
Levent Yıldız: Fotoğraf projelerinizden başlamak istiyorum. Projelerinizin süre açısından çok uzun yıllara yayıldığını görüyoruz, Bir Deniz Masalı 26 yıl, Bisiklet Hikayeleri 22 yıl... Bunun sebepleri nelerdir? “Proje” oluşturma ve üzerinde çalışma süreçlerinizi bize anlatır mısınız?
İlker Maga: Akıl, toplumsal gelişmelerle yaşayabileceği inanılmaz sıçramaları burada kısa bir süre için ihmal edersek, bir sonbahar meyvesine benzer. Buna inanan biri olarak projelerimi uzun yıllara yayarak gerçekleştirmeyi ve olgunlaştırmayı tercih ediyorum. Projelerimin iz bırakmasını ve insana tesir etmesini istiyorum. Bunun da uzun ve yorucu bir yol gerektirdiğini biliyorum. Entellektüel anlamda harcadığından daha çok fazlasını kazanarak yola devam etmeye çalışıyorum. Yol aldıkça gelişmeye, olgunlaşmaya ve projelerimi de bu düzeye göre şekillendirmeye özen gösteriyorum. Projelerimi ancak olgunlaştıklarına, düzeylerinin en az dünya standartlarına ulaştığına inandığımda paylaşıma açıyorum. Benden daha önce yapılanların aynısını yapmanın, yani tekrarlamanın insanın kendisine ve tarihe yapacağı saygısızlık olarak görüyorum. Bu nedenle turistik gezileri sırasında, bir hafta içinde çektiklerinden sonra aynı konuyu kitap yapanları asla anlayamam. Yaptıklarının ne kadar büyük bir görgüsüzlük olduğunu keşke fark edebilecek düzeyde olsalar.
Bir konuyu seçtiğimde onu temelden anlamak istiyorum. Sırf gözlem yapmak ve fotograf çekmek bana yetmiyor. Üzerinde çalıştığım konuyu avucumun içinde hissetmek istiyorum. Bu da zaman gerektiriyor. Açtığım hemen her sergide projenin teorik arka planını anlatan metinler yazıyorum. Bu metinleri okuyan izleyenlerin sergiyi daha dikkatli izlediklerini her seferinde fark ediyorum. "Benim işim fotograf, yazı ve işimin teorik temeli beni ilgilendirmez" diyenler bana göre kolay yolu seçmiştir. Bence her fotografçı bir konuyu neden seçtiğini ve bunun önemini yazılı olarak anlatabilecek donanımda olmalı. Her şeyin aceleyle yapıldığı, idollerin bile sahnede ancak biriki yıl dayanabildiği çağımızda en azından bir şeylerin farkında olan insanların bu moda akımlara kendilerini kaptırmamaları gerekir, diye düşünüyorum.
LY: Fotoğraf dünyası hızlı bir değişim içinde. Teknolojinin rüzgarını arkasına almış bir şekilde fazla sorgulama, araştırma ve inceleme yapılmadan önceden kestirilmesi zor bir yöne doğru gidiyor. Bu değişimin aynı zamanda bir gelişim de mi olduğu ise muamma. Size göre bir fotoğraf sanatçısı bu ortamda neler yapmalı, nasıl bir yol izlemeli?...
İM: Fotografçılara yol gösterme hakkını kendimde görmüyorum. Kalıcılığın ve tesir etmenin sabır ve sağlam bir temel gerektirdiğini söyleyebilirim sadece... Fotograf makinesi kullananların sayısı her geçen gün artsa da onlar arasındaki tek ortak şey, kullandıkları araç, yani fotograf makinesi. Oysa asıl belirleyici olan şey araç değil, onunla üretilen şeyin kendisi. Ama ne gariptir ki Türkiye'de fotografın kendisi ile fotografçılar konuşulur esas olarak, oysa asıl konuşulması gereken ürünlerdir. İster fotografçı olsun, isterse başka disiplinden biri, iyi şeyler üretebilmek için sağlam bir temel şart. 20'sinde bir şair yerine 40-60 arasındaki şair bence daha heyecan verici ve daha çok dikkate değerdir. İyi ve kalıcı şeyler üretmek isteyenler, uzun yol yürümeye mahkum edilmiştir. Fotografın üretim süreci diğer disiplinlere oranla daha hızlı olabildiğinden pek çok insan bunun tuzağına düşüverir. Oysa tıpkı diğer disiplinler gibi fotograf da sağlam bir temel gerektirir. Fotograf, görsel bir anlatım dili. Anlamayan anlatamaz. Anlamak ise, anlamak niyetinden bağımsız bir temel gerektirir.
Fotograf makinesi, otomatiğe bağlanmış bir film kamerası değildir; fotograf çok iyi bir soyutlama gücüne ihtiyaç duyar: Sağlam bir gözlem ve soyutlama gücüyle, sağlam bir görsel kültür şarttır. Bir yazar bir olayı, anlayabildiği ölçüde soyutlayarak anlatır; bu soyutlama süreci fotografçı için de geçerlidir, üstelik fotografçı buna ek olarak görsel bir kültür edinmek zorundadır. Doğru yerde, doğru zamanda, ışığı iyi kullanarak ve doğru bir kompozisyon kurarak fotograf çekmek, sanıldığının aksine kolay değildir, rastlantı da değildir. Bence bu tarz fotograf, fotografın içinde en zor olanıdır. Rastlantı duygusu veren on fotografı yan yana birbiriyle kardeşçesine sergileme becerisini gösteren fotografçı ancak bir usta olabilir.
LY: Sizi bir belgeselci, bir fotoğraf sanatçısı, bir fotoğraf/tarih araştırmacısı, bir fotoğraf kuramcısı, bir çevirmen, bir editör, bir muhabir vb. pek çok alanda görüyoruz... Fotoğraf üzerinden pek çok alana yönelmeniz nasıl gerçekleşti? Bu alanlardaki eksiklikler mi sizi körükledi? Bu çalışmalarınızın kısa tarihçesini bizimle paylaşır mısınız?
İM: Başka bir toplum düzeni özlemi olan bir insanım. İçinde yaşadığımız topluma temelden itirazlarım var. Bu özlem çocukluk yıllarından beri var. Böyle büyüdüm, böyle şekillendim. Hayata ve insana böyle bakınca ilgi alanı doğal olarak geniş oluyor. Ancak sadece ilgi duymadım, o alanlarda ürettim de; bu da başka bir sebepten kaynaklanıyor:
Kurumları oluşmuş, kültürünün farkında ve bunu biriktirmesini becermiş bir başka ülkede doğmuş olsaydım kendimi daha özgür hisseder sadece kendi projelerimle ilgilenirdim. Türkiye'de doğmuş, büyümüş ve bazı şeylerin farkında biri olarak ülkeme ve insanına karşı kendimi sorumlu hissettim, kendi gücüm oranında, çoğu zaman kendimi haddinden fazla ihmal ederek birşeyler yapmaya çalıştım. Eksiklerini tespit edip, çok az sayıda dostumun yardımını alarak yayınladığım kitaplar spordan, çocuk edebiyatı, fotograf, felsefe, siyaset gibi geniş bir alana yayılıyor. Bu kitapların pek çoğunun bugün bile örnek alındığını görmek bunca çabanın boşa olmadığını gösteriyor. Ancak bu dönem daha çok kendi projelerimle ilgileniyorum ve bu böyle devam edecek. İstanbul sergi ve kitabımla bir başlangıç yaptım; şimdiye kadar biriktirdiklerimi önümüzdeki yıllarda sırasıyla paylaşmaya açacağım.
Ancak sırf az önce sözünü ettiğim nedenlerden dolayı yazmadım. Yazı, fotograftan önce hayatıma girmişti. Bence söyleyecek sözü olan her insan, ürettiği alan ne olursa olsun yazıyla ilişki içinde olmalıdır.
LY: Yurt dışında olmak, hem dışarıya hem de içeriye (Türkiye’ye) bakmak... Size ne gibi getiriler ve farklılıklar sağlıyor?
İM: "Dışarıdan bakmak" denince aklıma başka şeyler geliyor: Bence bir şeylerin farkında olan her insan yaşadığı topluma ve dünyasına dışarıdan bakabilmelidir. Bence insan yaşadığı yeri dünyanın merkezi saymamalı, dünyanın motor gücünün, güçlerinin, yani tarihi asıl yazanların ve direksiyonu elinde tutanların farkında olmalı. İnsan nerede yaşarsa yaşasın bence bu herkes için geçerli. "Dışarıdan bakma"yı öncelikli olarak böyle anlıyorum. Buna ek olarak zaman zaman "dışarıdan bakmak" belki görmeyi kolaylaştırıyor. Ancak kimi yıllar zamanın önemli bir bölümünü ülkemde geçiriyorum. Dışarıda olmak, belki incelemek istediğim alanlara daha kolay ulaşmamı sağlıyor. Bedelleri büyük de olsa hem Türkiye'de, hem de Almanya'da bağımsız kalmaya çalıştım. Bu da çok calışmamı zorunlu kılıyor. Yani bu da bana bir şekilde zamanımı kendim belirlememi sağlıyor; böyle bir duruş daha çok çalışmamı ve kimi zorlukları beraberinde getirse de onun sunduğu tüm imkânlardan sonuna kadar yararlanmaya çalışıyorum.
Almanya'da Avrupa kültürünün oluşumuna önemli katkıları olan hemen her yeri gördüğümü, bir toplam olarak Almanya'yı bir büyük üniversite olarak kullanmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Bugün unutulmuş da olsa Weimar, Dresden ve Leipzig gibi Avrupa kültürüne önemli katkılarda bulunmuş eski şehirlerinde uzun zamanlar geçirdim, oradaki pek çok kurumu inceleme fırsatı buldum. Bu söylediklerim dışında "dışarıda olmak" kimi merkezlere daha kolay ulaşma fırsatı da sunuyor; böylelikle karşılaştırma imkânı doğuyor. Adları büyük harflerle yazılan merkezleri yakından tanıyınca onları, oraların ve o insanların hiç de abartılacak düzeyde olmadıklarını ortayı çıkıyor, bu da bence az birşey değil. Bence başka bir dünya isteyen bir insan önce biraz dünya görmeli. İlgilendiği alan ne ise, onun önemli merkezlerini mutlaka incelemeli, dolayısıyla kalite çıtasını belirleyen kurumları yakından tanımalı.
LY: Fotoğraf gerçekleri mi anlatır? Sadece bize bir an’ı mı gösterir? Çekiminden sonra da yaşamaya devam eder mi? Fotoğraf çekmek ile yapmak arasındaki fark sanatçı açısından nedir? İlker Maga bugün neler fısıldamak ister fotoğrafçı adaylarına?
İM: Sizin deyiminizle fotograf çekmek ya da yapmak arasında tercih yapmak ya da biriyle kendini sınırlamak değil bence ana sorun. Bu tür karşılaştırmalar yapmaktan bence vazgeçmeliyiz; vazgeçmeliyiz, çünkü bu tür karşılaştırmaların geliştirici olmadığını bu onca yıldır görebilmiş olmalıyız. Sorun bence başka bir yerde: Bence önemli olan nasıl elde edildiği değil, onunla ne üretildiği ve anlatıldığı... Daha önemli olan konu ise şu: Peki üretilen fotograflar ne işe yarıyor? Nerede kullanılarak "değerli bir ürün" hâline geliyor, yani değerini hangi kullanım sırasında elde ediyor? Bu ürünler nasıl bir toplumsal tesire ve role sahip? Bu konular Türkiye'de hiç tartışılmıyor. Sorunuza dönersek, cümlenizde geçen "an" üzerine birşeyler söylemek isterim: "An"ın insan karşısındaki gücü sanıldığından da derindir. Çünkü insan olayları tıpkı fotograf çekimi sırasında olduğu gibi anlık kareler olarak hafızasına kaydeder. İnsan hafızası, karelerden oluşan bir fotograf albümü olduğu için her insan gizli bir siyah beyaz an fotografçıdır, bu nedenle görsel disiplinler arasında insan karşısında en güçlüsünün fotograf olduğunu öne sürebilirim. Bunları söylerken an fotografının dışındakileri değersiz bulduğumu anlatmaya çalışmıyorum, burada sadece bir noktaya dikkat çekiyorum. Bu konular toplam fotograf tarihinde bence yeterince tartışılmadı. Bir toplam olarak fotograf okutan bölümlerde "an" fotografı yüzeysel bir anlatım dili olarak değerlendirilir ki, bence sırf bu bile an fotografının insan karşısındaki sihrinin anlaşılmadığına kanıttır.
LY: Bir Deniz Masalı serginizden bahsedebilir miyiz? 26 yıla yayılan bir çalışma, Bremen’de, ardından Oldenburg'da sergisi açıldı, 2010 İstanbul kapsamında değerlendirilmesi söz konusu ve sergiye monografik fotoğraf kitabınız eşlik ediyor. Serginiz başka nerelerde açılacak, serginiz ile ilgili izlenimler, tepkiler nasıl oldu? Bir de monografik kitabınızı oluşturma sürecinizi anlatır mısınız?
İM: İstanbul sergim ilk olarak Bremen'de izlenime sunuldu ve beklediğimden de fazla ilgi gördü. Dört bini aşkın insan giriş parası vererek sergiyi gezdi. 300-
2010'da İstanbul Kültür Başkenti olduğu için, bunu vesile sayarak sergimi izlenime sundum ve kültürlerarası diyaloğa katkım olsun istedim. Sanıldığının tersine ne Türkiye ne de İstanbul Avrupa'da iyi ve hakkıyla tanınmıyor. Ülkemiz ve İstanbul hakkında bilinenlerin çoğu ya yanlış ya da klişelerden ibaret. Oysa klişeler bir şeyi anlamanın en basit yoludur ki, içinde pek çok tehlikeyi barındırır. Bu söylediğim tehlikenin çemberi içinde ne yazık ki Avrupa entellektüel dünyası da var. Sergi ve bunun dökümantasyonu niteliğindeki kitabım bu klişelerin kırılmasına katkı koysun istedim.
Sergim sırasında en az birkaç yüz insana İstanbul'un insanlık tarihindeki önemini anlatmaya çalıştım. Sıradan insanlardan söz etmiyorum, sanata, kültüre ilgi duyan, birkaç dil bilen okumuş insanlardan söz ediyorum... Bu insanların bile İstanbul hakkında yeterli ve aktüel hemen hemen hiçbir bilgiye sahip olmadıklarını görmek bu konuda yapılacak pek çok şey olduğunu gösteriyor. Sergimi gezenler arasında Türkiye kökenliler de vardı kuşkusuz ve ne yazık ki bunların da İstanbul'u bilmediklerini fark ettim. Tabii bu da bir başka sorun. İstanbul'da yaşayan insanların kaçta kaçının yaşadığı şehrin bilincinde olduğu da bir başka acı...
Kısacası sergimin politik açıdan da yararlı olduğunu görmek beni sevindirdi.
İstanbul projemin dökümantasyonu olan "Maga-İstanbul" kitabım ise benim ilk fotografik monografim. Büyük boy, 144 sayfa olan özenle hazırlanmış bu kitap da sergim gibi ilgi gördü. Yakında Türkiye'de de edinilebilecek.
LY: Yakın dönemde hem proje olarak hem de fotoğraf yayıncılığı açısından ne gibi planlarınız var? Özellikle fotoğraf yazımı alanında isteyip de henüz hayata geçiremediğiniz neler oldu?
İM: İstanbul sergim gezici sergi olarak planlandı, bu en az iki yıl daha sürer. Önümüzdeki iki yıl içinde dünyanın en büyük fotografik monografisi olan "Bisikletler" kitap formunda basılacak. Aynı proje, önümüzdeki yıl Almanya ile Hollanda arasındaki "Metropol Bölge" kültürel etkinlikleri içinde Groningen'de izlenime sunulacak. Önümüzdeki yıllar için hazırladığım iki fotograf projem var, çalışmaları sürdüğü için bilgi veremiyorum. Fotograf üzerine yazmayı planladığım ve elim değdikçe üzerlerinde çalıştığım 7 kitap dosyası var.
LY: İnsan gerek genlerinden gelen gerekse de yaşadıklarının ve etkileşimlerinin geçmişini yaşayarak kendi kendini meydana getiren bir varlık. Ortaya koydukları da tüm bunların bir bileşkesi oluyor aslında. Bu bakış açısı ile fotoğrafçı olarak yaptığınız projeleri tekrar değerlendirirsek, yani bir ruh-analizi yapmamız gerekirse, proje üretimlerinizde, fotoğraf ile kendinizi aktarma dürtünüzde (ihtiyacınızda) sizin kaygılarınız nelerdir? Neyi, neden, nasıl anlatmak ihtiyacını duyuyorsunuz en ağırlıklı olarak?
İM: Bir fotografçı da olsam, yazının insanlığın en temel mücadele aracı olduğuna inanıyorum. Yazı ile görüntüyü karşılaştırmak yerine ayırmayı tercih ediyorum ve her iki alanda da ürün vermeye çalışıyorum. Bir ses bir anlam için kullanıyorsa ona kelime diyoruz. Yani kelime bir anlam taşır. Dil böyle oluşuyor. Dolayısıyla kelimelerden oluşan bir yazının bir anlam ifade etmesi gerekir. Böyle olduğu için dadaizmin şiir gibi, tiyatro gibi alanları, meselâ dadaist resime oranla iz bırakmadı. Yazı, bir anlam içermelidir. Ancak hoş bir doğa parçasının illa resim olması, ya da kulağa hoş gelip severek dinlediğimiz bir kuş sesinin illa müzik olması gerekmiyor. Yani konusuzluk da konu olabilir fotografa. Bu nedenle her bir fotograftan büyük anlamlar beklemek bence yanlış. Ama ben böyle de olsa, tek tek fotograflarımın değil de üzerinde çalıştığım konunun bütününün hayata ve insana dokunmasını, iz bırakmasını istiyorum, hedefliyorum. Bu nedenle onlar üzerinde uzun yıllar çalışıyorum.
LY: Pek çok “master-usta” olarak tanımlayabileceğimiz dünya fotoğrafçısının yaşamlarını, eserlerini incelediniz, araştırdınız. Kimisi yaşarken bir başarı hikayesine ulaştılar kimisinin hayatı ise dünyanın haberi olmadan ücra köşelerde son buldu. Sanatçı kavramında “zorluklar içinde mücadele etmek, yaşarken anlaşılamamak ancak öldükten sonra değer kazanmak” gibi ortak yazgılar oluyor, olabiliyor. Bu inceleme, araştırma çalışmalarınızda fotoğraf sanatçılarının hangi ortak özelliklerine tanık oldunuz? Nelerdi bunlar? Başarıya ister yaşamlarında isterse öldükten sonra ulaştıkları yollarında izledikleri rotaları neydi?
İM: Kültür endüstrisi olduğu artık tartışmasız bir gerçekse, bu endüstri için sürekli insana, idollere ihtiyaç var. Sanatçının "öldükten sonra ünlenmesi" bence 19. yüzyıl için geçerli bir bilgi. Kültür endüstrisi sanatçıya hayattayken ihtiyaç duyuyor.
Fotograf üretim süreci kolay bir alan olduğu için belki dışarıdan bakıldığında bu alanda çok derin olmak gerekmiyor. Dahası, günümüz kültür ortamı derin insan istemiyor. Kültür endüstrisi, sanatçının kalıcılaşmasıyla da ilgilenmiyor, onu kullanıp atmayı tercih ediyor. Böyle bir ortamda kalıcı olmak gibi bir kaygı olmadığı için hiçbir derinliği olmayan insanlar, fotografçılar dahil ünlenebiliyor. Bence daha acısı, bir insana "ünlü sanatçı" ünvanını o insanın eserleri sağlamıyor; bu "ünvan" basın tarafından veriliyor. İnsanlara "sanatçı" ünvanını da, ona saçmalama iznini de basın veriyor.
Günümüz egemen kültür ve basın ortamında derin insana ve derin eserlere ne yazık ki yer yok. Belki sorunuza cevap olmuyor bunlar. Ancak dert edindiğiniz şeyle çok yakından ilgili bu söylediklerim. Ama ben bunlara rağmen kalıcı ve iz bırakan şeylerin sağlam temel ve uzun yol gerektirdiğine inanıyorum. Toplam fotograf tarihinde incelenmeye değer, bir akım olabilmiş fotografçı sayısı ne yazık ki öyle fazla değil.
LY: Fotoğraf bir teknik araca (alete) en çok bağlı olan sanat dallarından biri. Biraz müzik bu konuda benzerlikler arz ediyor. Fotoğraf bu bir araca bağlı olma durumu ile birlikte, teknik – kullanım becerisi – aracın özellikleri ve kalitesi – karanlık oda/aydınlık oda çalışmaları gibi saç ayakları üzerine yayılıyor. Bunların bazıları da fotoğrafçının dışında gelişebilen olaylar olabiliyor. Tüm bu kapsama baktığımızda, eğitim ve öğrenme süreci fotoğrafçı için zorunluluk olarak gözüküyor. Hem kişisel hem de eğitmenlerden alınan. Fotoğraf ve eğitim üzerine değerlendirmelerinizi almak istiyorum.
İM: Fotograf eğitiminin gerekliliği her zaman tartışmalı olmuştur. Fotografın tekniğinin öğrenilmesi için uzman birinin vereceği bir kurs yeterlidir. Asıl sorun fotografçının sağlam bir temele sahip olması ve kendisini çok yönlü sürekli geliştirmeye çalışmasıdır.
Fotografın eğitimi, dijitalleşmeyle birlikte daha çok sorunlu bir saha oldu. Dünyada ismi olan okullara baktığımızda yeniden yapılanmalar gözlüyoruz. Bu süreç henüz başladı.
Türkiye'de verilen fotograf eğitimi ise üzerinde ciddi durulacak sorunlu bir saha. Bu eğitimi veren kadroların önemli bir bölümünün işinin uzmanı olup olmadığı ciddi olarak tartışmalıdır. Sorun ciddidir, çünkü önemli bir şey öğrenemeden mezun olan kalabalık bir genç topluluğu tanıyorum.
Bence fotograf eğitimi gereksiz, hem Türkiye'de hem de Avrupa'da gereksiz bulduğum bu bölümleri sırf diploma almak için okuyan ve sayıları az olmayan insanlar biliyorum. Eğer illa verilecekse, fotograf eğitiminin atölyeler şeklinde verilmesi bence en doğrusu. Alanlarında ciddi işler yapmış uzmanların yönettiği "Fotojurnalizm", "Portre", "Tanıtım fotografçılığı", "stüdyo fotografçılığı", "baskı teknikleri" gibi atölyelerden söz ediyorum. Yani, öğrenciler kadrolu olan bir profesörden değil, konularında uzman onlarca misafir profesörlerden eğitilim alarak kendilerini yetiştirmelidir. Böyle bir ciddi eğitimden geçmiş gençler her geçen gün acımasızlaşan pazar ekonomisinin sert ortamına daha iyi hazırlanmış olurlar.
Röportaj: Levent YILDIZ
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi