Pınar Dağ kimdir bize biraz kendinizi tanıtır mısınız?
İnsan kendine sıkça sormuyor ‘kimim ben?’ diye. Ve zorlanıyor bunun pratiğini yapmadıkça. Ancak biliyorum ki yaşamayı zor da olsa kendimle barış haline dönüştürmüş, karmaşayı her gün başka bir sevinçle görmeye hevesli, siyah beyaz bir fotoğrafım. Keşfettiğim şey arttıkça yaşama sevincim artıyor ancak ölmek istemediğimin de altı çiziliyor! Kendimi şiirle, edebiyatla, fotoğrafla, müzikle ve canlıların soluk alışlarıyla anlamlandırabilen dışa dönük, umudunu yitirmek istemeyen bir gazeteci olarak tanımlayabilirim.

Sizi fotoğraf sevdasına sürükleyen sebep nedir?
“Çok küçükken...” diye başlanır bazen ancak öyle olmadı. En net hatırladığım, boynunda fotoğraf makineleriyle, ‘görünenle görünmeyen’ arasına ‘bir şey’ koyan insanları izlemekle başladığı. Büyüyünce ‘doktor olacağım’ demek gibiydi hissettirdiği. Bir şeyleri daha başka görüp hissettiğimi düşündüğüm gün, benim de askısı olan bir makinem olmuştu. Yüreğime işleyen anlar oluyordu, bazen o anların zihnimde kalması üzüyordu beni. Fotoğraf en çok böylesi bir sancıda sevda oldu bana.
Şimdilerde raflarda örümceklenen ancak yıllarca temizlemek için özel zaman ayırdığım Zenit, evet o ünlü, ilk göz ağrısı makineyle başladım. Satın aldığım filmlerin kapaklarının içinde pratik enstantane, diyafram değerlerine bakar, güneş ışıklarıyla barışık olmak için elimden geleni yapardım. İşte bu yüzden el frenini çekip, kilometrelerce peşinden koşabileceğim ‘Şey’ fotoğraf bende.
Fotoğraf ile ilgili aldığınız eğitimler?
Dergilerle başladı. Bir araba almak gibi değildir fotoğraf makineleri. Aklınıza, “ ilk önce eğitimini alayım sonra bir fotoğraf makinesi alayım” demek nadir gelir. Bu, hayatınızın şartlarıyla da şekil alır esasen. Bu nedenle makinem oldu ama öğretmenim olmadı. Geniş açı, Fotoğraf Dergisi ve değerli dostlarımın ufuk açıcı destekleriyle sessiz bir yolculuğa başladım. Dergilerdeki teknik kısımları okumaz, hatta bizzat kaçardım. Biraz tembellik, biraz bilmezlikten ötürü! Ancak uzun yıllardır internet ortamındaki fotoğraf platformlarına girip, yorumları, ustaları ve kadrajlarını takip edip kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Ancak ben hep amatördüm ve hep öyle kalacağımı biliyorum.
Fotoğrafçılık ile ilgili ne gibi faaliyetler içindesiniz?
Çocukluk heyecanının kaybolduğu ancak çekim aşkının her daim hakim olduğu duygudan ötürü yanımda makinemi her daim taşımak dışında aktif bir faaliyetim yok. Bazen Fotokritik gezilerine katılıyorum. Fotoğrafa gönül vermiş güzel insanlardan bilgi alıyorum. İFSAK’ın sergilerini takip ediyorum. Fotoritim dergisinin gezilerine katılmak için elimden geleni yapıyor ancak bir türlü başarılı olamıyorum. :)
Varsa açtığınız sergiler / Katıldığınız yarışmalar?
Kişisel olarak açtığım bir sergim olmadı. Toplu halde düzenlenen sergilerde 2–3 adet portrelerim sergilendi. Kendimi her zaman bir yarışmaya hazırlamak için telkin ettim ancak hep yarım hissettiğim için bir türlü bu hayata geçemedi. Belki bir gün olur.
Şu an kullandığınız ekipmanınız hakkında bilgi verir misiniz?
Filmli makinelerimi bir kenara bırakmam gerektiğini anladığımda, küçük kompakt bir makine aldım. Samsung D70, uzun süre bunu kullandım, hala işim gereği daha kolayıma gidiyor ve kullanıyorum. Ancak gezilerde, fotoğraf avına çıktığımda Canon EOS 400D Digital Rebel XTi kullanıyorum.
Fotoğrafta konulu çalışmayı tercih ediyor musunuz?
Portfolyalarında çok çeşit konu başlığı gördüğüm her fotoğrafçıya özenmişimdir. Ancak ben belki de amatör olarak kalacağımı bildiğim için gözümün gördüğü hikâyeyi pozlamaktan öteye gidemiyorum. Şöyle dönüp çektiklerime bir baktığımda, canlı yüzleri ve onların çarpıcı mimikleri gözlerime en çok bulaşan.
Fotoğraf çalışmalarınız esnasında etkisi altında kaldığınız herhangi bir olay var mı? Ya da bir anınız?
Etkisi altında kaldığım bir olayı hatırlayamıyorum ancak şöyle bir anım olmuştu;
Aylar önce Fotoritim gezisine katılmak için yola koyulmuştum ancak inanılmaz yağmur vardı ve ben epeyce yol aldıktan sonra etkinliğin iptal edilmiş olabileceğini düşünmüştüm! Hoş iptal de olmuştu! Planlı bir günün sevinciyle yol kat etmişken, geri dönmek keyfimi kaçırmıştı ancak bir telefon, aynı gün yağmur çamur uzak yerlerden gelen başka bir fotoğraf sevdalısı grup, fotoğraf çekemiyoruz ancak toplandık demişlerdi ve ben kendimi yine fotoğrafçıların arasında bulmuştum!
Bu beni hala gülümseten güzel bir fotoğraf etkinliği anısıdır.
“İyi fotoğraf” sizce nedir?
‘Gerçeküstü fotoğrafçısı yaftasını at üstünden. Foto muhabiri ol. Yoksa yapmacıklığa düşersin. Dostum küçük yüreğinde sakla gerçeküstücülüğü. Kıvranma. Harekete geç!’ Henri-Cartier Bresson
Alıntı yaparak iyi bir fotoğrafı anlatamam ancak alıntı yaparak benimde böyle hissettiğimi anlatabilirim diye düşündüm. İşte benim iyi bir fotoğrafım ‘içinde gerçeği taşıyan, samimi’ kadrajlar… Ben en çok samimi olanı tavlayabiliyorum vizörümde. Bu yüzden benim iyi fotoğrafım, ‘dişleri olmayan bir dedenin’ katıla katıla gülebildiği sevinç anıdır.
Beğendiğiniz fotoğrafçılar kimlerdir?
Savaş fotoğrafçılarına hep başka davrandım ve sevdim. Belki gerçeği daha çok o anlarda gördüğüm içindir bilemiyorum. (Erich Lessing/ Macaristan Ayaklanması gibi) Ancak ben yüreğime dokunan her fotoğrafçıyı ayrı ayrı seviyorum. Türk fotoğrafçılarında olduğu gibi. Kimse kaf dağında değil ve herkes sahip olduğu coğrafyayı hummalı bir aşkla kareleyip, sahip çıkıyor. Ünlü isimler sıralayamayacağım ancak fotoğraf platformlarında tanıştığım bir sürü değerli insan var, işte onların hepsini beğeniyor ve seviyorum.
“Bu fotoğrafımı çok seviyorum” diyebileceğiniz somut bir örnek verebilir misiniz?
Bu fotoğrafımı çok seviyorum. Hayatı böyle görebilmenin uzun zaman aldığını düşündüğüm için…

Sizi en çok heyecanlandıran konular hangileri?
Gerçekten bunu ilk kez yapıyorum dediğim her konu, fotoğrafta beni heyecanlandırır. Bir canlının doğal halini, onu ürkütmeden, kendisi olmasını yakalayabildiğim ifadeler, beni inanılmaz etkiler. ‘Evetttt derim. İşte tam bunu görüyordum onda!’ Yüzlerin hikâyeleri benim için her zaman çok kıymetli oldu.
İmkanınız olsa çekmek istediğiniz fotoğraf /yer/ portre vs ne olurdu?
Öyle çok ki. Saymakla bitmeyecek bir iştahlılık var çekmek istediğim şeyler ve yerlere dair. Ancak İstanbul’dan bir başlayabilsem belki imkânlarımı oluşturmuş olurum diyorum kendime. Dünya’nın merkezi olduğuna ciddi ciddi karar verdiğim İstanbul’un en çok yıllar öncesinin ruhunu, medeniyetlere, dinlere ve herkese kucak açmış izlerini çekmek, çıkarmak isterim.
Siz bir fotoğraf olsaydınız nasıl bir fotoğraf olurdunuz?
Gülümseyen ve her daim gülümsetebilen bir fotoğraf… www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
Röportaj : Berna AKCAN
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
04 Ekim 2008 MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"
06 Ekim 2008 ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"