Arşivimizden  - From Our Archives

 

İbrahim Demirel

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ayşegül Kanbak

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ana Sayfa - Main Page > MAYIS 2008 SAYISI - MAY 2008 ISSUE > Levent Yıldız : Fotomatik Portakal 2
Levent Yıldız : Fotomatik Portakal 2


Fotoğraf Yıllıkları

Geçenlerde elime 1980 yılında basılmış bir Fotoğraf Yıllığı geçti: Yeni Fotoğraf 1980 Türk Fotoğraf Yıllığı. Dönemin koşullarına göre çok parlak bir baskı ile yayınlanmış olmasa bile, biranda aklımda pek çok ışık çaktırdı ve keşke’ler doğurdu. Ve beni heyecanlandırdı.

 

O yılın başarılı fotoğraflarından seçmeler, bir fotoğrafçıya ait özel bölüm, türkçe ve ingilizce anlatımları ile..... ne kadar güzel, ne kadar yerinde ve ne kadar ilerikçi bir düşünce dedim. Elbette günümüzde de Foto Muhabirleri Derneği ve Eczacıbaşı tarafından yayınlanan yıllıklar var ama “Türk Fotoğrafının Yıllık”ı düşüncesi bambaşka bir olgu, bir düşünce, bir netice...

 

Hele de günümüz için ne kadar da gerekli böyle bir özet, arşivsel sunum... Yerli yabancı ajanslara ulaşsa, kütüphanelere girse, sanat okullarına ulaşsa... “işte, ...... yılında Türk Fotoğrafının üretimi budur” dense...

 

Federasyon bir kitap çıkardı. Hakkını vermek lazım, sadece fotoğraf yarışmalarına yönelik bir arşivsel kaynak oldu o kitap. Sev sevme böyle bir kaynak yayım dünyası için gerekli bir referanstır. Ama Türk Fotoğrafı’nın bir yılını anlatmak ? Bu daha birincil ve önemli bir iş olmaz mı?


 

Yıl içinde;

 

Açılan önemli sergiler,

Ulusal ve uluslararası yarışmalarda derece alan çalışmalar,

Önemli fotoğraf projeleri,

Çıkarılmış önemli fotoğraf albümleri,

Önemli fotoğraf organizasyonları,

 

Fotoğraflar, fotoğrafçılar, yayınlar, konferanslar, bienaller, yarışmalar vs.vs.vs. Düşünsenize bunlar bir kitapta ve tüm dünyaya gösteriliyor. Gerçekten de Türk Fotoğrafçı için bir yüz akı olurdu böyle bir yayın. İşte “keşke” ler burada devreye giriyor; keşke bu konuda destekler olsa ve TFSF bunu organize etse, keşke bu yayının bir kurulu olsa ve yıl’ı titizce incelese, keşke bu yayın her yere ulaştırılsa.........

 

Keşke bir yıllığımız olsa.... Ben şimdi bu eski yıllığı keyifle okuyor ve izliyorum... Darısı günümüz Türkiye'sinin başına... 
 



Bu Ayın Kapağı


Fotomatik Portakal köşesini ilk tasarlarken, “derginin yeni sayısı için o ayki konulardan kapak olarak uygun olan fotoğrafları belirliyor ve içlerinden birini seçiyoruz”, bu kapaklar hangileri, neden bunu seçtik vs. diye sunayım istemiştim. Şansa mıdır nedir? İki aydır dergi kapaklarını herhangi bir seçime sokmadan direkt belirliyoruz. Bu köşe de güme gidiyor doğal olarak. Aslında bu ayki kapağımızda olan fotoğrafı, yani fotoğraf ustamız Yusuf Tuvi’nin bu çalışmasını, Nisan kapağımız olarak seçecektik. Ancak 23 Nisan sebebiyle ve dergimizin içine girmek için hiç bir sıfat sınırlaması olmadığını göstermek için okurlarımızdan bir dostumuzun fotoğrafını kapak olarak belirlemiştik. Ve Yusuf Tuvi’nin bu çalışmasını kapak yapabilmek ancak bu aya nasip oldu. Şöyle bir bakınca da içimden diyorum ki; bir fotoğraf bir kapağa bu kadar mı uygun olabilir? Böyle bir eseri sunmamız ve kapak yapabilmemiz için verdiği izinden dolayı da kendisine teşekkür ediyorum. Ekranlarınızı süsleyeceğine ve fotoğrafın ne kadar güzel bir güzel sanat olduğuna dair somut bir kanıt olarak duracağına inanıyorum.

 

Gelecek bölümde, söz, kapak adayları ve seçimden detaylı olarak bahsedeceğim (inşallah) .




"İnsanımız" Foto-Röportajlar


Yeni bir etkinliğimizi başlatmıştık geçen ay; “İnsanımız” Foto-Röportajlar, diye. Bu etkinliğimiz ile ilgili bilgilere ana sayfamızdan ulaşabilirsiniz ama ben biraz işin özünü anlatmak istiyorum dilim döndüğünce.

 

Foto-röportaj çok önemli bir konu. İyisiyle kötüsüyle mutlaka yapılması, yoğun olarak denenmeli ve bunların, öğrenileceği, sunalacağı, paylaşılacağı platformlar mutlaka yaratılmalı. Öncelikle bu iş toplumsal bir bellek. Aynen geçmişi olmayan bir şeyin geleceğinin olamıyacağı gibi, işin en can alıcı noktası. Günümüz fotoğrafçıları olarak bizler, bir toplum ve dünya insanı olarak bizler, ne bırakıyoruz geleceğe?...

 

İşte bu aşamada arşivsel, insansal, toplumsal ve kalıcı eserlerin, çalışmaların ortaya çıkarılması için, yanıp tutuşuyoruz adeta. Hepimizin bir şekilde ulaşabileceği ve anlatılması gereken insanlarımız yok mu? Olmaz mı? Elbette var. Duyurumuzda anlattığımız gibi oek çok insan foto-röportajını ortaya çıkartmaya muktediriz. Geleceğe bu insanlarımıza dair anlatıları, belgeleri bırakmak bir sorumluluk değil de nedir? Bunu yapmaya bir engel var mıdır? Bunun kişisel tatmini, huzuru ve kalıcı bir iş yapma hazzını inkar edilebilir mi? ...  

 

Fotoritim olarak etkinliklerimize yoğun katılım olsun, olmasın hiç bir zaman geri adım atmama, eğer okurlarımız tarafından o an için benimsenmese bile örnekleri göstererek iyi anlatamadık suç bizde deme taraftarı olduk hep. Bu etkinliğimiz de bizim için asla geri atmıyacağımız ve toplumsal olarak, bir birey olarak “sorumluluğumuz”. Bu konuda ısrarcı, dirayetli ve teşvik edici olacağız... Ve kalıcı olacak bu etkinliğimiz ile çok çok güzel foto-röportajları size aktaracağız. Hep birlikte...


 

Biz Türkler ! ... 

 

Neden bizden “lider” çıkmaz?

 

Genç bir toplum olduğumuzla övünürüz her yeri geldiğinde. “Ah! Ah! Şu genç nüfusumuzu hakkınca kullanabilsek, üretime, yönetime, bilişime katabilsek, sırtımız yere gelmez, kanatlanır uçarız” deriz.. Fütursuzca üremek ve yaşlanan büyüklerine bakamayıp öldürmek marifetmiş gibi... Ne işimize yarayacak ise bu genç nüfus, çözemiyorum doğrusu. Emeklilik yaşı 70’lere dayanmışken ve de emekli olan birinin -şansına halen yaşamına devam ettiğini düşünürsek, o şekilde neyle nasıl geçineceği meçhulken. 50-55 yaşlara kadar yaşama şansını bulursak kendimizi nimetten sayacak iken büyüklerimizin çıkıp “hayır, 70 yaşından önce emekli olamazsın” demesi, belki de gururumuzu mu okşuyordur. Ondan mı pek ses etmedik bu 100’e doğru giden yükselişlere ? dersiniz....

 

Bu gurur duyduğumuz genç nüfusumuzun , koyun gibi bacakları say dörde böl hesabı ortada gezinmelerine diyecek bir şey yok da, Allah vermiş rızkını da verir elbet yaklaşımından başka, benim asıl merak ettiğim bu gençlerimizden neden bir lider, kitleleri peşine takıp sürükleyecek idealist, ufku açık kişiler çıkartamayız... Neden 60-80 yaş aralığında, tek başına çorba içemeyen kişilerce yönetilmek  hoşumuza gider?....


 

x + para = yozlaşma

 

Bu formül her şeye, her yere, herkese uygulanabilecek ve milim şaşmayacak bir formüldür... Bir şeyin içine parayı sok, güneşte kurumaya bırak , sonra git ölç, yozlaşma karşında. Hiç şaşmaz... Deneyelim isterseniz; Siyaset, Futbol, Okul, İş, Ev, İnsan vs.vs.vs. aklınıza ne gelirse + para ekleyin, neticeyi görün... Bu bir Einstein formülü de değil, içinde yaşıyor görüyoruz yıllardır... Sağlaması kolay : “böyle gelmiş böyle gider, sus otur” , sağlaması da bu işte... Çözümü ise çok basit; ya parayı ayıracan oradan x = x olsun, ya da x’i kaldıracan...

 

 

Bir halaya geliriz bir de gaza...

 

Anında sevinen , anında üzülen, anında kızan bir toplum olduğumuz çok açıktır. Bir anda celallenebilir cinnet çizgisini aşabilir, bir anda da bulutların üstünde gezercesine aşırı sevinebiliriz... Bu süre bile almaz, bir kaç salise yeterlidir. Evden gran tuvalet çıkan çift ve çocuklar, düğün salonuna girdikten çok kısa süre sonra kendileri de neden bu kadar sevindiklerini bilemeden ve de sorgulamadan yaka paça dağılmış bir halde pistte hoplayıp zıplar hale gelirler, O pantolana dökülmüş limonata, özenle taranmış ve yapıştırılmış, kuaförde saatler geçirilerek yaptırılmış saç baş unutulmuştur bile.  Halay ise artık kitlesel sevinç tramvasının doruk noktasıdır. Kısa sürede bir ekip olup, elinde beyaz peçete (solo) ile daha evvelden hiç görmediğimiz ve evde denenmesini salık vermediğimiz hareketleri yapan halaybaşının ardından ayak uydurmaya çalışarak gidişimizin en canlı anıdır.

 

İki gencin evlenmesi şerefine bu kadar sevinen ve dağılan bu topluluğumuz çok kısa bir sürede ayrı bir moda dönebilir. Mesela, düğünden sonra park ettiğiniz yerdeki arabanızın önünde başka bir araba bulursanız ve yarım saat terli terli beklerseniz, işte müstakbel bir katil adayı oluvermişsiniz demektir. Hadi orada olmadınız ise dönüşte trafikte olabilmeniz için onlarca sebep ve fırsat vardır.


 

Bir de bu toplulukları maç seyretmek niyeti ile bir stada doldurun isterseniz. Orada saliseler ile nasıl aşırı sevinilip nasıl aşırı üzülündüğünü veya nasıl aşırı kızıldığını gözlemleyebilirsiniz... Fazla sebep aramak için kendinizi yormanıza da gerek yoktur. Sebebi açık ve nettir; psikolojisi, ruhi dengesi bozuk bir toplumuz. Bu konuda kimseye de kızma hakkımız yoktur, doğum anından itibaren askerliğine kadar, hatta sonrasında evlilik süresince de dayak atılmış, değer verilmemiş, söz hakkı olmamış bir birey nasıl dengede kalabilir ki? Birinin kafasına cetvel ile vura vura askerlik çağına kadar büyütün , olacağı bu. Bir de üstüne üstlük evde, okulda en temel eğitimini aldığı yerlerde “ sus konuşma, sen ufaksın elleşme, sen büyüksün fırla” gibi yapıcı, doğru kurallar ve emirler ile de güzel bir bireysel gelişim yönlendirmesi verin.

 

Şimdi bu birey içindeki eziklik, boşluk ve amaçsızlık ile ne olabilir ki artık?

 

Pohpohlanma durumları ve yabancı sevdamız

 

Türk misafirperverliği dillere destandır. Bir yabancıya elimizde avucumuzda ne varsa verir, kendimize hazırlamadığımız ikramları hazırlar, mutlu, mesut ve memnun kalabilmesi için her şeyi yaparız... Bir “tenk yu” yeterlidir bizim için. İşte gösterdik Türk’ün misafirini nasıl ağırlayacağını deriz. Ne güzel. Ülkemize gelen yabancı turistleri, hava alanından itibaren kazıklamaya başlarız, hızlı ve çevik iseler tacize başlarız, hızlı ve çevik değillerse tecavüze başlarız, sonra halen nasıl olduğuna bizim de akıl sır erdiremediğimiz temiz kalan denizlerimize, halen yıkılmamış tarihi harabelerimize ve yanmamış, parsellenip bina yapılmamış doğal güzelliklerimize götürürüz. Şiş kebap ve lokumumuzdan yedirip, baştaki tüm merasimi harfiyen atlamadan tekrar yapar ve yolcu ederiz. Tüm bu özverili , canhıraş çırpınışlarımız sadece ve sadece şu cümleleri veya benzerlerini duyabilmek içindir : “ Türkiye müstesna bir ülke adeta cennet, Türkler ise sıcak , sevecen, yardımsever ve misafirperver insanlar, ilk fırsatta tekrar geleceğim ve ülkeme dönünce tüm dostlarına önereceğim” ...

 

Yüzümüzü yavşakımsı bir gurur ifadesi kaplar ve içinden alnımızın akı ile çıktığımız bu görevimizden bir yenisine kucak açarız, yeni kafileyi bekleriz...


 

Bu pohpohlanma, takdir edilme, övülme, yağlanma merakımız da tahminen biraz yukarı da belirttiğim gibi psiko-duygusal bir açmazımızın tatmini olabilir mi? Ne dersiniz? Dalkavuk kolay oluruz, bize dalkavukluk edeni de severiz, kıramayız bir türlü...

 

Bir berber bir berbere...

 

Hani o halaylarda kol kola girip fırdönen, ülkemize gelen turistlere sağlam kaynaklardan aldığımız verilere istinaden cinsel ihtiyaç karşılama imkanı vermek için bir araya gelen, statlarda koltuk sökmek için birbirine yardım eden nsanlarımız, yıllar evvelden değdirildiğine inandığım bir nazardan ötürü bir türlü biraraya gelip ortak bir iş yapamazlar... Hadi dostu, arkadaşı geçtim akrabalar bile birlikte ticarete girdikten sonra gırtlak gırtlağa gelirler, ya biri çekilir ya da ticarethane kapatılır. Sadece aile işleri yürür ticarette, o da çok kalabalık olunmaya başlayana kadar yani hısım sayısı dallanıp budaklanana kadar. Malum büyük şehirlerde akraba evlilikleri için fazla diretilmediğinden araya hovarda enişteler, sonradan görme damatlar sızar...

 

Lafın özü x + para = yozlaşma formülü, ortaklık işlerinde de harfi harfine geçerli bir formüldür. Çocukluktan beri birlikte büyümüş kankalar ticarete birlikte ortak iş kurararak atıldıktan sonra papaz olurlar, bir daha da görüşmezler...


Dernekler mi?

 

Bu tasvirler ve iğleneleyici anlatımlarımdan sonra, ülkemde “fotoğraf sanatının geliştirilmesi, yaygınlaştırılması, gençlerin bu faaliyete teşvik edilmesi” için kurulan, içinde;  lider, yönetici, ekip, para, pohpohlanma, yabancı sevdası, gaza gelme, derin psikolojik altyapılı kadrolar, ortak iş yapma gibi organlar, terimler, kişiler olan yerler, fotoğraf dernekleri için bir şeyler yazacaktım ama yazasım yok şu an...





Foto Mecra Geliyor...


Fotoritim olarak “rahat duramayan”, kendi dursa bile beyni durmayan (!) bir ekibimiz var. Sağolsunlar -biraz dedikodu yapmam gerekir ise, her hafta bunu yapalım bunu da yapalım diye fikirler yağdırıyorlar. Sanırım ekibin projelerine yetişmek için ayrı bir ekip kurmak gerekiyor. 
 

Şimdi bahsetmek istediğim ise fotomecra sitemiz. Kısmetse yakında yayına geçireceğiz. Her ne kadar bir e-dergi, internet, web, mail vs. ile uğraşıyor olsak da bu tamamen zorunluluktan ve kolaylıktan kaynaklanan bir durum. Bu durumu şahsen hiç sevmedim ve sevemiyeceğim de. Bir dergi bir kitap benim için elle dokunulur, baskısı, mürekkebi izlenir olmalı, hatta bir yayının kokusu, kimyası hissedilmeli. Elime alınca okumadan evvel cildine bakarım, baskısına bakarım özetle insan elle tutabildiği bir yayın ile önce bütünleşir daha sonra okumaya başlar ve işin keyfi böyle çıkar. Özetle, biz basılı fotoğraf yayınlarının çoğalmasını, okunmasını, satılmasını destekliyoruz, bu amaçla da her kesim fotoğrafçıya fotoğraf ile ilgili basılı yayınların (dergi, kitap, albüm vs.) bilgilerini, haberlerini, incelemelerini iletebileceğimiz bir sitenin olması gerektiğini düşündük. Fotomecra işte böyle doğdu. İçine pek çok ilgi çekici bölüm eklenerek son halini alacak.

 

Umarız kısa süre sonra internette yerini alır ve “bilgi, haber paylaşımı” olarak ilgili kişilerin işlerine yarar ve katılımcı okurları ile büyür. O penceremizde de görüşebilmek dileğiyle diyorum...




Stüdyoya Buyrun : Alengirhane

Daha evvelden hayal meyal duyduğumu hatırlıyorum ama geçen gün Fotokritik sitesindeki duyurularda görünce, gerçekmiş yahu! dedim ve sitelerine girip keyifle inceledim. Gerçekten de yapmışlar. Fotoğrafçıların tam gün, pek çok ekipman ve aklınıza gelmeyecek pek çok değişik asiste hizmeti ile çalışabilecekleri bir stüdyo açılmış. İsmi de aklınızdan ne alengirli çalışma geçiyorsa, gelin yapın esprisine paralel olarak; “Alengirhane” olmuş.


 

Uzun uzun bahsetmeye gerek yok, çünkü sitelerinde gerekli tüm açıklamalar mevcut: www.alengirhane.com   

Bu güzel stüdyoyu kuran Ali Karatuna’yı kutluyorum. 
Konu ile ilgili ve meraklı fotoğrafçılara duyurulur.



İlk e-Panel'imizi Yaptık


İnternette “panel” yapılabilir mi? Yapılıyorumuş... Neticesi iyi mi olur? Kötü mü olur? Bunu bilemem, kararını elbette okurlarımız verecek ama Mayıs 2008 sayımız yayınlandığında –bir aksilik olmaz ise, sizler çoktan www.gaxxi.com/fotoritim/epanel adresindeki ilk e-Panel’imizi görmüş ve okumuş olacaksınız. Türk fotoğraf dünyasından birbirinden değerli dostlarımız ve ustalarımız ile birlikte hazırladığımız bu etkinliğimiz, sanırım bir “ilk”... Konu olarak, önemli bir konuyu panelimize taşımak istedik: fotoğraf derneklerimiz. Ve panelistlerimiz bu konulardaki görüşlerini, tecrübelerini, önerilerini aktardılar. Biz de onlardan aldık ve web ile size ulaştırdık.

 

Panelimizin bu aşamada kalmasını ve bitmesini istemiyoruz. Bu amaçla, altında sizlerin de yazılarınızı ekleyebileceğiniz bir bölüm açtık. İster panel yazılarına isterseniz de bu bölüme, fotoğraf dernekleri konusunda yapıcı görüş ve önerilerinizi ekleyebilirsiniz. Otuzun üzerinde panelist ile hazırladığımız bu konunun, ancak hep birlikte tartışılarak, ufuk açıcı bir hale gelmesi mümkün, en azından öyle olmasını hayal ediyoruz. Bir paneli binlerce kişiye ulaştırmak ve gelen yazılar, fikirler, öneriler ile geliştirmek, pekiştirmek internetin bize sunduğu bir avantaj mı olacak? Beraberce yaşayıp, göreceğiz...

 

Bir sonraki panelimiz ise “fotoğraf yarışmaları” konusunda olacak. Bu konuda panel yazısı yazma açısından bir isteğiniz olur ise lütfen bizimle iletişim bölümümüzden irtibata geçin...




Yorumlar - Comments
Toplam 2 yorum, 1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.

Sevgili Levent,

Çok iyi hazırlanmış bir yazı. Çok faydalı bilgiler içeriyor. Kalemine eline sağlık.
Sevgiler saygılar
Zeynel Yeşilay eklemiş - adds | 07 Mayıs 2008 Saat - Time 21:47
Yine dopdolu ve keyifli bir bölüm olmuş,
ellerine sağlk Levent.
İmren DOĞAN eklemiş - adds | 20 Mayıs 2008 Saat - Time 23:03
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

Fotoğraf Değerlendirme

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

31 Temmuz 2008  ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Adaların Sesi"

04 Ekim 2008  MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI

06 Ekim 2008  BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"

06 Ekim 2008  ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI

11 Ekim 2008  KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"

16 Ekim 2008  AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.