e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
"Toplumsal belgesel fotoğrafçılık geleceğe geçmişten bir bakış açısı, mülksüzleştirilmişlere de bir ses sunar. Tüm yayınlanan fotoğrafların eğlence ve ünlüler dünyasını anlattığı, bireysel ifadenin büyük medya şirketlerince boğulduğu bir zamanda belgesel fotoğrafçılık bir çağa tanıklık etme sorumluluğunu üstlenmiştir. Elinde bir fotoğraf makinesi ve birkaç rulo film olan bir insanın hâlâ güçlü ve dayanıklı bir sese sahip olması beni hayran bırakıyor."
-Çağımızın Tanıkları "Witness"adlı kitabından alıntıdır.
“Social documentary photography offers the future a view of the past, and a voice to the dispossessed. It bears witness in an age when publications turn toward entertainment and celebrity photography and when individual expression is often drowned out by huge media companies. It amazes me that an individual with a camera still has a powerful and enduring voice.”
Bir fotoğrafçı olmanın öncesinde olaylara entelektüel bir tutum içinde yaklaştığınızı gözlemliyorum. Dolayısıyla toplumda ortaya çıkan sorunları görüp de ilgisiz kalmamak gibi bir duruşunuz var. Bireyciliğin yoğun biçimde yaşandığı, “ötekileştirmenin” giderek yayıldığı dünya toplumlarında insan olmanın gereği olan bu özellik maalesef günümüzde ortalama insanın sahip olmadığı önemli bir değere dönüştü. Toplum olarak kaybolan empati yeteneğini yeniden kazanmak mümkün müdür? Sizce toplumlardaki bu dejenerasyon neden ileri geliyor?
Özellikle bir fotoğrafçının konusuna saygı ve umutla yaklaştığında fotoğrafların insanları kesinlikle empatik kılacağını düşünüyorum. Fotoğrafçılıktan önce sosyoloji ve idarecilikle ilgilenen genç bir öğrenciydim ve bu bana toplumun sınırlarını anlamak ve birey olarak nasıl bir katılım sağlanmalı gibi konularda sağlam bir duruş kazandırdı. Bu ayrıca bana yaklaştığım konularla ilgili olarak bir donanım da kazandırdı.
Amerikan kültüründeki değişmelerin birçok sebepten ileri geldiğine inanıyorum. Teknolojik ilerleme ve Hindistan, Çin, Malezya ve hatta Türkiye gibi ülkelerin önüne geçen ekonomimizde endüstriyel sektörün pek çok mesleği barındırmasından dolayı binlerce toplumu geride bıraktık. Bu meslekler asla başka mesleklerle yer değiştirmedi ve bir çok çalışanı yoksulluğa itti. Birçok toplumda emekçiler 21. yüzyılın bir parçası olan teknoloji / bilgisayar öğrenme olanağına sahip değiller ve iş yeteneklerinin uzun vadede değerli olmadığını anladılar. Pek çok iş sektöründe ücretler azaldı, sağlık konusu ise büyük mesele, çünkü evrensel bir sağlık sistemimiz yok. Bizler yarınını düşünmeden harcayan bir kültürüz, öyle ki büyük ekonomik duraklama ülkeyi vurduğunda gittikçe artan sayıda insan ekonomik sınırın eşiğine geldi. Sık sık bu insanlar ve toplumlar herhangi bir medyada, gazetede, sinema ve televizyonda duyurulmadıkları için basit bir biçimde marjinalleşti. Çok karmaşık bir hikaye ve bir çok kitapta, bilim adamı ve politikacı bunun hakkında yazdı. Benim cevabım çok basit ve birleşik devletlerdeki meseleler de çok karışık, fakat bir şey kesin ki, biz göze batmayan veya ilgi görmeyen bu toplumlara sahibiz ve bir çok fotoğrafçı kendi hikayesini ve tanıklığını, mücadelelerini ve başarılarını anlatmak için hareketin içinde yer almaktadır. Fotoğrafçılığın başlangıcında Amerika’ da bu geleneği başlatan büyük fotoğrafçılar oldu ve bugün her yeni jenerasyon bu meseleleri yeniden ele alarak yeni sesler bulacak gibi görünüyor. Her bir kültürde değişim çok yavaş ve zor biçimde gerçekleşiyor, bu değişimin parçası olan fotoğraf ise küçük bir sesten ibarettir.
Fotoğrafçı kimliğinizle konuşacak olursanız, belgesel fotoğraf size göre toplumda insanların ilgisini “ötekiler” e çekebilecek ve bu anlamda bir bilinç oluşturabilecek güce sahip mi? Bu anlamda Jacob Riis’ in başlattığı ve Lewis Hine’ nin sürdürdüğü toplumsal reformcu hareketin içinde olduğunuzu düşünebilir miyiz?
İşim sosyal belgeselcilik gelenekleri içindedir. Hala insanların ve kamuoyunun dikkatini bir fotoğrafçı gözüyle çeşitli konulara çekebilmenin güçlü inancını taşıyorum. Ancak Birleşik Devletler sınırları içinde beslenen fotoğraf geleneğinde çok eski olan Hine ve Riis ve tabiki FSA gibi doğrudan ya da organizasyonlar içinde yer alarak çalışmış öncülere dikkat etmeliyiz ki bugün bir tek fotoğrafçının gözlemciliğinden çok sivil toplum kuruluşları, (STK)’ larınki gibi bir tanımlama yapabilelim. Insanların değişimi gerçekleştirmek üzere örgütlenme ve kışkırtma gibi itkileri olmaksızın dikkatlerin meselelere çekilmesi her zaman olanaksızdır. Çağımızda 7/24 görüntüleri ile dolup taştığımız, aktivist ve bilim adamları ile iletişim içinde ortak çalıştığımız zaman yalnız kalmamak özellikle çok önemli.
Aslen İrlandalı ve İskoçyalı insanların yaşadığı Apalaşya bölgesi ‘Coal Hollow- Kömür Çukuru’ kitabınızın çıkış noktası. Sizi bu bölgenin insanları ile buluşturan şey neydi? Bu bölgedeki yaşamlar fotoğraflarınızdan da anladığım kadarıyla toplumdan tamamen yalıtılmış, ancak bir o kadar da kabullenilmiş bir görüntüye sahip. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
Apalaşya bölgesine gittim çünkü burası Amerika için mihenk taşı olmuştur. Burası toplumumuzun geçmiş yıllar boyunca gelişip gelişmediğini görebildiğimiz bir yerdir. Tarihsel olarak hep sessiz kalmış, yıllarca endüstriyel üretimde dönüşümler yaşamış ya da ekonomik düşüşler yaşamış bu bölgelerin insanlarına ne oldu? Ben hep Amerika’ nın başka ülkelerin sorunlarına eğilmesinden önce kendi arka bahçesini görmesi gerektiğine inandım. Kendi ülkemiz sınırları içinde Birleşik Devletler’ deki olanaklar adına bir örnek vermeye kalkışsak, üzülerek belirtmeliyim ki veremeyiz. Kömür Çukuru’ ndaki insanların izole olduklarını söyleyemem, onların sayısı dünyada çok fazla fakat toplumun önemli bir bölümünden uzaklaşmış durumdalar ve hatta Birleşik Devletler medyasının çok sevdiği şan şöhret kültüründen çok fazla gizlenmişlerdir. Medya için Apalaşya’ daki ekonomik meseleler, bir ünlünün uyuşturucu ile verdiği mücadele ya da hangi ünlünün boşanmakta olduğu gibi konular kadar cazip değil. Dedikodu zenginliği, ülkemizdeki ve dünyadaki gerçek sorunlarla yüzleşen birçok Amerikalı’ nın ilgisini başka yönlere çekmektedir. Bu durum bizi her şeyin yolunda olduğu ve etrafımızdaki demokrasinin güvende olduğunu düşündüren derin bir uykuya koyuyor.
Yedi kitabınızda da yer alan fotoğraflarda ortak duygular ve ifadeler son derece yalın bir şekilde vurgulanıyor. Bizde doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar diye meşhur bir söz vardır. Amerikan kamuoyunun göstermeye çalıştığınız bu gerçeklere yaklaşımı nasıl?
Kitaplarım çok iyi algılandı; fotoğraflarım sergilendi, dergilerde ve on-line olarak yayınlandı. Dışlanmış birilerini seçip onların sadece duygusal anlarına yöneldiğimi ve etrafımda gerçekleşen olumlu şeyleri göstermediğimi söyleyen kuşkucular da oldu. Ben değişime ihtiyaç duyan ve Amerikan yaşantısında betimlenmemiş olan pek çok ayrıntıya odaklanmaya çalıştım. Bu benim fotoğrafçılığımın var olması için bir odak dayanak noktasıdır.
Rumeysa Kiger ile İstanbul’ da yaptığınız röportajda gazetenin giderek işlevini yitirerek internete doğru bir kayıştan söz ediyorsunuz. İnternet’in bağımsız bir halk medyası yaratmadaki etkisi sizce nedir? Neredeyse dünya medyasına hakim olan “özgürlükler ülkesi” Amerikan medyası sizce özgürleşebilir mi? Böylesi bir ortamda siz kendinizi ne kadar başarılı olmuş hissediyorsunuz?
Amerikan medyası büyük bir mücadele anının içinde. Web içeriği medyada yer almayanlardan daha özgür ve çok daha fazla, ayrıca önceki zamanlara göre şimdi çok daha fazla insana ulaşabiliyor. En önemli sorun, fotoğrafçılar ve diğer medya çalışanlarına ürettikleri işlerden ötürü ödeme yapılmaması. Bu medya üreticileri, fotoğrafçılar ve yazarların uzun soluklu işlerde yer almasını zorlaştırırken, bir defada çok cömertçe ve uzun süreli devreden yayınlar daha az maliyetle bu işi yapıyor. İçeriklerin gittikçe on-line olarak üretilmesi karşısında basılı yayınların giderek küçülmesi ya da aslında kapanıyor olması bu ülkede bir kriz demektir. Mücadele, daha doğru ve profesyonel gerçekçi habercilik için yeni modeller arayışı içinde. Internet çok fazla asılsız söylenti, yalan ve inandırmaya yönelik haberler içeriyor. Birçokları için Internet çöplüğü içinden gerçekleri ayıklamak çok zor. Genç habercilerden oluşmuş yeni jenerasyon ve medya çalışanları için bununla başa çıkabilmek zor bir mücadeledir. Amerika’ daki serbest basın tutkusu ve geleneği ile bir özgürlük meşalesi olarak medyamızın kültürümüzle iç içe geçmesi gibi basit bir sebep yüzünden umutlu olduğumuzu düşünüyorum.
O kadar çok acı, yoksulluk, katliam ve kan var ki, bunların yanında dünyada yaşanan tüm bunları gösteren bir o kadar da fotoğraf var. Günümüzde insanlar artık bu görüntüleri kanıksar oldu. Bu fotoğraflardaki olumsuzluklar çoğunun ilgisini dahi çekmiyor. Sizce yeni bir fotoğraf daha dünyayı değiştirebilir mi?
Kesinlikle fotoğrafların şahitliğin, mücadelenin ve iletişimin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Fotoğraf bu emekle yardım edebilir. Bir çoğu insanları görüntülerde gördükleri yüzünden bunaltırken biz hikayeler anlatmaya, çevremizde tanık olduğumuz acı ve yoksullukları paylaşmaya, ancak bir de dünyadaki önemli problemleri saptamak ve çözüme kavuşturmak maksadıyla bu çalışmaları diğer alanlardaki işlerle çok sıkı bir şekilde kaynaştırmaya devam edeceğiz.
Daha önce Türkiye’ ye gelip birikimlerinizi aktardığınız konferans ve atölyelere katıldınız. Bir akademisyen olarak sosyal belgesel fotoğrafçılığın Türkiye’ deki gelişiminden söz eder misiniz? Size göre eksikler neler?
Türkiye’ye seyahatim esnasında karşılaştığım insanlardan ve pek çok belgesel fotoğraftan derinden etkilendim. Demokratik bir Türkiye düşüncesine öylesine tutkuyla sarılmışlar ki, demokrasi için tanık olmak ve dile getirmek zorunda olduğumuzu ve de fotoğrafın sesinin bu mücadelede önemli bir rol üstlenebileceğini anladım. Türkiye’ deki fotoğrafçıların hikayelerini anlatmak için aldıkları riskler ve Türkiye ile ilgili konular hayret verici. Bir kimsenin kendi kültürü içinde görmesi ve çalışması çok zor bu nedenle pek çok fotoğrafçı başka ülkelere seyahat etmeyi tercih ediyor fakat Türkiye’ de karşılaştıklarım kendi dünyalarının içine bakıyor. Ayrıca Türkiye’ de belgesel fotoğraf geleneğinin gelişmeye başladığını gördüm ve bu beni etkiledi. Bu gelişen geleneğin bir parçası olmaktan, onun hakkında konuşmaktan ve atölyelerde birlikte çalıştığım insanlardan esinlenmekten gurur duydum. Gördüğüm tek eksikli bu kültürün desteklenmemesi. Türkiye’ de daha büyük bir eğitim çabasının olabilmesi için kamu kurumları ve kuruluşlarının desteğine, varlıklı kimselerin Türk fotoğrafına destek olmasına, okullar inşa etmesine ve programlar üretmesine ihtiyaç duyulmakta. Ülkenize tanık olmak ve görünenlerden insanları sorumlu tutmak belgesel fotoğrafçıların büyük arzularından biri.
Prior to being a photographer I am observing that you were approaching the events as being in an intellectual attitude. Therefore you have a position which you should not leave insensible against to problems or troubles when you encountered them in society. Today this characteristic which is a necessity of being a human unfortunately become a value that common run of a man could not had in the communities of the world where Individualism has intensively been lived, and ‘otherization’ has spread gradually. According to you what does this degeneration arise from? Does it possible to regain lost empathy ability again as a society?
I do think that photographs can cause people to be empathetic, especially if the photographer approaches his subjects with a sense of dignity and hopefulness. My own work before photography was as a young student interested in sociology and government and it gave me a firm grounding in what is the limits of society and what the individual must do to participate. It also has informed the subject mater I have approached.
I believe that the changes in American culture came about for many reasons. We have left behind thousands as technology has advanced and the jobs that once were plentiful in the industrial sector of our economy moved to other countries, India, China, Malaysia and even Turkey. These jobs were never replaced and have pushed many working people into poverty. Workers in many communities have no access to learning the technology/ computer skills that are part of the 21st century and they then find that their work skills are no longer valuable. Wages have remained low for many work sectors; health care is a big issue, as we do not have universal heath care. We are a culture that spends and doesn't think about tomorrow, so when the great recession hit more and more people were pushed over the financial edge. Often these people and communities are marginalized simply because they are not reported on or seen in any of the media, Newspapers, the Cinema, and Television. It is a complicated story, and many books, scholars and politicians have written about it. My answer is simple and the issues in the United States are very complex, but one thing is sure, we do have communities that are not seen or cared about, and many photographers have been part of the movement to tell their stories and witness their struggles and triumphs. There were great photographers at the beginning of photography in America who started this tradition and each generation seems to find a new voice and revisits these issues. Change is slow and difficult in any culture, but photography is a small voice that can be part of this change.

The mountainous region Appalachia where people hailed from Ireland and Scotland lives in is the origin of your book ‘Coal Hollow’. What was the thing that made you come together with people of this region? These livings here have an appearance that are isolated from society, but accepted as much. What will you say about this subject?
I was drawn to Appalachia because it has been a touchstone for America. It is a place in which we can see if our society progressed over years or decades or has not. What has happened to people living regions that historically have been voiceless and hit decade after decade with economic downturns, or changes in industrial production? I have always felt that America must look into its own backyard before telling other countries how to fix theirs. We should be setting an example in the US of what is possible within our own borders, and sadly we don’t. I wouldn’t sat that the people in Coal Hollow are isolated, they are very much in the world, but they have been marginalized, and even more hidden by the celebrity culture that much of the US Media has embraced. Economic issues in Appalachia are not as sexy as what celebrity is overcome with drug addiction or which celebrity is getting divorced. Gossip of the rich has distracted many Americas from looking at the real issues facing our country, and the world. It has put us into a deep slumber, thinking all is well, democracy is safe around us.
In photographs included by all of your seven books there are common emotions and statements are highlighted with simplicity. In our ever-familiar saying “All truth is not always to be told.” What does the treatment of public opinion in Amerika against to these facts which you tried to show them?
My books have been well received, and my images have been exhibited and published in magazines and on-line. There have been those doubters who say that I have selected the outsider and have focused only on emotional moments and that I have not shown the positive things that are happening around my subjects. I have tried to focus on things that need to change and that under most circumstances are not portrayed in American life. This has been the focus of my photography and continues to be.
You are telling about what newspaper was getting lost its functionality and sliding to the way of internet during the interview with Rumeysa Kiger in Istanbul. What is the effect of internet on constituting an independent public media to you? Should American media, the ‘Country of Freedom’, which engrosses nearly entire world media, become free to you? How much succeed do you feel yourself in such media?
The American media is in a moment of great challenge. The content on the web is free, and more than the media being lost, it reaches more people than ever. The biggest problems are that photographers and many other media workers are not getting paid for the context that they create. This means that the creators of media, the photographers and writers, are finding it more difficult to do long term work, that publications who were once very generous with travel and longer assignments are doing less of this. It is a crisis in this country specifically as more and more of news content is going on-line and print publications are getting smaller or actually closing down. The challenge is finding new models for genuine journalism that is professional and truthful. The Internet has much rumor, falsehoods, and make-believe. It is hard for most to sort through all the Internet garbage. It is a challenge that the current generation of young journalists and media workers is struggling with. I think that we are ever hopeful, simply because in America the love and tradition of a Free Press and our media as a beacon of Freedom is ingrained in our culture.
There are insomuch as excessively pains, poverties, slaughters, bloods etc. Besides, there are many photographs from all over the world showing them as much. People become inured to whole ferocity any more today. There is not interesting to most of them looking at these drawbacks in photographs. Should a new one more picture still change the world?
I do believe that photographs are part of the process of testimony, struggle and conversation. Photographs can help in this effort. While many are overwhelmed with what they see in images, we must continue to tell stories and share the pain and poverty that we see around us, but we also must connect with those working so hard in other fields to solve and identify the major problems in our world.
Recently you have been to Turkey and joined to conferences and workshops that you carried over your experiences. Will you speak about the improvements of social documentary photography in Turkey as an academician? What are the absences to you?
I have consistently been impressed with the people and the many documentary photographers I have met while on my travels in Turkey. They so are in love with the idea of a democratic Turkey, and understand that to have democracy we must witness and speak out, and the voice of photo can be an important player in this struggle. The many risks that photographers have taken to tell stories in Turkey and about Turkish issues is amazing. It is hard to see and work within ones culture and so many photographers like to travel to other countries, but the photographers I have found in Turkey are looking inside their own world. I have also found that the tradition of documentary is evolving within Turkey, and this has impressed me. I have been honored to be part of that developing tradition, to talk about it and inspire photographers in the workshops. The only absences I have seen is the culture is that it needs to be supported. The community and foundations and wealthy individuals need to support Turkish photography work and help create schools and programs that become part of the greater educational efforts in Turkey. To witness your country and hold people accountable for what is seen is one of the great callings for Documentary Photographers.
Ken LIGHT Hakkında
Ken Light kırk yılı aşkın bir süredir Amerika’ nın yüz yüze kaldığı sosyal konulara odaklanan serbest belgesel fotoğrafçıdır. Çalışmaları Delta Times, The Promised Land, With These Hands, Texas Death Row ve son olarak da Coal Hollow isimli yedi kitabında toplanmıştır. Ayrıca belgesel fotoğrafçıların yaşamlarının anlatıldığı Witness In Our Time adlı kitabın yazarıdır. Çalışması gazetelerde, dergilerde ve çok çeşitli ortamlarda (elektronik ortamlar ve sinema) önemli makaleler halinde yer almıştır. Ayrıca tek kişilik sergileri Uluslar arası Fotoğraf Merkezi (NYC), S.E Fotoğraf Müzesi ve San Jose sanat Müzesi gibi dünyanın pek çok yerinde açılan sergilerde gösterilmiştir. Şu an California Berkeley Üniversitesinde Yüksek Gazetecilik Okulu’ nda yardımcı profesör olarak ders vermektedir ve aynı üniversitenin fotoğrafçılık bölümünde yönetici olarak çalışmaktadır. Fotovizyon ve Uluslar arası Belgesel Fotoğraf fonunun ortak kurucusudur. Kişisel sayfası www.kenlight.com ‘ dur.

Ken Light has worked as a freelance documentary photographer, for forty-years focusing on social issues facing
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.