Arşivimizden  - From Our Archives

 

Salih Güler

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

FR DUYURULAR - FR NEWS
ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Murat Germen : Kısır Döngü

 

Galata Köprüsü kültürel ve coğrafi olarak İstanbul’un Avrupa yakasında konumlansa da, fiziki olarak birleştirdiği iki ayrı yakanın (yani tarihi yarımada ve Pera) zihinlerde bıraktığı bir Doğu-Batı ayrımı var. Pera her zaman daha “batılı” durmuş, var olmuş; diğer yakayı “öteki”lemiş. Hatta bu ötekileme o derece ileri gitmiş ki, bazı tarihi metinlerde Pera halkının her dönemde “düşman” yabancılara destek verdiği belirtiliyor. Pera Osmanlı İmparatorluğu’na da pek sadık kalmamış; imparatorluğun çöküşüne yol açan olgulardan biri olan kapitülasyonlar Pera merkezli yönetilmiş.

 

Buradan yola çıkarak, Galata Köprüsü’nün bir Doğu-Batı ikilemi ortasında olduğunu söylemek şüphesiz ki yanlış değil. Mamafih, son zamanlarda ortaya çıkan ve özellikle batılı düşünürler tarafından ortaya atılıp gene onlar tarafından çok kabul gören “medeniyetler çatışması” kavramı biraz da bu Doğu-Batı ayrıştırmasından besleniyor. Belli ülkeler, dinler, milletler, coğrafyalar, topraklar bir kaba konurken diğerleri rahatlıkla ırkçı olarak adlandırabileceğimiz nedenlere dayanarak çok daha imtiyazlı bir kaba konulabiliyor. Bu tavır herkesi geriyor ve ayrışmanın iki ucundaki taraflar kendi kültürlerini korumacı bir tavra girip kendilerinin haklı olduklarını ispata çalışıyorlar. Kimse birbirini dinlemiyor ve çözüm bulunamıyor: Kısır döngü… Bu döngü, Haliç’in girişine eski zamanlarda gerildiği söylenen zincir ve mevcut köprünün teknik yetersizliklerle Haliç’e erişimi engellemesi dolayısıyla yeni bir zincir görevi üstlenmesiyle de tekerrür ediyor.


 

Bu kısır döngüden kaçabilmek için iki yakayı Doğu-Batı olarak ayırmak yerine güçlü-güçsüz veya varlıklı-varlıksız olarak ayırmayı öneriyor bu çalışma. Bu önermedeki amaç; her toplumda, bireyde var olan kötülüğü, ırkçılığı, önyargıları ve benzeri tavırları belli kültürlere değil de genel olarak “insanoğlu”na bağlamak, “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diyebilmek. Bunu takiben, “medeniyetler çatışması” gibi suni bir kavrama ihtiyaç olmadığı, meseleyi daha evrensel bir boyutta ele alabilmenin dünya barışı açısından daha faydalı olacağı savı ortaya çıkıyor.

 

Galata Köprüsü’nün her iki yakasındaki bina ve kent düzlemleri üzerinde görüntülenen metin parçacıkları, önerilen bu yeni ayrışmayı destekler gibiydi. Bu okuma eylemi sonrasında çeşitli anahtar kelimeler doğdu ve bunların hangi yakaya ya da belki her ikisine de ait olabileceğini keşfetmek ise izleyiciye bırakıldı: Efsane, kalıcılık, inanç, gelenek, ticaret, vaat, kahramanlık, küresellik, şans, sanat, çokuluslu, kısmet, geçicilik, para, tasavvuf, planlama, rant, cazibe, namus, gevşeme, işporta, zanaat, tatil, uyarlama, maaş, yerellik, umut, ev hayatı, faiz, doğaçlama, misyon, koloni, geçim derdi, elitizm, sürpriz, döviz, günah, mekanik işleyiş, tamir, kanaat, doğallık, ussallık, finans, kimlik, pratiklik, burjuvazi, lüks, emlak, cinsellik, popülizm, eğlence, mahremiyet, gece hayatı, seyahat, dogma, zihin karışıklığı… 
 
Murat Germen
















































Köprü6 ortak çalışmasında bu konuyu nasıl seçtiniz? Neden bu tarafını anlatmak istediniz? Sizi çeken, ilginç gelen yönleri neler oldu?
 

Politik gelişmeleri çok yakından izlerim eskiden beri, hatta 5-10 sene sonra kitap(lar) yazmayı düşündüğüm için internet üzerinden ilgilendiğim makaleleri bilgisayara kaydedecek kadar da ciddiyetle yapıyorum bu takibi. Çeşitli Doğu - Batı ayrıştırmaları, Huntington’ın “medeniyetler çatışması” gibi tezler beni uzunca bir süredir rahatsız eden konulardan bir tanesi idi. Bu çalışma ile coğrafyalar, dinler, devletler düzleminde ayrışma yapmanın hiç sağlıklı olmadığını; iyiliklerin de kötülüklerin de her yerde olabileceğini anlatmaya çalıştım. Bu tarz ayrımlar sonunda kötü yerlere gidiyor, herkes haklı olduğunu iddia etmeye başlıyor ve iflah olmaz bir kısırdöngüye dönüşüyor. Bu biraz da benim tarihe karşı olan inançsızlığımın ardından ortaya çıkan bir eser sayılabilir. Tarihi, aynı fotografta olduğu gibi, sorgulamadan inanabileceğimiz nesnel ve gerçek bir dayanak noktası olarak görmüşüz hep. Halbuki tarih dediğimiz, her zaman güçlü olanın yazdığı ve öznel olmaktan öteye geçemeyen bir romancılık eylemi aslında; aynı “belgesel” diye tabir edilen fotografın nesnel gerçeği değil de fotografçının öznel algısını yansıttığı gibi.

 

Ne kadar süre çalıştınız bu konu üzerinde?

 

Fikir geliştirme en uzun süren aşama oldu, fotograf çekimleri ise toplasanız 3 günü geçmez. Özellikle Pera tarafında nereye gideceğimi yaklaşık olarak önceden belirlemiştim ve onları bulmak pek zor olmadı bir günün içinde. 2-3 hafta sonra başka bir gün gittiğim tarihi yarımada tarafında ise daha bilinçsiz ve aylak bir şekilde “karşına çıkanı beklemek” modunda çalıştım, ki bu yakaya daha uygundu aslında bu yaklaşım. Kısırdöngüyü temsil eden fotografları, gene başka bir günde, panoramik formatta çalışıp daha sonra yazılım marifeti ile dairevi hale getirdim. Yerden yan duvarlara tırmanan, iki yakayı insan yapısı başarısız bir köprü üzerinden değil de gökyüzü üzerinden barışçıl bir şekilde birleştirmeyi öneren 12.7 metrelik bulut panoraması ise bu sergi teklifi gelmeden 2-3 ay önce Beylerbeyi’nde çektiğim ve bir kenara koyduğum çok yüksek çözünürlüklü bir fotograftı. Post prodüksiyon süreci de yaklaşık 3-4 gün sürdü.


 

Sergide nasıl tepkiler aldınız? Anlatmak, vurgulamak ve göstermek istediğiniz amaçlara ulaşabildiniz mi?

 

Sergi sırasında işimin başında çok uzun süreler durma şansım olmadı, açılıştan kapanışa değin geçen 5 ay boyunca toplasanız 7-8 saati bile geçmemiştir tahminim. Ama orada olduğumda izleyicilere ilk metni okumalarını, o şekilde işlerin daha çok anlam ifade edeceğini belirttim. Sanıyorum benim orada olmadığım zamanlarda benim işime bakma fırsatı olanlar bir şekilde metni okumuşlar, çünkü gezenlerden gelen yorumlardan amacıma yaklaşık ulaştığımı düşündüm. Amacım duyarlı bir insan olduğumu ispatlamak hiç değildi, çünkü sanatın “dünyayı kurtarma” iddiası içinde olmasını çok da anlamlı bulmuyorum. İnsan bir konuda gerçekten duyarlı ise sanat yapmak yerine sivil toplum kuruluşlarında bizzat çalışarak aktivist olabilir, yazılar / kitaplar yazabilir ve şikayeti olduğu konuda bir çözüm aramayı seçebilir. Sanat bence çok daha egoist bir şey, izleyiciden çok sanatçının kendisini tatmin eden bir süreç, her ne kadar bazan sanatçılar tersini iddia etse de. Bu yüzden, sadece kafamı belli süredir kurcalayan bir konuya sanat üzerinden dikkat çekmekti amacım, dünyayı kurtarmak hiç değil.

 

Çekimler esnasında sizi çok şaşırtan ve etkileyen anlar, olaylar oldu mu? Bizimle paylaşır mısınız?

 

Unutulamayacak derecede şaşırtan hiç bir şey olmadı, yaklaşık olarak beklediğimi buldum zaten. Pek sürprize yer yoktu süreçte; hoş Türkiye’de öyle şeyler öyle bir hızla olup bitiyor ki, belki de bizim sürpriz alt limitimiz olması gerekenden çok daha yukarıda ve artık şaşırmamız gerektiği kadar şaşıramıyoruz bu yüzden… Gene de, çekimler sırasında kafamda önceden planlanmış bir gündem olduğu için de sürpriz olmaması normal tabii, gözlerim belli bir malzemeyi arıyordu ve ortalıkta onlarca, yüzlerce örnek vardı. Bulamadığım bir şey olmadı, “ah keşke şu da olsaydı” diye hissettiğimi hatırlamıyorum. Bilakis, “hangilerini elesem acaba?” diye düşünmek durumunda kaldım. Dolayısı ile tüm süreç pürüzsüz ve gayet keyifli idi…


 

Çalışma öncesi veya süreç içinde diğer projede yer alan fotoğrafçılarla bir araya geldiniz mi?  Bu bağımsız çalışmalar nasıl bir bütüne dönüştürüldü? Neler planlandı, neler yapıldı?

 

Çekimlerin bazılarını Orhan Cem Çetin ile birlikte yaptık, daha doğrusu proje bize bildirildikten sonra 1-2 kere Cem’le köprü altına beraber gitme kararı aldık. Birlikte gezerken daha sonra kullanmayacağım bazı fotograflar çektim, Cem de o sırada kendi kavramını geliştirmekle meşguldü, köprü üzerindeki dükkanlardan daha sonra stüdyo çekiminde kullanacağı bazı nesneler satın aldı. Cem’le ne yapmak istediğimiz konusunda birkaç kere konuştuk; bu konuşmalar, paylaşımlar sonrası internet üzerinden bölgeye yönelik tarihi araştırma yapmaya karar verdim ve bu araştırma sonucu elde ettiğim bilgilerle, başlarda sadece mevcut köprüyü reddetmeye yönelik tavrım yavaş yavaş “Doğu-Batı” ikiliği yerine “varsıl-yoksul” ayrışması üzerine odaklandı.

 

Çalıştığınız konu sadece Galata köprüsü civarına özel bir konu muydu? Diğer semtlerden farkı neydi sizce?

 

Bence öyleydi, çünkü Boğaz Köprüsü gerçekten Doğu ve Batı’yı fiziki olarak ayıran/birleştiren bir köprü ve bu büyük kıta ölçeğinde iki yaka arasında tavır farkını yakalayacak bir çalışma beni çok zorlardı. Dolayısı ile konu Boğaz Köprüsü olsaydı bu konuyu seçmezdim büyük olasılıkla. Diğer semtlerden olan fark ise tarihi yarımadanın yüzlerce yıllık bir sosyal, kültürel ve fiziki katmanlaşmayı barındırması, Pera’nın ise her daim istikrarlı bir şekilde finans merkezi olma görevini üstlenmesi idi. Bu anlamda iki zıt yakayı ayıran/birleştiren başka bir köprü yok gibi İstanbul’da.


 

Çekimlerde kullandığınız teknik ekipmanlarınızı öğrenebilir miyiz?

 

Canon EOS 5D gövde, Canon 75-300 mm zoom lens.

 

Sizce, fotoğraf projesi yaratmak, çalışmak kısacası yapmak ne demek?

 

İlk olarak heyecan verici, aklınızdan çıkmayacak, arada uykunuzdan uyanıp notlar aldırtacak derecede bağlanacağınız bir konu bulmak. Daha sonra bu projeye dair bitmeyen notlar almak, arada çekmek, çektiğinizi beğenmemek, bir daha çekmek, biraz ara vermek, hayata devam etmek, sonra tekrar geri dönmek, biraz daha çekmek, elden geçirmek, “aydınlık oda”mda (yani bilgisayar ortamı) düzenleme yapmak, tekrar ona göre çekim yapmak, kavram yazısına biraz daha katkı yapmak, sonra belki tekrar çekmek… Bitmeyen bir süreç yani kısacası; bitmemişlik yaratıcı potansiyel barındırdığını düşündüğüm bir şey. Süreç adamıyım ben, süreç sonrası ortaya çıkan son ürün beni aynı derecede heyecanlandırmıyor. Oluşum esnasında olup bitenler beni iyi hissettiriyor. Sergiler açıldığında, son ürünler gözler önüne çıktığında tabii ki bir heyecan duyuyor insan ama çekerkenki heyecan değil o. Erol Akyavaş’la bir söyleşi yapma şansım olmuştu daha önce, eserleri için “onlar benim birer çocuğumdur, büyüyene kadar birlikte vakit geçiririz, daha sonra onlar kendi hayatlarını bağımsız olarak yaşamaya başlarlar ve benden uzaklaşırlar” anlamına gelen birşeyler söylemişti. Sanıyorum benzer bir mantık kastettiğim, bir çocuğunuzu lüzumundan fazla sever ve onunla gereğinden fazla vakit geçirirseniz ondan sonraki çocuklarınıza gereken zamanı ayıramaz ve onlara haksızlık etmiş olursunuz.

 

Çalışmanızı belgesel fotoğraf olarak tanımlar mısınız? Fotoğraflarınızın içinde insan olup olmaması konusunda bir yaklaşım tercihiniz var mı?

 

Yaptığım işin herhangi bir kategoriye sokulmasından pek hoşlanmıyorum aslında. İzleyici belgesel fotoğrafın tanımını nasıl yapıyorsa ona göre benim işime dair algısı da şekillenecektir, işin ne olduğu kadar farklı kişiler tarafından nasıl algılandığı da önemli burada. Bu yüzden yaptığım çalışmalarda farklı boyutlar olmasına çalışıyorum, tek bir çalışmada bunu yakalayamıyorsam da bir sonraki sergide kullandığım dile ufak da olsa bir farklılık getirmeye çalışıyorum. Köprü6 katılımım normal fotoğraf pratiğimin hafif dışında sayılabilecek bir iş olarak ortaya çıktı. Daha çok mimari içerikli işlerle tanınıyor olsam da (“İkon Olarak Endüstri: Endüstriyel Estetik” ve “İnşa” sergileri), salt bu tip işler yapmıyorum ve nitekim Köprü6 sergisindeki işler de mimari içerikli değillerdi. İçinde insan barındıran işlerim de var (“Çocuk”, “Tren”, “Cepten Paranoya”, “Gerçekliğin Simgesi: Yemen” gibi seriler örneğin) ve ‘fotografın içinde insan muhakkak olmalı’ veya ‘kesinlikle olmamalı’ gibi bükülmez kurallarım yok. İnsanı fotografın içine sadece gerektiği zaman koymayı seviyorum; insan o derece kendini merkeze koyan, koydurtan bir varlık ki fotograftaki başrolü çalıyor çoğu zaman ve sizin anlatmak istediğiniz konuya odaklanamıyor izleyici. Bu yüzden aktarmak istediğim konuyu insan olmadan ifade edebiliyorsam tercih ediyorum, ya da insanı başrolü çalamayacak derecede küçük, ikincil veya önemsiz bir plana itiyorum. Yeni fotografçılıkta buna benzer bazı tavırlar görmek hiç zor değil, insan eskisi kadar fotografın vazgeçilmez “kadrolu” bir ögesi olmak zorunda değil artık. Ayrıca, sadece doğa fotografı çekmiyorsanız ve işlerinizde kent, mimarlık, nesneler, yazılar, işaretler, sokaklar, meydanlar özne teşkil ediyorsa bunların hepsi zaten insanlar tarafından inşa ediliyorlar ve dolayısı ile insanlardan izler barındırıyorlar. İnsanın “şahsen” olmadığı fotograflardan da çeşitli öyküler okunabilir, buna bu şekilde bakarsanız gözünüz ezbere bir şekilde insan aramaz.


 

Murat Germen fotoğraflarının dili nasıldır? Neleri anlatmaya çalışır izleyicisine?

 

Bunu anlatabilmek için sitemin girişinde yer alan bir metni alıntılayayım: “Fotografı, insanların görmediği veya bilinçli olarak umursamadığı olağan şeyleri gündeme getirme ve bu konulardaki önyargılarını değiştirebilme fırsatı olarak değerlendirmeye çalışıyorum. Olağanüstü şeylere karşı merakım yok; çoğunluğun ünlülere, sansasyonel olana, şöhrete karşı olan yoğun ilgisi yüzünden bu tarz şeyler zaten birçok kişi tarafından takdir ve kayıt edilmekte. Olağanüstü yerlerde olağan fotoğraflar çekmek kolaydır, olağan yerlerde olağandışı fotoğraflar üretebilmeyi daha değerli buluyorum, bunun için çaba sarf ediyorum. Olağanın içindeki güzelliği aradığım söylenebilir. İçimi olabildiğince yansıtabilmek için ise ‘gündemi yakalamaya çalışma, yapabildiğine odaklan’ düsturunu izliyorum.”

 

İçeriği bir an unutup kullandığım grafik dile gelirsek, renk kullanmayı çok seviyorum. Bazıları fotografı sadece siyah-beyazdan ibaret görüyorlar ve ben bunu çok sınırlı bir bakış açısı olarak değerlendiriyorum. Siyah-beyaz kullanımım da aynı insan kullanımım gibi, ancak gerektiği zaman… İşe hiçbir zaman “siyah-beyaz çekeceğim” diye başlamam; herşeyi renkli çekerim, içerik veya grafik açılardan gerekirse fotografı siyah-beyaza dönüştürürüm. Bu yüzden de fotograflarımın büyük çoğunluğu renklidir.

 

Bundan sonra yapmayı planladıklarınızdan ve projelerinizden bahseder misiniz?

 

Çok boş vakti olmayan ve bu yüzden ortalıkta, sergi açılışlarında, “bulunulması gereken” yerlerde pek fazla görünmeyen biriyim. O yüzden yerli sanat çevreleri ile ilişkilerim çok zayıf ve bu da işlerimin algılanması ve/veya satılmasında olumsuz bir boyut oluşturabiliyor. Bu sebeple yurtdışından bir sanat temsilcisi / küratör ile çalışmaya karar verdim şimdilik. Beraber çeşitli girişimlerde bulunacağız ve bu sayede işlerimi uluslararası ortamlarda sergilemeyi amaç edindim kendime, ki zaten kendi girişimlerimle yurtdışında sergileme şansım oldu. Burada amacım, iyi galerilerde sergileyebilmenin yanında eserlerimin uluslararası sanat piyasalarında mali açıdan bir değer oluşturup oluşturamayacağını görmek. Nasıl bir sonuç alacağım bilinmez tabii, olumsuz sonuçlar da çıkabilir, ama bu benim canımı çok sıkmaz ve ne olursa olsun üretmeye devam ederim. Şu sıralarda bundan sonraki kişisel sergi projem üzerinde çalışmaktayım, iki adet de karma sergi daveti aldım.

 

Daha da ileri vade için konuşacak olursam, nihai amacım şu: Yaptığım sanattan insan gibi yaşayacak kadar para kazanabilmek ve sanat pratiğime hayat mücadelesi yüzünden ayırabildiğim %10-20 gibi zamanı en azından %70-80’e çıkarmak. Bu, sanatın çok daha fazla para ettiği Batı dünyasında bile herkese nasip olan bir durum değil farkındayım; ama, gene de umutsuz, amaçsız yaşanmıyor:) Kafamda o kadar proje var ve bunları gerçekleştirmek için o kadar çok zaman gerekiyor ki, günün birinde amacıma ulaşırsam göklerde sınırsız özgürlükle uçan bir kuş gibi hissedeceğim kendimi… 
 
Röportaj : Levent YILDIZ
 



Murat GERMEN Hakkında

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Kent Plancılığı lisans ve Fulbright burslusu olarak gittiği Massachusetts Institute of Technology’den (MIT) Mimarlık yüksek lisans derecesini Amerikan Mimarlar Birliği (AIA) Altın Madalyası ile aldı. Halen Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde fotografçılık ve görsel iletişim tasarımı dersleri vermektedir. Daha önce Bilkent, Yeditepe, İTÜ, Yıldız, ve Bilgi üniversitelerinde mültimedyaya giriş, temel tasarım, bilgisayar destekli tasarım, arayüz tasarımı gibi dersler vermiştir. Aralarında IKSV, İstanbul Modern, Yapı Kredi Yayınları, Siemens, Koç Holding, Link McCann Erickson, The Designory, Norman Foster and Partners, Young and Rubicam Reklamevi, Medina ve Turgul DDB, Ağa Han Mimarlık Ödülleri ve Tarih Vakfı’nın bulunduğu çeşitli kuruluş / ajanslara çok sayıda çalışma teslim etmiştir. Fotograf, mimarlık, mültimedya tasarımı, kent planlaması, sanat ve bilgisayar destekli tasarım konularında birçok basılı / online yayını olan Germen, aynı konular üzerinde üniversitelerde ve SIGGRAPH, Mutamorphosis, eCAADe, ASCAAD gibi sempozyum / konferanslarda çalışmalarını sunmuştur. Türkiye, Amerika, İtalya, İngiltere, Özbekistan, Yunanistan ve Japonya’da olmak üzere otuz üzerinde kişisel / karma sergiye katkıda bulunmuştur. Etkin olduğu alanlarda yaptığı çalışmalar için ulusal / uluslararası (2004, 2005, 2006, 2007 yıllarındaki IPA, Px3, IVRPA 2007 mansiyon ve 2007 IPA 2.lik ödülleri gibi) ödüller almıştır. Ulusal fotograf yarışmalarında jüri üyeliği yapmıştır


 




Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 2 yorum, 1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Murat Bey, özgün konulara özgün yorumlarınızdan birini daha izlemekten son derece keyf aldım.
İçten tebriklerimle.
Hüseyin Türk eklemiş - adds | 26 Nisan 2008 Saat - Time 15:04
Hüseyin Bey, çok teşekkür ederim yorumunuz için....
Murat Germen eklemiş - adds | 15 Mayıs 2008 Saat - Time 23:59
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.