e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
Çocukluk ve gençlik dönemlerinizde fotoğraf ve fotoğraf çektirmek size neyi ifade ediyordu?
Hiçbir şeyi. Çocukluğumdan sadece üç adet fotografım var. Fotograf, dünyama girmemişti.

Zuhause bei der arbeitslosen. Mainz-Kostheim 1983
Tiyatro okudunuz ve sanatın içerisindeydiniz, fotoğrafa yönelmenizdeki en büyük sebep neydi? Federal Almanya’ya gidişinizin ardından kendinizi ifade etme isteğiniz mi bunu tetikledi?
F.Almanya’da fotografa başlamam, çalışmak zorunluluğundan doğdu. Gerek öğrenmiş olduğum meslekte, gerekse vasıfsız çalışmayı göze aldığım firmalarda iş bulamadım. Sadece günlük Türkçe yayımlanan bir gazete, muhabirlik yapabileceğime inandı. Haber yaparken aynı zamanda fotograf çekmek zorunluluğu nedeniyle, fotografla temasım başlamış oldu.

Das Brot. Rüsselsheim 1977
İlk fotoğraf makineniz eşinizin hediyesiydi (yanılıyorsam lütfen düzeltin), bunun hayatınızda bir dönüm noktası olduğunu söyleyebilir misiniz? O yıllardaki duygularınızdan bize biraz bahseder misiniz?
Evet. ‘Ev erkekliği’ yaptığım aylarda, boş zamanlarımı böyle değerlendirmemi uygun gördü. Boş zamanlarımda, önüme çıkan her şeyi fotograflamaya başladım. Bu dönemde biriken içerik ve teknik bilgiler, daha sonra para kazanmama bile neden oldu. Demek ki öngörülü bir birey. Fotograf yalnız başına yapılabilen bir uğraş... Tiyatroda, tek kişilik oyunlar olsa bile, yalnız olmak güç.

Fremd zu sein. Rüsselsheim 1977
Fotoğrafla ilgili herhangi bir eğitim almadınız, fakat öğrenmekten bakmaktan, görmeye çalışmaktan da vazgeçmediniz, bu süreci anlatır mısınız?
Evet. Bakmak, bakmasını öğrenmek, sadece fotografa özgü değildir, diye düşünürüm. Her bireyin bakmasını öğrenmesi gerekir. Fotografçı da aygıtı aracılığı ile bakmasını öğrenmeli, kendisini bu yönde eğitmelidir. Bakmak ile çekmek hep ayrı şeyler olmuştur. Bu konuda, fotografın ustaları gerekeni söylemişlerdir. Bana gelince, ben de kendi öğrendiklerimden yola çıkarak çevremi, insanları gözlemliyorum. Tavır alıyorum. Bu tavrı fotograflarıma bakanlar anlayabiliyorsa kendimi mutlu hissetmem gerekir. Ancak, kendi fotograflarım konusunda konuşmaktan da çekinirim.

Türkei kenen. Rüsselsheim 1977
Almanya’da “Misafir Türk İşçisi Olmak” deyiminizden yola çıkarsak, Almanya’da Türk Fotoğrafçı olmak nasıl bir duygu? Ne gibi zorluklar yaşadınız?
‘Misafir işçi’ tanımlasını kim buldu? Almanlar mı, Türkler mi? Hâlâ açıklığa kavuşamadı... ama hem misafir hem de işçi olmak bana pek garip gelmiştir... Ben, anamdan misafirin çalıştırılmamasını öğrenmişimdir. Ayrıca Almanca dili pek gelişkin bir dil. Söylenen söz geçerlidir; söylenmek istenilen değil. Bu nedenle de somut bir dil olduğu savunulur. Neyse ki, ‘konuk işçi’ neredeyse kullanılmaz oldu. Buradaki yabancılara Almanların ‘Sen bizden değilsin!’ duygusunu aktüel tutmak için, bilimciler sürekli yeni kavramlar buluyorlar. ‘Konuk işçiler’ ile başlayan serüven, ‘Yabancı işçiler’; ‘göçmen’ ve başka tanımlamalardan sonra, günümüzde ‘göçmen geçmişi olan insanlar’ ya da bu ülkenin vatandaşlığını seçenler ‘göçmen geçmişi olan Almanlar’ deniliyor.

Wo ist mein Zuhause. Mainz 1977
Uzun bir konu. Sıkıcı bir konu. ‘Türk Fotografçı’ ülkemizde de kullanılmakta... ne kadar doğru? Dijital zamanımızda ne kadar bilinir... Fotografta fizik ve kimya vardı. Kimya gitti, fizik kaldı. Bu bilimler herhangi bir dile göre farklı ise, Türk ya da Alman fotografçılar olabilir... Bilim tek olduğuna göre geriye fotografı çeken insan kalıyor. Benim karşılaştığım sorunları anlatmak istemiyorum. Geçmişi kurcalamanın bir faydası yoktur.

Das Erlebnis der Dinge. Mainz 1978
1979 yılında UNICEF’ in bürosunda çocuk fotoğraflarından oluşan ilk serginizi gerçekleştirdiniz. Ardından “Her Yerde Yabancı Olmanın, Ne demek olduğunu, Sen Bilemezsin” adlı ilk kişisel serginiz oldu. Bu serginin adı ve içeriğinden bahsedebilir miyiz? Bir sitem miydi? Yoksa memleketinize olan bir özlem miydi?
Bunlar hakkında yorum yapmak bana düşmez. Fotografları izleyenler değerlendirmeli. Bu çıkışlar benim için politik bir tavırdı. ‘En Alttakilere’ dikkat edilmesi için bir ‘çığlıktı.’
Fotoğrafı bırakmayı hiç düşündünüz mü?
Evet! Ama beceremedim.

Das Fest – Domplatz. Mainz 1978
Hayatınızda fotoğraf olmasaydı, kendinizi ifade şekliniz tiyatro alanında mı olurdu yoksa müzik ile de uğraşmayı düşündünüz mü?
Göç olmasaydı tiyatroda kalırdım. Tiyatro sevgisi farklıdır. Sahne büyülüdür. Bu nedenle beş yıl önce, gene benim gibi LCC-Tiyatro Mektebi çıkışlı bir arkadaşımla, bir oyun yazdık-sahneledik ve sadece Almanya’da 30 kez kadar oynadık. Müzik ise dinlemeyi sevdiğim bir türdür.

Getrennte Welten. Mainz 1978
Çekilen her fotoğraf tarihe düşülen bir notsa, yıllar içerisinde çektiğiniz fotoğraflarınız ve anılarınızı birleştirmeyi düşündünüz mü? Kendi fotoğraf tarihinizi nasıl ifade edersiniz?
Fotografın tarihe düşülen bir not olduğunu hep düşünmüşümdür. Bu nedenle şimdiye dek yayımlanan kitaplarım oldu. Hala da yayımlamaktan yanayım. Benim çektiklerim, özellikle buradaki ‘Türkiye Göçmenlerini’ çekmekle, bu ülkenin tarihine, şöyle gelip-geçerken katkım oluyor, diye de patavatsızca düşünüyorum. Düşüncelerimi paylaşan bazı müze yöneticileri de, bunları alıp, arşivlerinde saklıyor; bazen sergiler açıyorlar... Tarih olması, olabilmesi için henüz erken... August Sander bile, bir torununun çabaları ile yeni yeni anlaşılmaya başlandı...

Das Parfüm. Worms 1982
Portre çekimleri yapıyorsunuz, bu insanlara yakın olmanızı gerektiriyor. Fotoğrafladığınız insanlarla iletişiminizi nasıl tanımlarsınız?
Ben ‘saldırgan bir fotografçı’ değilimdir. Habersiz çektiklerim aşırı derecede azdır. Sohbet, konuşmak benim için önceliklidir. Bazen kilometrelerce, bir insanı portrelemek için giderim, sohbet ağırlık kazanırsa, fotograf çekmem. Yani fotograf hep ikinci plana atılır. İnsanlarla birlikte olmak ana amaçtır.

Einsam. Mainz 1982
“İyi fotoğraf çekmenin yolunun iyi bir makineye sahip olmaktan geçmediğini, makinenin iyi olmasının sadece az bozulmasından ve uzun süreli kullanımından ibaret olduğunu” savunuyorsunuz. Teknolojinin sürekli devinimlerini nasıl gözlemliyorsunuz, bunun fotoğrafa ve fotoğraf sanatına etkisini nasıl değerlendirirsiniz?
Kendini bilen her birey gibi, tekniğe esir olmamayı amaçladım, amaçlıyorum.
http://www.ahmetozyurt.com/photography/KONUKLAR1.html
Fotograf aygıtlarına yaklaşımım konusunu, bahsettiğiniz alıntıda da belirttiğim gibi hala savunuyorum. Bu, teknik gelişmelere karşı bir tavır değildir. Tam tersine! Bu konuya en doğru yanıtı değerli Ersin Alok, İsa Çelik verebilir.

Zukunft wartet. Mainz 1982
Makinelerin sanata bir etkisi olabileceğini düşünmem. Kullanan önemlidir. Aygıtın arkasında duran, vizörden bakan önemlidir. Vizörden bakanın kafa yapısı, kültürü önemlidir. Ben, insanın dünyaya olan tavrının, bakmasına, görmesine etkisi olduğunu düşünür ve savunurum.

Osman mit Regenschirm. Mörfelden 1983
Üzerinde çalıştığınız ya da gerçekleştirmeyi düşündüğünüz bir projeniz var mı?
2007 yılından bu yana, gene burada yaşayan Türkler -Türkiyeliler- in 400 kadarını portreledim. Almanya’ya göç uzadı... Ne gibi farklılıklar var? Sorusu ile yola çıktım... Bir şeyler çıktı mı? Göreceğiz!
Yeni nesil fotoğrafçılara söylemek istedikleriniz var mı?
İyilik, sağlık, özveri. Fotograf dahil, ne yaparlarsa yapsınlar iyilik için, insanlık için yapsınlar.
Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim!
Röportaj: Aydan ÇINAR
www.foto-memo.com
Mehmet Ünal, 1951 yılında Çanakkale’de doğdu. Bakırköy Halk Evi'nde tiyatroya amatör olarak başladı. LCC Tiyatro Okulu'nda eğitim aldıktan sonra, LLC'den ayrılan grupla birlikte tiyatro eğitimini geliştirmeye çalıştı.
1970-1971 Halkevleri Deneme Tiyatrosu ana kadrosu üyeliğinde bulundu. Daha sonra (1975) Halk Sahnesi oyuncular´ının kurucu ve aktiv üyesidir. 1976 sonbaharında, kendi deyimiyle: ”Aşkının peşinden” Federal Almanya’ya gitmiş ve oraya yerleşmiştir. Orada tiyatro yapma olanağının kısıtlı olduğunu saptadığında, fotografa olan ilgisini yoğunlaştırmış, Türkçe ve Almanca yayınlanan günlük, haftalık veya aylık dergi ve gazeteler için serbest olarak çalışmaya başlamıştır. Özellikle portre fotografçılık dalında gerek ülkemizde gerekse Federal Almanya’da saygın bir yer edinmiştir.

Sergileri:
"Çocuklar"
1979 yılı ”Dünya Çocuklar Yılı” ilan edilmiştir.
UNICEF-Almanya için hazırladığı bu sergi
Stuttgart’ta sergilenmiştir.
”Her Yerde Yabancı Olmanın,
Ne demek Olduğunu, Sen Bilmezsin!”
1980-1985 yılları arasında
F. Almanya’nın 35 kentinde sergilenmiştir.
”İki Yabancı Göz, Bir Anlık Bakış”
1985-1988 yılları arasında Berlin, Istanbul, Balıkesir,
Mainz, Moskova, Esslingen, Würzburg, Lübeck,
Urbino/Italya ve F. Almanya’nın daha bir çok
kentinde sergilenmiştir.
”Yedinci Şafak’’ – Bu kitabın yazarı
Anna Seghers’in 80inci Yaşgününe armağan
edilen bu sergi, Mainz’lı fotografçılarla ortak
hazırlanmıştır.
"Beyaz Üstüne Siyah"
Günümüz gençliği konusunu içeren bu sergiyi
Mainz Beldiyesi ve Sparkasse Bankası için
hazırlamıştır.
"Türkiye, Seni Seviyorum!"
Ara Güler, Ersin Alok, Gültekin Çizgen ve diğer
39 Türk fotografçısının fotograflarından oluşan
bu sergiyi, Rheinland-Pfalz Eyalet Hükümeti için
organize etmiştir. Bu sergi Mainz kentinde başlayarak,
1991 yılına dek F. Almanya’nın bir çok kentinde
sergilenmiştir.
”Fotograf-Şimdi!”
Mainz Sanat Derneğinin, fotografın bulunuşunun
150. Yılı için düzenlediği sergiye, M.Ünal‘ın fotografları
da kabul edilmiştir. (1989)
”Geçersiz-Kayıp Nesil”
(Türk Misafir İşçilerinin F. Almanya’da 30 Yılı)
1991-1993 yılları arasında, Marburg, Essen, Rüsselsheim,
Hamburg, Königswinter/Bonn, Ingelheim, Lübeck, Kiel,
Metz/Fransa, Kaiserslautern, Bottropp v.d. kentlerde
sergilenmiştir.
”Yağmur Sıcağı”
Eylül 1996‘dan beri F. Almanya’nın Mainz, München,
Bonn, Lorsch, Rüsselsheim, Ravensburg v.d. kentlerinde
sergilenmektedir.
"Der Blick ist die Neige des Menschen"
(Walter Benjamin)
Almanya’da Türkler – Türkıye’de Türkler Candida Hofer
ile birlikte Rotterdam (Kasım 1996 – Ocak 1997)
Ateş Hattı: BİZ ! Gençlerle bir Fotograf projesi.
Fürth/Odenwald
˝Fotografie 2000˝ Mainz’da Rheinland-Pfalz’da
Sanat ve Sanatçılar Sergisi.
(Yarışmalı sergiye kabul)
"Almanya Oteli" – Dönüşü olmayan Yolculuk
Ağustos 2001;den itibaren Mainz, Berlin, etc.
"Suskunluğun Durakları"
Weltkulturerbe Völklingen Hütte Saarland
Mart - Kasım 2005 ve Mart - Kasım 2006
Mart - Kasım 2007 ve Mart - Kasım 2008
Kitapları:
"Du weisst nicht, wıe es ist,
überall ein Fremder zu sein! ”
(Sen Bilmezsin, Her yerde, Yabancı olmanın,
ne demek olduğunu!)
AstA - Universität Mainz, 1982
"Zwei fremde Augen, ein kurzer Blick"
(“İki Yabancı Göz, Bir Anlık Bakış”)
Fakir Baykurt’un Önsözüyle)
Kaynar Verlag, Duisburg 1985,
Hrsg. Kunstamt Berlin-Neukölln.
"24 Stunden Ruhrgebiet"
(“Ruhr Havzasında 24 Saat”)
RV-Verlag München 1985, dünyanın hemen hemen
tüm ülkelerinden davet edilen gazete fotografçıları ile
birlikte bu projede çalışmıştır.
Bu kitap "Kodakphotobuchpreis"
(Kodak Fotograf Kitabı ödülünü) almıştır.
"UNGÜLTIG" - Die verlorene Generation
(“İptal” – Kayıp Nesil)
Kyrill & Method Verlag, München 1991
"Regenhitze"
Und der Mond geht auf, wohin auch die Vögel ziehn...
(“Yağmur Sıcağı”- Ve ay gelir, kuşlar nereye giderse...
Güneş doğar yağmurun üstüne).
Önel Verlag, Köln, 1996.
’’Suskunluğun Durakları’’ (Türkçe-Almanca)
Önel Verlag, Köln, 2001.
Kartpostallar:
Ararat Verlag, Berlin 1985
Verlag Inkognito, Berlin, ab 2005
Posterler:
Edition Diyapress, Mainz, 1986
Ödüller:
1979 "Politika" gazetesinin özel ödülü.
1981 5.cilik "Gestatten wir sind die Jugend"
Arbeiterfotografie Deutschland.
1983 Alman Genç Basın Örgütünün Ödülü.
1985 Internationale Presse Photo, Moskau, Diplom.
1985 Uluslararası Gençlik, Warschau, 2.cilik ve Diploma.
1985 Siegen Kent Beldiyesinin Onur Ödülü.
1987 Interpress-Photo, Bagdad-Iraq, Diploma
1994 Kodak Almanya, Gümüş Madalya (2.cilik)
KODAK PANTHER WORK -BOOK
1997 3. cülük Ren-Falz Eyaleti ve İnsanları
Özel kolleksiyonlar ve müzeler, Haus der Geschichte
Deutschland'da M.Ünal fotografarı bulunmaktadır.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.