Küresellik çağında kadına ve yerele övgü : Graciela Iturbide
1942’de Meksika’da doğan Graciela Iturbide, ailesindeki 13 çocuğun en büyüğü. Mimar Manuel Rocha Díaz ile 1962’de evlenen sanatçının takip eden 8 sene içinde 3 çocuğu olmuş. 1970’de 6 yaşındaki bir kızını kaybeden Iturbide kendi içine kapanmış ve bu içsel arayış sırasında fotografa olan ilgisini keşfetmiş. Universidad Nacional Autónoma de México (Özerk Meksika Ulusal Üniversitesi) bünyesinde Centro Universitario de Estudios Cinematográficos’da (Sinematografik Çalışmalar Merkezi) eğitim alan fotografçı; Federico Fellini, Pier Paolo Pasolini, Luchino Visconti ve Luis Buñuel gibi yönetmenlerin düşünce biçimleri ve görsel dilleri ile tanışmış. Burada ayrıca, yol göstericisi ve hocası olan sinematograf / fotografçı Manuel Álvarez Bravo ile tanışma fırsatı yakalamış. Başlarda Mexico City’deki gündelik hayatı fotograflayan Iturbide; Josef Koudelka, Henri Cartier-Bresson, Sebastião Salgado ve Álvarez Bravo gibi belgesel fotografın en önemli bazı isimlerinden etkilenmiş.

Iturbide’nin feyiz aldığı isimler, çalışma biçimi ve içeriğine bakarsak belgesel ifade tarzını seçtiğini söylemek yanlış olmaz. Fotoğraf makinesi sayesinde ülkesini daha iyi tanıdığını söyleyen Meksikalı fotoğrafçının ifade dilinde ise, genelde belgesel çalışmalarda olduğu varsayılan veya iddia edilen bir sosyal sorumluluktan öte hayli güçlü bir öznel yaklaşım algılamak zor değil. Bu varsayımı bir söyleşisinde ifade ettiği “şüphe yok ki aslen estetik özelliği olan bir şeyler üretmeye çalışıyorum”, veya “fotograflarımı kendimin yansımaları olarak görüyorum, tüm fotograflarımda Graciela Iturbide’yi görebilirsiniz” cümleleri ile desteklemek olası. “Fotograf makinemi kullandığım zaman içinde bulunduğum ortamda olup bitenin, diğer bir deyişle sahnenin parçası olan bir aktrise dönüşüyorum. Diğer aktörler, aktrisler hangi rolü oynadığımı gayet iyi biliyorlar ve bana destek çıkıyorlar. Yarattığım imgeleri hiçbir zaman bir proje konusu gibi algılamadım, sadece durumları yaşarım ve onları fotograflarım; ancak imgeler ortaya çıktığında onları keşfederim” derken de şahsi tecrübenin fotografik ifadede ne derece önemli olduğuna parmak basıyor fotografçı.

Yeri gelmişken, Iturbide’den biraz uzaklaşarak, belgesel çalışmalarda sosyal sorumluluk boyutu konusunda birkaç kelam etmek isterim. Sosyal belgeseller genelde politik içerik kapsayarak hayatımızda sorun oluşturan bazı konulara dikkat çekiyorlar. Burada belli bir duyarlılık göz önüne çıkıyor şüphesiz; ama sonuca bakarsak bu tür işler, özellikle de galerilerde sergilendiğinde, fotografçının yanına kâr kalıyor genelde. Fotografçının ele aldığı sorundan muzdarip insanların sıkıntıları devam ederken, kapsanılan konu fotografçının sergi geçmişine bir satır olarak geçiyor en fazlasından. Burada önerim şu: Fotografçı sosyal konularda duyarlılık sahibi ise, aktivist bir tavır sergileyip haksızlıklara karşı durmak istiyorsa (ki iddiası o) bunu iki şekilde yapabilir. Birincisi, fotografı tamamıyla unutup sivil toplum kuruluşlarında çalışmaya başlayabilir ve yardımcı olmak istediği konuda özelleşen bir STK seçip o bünye içinde insanlara faydalı olmaya başlayabilir. İkincisi; fotografa daha yakın bir çözüm olarak, duyarlı fotograf projeleri düşünmeye ve icra etmeye devam eder, ama işini anonim olarak sunar. Yani, toplumdaki yarayı belgeler ve gerekli ortama ismi olmadan sunar, çünkü burada önemli olan fotografçının ismi değil sorunun ta kendisidir, fotografları kimin çektiği ise hiç önem taşımamaktadır.

Belgesel fotografın ille de nesnel olması gerektiği iddiasını yersiz buluyorum. Fotograf; çeken kişinin gerçeğini, diğer bir deyişle ‘gerçeklik kurgusu’nu (Orhan Cem Çetin’in tabiri ile) ve algısını yansıtıyor olmaktan dolayı nesnel olma şansına sahip değil. Fotografın olabildiğince öznel olması daha doğru diye düşünüyorum, çünkü bu şekilde ortaya çıkan sonuç fotografçının anlatmak istediğine daha yakın durur ve belki bu yüzden de daha “gerçek”tir aslında. Bu şekilde yaklaşırsak, hissettiğinize yakın ifadeyi yakalamak için yapılan her türlü manipülasyonu mubah sayabiliriz. Zaten manipülasyon, yüz küsur yıldır karanlık odalarda (analog) ve aydınlık odalarda (dijital) yoğun bir şekilde uygulanmaktadır ve korkulacak bir şey değildir. Iturbide’nin de özellikle “nesnel” bir gerçekliği yansıtmak peşinde olduğunu hiç sanmıyorum.

1979’da Meksikalı ressam ve özgün baskı sanatçısı Francisco Toledo kendisinden köyünü belgelemesini istediğinde, konuyla çok ilgilenen Iturbide ‘Mujer Ángel’ (Melek Kadınlar) adlı ilk serisini Sonora Çölü’nün Meksika’ya ait olan bölümünü belgeleyerek oluşturmuş. 2002’de kendisi ile yapılan bir mülakatta projeye dair heyecanını şöyle aktarmış: “Bu bölge [Juchitán] meğersem Henri Cartier-Bresson, Sergei Eisenstein, Tina Modotti, Frida Kahlo gibi sanatçılar tarafından daha önce ziyaret edilmiş efsanevi bir yermiş; Francisco Toledo beni aradığında bunu bilmiyordum.” Hayata dair bazı fikirlerini şekillendiren bu ilk tecrübesi Iturbide’nin sağlam bir feminizm destekçisi olmasına yol açmış. Bu seçim onun bundan sonraki işlerini de yönlendirmiş: Grek mitolojisindeki yılan saçlı Medusa’yı anımsatan ‘Nuestra Señora de Las Iguanas’ (İguanaların Hanımefendisi) adlı işinde bölgenin mutfağında sıkça yer alan hayvanlardan birisi olan iguanalarla taçlandırılmış muzaffer kadın figürü, “cins-i latif”lerin günlük yaşamda egemen oldukları bir coğrafya olan Juchitán, Oaxaca’da çekilmiş. Bir söyleşisinde “burada ekonomiyi yürüten Juchitán kadınlarıdır, bütçeyi nasıl yöneteceklerini iyi bilirler. Çiftlik veya fabrikalarda çalışan erkekler kazandıkları paraları evin patronuna yani kadınlarına verirler. Sigara almak veya içip sarhoş olmak isteyen erkek parayı kadından alır; Juchitán’da her şeye kadın karar verir,” diyerek gülümseyen sanatçı “Juchitán erkekleri kadınlarından daha zayıf, kısa ve küçüklerdir de zaten…” diye eklemektedir. Juchitán’daki çalışma sadece kadınlar hakkında değil aslında: Kadın elbisesi giymiş ve kendine aynada bakan bir adamın fotografı olan ‘Magnolia’ isimli belki de en ünlü eseri, bazı fotograf sanatı eleştirmenlerini Iturbide’nin Meksikalılarda cinselliğin farklı boyutlarını irdelediğini düşünmeye sevk etmiş.
Iturbide, bu coğrafyanın insanlarının yurtdışına seyahate çıktıklarında geleneksel giysilerini giyecek, hatta bazan çıplak ayak yürüyecek kadar kendi kültürleri ile gurur duyduklarını ifade ediyor. “Juchitán halkı çok özgür insanlardır; bu özgürlüğü bedensel, erotik, cinsel ve politik boyutlarda görmemek neredeyse imkansızdır. Bu insanların kültürel açıdan asimile olmayı kabul etmeleri mümkün değildir” diyor kendisi. Çalışmalarını sadece Meksika sınırları içinde tutmayan sanatçı, Doğu Los Angeles’deki White Fence (Beyaz Çit) mahallesindeki Meksikalı Amerikalıların yaşamını “A Day in the Life of America” (Amerikan Yaşamından Bir Gün) adlı 1987 tarihli belgesel kitap için fotograflamış. 1996’da Arjantin’de üretmeye devam ettikten sonra, ‘Perros Perdidos’ (Kayıp Köpekler) adlı çalışmasını Hindistan’da, isimsiz bir seriyi ise Texas, Amerika’da gerçekleştirmiş. Metropolitan Museum of Art, Museum of Modern Art (MoMA), Los Angeles County Museum of Art ve J. Paul Getty Museum gibi çok önemli müze koleksiyonlarında işleri olan Iturbide; 1987’de W. Eugene Smith Fotograf Ödülü, 1988’de Guggenheim Bursu, 2008’de ise Hasselblad Ödülü’nü kazanmış.

Luis Buñuel’in sürrealist tavrından etkilenmiş olan ve bu yüzden şaşırtmayı sevdiğini belirten fotografçı bunun için gereğinde masalsı bir ifade tarzı seçmekten kaçınmamış. “Herkesin zannettiği gibi yerli halkı mitleştirmeye niyetim yok, onlarda sevdiğim şey gündelik ve olağan olanı mitleştirmeleri. Aslına bakarsanız, fotograf da benim için bir ritüel…” diyerek bu masalsılığın yola çıkış noktasına ve olağanı fotograflarken oluşturduğu teatral atmosfere gönderme yapmış. Bu atmosferi oluşturan öznelerini çekerken genellikle izin aldığı ve gizli saklı çekmekten çok hoşlanmadığı belirtiliyor. “Fotograf aslen saldırgan mıdır, fotografını çektiğim insanlardan ne öğrenebilirim?” diye sorgulayacak kadar da öznelerine saygılı. Bu sayede, çektiği fotograflara modellik yapanlarla, özellikle de kadınlarla çok samimi bir ilişki kurabilmiş, onların güvenini kazanabilmiş ve onlardan neleri çekebileceği konusunda tavsiyeler bile almış. Benzer bir duyarlılığı, soyundan geldiği İspanyol atalarının Meksika’da yaptıkları konusunda da gösteriyor: “İspanyolların bu coğrafyayı fethetmiş olmasından rahatsızım; çünkü, fetih buradaki çok zengin kültürü yerle bir etmiş.” Ama buna rağmen Iturbide bünyesinde, bölgesel kültürün ritüelleri ile fetih sonrası Katolik baskısı sonucu ortaya bir karışım olarak çıkan ve yerli halkın bile tam olarak bilincinde olamadığı, birbirinden hayli farklı ayrı düşünce, inanış veya öğretileri kaynaştırmaya çalışan “senkretik” sistemin olumlu yönlerini görecek kadar da farkındalık barındırıyor. Fotografçının bu gözlemini, 1990 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış ünlü Meksikalı yazar Octavio Paz’ın Meksikalı köylü sınıfı üzerine yazdıklarında da bulabiliriz: “Meksikalı köylüler, Meksika Katolisizmi olarak adlandırılabilecek tuhaf ama büyüleyici bir oluşumun mucididirler; bu oluşum 16. yüzyıl Hristiyanlığı ile Kristof Kolomb öncesi şamanik dini ritüellerin yaratıcı bir sentezidir.”

Ünlü ressam Frida Kahlo’nun huipile (geleneksel Meksika gömleği) koleksiyonunu çekmesi istendiğinde, işi stüdyo fotografçılığı tecrübesi olmadığı için reddetmiş. Onun yerine, Kahlo’nun banyosunu çekmeyi önermiş: Meksikalı ressamın hayatı boyunca çektiği acıları çok sarih bir şekilde temsil eden ilaçlar ve tıbbi önlemler koleksiyonu... Odayı sadece olduğu gibi çekmek ona yeterli gelmiş, etkiyi artırıcı herhangi bir önlem almak gerekmemiş. Bu derece açık sözlülük ve samimiyetle önemli bir işi reddedebilen Iturbide’nin işlerini herkes, ya da belki daha doğrusu dünyanın Batı tarafındaki eleştirmenler çok överken, Alquimia adlı Meksika kökenli fotograf dergisinin editörü José Antonio Rodríguez sanatçının işlerinin özgünlüğünün tartışılabilir olduğunu öne sürüyor. Fotografçının, Meksika’daki egzotik yapıya hayli Amerikan ve Avrupalı (yani Batılı) bir bakış açısı ile bakması sayesinde dünya çapında ün kazandığını belirtiyor Rodríguez. “Çalışırken ciddiyetli ve büyük efor sarf ederek işini yürüten birisi, ama sonuçta, Meksika’nın yerli kültürlerini belgelemekten öte bir şey yapmadı” diyerek Iturbide’nin genel geçer çizginin ötesine geçemediğini ileri sürüyor (Doğu kültürleri için geçmişte üretilmiş, zamanımızda ise sayıları katlanarak artan ve sıkıntısını çok çektiğimiz “oryantalist” söylemlerin varlığında editörün söylediği çok da mantıksız gelmiyor insana). Rodríguez’den bu çeşit görece ağır bir yafta yemesine rağmen, ya da belki sadece bu yafta yüzünden, fotografçının Meksika fotografı içinde en önemli yerlerden birisini tuttuğunu da belirtmeden geçmemek lazım.

Iturbide geleneksel fiziki ortamlar içerisinde siyah-beyaz çalıştığı için, hocası Manuel Álvarez Bravo gibi görece klasik bir görsellik üretiyormuş gibi duruyor, ama, ilerici bir grafik ifade dili kullanması ve kendine has özne seçimi dolayısı ile de çağdaş bir duruş sergiliyor. Bu yüzden, zaman, Iturbide’nin fotograflarında önemini kaybediyor ve birçok sanatçının işlerinde varmak istediği “zamansızlık” (timelessness) boyutuna erişiyor sanatçı bir anlamda. Sanatçının bu tavra yönelik diğer bir cümlesi savımı destekleyecektir: “Fotografta saklı olan fotografçıda saklı olanın ifşasıdır.” Küresellik, kır-kent çelişkisi, doğal-modern hayat ikilemi gibi kavramların hararetle tartışıldığı zamanımızda, yerel kültürün onurlu bir şekilde var olmasını gururla kaydeden Iturbide’nin işlerinin mevcut dünya fotografı içinde özel bir yere sahip olduğu şüphesiz.
Murat GERMEN
Kaynaklar:
http://www.jordanelgrably.com/gracielaiturbide.htm l (“Myth and Matriarchy in Mexico”, Jordan Elgrably, El Paseante dergisi, Madrid, İspanya, Mart 1990.)
http://www.getty.edu/art/exhibitions/iturbide /
http://artscenecal.com/ArticlesFile/Archive/Articles2005/Articles0505/GIturbideA.html (“Graciela Iturbide”, Jody Zellen)
http://www.newangelesmonthly.com/article.php?id=125&IssueNum=9 (“Graciela Iturbide’s Desolate & Tremendous World”, Kate Petre)
Graciela Iturbide: Juchitán” Judith Keller tarafından kaleme alınmış deneme, J. Paul Getty Trust yayını, Los Angeles, ABD, 2007.
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"