir ziyaretimiz olduysa da asıl Faruk Hoca ile özel çekim gezileri bizi besleyen eğitim çalışmalarıydı.
Fotoğrafçılık ile ilgili ne gibi faaliyetler içindesiniz?
Şu aralar Eşim Değer Erken ile birlikte gerçekleştirdiğimiz “Su(Ya Karış)an Su Perisi” adlı projemizi geliştirip paylaşmaya çalışıyoruz.
http://www.fotoritim.com/yazi/birgul-erken---deger-erken--suyakarisan-su-perisi
Toplumsal sorumluluk addettiğim, tarihi kentlerin sular altında kalmaması için fotoğrafın gücünü kullanarak yaptığımız bu projeyle verdiğimiz mücadeleyi sürdürmeye çalışıyoruz. Değişik platformlarda Allianoi Antik Kenti, Zeugma’da yaşanan talihsizliğe teslim edilmesin diye yürütülen çalışmalara mümkün olduğu ölçüde katılımlarımızla ve fotoğraf gösterimizle destek veriyoruz. Gün be gün son durum raporlarını aldığımız girişim grupları ile temas halindeyiz.
Başta Allianoi Bilimsel Kazı Heyeti Başkanı olmak üzere, çevreci gruplar ve yazın insanları ile işbirliği içindeyiz.
Bu projeyi geliştirip sergi ve katalog çalışması ile daha kalıcı kılmak için proje basamaklarını hayata geçirmeye çalışıyoruz. Destek sağlanırsa, kasım ayı içinde sergimizi Allianoi Girişim Grubuyla ortak bir etkinlikte paylaşmayı planlıyoruz.
Fotoğraf uzun ve kesintisiz bir disiplin gerektiren bir uğraş. Uzun yıllara dayanan bir birikim gerektiriyor.
Bu bağlamda henüz yolun başında olduğumu düşünüyorum. Bu yönde okumaya çalışıyorum. Ustalarla bir araya gelebilmek de ufkunuzu açıp, size ivme kazandırıyor. Bunun için özellikle fotoğrafçılar buluşmalarını kaçırılmaz fırsatlar olarak görüyorum.
Kısacası bana gelişim yönünde katkısı olan her türlü paylaşım ve girişime gönüllü olmaya çalışıyorum.
Çok değerli arkadaşların kurmuş olduğu Fotoritim kalitesinden ödün vermeyen seçkin bir oluşum. Aktif bir öğrenme süreci içinde Sınırsız Fotoğrafçılar Grubu ile birlikteliğim fotoğraf yolculuğumun en önemli mihenk taşlarından biri.

Bir eğitimci olarak da öğrencilerimin fotoğrafa yönelik dikkatini artırmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum.
Bir de daha küçük yaş gruplarında çocukların fotoğrafla buluşturulması için fırsat bulursam bir şeyler yapmak hayalini içinde yaşatıyorum.
Yıllar önce açılıp dört yıl sonra kapatılan fotoğraf lisesi projesini de hayata geçirebilmek için veriler topluyorum. Hatta bu okulda oğlumun yetişmiş olmasının hayalini kuruyorum.
Efod (Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği)içinde bulunduğumuz çevre içinde bize fotoğraf adına paylaşımın adresi. Havasını soluduğumuz kimi zaman sorumluluk alarak sürdürülen 28 yıllık bir geleneğin adı olduğu için önemli. Bu derneği yaşatma çalışmalarında taşın altına elimizi koyanlardan olmaya çalışıyoruz.
Aslında insanın kendisini anlatması ne kadar zordur. Üstelik kendimi anlatmada başarısız olduğumu düşünürüm hep ve kendi kendini anlatmak hamamda şarkı söylemek gibi gelir bana.
Bu soruyu Efod çatısı altında eğitimci kadrosunda olan ve başından beri bizi izleyen, fikirlerine değer verdiğim bir hocamıza da sormayı uygun buldum dolayısıyla.
Yanıtı şu oldu: Asla kesintiye uğratmadan, temponu düşürmeden üretmeye gayret ediyorsun, dedi ve ekledi.
Hem kendini hem de çevreni motive edici çalışmaların, ilgin, merakın tükenmedi. Tüm aileyi fotoğrafçı yaptın dedi.
En çok beni mutlu eden bu son söylenen sözler oldu. Eşim ve oğluma fotoğraf virüsü bulaştırmak gerçekten yaptığım en iyi şeylerden biri olmuştu.
Bu sayede eşim, uzun yılardan beri tüplü dalış yaparak gördüğümüz rengarenk canlı çeşitliliğini fotoğraflamaktan büyük keyif almaya başladı.
http://www.fotoritim.com/yazi/deger-erken--sipadan
Varsa açtığınız sergiler / Katıldığınız yarışmalar?
Şu ana kadar yaptığım çalışmalar arasında:
"Yeni Ufuklar: Yunanistan-İtalya", "Uygarlığın Beşiği Mezopotamya", "Almanya" ve "Çimen, Yağ, Ter Er Meydanı Kırkpınar..." ve "Edirne" ve en son “Suya Karışan Su Perisi”adlı sunumlar yer alıyor.
Katıldığım sergiler:
Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin düzenlediği “ Kadın” konulu sergi
Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin düzenlediği “ Kadın ve Lale” konulu sergi
Şehit ailelerine yardım amacıyla düzenlenen “100 Portre” fotoğraf sergisi ( İstanbul ve Ankara ayağı)
Lübnanlı çocuklara yardım için düzenlenen fotoğraf sergisi (İstanbul)
Lüleburgaz Fotoğrafçılar Sergisi
Yarışmalara çok fazla katılmıyorum aslında. Bu konuda biraz çekimserim. Katıldıklarım arasında pek çoğu sergileme olmak üzere birkaç mansiyon ve bir de ikincilik var.
Şu an kullandığınız ekipmanınız hakkında bilgi verir misiniz?
2004 yılına kadar analog makinemle (Canon EOS 5) dia çektim. O makinemle Canon
Sayısal makineye geçiş aynı yıl içinde Canon 350 D ile oldu. Sonrasında eşimin sualtı macerası başladı ve Canon 350D’yi ona verip Canon 400D aldım. Bu arada objektif sayısı giderek arttı. Canon 100mm f2.8 Makro, Canon 70-300 tele, Canon 10-22, Canon18-55, Canon 50mm f1.4 ve en son Sigma 10mm f2.8 model objektifleri edindim.
Fotoğrafta konulu çalışmayı tercih ediyor musunuz?
Projeleri, belgesel çalışmaları tek karelerden üstün tutuyorum. Bu anlamda konu elbette olmalı. “ foto avanture” denilen rasgele çekimleri de olmalı elbette, ama öncesinde ne çekeceğine dair ön hazırlık daha doyurucu bir çalışma benim için. Bir konu etrafında derli toplu çalışmak ve bunu projelerle ilişkilendirmek benim genel eğilimim.
Fotoğraf çalışmalarınız esnasında etkisi altında kaldığınız herhangi bir olay var mı? Ya da bir anınız?
Geçtiğimiz yıl babam kalp krizi ve devamında akciğer embolisi teşhisiyle aniden yoğun bakıma alındı. Yanında günlerce kaldık, başında uyanmasını bekledik. Eşim Değer tıp doktoru olduğu için daha rahat hareket edebiliyor; yanına girebiliyordum.
Bu gidiş- gelişlerin birinde annem: “Babanın fotoğrafını çek yoksa uyanınca inanmaz bize, gene içer sigarasını” dedi. Bu isteğini gerçekleştirdim. Derin uykusunda onu görüntüledim.
Bir hafta aradan sonra uyandı. Taburcu oldu. Bu fotoğrafı hiç, görmek, göstermek istemedim. Arşivin dip köşesinde kalsın istedim. Ne yazık ki aynı tablo kısa sürede nüksetti ve bu defa kefeni yırtamadı. Elimde ona dair kalan son fotoğraf, silmiş olsam da hafızamda kazınmış korkunç bir belge olarak kaldı.
“İyi fotoğraf” sizce nedir?
Bence iyi fotoğraf kafada başlar. İyi düşünülürse aynı nişan çizgisindeki buluşan fotoğrafik unsurlar hedefi ıskalamayacaktır. Işık ve kompozisyon kadar içerik çok önemli tabi ki.
Bence bir mesajı olmalı, insana dair bir şeyler anlatmalı, uyandırmalı, sarsmalı… Belge ise bilgilendirmeli, şaşırtmalı, üzüntüyü, sevinci taşımalı. Güzellik ise çarpıcı olmalı. Daha da önemlisi teknik donanımın bilinçli ve amaca uygun olarak kullanılmasıyla ortaya çıkan sonuçlardır en güzeli.
Fotoğrafı çokça kalıplara oturtmak istemem aslında; ama form olmadan da deforme edemezsiniz.
Örneğin şiirde ölçüyü bilmelisiniz der usta şair Fazıl Hüsnü Dağlarca yeni şairlere. “Ama ben serbest yazacağım.” dese de… Önce ölçüyü salık verir onlara.
Fotoğrafta da böyle: Teknik ve estetik kuralları kafada var olmalı. İsterse dışına çıksın bu çerçevenin.
Beğendiğiniz fotoğrafçılar kimlerdir?
Henry Cartier Bresson, Ara Güler gibi yaşamını fotoğraf odağında sürdüren insanlara sonsuz saygı duyuyorum. Her biri kendi çizgisinde burç olmuş nice fotoğrafçı var ve bunları tek tek sıralamak çok da pratik bir yol olmayacak. Ama haber fotoğrafçılığında insan yaşamı karşısında ağır sınavları başarıyla vermiş olan Coşkun ARAL’ı saymadan geçemiyeceğim. Örneğin sualtı fotoğraf ve film çalışmalarına kendini adamış olan bir Haluk CECAN’ımız vardı ki, onun açtığı yoldan şimdi sualtı fotoğrafçılarımız yetişiyor ve dünya çapında başarılara imza atıyorlar. Bu anlamda işine aşkla bağlı olup fotoğraf konusunda değerli bilgilerini paylaşıp öğrenciler yetiştiren hocalara sonsuz saygı duyuyorum. Onlar iddialı görünmeyen; ama aslında çok da büyük işler başaran kahramanlar bana göre. Paylaştıkça çoğalan ve tazelenen daima genç, faydalı bir maya gibiler.
“Bu fotoğrafımı çok seviyorum” diyebileceğiniz somut bir örnek verebilir misiniz?”
En çok sevdiğim fotoğraflarım hikâyesi olan fotoğraflarım. Çekim için emeğin çabanın çokça olduğu kareler benim için özel. Bu anlamda beni çekim öyküsüyle etkileyen bir kare Bergama sokaklarında dolaşırken gerçekleşti.
Daracık sokaklardan geçerken güneşten iyice solmuş feracesi başında yaşlı bir teyze gördük.
Yüzündeki çizgiler nicesin yaş almış olduğunun izleriydi. Yanımda Enver Şengül hocamız ve iki öğrencimiz vardı. Bu güzel portreyi kaçırmamalıyız bakışıyla anlaştık.
Bir süre sonra, Enver Hoca’nın hiç şansı olmadığı ortaya çıktı. Teyze sürekli feracesiyle yüzünü kapatıp fotoğraf çekmemizi engelleyince üstüne gitmemeye karar verdik.
İki insanın yan yana zor yürüyebildiği daracık sokak arasında sıkışıp kaldı kadıncağız. Diyalog yoluyla aşmak doğru olur olacaktı bu durumu. Konuşup anlatırken yaşını sordum. Doksan dokuz dedi. Doğal bir şaşkınlık ifadesiyle 99 yaş güzelliğine dair küçük bir iltifat yüzünü aydınlattı. O an deklanşöre dokunabilmeyi başardım ve bu kareyi yalnız ben çekebildim. Doğru kara anı hiç bu kadar mutlu etmemişti beni.
Sizi en çok heyecanlandıran konular hangileri?
İnsana ait her türlü fotoğraf beni heyecanlandırıyor. Yeni coğrafyaları keşfetmek, doğayla bütünleşmek, içinde adrenalin olan spor fotoğrafları…
İmkânınız olsa çekmek istediğiniz fotoğraf /yer/ portre vs ne olurdu?
Eğer imkânım olursa yaşadığım coğrafya başta olmak üzere belgesel fotoğraf arşivinin kaydını tutmakla görevli olduğu düşüncesiyle fotoğraf üretmeyi ciddi bir disiplin içinde sürdürmek niyetindeyim. Bunun dışında uzak planlar arasında vahşi doğayı fotoğraflayabilmeyi istiyorum. Hem safaride fotoğraf çekebilmeyi, hem de Güney Afrika’da büyük beyazların yanına koruma kafesi olmaksızın inmeyi istiyorum.
Bir de Kutup ışıkları, ya da auroralar ilgimi çekiyor. Genellikle kutup bölgelerinde görülen bir gece ışıması olan auroralar, gökyüzündeki doğal ışık görüntüleri olarak çıplak gözle de izlenebilyor ve çok ilginç bir görüntü oluşturuyor. Uzak diyarlara özlemse hiç bitmeyen bir hayal olarak görünüyor.
Siz bir fotoğraf olsaydınız nasıl bir fotoğraf olurdunuz?
Tek kare olmazdım sanırım. Belgesel nitelikli bir proje olurdum. Ya da insanlığın geleceğine adanmış bir çalışma…
Röportaj : Berna AKCAN
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
04 Ekim 2008 MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"
06 Ekim 2008 ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"