Fotoğraf ile ilgili hangi dergiye, siteye, foruma baksak ilk karşımıza şu sorunun çıkmaması mümkün değildir : “ Hangi makineyi almalıyım?”. Aslında bileşenlerinin tam olarak algılanmadığı takdirde yanıt verilemeyeceği bir soru bu. İşi teknik, uygulama ve sanatsal yönden değerlendirmeyi bilecek, doğru yönlendirebilecek insanlara gereksinim duyulur bu anlarda.
Biz de yalnızca bu konuyu değil, kafamıza takılan her konuyu sorabilmek için konunun uzmanına gidelim dedik. Yolumuz doğal olarak Sirkeci’ ye, Hayyam Han’ a sürüklendi. Oranın ilk üç fotoğrafçısından biri olan Murat KEPOĞLU’ nu bulduk. Aslında bulduk yanlış kelime, zaten bir süredir tanışıyoruz kendisiyle. Tanıyan arkadaşlarımızın deyimiyle Macro Murat. Kendisiyle özellikle 1980' lerin sonrasında fotoğrafın gelişimine, dijital devrime, eski popülerliğini yeniden kazanmasına, nelere dikkat edilmelisine, ileride ne olacağına uzanan ama çok da sıkılmayacağımız bir söyleşi yaptık.

Murat KEPOĞLU, 1973 İstanbul doğumlu. İşin matematiğini halen çözememize rağmen yirmiüçüne henüz girdiğini iddia ediyor. Evli ve harika iki kızı var.

2004 sonunda bilgi ve tanıtım amaçlı başlattığı internet sitesi üzerinde, 2005 yılında satışa başlamış. Halen etkili bir şekilde devam etmekte. Fotoğraf dediğinizde aklınıza gelen ya da gelmeyen her markanın bayiliğini yapmakta. Ama pek çok firmadan farklı olarak teknik servis hizmeti de veriyor. Mekan yetersizliğinden yetkili servis hizmeti veremiyor. Ancak analog, dijital makine ve lens bakım ve tamiri zaten onun ilk göz ağrısı ve başarı ile sürdürmekte.
Bir çoğumuzun aksine fotoğraflarını sanal alemde paylaşmıyor. Bu tabi bir tercih meselesi. Kırk Haramiler adlı bir gurubun üyesi ve onlar ile fotoğraf gezilerine çıkıyor, bilgi paylaşıyor, sergilere katılıyor. Grup olarak fotoğraf gezilerinin eğitici ve geliştirici olduğunu anlatıyor. Farklı bakışları görmek adına. Ancak bu durum onun sadece bir guruba bağlı kalması gibi bir sonucu da getirmiyor. Konu fotoğraf olduğunda, zaman yettikçe her türlü paylaşıma açık.

Laf lafı açtıkça konu en başta değindiğimiz “Nasıl bir makine?” sorusuna geliyor. Bu konuda aslında biraz da dertli olduğunu anlıyoruz. Yanlış anlaşılmasın son yıllardaki fotoğrafa artan eğilim işlerin açılmasını sağlamış ve bunu yadsımıyor zaten. Ama tabi her şeyde olduğu gibi popülerlik bazı yanlış uygulamaları da beraberinde getirmiş. Neredeyse bütün elektronik eşyalarda olduğu gibi fotoğraf makinelerinde de ne yapmak istediğinin bilinmesinin çok önemli olduğunu anlatıyor bize. Yani başka bir anlatımla, fotoğraf ile ilginin ne derece olacağı, ne fotoğrafı çekilmek istendiği gibi bir takım kararların verilmiş olmasının önemini. “Ben fotoğraf çekmek istiyorum, ne almalıyım?” sorusunun yanıtının aslında çok uzun olduğunu anlıyoruz. Ayrıca işin ekonomik kısmı da çok önemli etkenlerden biri. Yani aynı işi yapabilen çok farklı fiyatlarda ekipmanların olduğu zaten biliniyor. İşte bu noktada, fotoğrafı çekecek kişinin öncelikle nereye kadar bu işi götürebileceğini kestirmesi gerektiğini anlatıyor. Gereksiz yere gerekenin üstünde ya da altında ekipmana sahip olmak kişilere maddi zarar verebilmekte. Eğer bu konunun kararı verilmişse işin marka seçimi önem kazanıyor. Doğal olarak marka vermekten kaçınıyor. Ancak markanın yedek parça, aksesuar, servis, yaygınlık vb konularına çok dikkat edilmesini de belirtmeden geçemiyor. Sonrasında kendisi de sanal mağazadan satış yapmasına rağmen, eğer makine konusunda yeterli bilgi yoksa, görmemişse kesinlikle görebileceği, eline alıp inceleyebileceği bir yeri seçmesinde yarar var fotoğrafçının diyor. Çünkü deneyimleri ona makinesi ile gönül bağı kuramayan, makinesi içine sinmeyen fotoğrafçıların fotoğraf üretiminde zorlandığını göstermiş. Biz de bunu yaşamış kişiler olarak hak verdik kendisine. Ancak gene bir konuda uyarısını yapıyor: “Büyük ve pahalı her zaman iyi demek değildir. Sizin gereksiniminize yanıt verecek, uzun yıllar sorunsuz kullanabileceğiniz çözümleri bulmak gerekir. Sonrasında kendinizdeki gelişime göre yolunuzu çizmeniz daha kolay olacaktır.”

Bu noktada bol bol okumanın yararından konu açılıyor. Eğer fotoğrafçı okuyarak bu konuda gelişemeyeceğini anlamışsa kesinlikle bir kursa gitmesini, hatta makine almadan gitmesini öneriyor. “Neden?” dediğimizde, kurslarda bu sorunların büyük ölçüde yanıtlandığını ve işe daha mantıklı bakarak ekipmana sahip olunabileceğini anlatıyor. Şöyle bir matematik geliyor aklımıza; gerekenin çok üstünde bir makineye yapacağınız harcama yerine, onun bir kısmı ile bir kursa gidilebilirsiniz rahatça ve ardından gönlünüze uygun alacağınız bir makine ile keyfinizi sürmeniz kolaylaşır. En son olarak da güvenilir yerlerden alışveriş işin son halkası oluyor.
Peki diyoruz, bunca yıldır duyarız, biliriz de, “Neden Hayyam?”. “Bir kere” diyor, “En eskiden en yeniye, en küçükten en büyüğe her çeşidi bulmak mümkün. Esnafların büyük çoğunluğu eski ve güvenilir. Bu işi uzun yıllardır yapan insanlar oldukları için ikinci ellerde bile temiz olmayan ürünlerin bulunması genellikle mümkün değil.” diyor. Kendi sattıkları ikinci el ürünlerde sekiz ay garanti verdiklerini öğreniyoruz. Bir de, Hayyam’ ın sadece ekipman değil, renkli, dia, s/b, amatör ve profesyonel baskı hizmetlerine de yakınlığının bir komple çözüm paketi sunmasının tercih nedeni olduğunu öğreniyoruz.
Günümüzde teknolojinin de gelişimiyle doğru orantılı olarak, tüketim alışkanlıkları da hızla değişmekte. Alışverişin yapıldığı yerlerden ödeme alışkanlıklarına kadar. Bu noktada gidilen yerin ne olduğunu soruyoruz. Büyük mağazacılık anlayışının bir çok şeyi değiştirdiğini anlıyoruz. Anadolu’ daki esnaf arkadaşlarının daha zor durumda olduğunu anlatıyor. Çünkü Hayyam ne olsa belirli bir müşterisi olan bir yer. Ama diğer yerlerde hiçbir bilgisi olmayan insanların yanlış yönlendirmeleri ile satılmış ekipman mezarlarının oluşmasının çok geç olmadığını anlıyoruz. Cep telefonu çılgınlığının bu gün vardığı noktaya fotoğraf anlamında da varılmasının çok uzakta olmadığı canlanıyor gözlerimizin önünde.
Şu aralar neler gündemde bir de ona bakalım istiyoruz. Kuşların göç mevsimi nedeni ile yüksek telelerin, baharın gelmesi nedeni ile de makro objektiflerin çok satıldığını öğreniyoruz. Tabi baharın gelmesi piyasaya hareketi de getirmeye başlamış. Temel düzeyden en uç profesyoneline kadar araştırma-alım ziyaretleri de. Nikon’ un D200 ve D40’ı çok satmaktaymış. D40? Diye sorduğumuzda neredeyse kompakt makine fiyatına olduğunu öğreniyoruz. “E diyor” gülümseyerek, “gereksinimlere ve ekonomiye uygunluk dedik.”
Canon’ un ise EOS 5 D, 30D ve 400D sinin iyi sattığını öğreniyoruz.
Bir sürü çaydan ve her zamanki gülümseyen konukseverliğinden sonra Macro Murat’ı işleriyle baş başa bırakıyoruz.
Söyleşi : Ali Emre ÇETİNER
Fotoğraflar : Levent YILDIZ
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"