KENTSEL YOKSULLUK
Kentler, uygarlığın, gelişmenin, refahın, estetiğin, kültürün,sanatın ve insana ilişkin her türlü olumlu şeyin kaynağı ve merkezi olarak bilinirler.Gerçek anlamda bir kent, her zaman bu olumlu özelliklere sahiptir. Ancak, ideal olarak görülen kentin yanında bir de gerçekleşemeyen ve düşlerde kalan bir kent ve bu kentin yoksulları vardır. Doğuştan şanssız olanlar, bir türlü belli bir yaşam standardının üzerine çıkma olanağı bulamayanlar, dünya nüfusunun yaklaşık % 80’ni oluşturmaktadır.
Bauman’a göre yoksulluk; “normal yaşam” olarak kabul edilen her şeyden mahrum bırakılma ve istenilen düzeyde olmama’ demektir. Bu durum, kendini beğenmeme, utanç ya da suçluluk duymayla sonuçlanır. Yoksulluk, ayrıca, mevcut toplumda ‘mutlu bir yaşam’ı ifade eden tüm imkanlardan yoksun bırakılmak, ‘hayatın sunmak zorunda olduğu’nu almamak anlamına da gelir .
Yoksulluk, insanlığın varolduğu günden beri kendini değişik boyutlarda göstermiş ve günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Dolayısıyla yoksulluk, ne yakın tarihte ne de günümüzde ortaya çıkan bir olgu yada sonuç değildir. Yüzyılı aşkın bir süredir gündemde olan yoksulluk bugün artık, artan zenginlikle, yüksek büyüme oranlarıyla ve teknoloji hızıyla birlikte yaşanmaya başlanmıştır.
Yoksulluğun temel nitelikleri arasında, yaşanılan yerleşim birimlerine göre büyük bir farklılık yoktur. Kentsel-kırsal alan ayrımı, nüfusun büyüklüğü, kamu hizmetlerin düzeyi, mesken yoğunluğu ve türü, tarım dışı faaliyetlerle uğraşanların toplam nüfus içindeki payı gibi göstergelerle tanımlanmaktadır. Kentsel yoksulluk, sadece gelir azlığını ve yeterince kentsel hizmetlerden faydalanamamayı kapsamaz, kentsel yoksulluk sağlık, eğitim ve güvenlik gibi hizmetlerden daha az yararlanmayı , varoşlarda yaşamayı ve kentsel şiddete açık olmayı kapsar.

Kentlerimizde yaşanan bu yoksulluk yani kentsel yoksulluğumuz, sanayileşmeyle birlikte başlayan ve gittikçe artan göçlerle ortaya çıkan büyük nüfus artışları ve bu nüfus artışlarının getirdiği hızlı kentleşme yada çarpık kentleşme sonucunda meydana çıkmıştır.Kentlerdeki gelir dağılımı eşitsizliği, işsizlik ve küreselleşmeyle de birlikte önemli boyutlara ulaşmıştır.Asgari yaşam standardını yakalayamayan insanlar genellikle , “varoşlarda yaşayanlar ” ya da “gecekondulular” gibi kavramlar kullanılarak sınıflandırılmaktadır..
Bu sınıflandırma, gerçekte her kentte yan yana yaşayan, ancak birbirinden habersiz olan ; kentin bir yüzünde alabildiğince refah içerisinde yaşayanlar, diğer yüzünde, büyük bir bölümü işsiz, çocuklarının oynayacak oyun alanı bile olmayan, eğitim olanakları sınırlı, sinema ve tiyatro gibi kavramlara yabancı ve gelecekten umudu olmayanların ve sürekli depresyonda yaşayanların bir fotoğrafını sunmaktadır.
Çarpık ve sağlıksız kentleşmeyle birlikte kente taşınan, ancak hiçbir zaman kentlileşemeyen nüfus, tüm toplumsal yapıdan kopan ve kendine özgü yaşam alanları oluşturan bir bütün olarak kabul edilmektedir. Kentsel yoksulluk, çeşitli yokluklardan acı çeken yoksulları, sosyal korumayı, sağlık, eğitim, konut, kişisel güvenlik, alt yapı gibi yoklukları kapsayan, dinamik ve potansiyel boyutları olan bir sorundur. Doğal olarak, “diğer kentlilerle aralarında önemli eşitsizlikler ve kopukluklar olan bir toplumsal kesimi anlatmak üzere kullanılan bir fenomendir.

İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerde yaşayanların %40’dan fazlası varoşlarda yaşamaktadır. Sağlıklı bir kentsel gelişme ve yapılaşmanın olmadığı Türkiye’de birçok il merkezinde temel altyapı sorunları bile çözülememişken , kentsel yoksulluğun ve ortaya çıkardığı parçalanmışlığın giderilmesi bir sosyal planlama konusudur. Temel altyapı sorunları aşıldıktan sonra kentle bütünleşemeyenlerin kentsel sistemle bütünleştirilerek, her alanda üretken, kendine yeten, dolayısıyla her türlü sosyal şiddet ve yıkımdan arınmış bir kimlik kazanmaları için en kısa dönemde sosyal planlamanın gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
“İNSANLAR İYİ KENTLERE LAYIKTIRLAR”Kaynaklar:
Kentler Ve Tutunamayanlar: Konya Örneği’nde Kentsel Yoksulluk , Yrd. Doç. Dr. M. Akif ÇUKURÇAYIRwww.worldbank.org
www.planlama.orgKentsel Yoksulluk ve Süleymaniye Örneği
YAZI : Ayşegül KANBAK
FOTOĞRAFLAR : Ali Emre ÇETİNER, Faika Berat PEHLİVAN, Sema ÖZEVİN, Yekta TAN, Levent YILDIZ
Yorumlar - Comments
Toplam 9 yorum,
1-9 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Merhaba,
Çok anlamlı ve iyi derlenmiş bir çalışma... Kutluyorum... Fotoğraflar konuyu daha çarpıcı bir hale getiriyor ve ilgiyi arttırıyor...
Emeği geçenleri kutluyorum...
yazıyı okumak ve fotografları aynı anda görmek gerçekten konuyu oldukça çekici yapıyor. yoksulluğun tanımı ve kentlerdeki yoksulluğun resimlerle yansıltılması, insanı derinden etkiliyor. ve beni şu soruyu kendime sormaya yöneltiyor: acaba sahip olduklarım- bunları gördükçe ve okudukça- yetersiz mi?
yazıyı yazan ve fotgrafları çeken arkadaşları içtenlikle tebrik ediyorum.
başarılar diliyorum.
fatih koç eklemiş - adds | 06 Şubat 2007 Saat - Time
01:06
Yoksulluk kader değildir, suç değildir, marjinal bir durum hiç durum değildir, tercihe bağlı mıdır çok nadir ama orta da bir geçek var ki yoksullar varsılların var olma sebepleridir !!Bu fotoğraflar akan zaman içinde her daim var olan yoksulluğu bir kez daha dondurup yaptığımız hayat hırsızlığına bize bir kez daha gösterdiler teşekkürler..
Yorum değil ekleyeceğim aslında..
Takdir..
Güzel yazı ve güzel fotoğraflar..
Bence araya bir de şöyle bol güvenlik kameralı, önünde güvenlik elemanları olan, duvarları dikenli tellerle çevrili bir site fotoğrafı koymak lazım.
Yoksullukla birlikte bu tür siteler de artıyor aslında..
sinan vargı eklemiş - adds | 10 Şubat 2007 Saat - Time
18:42
www.anarkotopya.com
ramazan kaya eklemiş - adds | 02 Mart 2007 Saat - Time
19:10
"Yoksulluk çirkindir..
Yoksulluğun dibi, insanı gelecek duygusundan kurtarır. İnsanı, o günü çıkarmaya çalışan, her halükârda sağ kalmak için çırpınan bir memeliye dönüştürür. Gelecek duygusundan boşanmış insan, ürkütücüdür."
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
YILDIRIM TÜRKER
...........................
Yoksulluk, çirkindir. Bunu herkes bilir. Yoksul doğanlar sonradan ne kadar varsıl olsalar da arkalarında bıraktıkları izi ömür boyu nafile silmeye çalışırlar. Yoksulluk gözlerinin ferine, ciğerlerinin derinine, rüyalarına yerleşmiştir bir kere. Yoksulluk insanın tüm benliğine öyle hızla ve güçlü siner ki yılların refahıyla havalandırılsa da kâr etmez. Açlıkla boğuşmuşluğu olan insan ne kadar doysa da tokların masasında eğreti oturur. Yoksullukla dövmelenmiş ruhlar örtünüp gizlense de yakayı ele verir.
......
Yoksulluk işgalcidir. Varlıktan yokluğa düşmek, yoksulluğa yuvalanmak kolaydır. Bünye birkaç çırpınır. Yoksulluğu beyzadeliğin kibriyle yenir yutulur hale getirmek için akla karayı seçer. Alnını göğe yapıştırır. Gıdasının hanidir başkalarının kahkahaları olduğunu görmezden gelir. Beyaz giyer kış günü. Sonrası aşikâr. Ya bir dekadans hikayesinin romantik sonunu fısıldayarak ölür gider. Ya da hayatta kalmak için kibrinden istifa eder.
......
Yoksulluk, öncelikle nefis terbiyesini gündeme getirir. Yoksulluğu zarafetle giyinip, utanılası bir şey olmadığına ikna olmak güçtür gerçi. Ama elzemdir. Yoksulluğun ruhu çürütmemesi için beslenmesi gerekir. Bu da paylaşmanın, şefkatin, vicdanın erdem olarak deftere yazılmasıyla başlar. Varsılların nefis mücadelesiyle işi olmaz. Onlar için bu konu olsa olsa bir hobidir. Meditasyona gidilir, yoga yapılır, havaalanlarından irade, iyilik ve sevgi üstüne hazır elkitaplarından alınır, hafta sonu programı feda edilip çocuk tatilya'ya götürülür.
......
Yoksulluğun dibi, insanı gelecek duygusundan kurtarır. İnsanı, o günü çıkarmaya çalışan, her halükârda sağ kalmak için çırpınan bir memeliye dönüştürür. Gelecek duygusundan boşanmış insan, ürkütücüdür. Dünya yanından bir hışımla dönüp geçerken kendisinden alkış bile beklenmeyen bir seyirci olarak orada, boşlukta soluk alıp vermenin gerilimi insana her şeyi yaptırabilir. Görüntüler dünyası ona nispet etmek için gecenin kıyısından azametle geçen ışıl ışıl bir şehrayindir. Yoksul, sonsuza dek dışarıda, soğukta bırakılmış olduğunu hisseder.
......
Açlığın tezahürü iştah kaçırır. Yiyecek yardımı kuyruklarında birbirini paralayan açların görüntüsü her türlü tartışmayı, her türlü gündemi hoyratça anlamsız kılar. Açların orta yerde, tokların gözü önünde bir torba erzak için vahşileşmesinin yanında hiçbir sözün ağırlığı kalmaz. Yok saymak, görmezden gelmek, aymazlıktan öte hayatın affetmeyeceği bir suçtur. Görenleri yoksulluk edebiyatı yapmakla, dünyanın gerisinde kalmış olmakla suçlayanlar da bu aymazlardır işte. Sınıf ayrımcılığıyla, kini kışkırtmakla, yoksulları ayaklanmaya teşvikle suçlarlar, görenleri.
Oysa yoksulun kin üretebilmesi, isyan duygusuyla kavrulması için sınıf bilinci edinmesi, adalet duygusunun sarsılması, özgürlük heyecanına gem vuramaz hale gelmesi hiç gerekmez. Yoksul, gösteri ve nispet dünyasında er geç bir gün nefsine yenilecek, faul yapacaktır.
......
Hapishaneler, onlarla doludur. Hapishaneler, onlar içindir. Yoksullar birbirlerini ya da kendilerini öldürene dek; kaygılardan, hastalıktan, açlıktan kırılana dek, sıkı bir denetim altında tutulur. Yoksulluk en gizlenemeyen, en maskelenemeyen şey olduğu için denetlenmeleri hiç de zor değildir. Yoksullukla damgalı olanın coğrafyası sınırlıdır. Şehrin şık bulvarları, mutena semtlerine adım atmaları mümkün değildir. Vitrinlerin önünde, nezih kahvelerin berisinde yakışık almaz, sırıtırlar. Meğerki sorulduğunda boyunlarını büküp hizmetine gittikleri kapının adresini göstersinler. Geç de olsa kömürünü alabildiği, borçla da olsa çocuğunu okula yollayabildiği için kendini hiç değilse çukurun yamacında sanan üniformalı yoksullar tarafından nefretle tembih edilirler. Onların üstünden bir an gözü ayırmak olmaz. Yoksullar, doğuştan suçludur.
......
Bu dünya, varsılın seyredilmesi üstüne kuruludur. Sahip olmak, tek başına hiçbir anlam taşımaz. Varsıl, sahip olduğu ayrıcalıkları göstermek zorundadır. Toplumsal hayat, karşındakine sahip olduklarını gösterip onunkilerle karşılaştırdıktan sonra merdivenin hangi basamağında duracağına karar verme sürecidir. Sıfırdan üretilip sana yamanan ihtiyaçlar içinde kıvranıp vahşi bir tüketim fetişizmiyle besili varoluşunu parlatabilirsin. Yoksulun, dünya nimetleriyle arasındaki gergin mesafeyi mülkiyet tanrısının sopasıyla korumak da sana düşüyor. Sahip olduğunu göstermek zorundasın. Para da yoksulluğun ta kendisi gibidir. Asla saklanamaz.
......
Gece gündüz kalabalık caddelerde dilenen çocukların üstünden atlamak zorlaştı. Yaşlı kadınlar artık insanın koluna yapışıyor. Adamlar üç kuruşluk bir şeyi satmak için uzun uzun yanınızdan yürüyor. Tavırlarındaki farkı hissetmiyor musunuz? Artık yakarmıyor, hesap soruyorlar. Dilenmiyor, haklarını istiyorlar. Açların öfkesiyle tütsülenmiş dönüyorsunuz her akşam eve. Yoksulluğun çirkinliği sindi işte sizin de üstünüze. Bunlar nereden çıktı böyle? Ne kadar yapışkanlar? Hiç mi gururları yok? Oysa siz, 'yoksul ve onurlu' masallarıyla büyütülmüş Cumhuriyet çocuklarısınız. Ne o, nefesiniz mi kokuyor?
......
Yoksulluktan korkmayan, salaktır. Kendi paçasını kurtardığına ikna edilmiş orta sınıf terbiyesiyle büyütülen her çocuğa ilk öğretilen, yoksulluğun kokusunu alıp ondan uzak durmaktır. 'Yabancılarla konuşma' uyarısı da aslında çulsuzlardan uzak dur anlamı taşır. Yoksullar, yabancıdır. Adetleri farklı, uzak bir dünyanın sakinleridir onlar. Onlara dokunmadan yiyecek atabilirsiniz. Öyle mi?
Aç, muhtaç insanlara lütufta bulunur gibi orada burada yiyecek dağıtma üslubunun kendisinde, can çekişen yoksul bir insanlık kültürünün imzası okunuyor. Açları kapıştırıp seyretmekten zevk alan intihari bir kültürün. Polis copları altında itişen o kadınlarla adamlar, ana babalarımız. Bugün değilse yarın.
Ramazan Kaya eklemiş - adds | 02 Mart 2007 Saat - Time
19:14
Elinize sağlık... Ramazan Kaya'ya da teşekkürler.
şehir yaşamının en önemli sorunlarını yani zengin kesim fakir kesim(varoşlar) sorununu en güzel ve açık bi şekilde dile getirmissiniz beğendim gerçekten
tutku pektaş eklemiş - adds
| 15 Nisan 2008 Saat - Time
21:04
Yoksulluk aslında kendine ihanetidir insanlığın.
fotoğraflar ve yazı birbirini çok iyi bütünlemiş ellerinize sağlık.
Nurhan Han eklemiş - adds
| 08 Ocak 2011 Saat - Time
23:26