e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
Fotograflar zaman ve mekan ile ilgili dört boyutu bize iki boyutlu görüntüler olarak aktaran anlamlı yüzeylerdir. Görüntülerin anlamları da doğal olarak fotografların yüzeylerinde yatmaktadır. Bu anlamlandırma ilk bakışta algılanabilir ama bu algılama yüzeysel olacaktır. Daha derinlemesine anlam araştırmasına gireceksek bakışımızı görüntü yüzeyinde dolaştırmamız gerekmektedir. Gözlerin bu hareketini Wilem Flusser “Tarama” diye adlandırır. Bu anlamlandırma sürecinde iki anlam katmanı ortaya çıkar. Bunlardan ilki görüntüde oluşmuş anlam katmanı, diğeri ise izleyicinin/okuyucunun oluşturduğu anlam katmanı. Bu ikinci katmanı oluşturan anlamların/kodların çözümlenmesi, algı evrenimizde oluşmaya başlayan anlamlandırma; yeniden üretmekle (re-production) eş anlamdadır.
Karşımızda döneminin en çok arzu edilen ve cinsel bir meta olarak bize sunulan bir kadın portresi, Marilyn Monroe’nun Eve Arnold tarafından çekilmiş bir set fotografı durmaktadır. Yeniden üretim sürecinde bu görüntü üzerinde çalışacağız…
Eve Arnold ile MM ‘nin yolları 1950’li yıllarda kesişmektedir. Eve Arnold, Magnum’a seçilen ilk kadın fotografçı olarak adından söz ettirmeye başladığı bu yıllarda MM de şöhret basamakları hızla tırmanmaktadır.

MM ile Eve Arnold’ın fotografik buluşması
Roland Barthes’ın kavramlarıyla “studium” ve “punctum” olarak iki aşamadan söz etmek isterim.
Sette bir estetik sandalye üzerinde yarı çıplak olduğu halde yardımcısı tarafından çekime hazırlanan bir MM portresi duruyor karşımızda.
MM güzelliğiyle erkeklerin başını döndürürken düzgün fiziği ile hayallerini süslüyordu. Bunu olabildiğince vermek gerektiği düşünülmüş olmalı ki yarı çıplak görüntüsü üzerinde yoğunlaşılmış.
Bu fotografta hem uyumu görebiliriz hem de zıtlıkları. Öncelikle görüntü üzerinde oluş-turul-muş uyumdan yola çıkalım.
Hollywood için yıldız demek ürün demektir demiştim. Eve Arnold bu fotografıyla beni ne kadar desteklemiş olduğunu göreceğiz. Bu fotografta iki ürün görmekteyiz. İlki, “Burada ürün hangisidir?” diye sorulduğunda hemen herkesin aynı cevabı vereceğini tahmin ettiğim, sandalye. Pekala diğeri hangisi diye sormuş olsaydım acaba ne cevap verirdiniz Tabii ki diğer ürün Marilyn Monroe’dur.
Bu iki ürün arasında ne benzerlikler var veya ne farklar var inceleyelim Sandalyenin sırtlığında yer alan estetik kıvrımların güzelliği bir anda göze çarpmaktadır. Adeta MM nin sırtından esinlenmiş gibi bir izlenim uyandırmaktadır. MM’nin saç kıvrımlarını sandalyenin sırtlığının içerisinde yer alan kıvrımla benzeşmiş olması da bu güzel bir uyum içerinde durmuyor mu? Kollarının göğüste kapanması da sırtının üst tarafındaki kıvrım kadar masum. MM duruşuyla da sandalye den farksız durmaktadır. Yere basan ayaklarının duruşuyla sandalyenin ayaklarındaki duruş arasındaki benzerlikler de hayli ilginç. Burada sormadan geçemiyorum: “Marilyn Monroe ne kadar kendisiydi, ne kadar bir görüntü ve kendisinin taklidiydi?”
MM Hollywood için yeni bir yıldızdır/üründür. Yıldız yaratma sürecinde sektörün birçok kanalı ortak bir çalışmanın içerisinde yer alır. Hollywood için yıldız yaratmak bir ürün yaratmak ile eştir. Bunun için yıldızlara yüklenmek istenen bir imaj oluşturulur. Yaratılan imajlar medya ve Hollywood ile organik bağı bulunan moda tasarımcısından fotografçısına kadar bütünü kapsayan bir çatı aracılığıyla elde edilir. Yaratılan imajın pazarlanmasında izleyici de bu yaratım sürecine dahil olmaktadır. Bizlere dayatılan imajlar buyruk, tavsiye ve kıyaslama şeklinde verilebilir.İzleyiciye bu kadar çeşitlilik sunan kapitalizm ürün için aynı hoşgörüyü göstermeyecektir.
Bireysel bir imaja sahip olan bir yıldız/ürün olan MM’nin "biri olmaya çalışıyorum" sözleri kapitalizmin temeli olan bireyselciliğin bir özeti olarak algılanabilir. Ama ürün için oldukça acımasız olan Hollywood, dolayısıyla kapitalizm her zaman MM için hiçbir zaman kontrol dışında hareket etmesine imkan tanımadı.
Buraya kadar sözünü ettiğim hususlar Barthes'ın kitabında kendi örneklerinden yola çıkarak anlattığı gibi benim için sadece studiumdan ibaret Fotografta yer alan punctum aslında tam da burada beni delmektedir. Fotografın sağından kadraja giren el ile şekle sokulmaya çalışılan “ürün” arasındaki ilişkinin de dramatik bir hikayesidir.
Kol, ne kadar “duruşu düzeltmeye çalışsa da bir bakış var ki buna nerdeyse itiraz etmekte. Bu itiraz etkin değil de içten içe gelen bir kabullenmeme. Biraz da şaşkınlık… MM‘nin bakışlarındaki şaşkınlık öylesine sıcak ve öylesine dramatiktir ki, sonunu bildiğimiz bir trajedinin gözyaşları gibi durmaktadır. Bu karedeki en insanca duygu hatta tek insanca tutumdur.
MM‘un ölümü her zaman tartışma konusu olmuştur. Kimilerine göre intihar etmiş olması doğru iken önemli bir kitle ise hala öldürüldüğü yolunda inanışa sahiptir. Ben şuna inanıyorum ki her iki halde de MM öldürülmüştür. Her ne kadar Eddie Adams’ın fotografında bir fotografında sokak ortasında bir Vietkongu infaz eden polis şefi gibi bir öldürülme söz konusu olmasa da ölümünü hazırlayan sebepleri yaratması açısından öldürülmüştür diyebilirim.
Burada uzanan kol bana ilk bakışta Eddie Adams’ın fotografında sokak ortasında bir Vietkongu infaz için uzanan kolu anımsatması şaşırtıcı bir durum olarak değerlendirilebilir. Ben kişisel olarak her iki fotografta da Amerikan Kapitalizmin/Emperyalizminin uzanan bu kolunun yarattığı bir trajediyi, vahşeti ortaya koyduğunu düşünmekteyim


(Eddie Adams 1968 –Street Execution of a Vietcong Prisoner)
Bu fotografı daha sonraki sayılarda okumaya çalışacağız.
Bu konuda Atila Dorsay’ın tespitleri de çok önemlidir.
Kendisine yüklenmek istenen –başta aptal sarışın ve onun gerçek yasamdaki karşılığı olmak üzere- her şeyden nefret etmiş ve onca yapaylık arasında biraz gerçek yasam, biraz içtenlik aramış bir kadındı o... Herkesin tırmanmayı düşlediği dorukların anlamsızlığını anlayan ne ilk, ne de son sanatçıydı... Ne var ki onun bu denli bilinçli olmasını, el yordamıyla da olsa starlığın, ünün ve popülerliğin kimi gizlerini en çıplak haliyle görüp göstermesini yadırgadı, giderek mahkum etti Hollywood... Onun yalnızlığa, mutsuzluğa, dolayısıyla ölüme yargıladı. Marilyn yazgının, yani sinemanın kendisine yüklemek istediği bir rolü oynamadı. Ve sonunda o role isyan etti. Onun öyküsü, yüzyılımızdaki medya starlarının sahip olduğu en acıklı öykülerden biridir. Gerçek bir tragedyaya en çok yaklaşanlardan biri... Ve kitleler, kimi konularda yanılsalar da, kamu önünde yaşanan özel yaşamlardaki trajiği hiç kaçırmazlar. Marilyn’in de bu trajedi yüküyle bir efsaneye dönüşmesi kaçınılmazdı. Ve öyle de oldu
Brownmiller, Monroe'yu da üzerinde en çok çalışılmış, en güzel ve ünlü kurban olarak isimlendirir. Monroe'nun hayatını en güzel şekilde özetleyen kelime belki de "acı"dır. "Eğer kendim olamıyorsam, başka biri olmanın ne anlamı var ki?" diyen ve yaşadığı acılara katlanmak için kendi kendini kandırmayı öğrenmek zorunda kaldığını söyleyen MM ‘un trajik sonu bize çok önemli bir sonuç ortaya koymaktadır.
Kaynakça:
Berger, J. (1999). Görme Biçimleri. İstanbul: Metis Yayınları.
Mulvey, L. (1997). "Görsel Haz ve Anlatı Sineması",
Barthes Roland “ Camera Lucida”
Atilla Dorsay/100 Yilin 150 Oyuncusu
Öngören, M. T. (1982). Sinemada Kadın ve Cinsellik Sömürüsü. Ankara: Dayanışma Yayınları
Öztürk, R. (2000). Sinemada Kadın Olmak. İstanbul: Alan Yayıncılık.
Ryan, M. ve Kellner, D. (1997). Politik Kamera: Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeolojisi ve Politikası. İstanbul: Aykırı Yayınları.
Maruf ŞİNİK
FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
Maruf Şinik : Fotoğraf Okumaları 1
Maruf Şinik : Fotoğraf Okumaları 2
Maruf Şinik : Işıkla Çizdiğim Yaşam
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.