Arşivimizden  - From Our Archives

 

Salih Güler

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

FR DUYURULAR - FR NEWS
ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ana Sayfa - Main Page > HAZİRAN 2007 SAYISI > Murat Korkmaz : Nehir Üzerindeki Apollonia
Murat Korkmaz : Nehir Üzerindeki Apollonia


 

Verimli topraklar üzerindeki bir tepeye kurulmuş mütevazi krallık birgün, komşu kralıktan aldığı bir tehditle sarsılır. Ya ülkenin prensesi komşu ülkeye gelin olarak yollanacak, ya da ülke artık felaketlerden kurtulamayacaktır. Kızının böyle acımasız bir tehditle elinden alınmasına razı gelmeyen Kral, yakın bir tepe üzerine güvenli ve küçük bir saray daha yaptırarak kızını buraya gizler. Bunu duyan komşu ülkenin acımasız kralı, sözünde durur ve kendi topraklarından geçen koca nehrin yönünü bu verimli topraklara çevirtir. Sular bu küçük krallığın topraklarına ve üzerinde sarayların bulunduğu tepelere acımasızca saldırır. Ta ki bu iki tepe birer adacık haline gelip, prenses ülkesinden sonsuza dek ayrılıncaya kadar...


 

Bursa ilinin güneyindeki Uluabat Gölü’nün kıyısındaki bir belde olan Apolyont, yani bugünkü adıyla Gölyazı tarihinin, bu ayrılık hikayesiyle başladığı söylenir. Tarih içerisinde korucuyu tanrısı Apollon  olduğu kabul edilerek kurulmuş 9 kentten bir tanesi olan Apolyont, belki de bu yüzden yüzyıllarca “Apollonia ad Rhyndacum” (nehir üzerindeki Apollonia) olarak anılagelmiştir. Miletos’un kolonisi olarak kurulduğu kaynaklarda gösterilen ve M.Ö. 3. yüzyılda Goth istilasına maruz kalarak tahrip edilen kent, M.Ö. 1. yüzyıldan itibaren gelişmeye başlamış ve Hristiyanlığın gelişimiyle birlikte önem kazanmıştır. Apolyont, 1920’lerdeki nüfus mübadelesine kadar çoğunluğunu Rumların oluşturduğu bir köy olarak yaşamışsa da, mübadele sonrası Selanik göçmenlerinin yurdu haline gelmiştir.


 

Tarihinin zenginliğinden dolayı içinde bulunduğu gölün de Apolyont adıyla anılmasına neden olan Gölyazı'ya , Bursa - İzmir karayolunun 34. kilometresinden ayrılan, 5 kilometrelik asfalt bir yol ile ulaşılır. Uzaklardan bakınca, sabah sisinden perdesine bürünmüş Uluabat Gölü'ne uzanan bir yarımadanın ucunda kurulu, mimarisi itibariyle diğer kıyı köylerinden pek de farklılık arz etmeyen yapıda bir köy gibi görünür Gölyazı. Yarımadanın ucundaki köye doğru zeytinlikler, meyve bahçeleri ve sazlıklar arasından geçen yokuş aşağı yolun, hemen hemen göl seviyesine yaklaşan son kısımlarında köyün ilk evleri ve "Gölyazıya hoş geldiniz" tabelasıyla karşılanırsınız.  
 


Gölyazı girişinde yol, yarım adanın her iki kıyısından da geçerek, uca doğru ilerleyecek biçimde ikiye ayrılır. Sağ taraftaki Atatürk Caddesinden devam ederek köy merkezine doğru balıkçı köylerinin bilindik dinginliğini soluyarak ilerlerken Gölyazı’ya dair karşılaştığınız ilk farklılık, yukarıdan inen yoldan bakılınca kafanızda oluşan “yarımadanın ucunda bir köy” düşüncesinin yanlışlığı olur. Köy gerçekten bir yarımadanın ucunda olmasına rağmen, köyün esaslı kısmı bu yarımadaya 30-40 metrelik bir köprü ile bağlanan adaya yerleşmiş bulunmaktadır. Vardığınız köprünün, hemen sol başında, yaşının 700’den fazla olduğu bilinen koca bir çınar ağacı ve bir masaldan yüzerek buralara gelmiş gibi kıpırtısız ve dingin sizi izleyen, üzeri kendine has mimaride evlerle dolu, hayal gibi bu ada ile karşılaşırsınız.


 

İki aracın rahatca geçebileceği biçimde yapılmış köprüden, adayı seyrederken solda kocaman bir camii, hemen onun yanında Apollonia dan kalma surlar görünür. Köprünün tam çıkışında ise çınar ağaçları altında yan yana yerleşmiş 3 kahve ve hemen onların üst katında kurulmuş olan Gölyazı Belediye tabelası gözünüze ilişir. 1995 yılından itibaren belde statüsü kazanan Gölyazı; yapısı, hissettirdikleri ve sakinlerinin dilindeki ifadesiyle hala bir balıkçı köyü.


 

Çınar ağaçları altındaki bu meydanda ilk molanızı verdiğinizde, geldiğinizi gören hemen her masa “hoş geldiniz”le karşılar sizi. Gölyazı insanı misafire çok alışık ve çok da sıcak kanlı. Burada her yabancı bir misafir olarak karşılanır. Diğer bir farklılık ise, Gölyazı insanının meraksız ama bir o kadar da konuksever yapısıdır. Hiç kimseden orada ne için bulunduğunuza dair herhangi bir soru duymaksızın, istediğiniz masaya konuk olarak koyu bir muhabbete başlayabilirsiniz.


 

Yapısı itibariyle tahmin edilebileceği gibi, Gölyazı’nın ana geçim kaynağı balıkçılık. Sahip olduğu tarım arazisi ancak 850 dönüm kadar olan yaklaşık 650 hanelik belde insanının %80i balıkçılıkla geçinmektedir. Bu sayı aynı zamanda, Uluabat Gölü’nde balıkçılık yapanların da %80ini teşkil eder. Balıkçılığın kooperatif vasıtasıyla kontrollü bir biçimde, tifana ve saka adı verilen ağlarla yapıldığı gölde balıkçılar tüm av yasaklarına ve avlanma biçimlerine özen göstermektedirler.


Gölyazı’da hergün sabah 11:00 sularında başlayan “balık müzayedesi” ile, gölden avlanan balıklar müşterisi ile buluşur. Eğer bu hareketli müzayedede bulunursanız, kıyıya yanaşan teknelerle birlikte Gölyazı’yı diğer balıkçı köylerinden ayıran en büyük farkla yani Gölyazı’nın ünlü kadın balıkçılarıyla karşılaşırsınız.


Sokak aralarında ağ ören, eşleriyle birlikte balığa çıkıp ağ atan, tekne kullanan, kürek çeken, ağ temizleyen ve "Kadınlar diğer köylerde nasıl tarlada çalışıyorlarsa; şehirde nasıl bankacılık, öğretmenlik, hemşirelik yapıyorlarsa, biz de burada sadece işimizi yapıyoruz" diyen bu cesur kadınların, geleneksel köy yapısı göz önünde bulundurulduğunda, aile içinde diğer çoğu yere oranla daha büyük bir söz hakkına sahip olduğu hemen fark edilir.  


 

Gölyazı adası kıyıdan merkeze doğru tepe biçiminde yükselen ve çevresi yaklaşık 4 km.lik uzunluğa sahip bir adadır. Bu yüzden hemen hemen hepsi eğimli ve büyük oranda Arnavut kaldırımı döşenmiş tüm sokaklar göle açılır. Ayrıca ada, mevsimlik su seviyesi farklılıkları ile zaman zaman çehre değiştirir. Yani yazın ve sonbaharda göl kıyısında köklerini serinleten ağaçlar, kış aylarında suların yükselmesiyle yarı bellerine kadar suyun içinde kalırlar. Suların bu yükselişi ile adayı yarımadaya bağlayan köprünün ayakları da tamamen sular altında kalır ve böylece yazları bir yarımadanın ucu olan Gölyazı , diğer zamanlarda yarımadadan tamamen bağımsız bir ada haline gelir.


 

Gölyazı adasını dolaşırken Roma ve Bizans dönemlerinden kalmış bir çok sur-kale kalıntısı ile karşılaşırsınız. Tonlarca ağırlıktaki kesme taşlar, bir kısmı hala ayakta duran eski kalenin duvarları, adanın güney kıyısında kalan kemerli surlar gözden kaçmayacak dirilikte hala geçmişi haykırmaktadır. Tarihte çevresi çift sıra sur ile kaplı olduğu bilinen Gölyazı’da, surların dışta kalan kısmı göl sularının yükselmesinden ve dış tehlikelerden korunma sağlarken, iç surlar ise yerleşimi barındırıyormuş. Şimdilerde de iç surların hala kimi evlerin alt yapısını teşkil ettiğini görmek mümkün. Genel olarak 2 katlı evlerin bulunduğu adada Rumlardan kalma birçok ev de hala kullanılmaktadır. Çoğu koruma altında olan bu evlerin kapıları ve kapı tokmakları da görülmeye değer manzaralar arz eder.


 

Köyün yarımada kısmındaki kiliseye de gitmeniz için salık verecek olan Gölyazılıları dinleyerek Aziz Konstantinos kilisesine gittiğinizde, M.S. 4.yy.da İznik’te yaşayıp, Hıristiyanlık karşıtı kişilerce işkenceyle öldürüldüğü halde, kendine işkence edenlere dahi dua ettiği söylenen Aziz Konstantinos adına 1920’lerdeki mübadele öncesi burada yaşayan Rumlar tarafından  yapılmaya başlanmış olan ancak mübadele nedeniyle tamamlanamadan kalmış olan  kilise ile karşılaşırsınız. Şimdilerde koruma altında ve oldukça bakımsız görünen kilisenin duvarları, yine de restore edileceği günü inatla bekler gibi görünmektedir. Kiliseden sonra Gölyazı adasını tepeden izleme olanağı veren Zambak Tepe’ye tırmanabilirsiniz.
 

Gölyazı, çevresindeki bir çok irili ufaklı ada ve hepsini içinde saklayan Uluabat Gölü buradan bir başka güzel görünür. Yarımadanın ortasında bulunan bu tepenin batı kesimi, köyün daha kalabalık yerleşime sahip bölgesini kapsarken, doğu yüzünde genellikle sazlıklar bulunur. Şehrin karmaşasından birkaç saatte olsa kaçmak isteyen insanların mesire alanı olarak kullandıkları bu kıyıya ulaşan yola belediye tarafından asfalt da döktürülmüş, ayrıca yaz aylarında konukların rahat etmesi için buraya piknik masaları da kurulmuştur. Çok ucuza satın alacağınız balıkları burada güzel bir mangal keyfiyle süsleyip bu muhteşem manzara karşısında yiyebilirsiniz. Ayrıca köyden “Gölyazı köy ekmeği” almayı da unutmayın, zira ev yapımı olan ve odun ateşinde pişen bu ekmek çok ünlü ve biz şehirlilerin unuttuğu hatta bilemediği bir lezzete sahiptir.


 

Eğer bir gün Gölyazı` ya misafir olma şansı yakalarsanız; her noktasından tarih fışkıran, kıyısında pelikanların ve kuğuların yüzdüğü, masal gibi görünen bir adanın üstüne kurulmuş bu balıkçı köyünde; anlayışlı yaşlıları, afacan cocukları, bir sanatçı edasıyla ağ örüp, kürek çeken balıkçı kadınları, en dar zamanda bile gülümsemeyi unutmayan, yorulmaz erkekleriyle yani Gölyazı insanlarıyla karşılaşacaksınız. Balıkçıların tabiriyle, Gölyazı ve onun gibi tüm güzellikler, umuyoruz hepinize rastgele.





Murat KORKMAZ Hakkında

Ekim 1979'da Bursa'da doğdu. Sırasıyla Uludağ Üniversitesi'nin Turizm-Otelcilik ve Sosyoloji Bölümlerini bitirdi. Sosyoloji ve özellikle felsefenin bazı konularına yoğun ilgi duydu. Temmuz 2003 'te fotoğrafla çıktığı yolculuğu, ağırlıklı olarak konusu insan olan karelerle devam eden Murat Korkmaz'ın fotoğrafa dair yayınlanmış birkaç yazısının yanısıra, çeşitli fotograf yarışmalarında aldığı derece ve sergileme ödülleri de bulunmaktadır.




Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only. 

Yorumlar - Comments
Toplam 17 yorum, 1-17 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
bence gerçekten harika bir iş çıkmış harika mükemmel!!!
Çağla AKIN eklemiş - adds | 05 Haziran 2007 Saat - Time 14:53
alıp başımı gölyazına gitmeyi istedim şimdi...fotograflarda anlatıda cok güzel olmuş.emeğinize sağlık
hülya okuyucu eklemiş - adds | 06 Haziran 2007 Saat - Time 19:50
Murat Bey, ben de Ulubat Gölyazıyı fotoğraflamıştım fakat inanın çok başarılı bir çalışma yapmışsınız. Gerçekten çok beğendim, kutlarım sizi.

Saygılarımla
sema özevin eklemiş - adds | 07 Haziran 2007 Saat - Time 00:25
Murat Bey;
Gölyazı'yı gerek tarihiyle gerek doğasıyla yaşamış ve yaşatmışsınız.
Çok beğendim.
İçtenlikle kutluyorum.
Birgül ERKEN eklemiş - adds | 07 Haziran 2007 Saat - Time 01:07
Sevgili Murat,
Seninle herzamanki gibi gurur duydum fotoğraf karelerin ve kurduğun güzel cümleler için :)
Gölyazı'yı anlatan yazından sonra, dedim ki, keşke sen hep bize biyerlerin fotoğraflarını çekip uzun zuzun anlatsan oraları...
Başarılar :)
Derya İPEK
Derya İPEK eklemiş - adds | 07 Haziran 2007 Saat - Time 13:24
Gölyazı hakkında tanıtıcı fotoğraflar ve yazısıyla güzel bir sunum.Teşekkür ederiz.
Sevgiler.Cem
Cem Güneysu eklemiş - adds | 11 Haziran 2007 Saat - Time 01:31
Gölyazı'yı sizin fotograflarınızla geç tanımıştım.Hala gidemeyenlerdenim... Yine çok güzel bir görsel şov ,yine harika renkler Eline,gözüne sağlık....
Pınar Karaçar eklemiş - adds | 15 Haziran 2007 Saat - Time 00:13
Merhaba Murat..
Tebrik ediyorum.. Çok güzel bir çalışma gerçekleştirmişsin. Bunu da nefis fotoğraflarınla süslemişsin.. Yeni yazı ve fotoğraflara diyorum.. Görüşmek üzere..

İbrahim PEYNİRCİ eklemiş - adds | 15 Haziran 2007 Saat - Time 01:29
Muratcım tebrik ederim,gerek fotoğrafların gerekse bilgilendirmelerin ile harika bir çalışma olmuş,başarılarının devamı dileklerimle selamlar,sevgiler.....
Alper Omuzlu eklemiş - adds | 16 Haziran 2007 Saat - Time 10:11
Gölyazı'ya her gidişimde, zihnime kazınan anlara öyle yakın fotoğraflar ki...
teşekkür ederim
sevinç alkan eklemiş - adds | 26 Temmuz 2007 Saat - Time 13:55
köyümüzü bu kadar güzel anlatım gecekten harika...resimlerinizi bi görsel şölen haline getirmişssiniz.!!!!tebrikleer..ellerinize yüreğinize sağlık..!!!!
zeynep bayat eklemiş - adds | 20 Ekim 2007 Saat - Time 21:13

HARİKA, SÜPER, MÜKEMMEL NE DİYEBİLİRİM Kİ BAŞKA ÇOK BEĞENDİM TEBRİK EDERİM :D
TUĞBA SİCİMOĞLU eklemiş - adds | 03 Kasım 2007 Saat - Time 22:54
ben durup durup yorum yapıyorum ama HARİKA!!!Köyümle gurur duyuyorum!!!Tabi bu jadar güsel şölende MURAT BEY'ide unutmamak lazım!!!!!!Tekrar ellerine yüreğine sağlık murat beyyy:)
zeynep bayat eklemiş - adds | 15 Kasım 2007 Saat - Time 14:10
ELİNE SAĞLIK TEŞEKKÜRLER CD OLARAK BELEDİYESİNE BİR ADET YOLLARMISIN
RECEP YÜNKUŞ eklemiş - adds | 10 Aralık 2007 Saat - Time 14:46
hakikaten çok keyif verici bir geziydi dilerim tekrar farklı bir gezide fotoğraflarımızı konuştururuz arkadaşlar.
zeynep aydın eklemiş - adds | 06 Şubat 2008 Saat - Time 15:38
ATALARIMIN YAŞADIĞI BU SICAK KÖYÜ TARİFSİZ BİR LEZZETLE KALEME ALDIĞINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜRLER.
KEREM ÖZHAN eklemiş - adds | 26 Mart 2008 Saat - Time 14:39
ADAŞ ELLERİNE SAĞLIK
MURAT KORKMAZ eklemiş - adds | 31 Mart 2008 Saat - Time 23:13
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.