Arşivimizden  - From Our Archives

 

Claudio Cambon

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

FR DUYURULAR - FR NEWS
ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ana Sayfa - Main Page > AĞUSTOS 2007 SAYISI > Murat Şahin Öcal - Saruhan'ın Aziz Hatırasına 1
Murat Şahin Öcal - Saruhan'ın Aziz Hatırasına 1

9 Haziran günü motor kulbümüz SuperEva Riders’ın sürücüleri Antalya’dan, Ankara’dan Istanbul’dan ve Izmir’den, Burdur’da Salda gölünde kamp yapıp bir akşamı birlikte geçirmek üzere yola çıktık… İzmir’den gelen arkadaşlarımızdan biri dağların arasında bir virajda  gölü gördüğünde “ne güzel” diye eşine seslenirken viraj çizgisini kaçırıp karşıdan gelen otobüsle çarpıştı ve o anda yıldızlar arasında yerini aldı...



Saruhan'ın aziz hatırasına...

 

Murat Şahin "Nikon" Öcal

Behlül "Babylon" Baydar

Sabit "Mr. Fix" Külekçi

Ülgen "Wings" Cezayirlioğlu


 

Atlas dergisinin Ekim 2006 sayısında Tortum Vadisi ve Tortum Şelalesi tanıtılıyordu. 2006 sezonunun kapanmaya yüz tuttuğu günlerde gelecek sene için şöyle eli ayağı düzgün bir projemiz olsa diye içimden geçti… Sonra bu proje lafını pek sevmedim. Fazla şehirli ve önü sonu fazla belirli geldi. 2007 için şöyle esaslı bir maceramız olsa diye düzelttim zihnimde. Motora ilk başladığımda chopperla başlamıştım; ama heveslerim hep enduro çekmecesinden çıkmaydı. Zamanında enduroya geçmenin verdiği güvenle günde 10 saat sele üzerinde kalabileceğim hayallere daldım… Sonra Atlas'ın bu sayısını Sabit'e ve Behlül'e gösterdim… "gider miyiz" dedim. "Gideriz hocam !" dediler. "Yapmayın ya" dedim; "yaparız ya !" dediler. E o zaman Ülgen'de yapar dedim… Soralım dediler; sorduk o da tamam dedi.

 

Tortum Vadisi Artvin'den Erzurum'a inen yolda uzunca bir vadi. Tabii THY ile uçacak halimiz yok; yol yapacağız. Gidiş – dönüş yolunu hesapladık yaklaşık 2500 km. Ama ana yoldan sapmalarla 3000 km. tutacağa benziyor. Aylarca çeşitli dergi, internet sitesi vb. kaynaktan Karadeniz ve Doğu ile ilgili bir sürü bilgi topladık. Sonra evde unutulan valiz gibi bu bilgilerin yüzde yetmişi kağıt üzerinde malumat olarak kaldı… Yol kendi bilgisini bize öğretti. Ne kadar kaynak araştırması yapılırsa yapılsın, oralarda yaşayan insanların güncel bilgisi en önemli kılavuzlardan biri oluyor. Bu ikisi birleşince daha sağlam yol alınıyor.

 

Gezi öncesi hazırlıklar, bilgi toplama, yanımızda ne götüreceğiz, top case takalım mı takmayalım mı, motorların bakımı derken son haftaya geldik. Son hafta günler 24 saat olmaktan çıktı... her gün sanki 45-50 saat… zaman geçmek bilmiyor. Ne kadar uzun yol yapmış olursanız olun her seyahat öncesi günler uzamaya başlıyor. Giyinip yola çıkacağınız ana kadar, zaman kıvamlı bir reçel gibi ağır ağır akıyor. Şimdiye dek güzel bir uyku uyuyarak yola çıktığım hiç olmadı. Seyahat öncesi ellerim yastığın altında gidon tutum yine…

 

22 Haziran …

 

Saat 16'da Behlül'ün hastanede buluşup toplanıp teker döndürmeyi planladık ama şehirden çıkışımız 17:30u buldu. Motorların başında son hazırlıkları yaparken bu geziyi Saruhan'ın anısına yaptığımıza dair kamera çekimini yaptık. Hemen her motorcunun hayalidir Karadeniz turu ve Saruhan'la birlikte 5 motor olursak yol daha güzel geçecek diyerek onu da kattık maceramıza.

 

22 Haziran olduğundan en uzun gündüze sahibiz ve havanın kararmasına çok var. Bu hevesle Amasya'ya kadar sürmeyi ve geceyi orada geçirmeyi planlıyoruz. Planımızı tutturduk.


 



Behlül Çorum'da bizi Katipler Konağı diye bir yere götürdü, yemekler nefisti ama akşam yemeği yedikten sonra sürüşün eziyet olduğunu söylemeye gerek yok. Yöreye özgü çatal aşı adında bir yemek/çorba yedik mercimek ve yarma buğdaydan yapılan değişik bir lezzet, çorba kıvamında ama bol taneli üzerine tereyağı kızdırıp döküyorlar. 



 

Bu arada "Çorum"lu şoför arkadaşlara buradan en içten selamlarımızı yollayıp, durmak için kırmızının hangi tonunu tercih ettiklerini merak ettiğimizi bildirelim. Zira şehirdeki trafik ışıklarını söküp yerine Noel ağacı koysanız şehrin trafiğinde hiçbir şey aksamaz. Her koşulda herkes bildiğini okuyor.

 

Çorum'dan Amasya'ya gece sürüşünden sonra kalacak yer arama maceramızı evlere şenlikti. Amasya'da o gün asker yemin töreni olduğu için bütün oteller ve polisevi, öğretmenevi benzeri yerler doluydu. Önce Valiliğin arka bahçesini gözümüze kestirdik, olmaz dediler.




 

Sonra Beyazit Kulliyesi'nin bahçesi ile bize tarif edilen Hakimiyet Parkı arasında seçim yapmak durumunda kaldık. Beyazit Külliyesi son derece güzel bir mekan ama Amasya'nın Sultanahmet'i ayarında bir yer.

 

İçimiz rahat etmedi oradan vazgeçtik ve Hakimiyet Parkı'nda karar kıldık. Güvenli bir yere benziyordu, hemen çadırları kurduk ve ilk gecemiz çadırla başladı. Ülgen çadır kurmaya üşendiğinden motorun arkasında getirdiği şezlongda uyumaya karar verdi ve bütün geceyi motorun selesinin altındaki kablolarla boğuşarak geçirdi… İzleyen günlerde de Ülgen'in durumu aynıydı… hep kablolarla boğuştu durdu Shoked




 

Sabah çadırları toplayıp Yeşilırmak kenarında kahvaltımızı yaptık ve gezinin esas güzel kısmı başlamış oldu. Bugünkü hedefimiz Mesudiye üzerinden Ordu'ya ulaşmak ve benim ailemin köklerinin yeraldığı Yaztura (şimdiki adı Yeşilçit) Köyüne uğramak….




 

İnsan neden geçmişi eşeler… Neden "ilk" olanı bulmaya çalışır… Milyarlarca insan içinde aslında o kadar dar olan kişisel tarihine neden bu kadar önem atfeder. Bütün bunların cevabı ne olursa olsun kendi geçmişinin izine tozuna bulanmak beklenmedik şekilde iyi hissettiriyor. Biraz hüzünlü biraz buruk bir serüven. Bir şekilde kendi hayatlarımızı farklı yerde kurmaya savrulmuşuz. Dedemin biri Kafkas harbinde kaybolmuş, biri kunduracı, dedem bizzat eşkiyanın önünde gideni. Arnavutluk'ta Enver Zaho ile birlikte silah tutup, Alman ihtilaline karıştığı için hakkında idam fermanı olmasına rağmen İstiklal Harbine yurda kaçak girip katılmış... Yaztura'da kalan kardeşinden gelen kuşaklar karşıladı bizi.

 

Fizyonomi olarak bana inanılmaz derecede benzeyen genç, yaşlı insanlar… onlar da bir tuhaf oldu… Sarıştık koklaştık, dedemin av sonrası uyuduğu kütüklerden yapılma evi gösterdiler, on iki yaşımda kaybettim onu, idolümdü… Köye giden yol toprak yoldu, Sabit ve benim için pek sorun olmadı ama Ülgen'in ve Behlül'ün lastikler biraz sıkıntı yaşattı. Ama arkadaş hatırına seve seve katıldılar... Köye vardığımızda köyün bitişiğinde "Ulugöl diye son derece sevimli bir gölle karşılaştık. Burada benimle aynı soyadını taşıyan oğlan çocukları balık tutuyor gülüşüyorlardı. Köy ekmeği ve ayran ikram ettiler hep birlikte yedik.




 

Köyden ana yola çıktıktan sonra Mesudiye'ye doğru sürmeye başladık. Yaptığımız 2800 km içinde en güzel yol bence Mesudiye Ordu arasıydı. Sanki motorcular için yapılmış; ne sert ne yumuşak virajlar, tatlı tatlı yatırıyorsunuz motoru, virajın ortasına doğru yine tatlı tatlı gaz veriyorsunuz ve motor kendiliğinden dikiliyor. Sanki Karadeniz dağlarında yeşil ve yumuşak bir el motorcuları kolluyor. "Bak ben seni kolluyorum ama sen de taşkınlık yapma" diyor. Yol azmaya çok müsait. Ama doğa o kadar güzel ki… ağır ağır nehirlerle beraber akıyoruz Ordu'ya doğru….



 


Ordu'da bizi Behlül'ün sınıf arkadaşı ve küçük oğlu karşılıyorlar. Bize son derece güzel bir akşam yemeği yedirdikten sonra kamp yapacağımız deniz kıyısına götürüyorlar. İkinci kampımızda da WC ve su bakımından son derece şanslıyız. Gece şen şakrak çadırlar kuruluyor. Derin sessizlik… çadırlardan tek tük tıkırtılar geliyor. Hepimiz yorgun ama heyecan doluyuz, bugünkü sürüş bizi Karadeniz'le tanıştırdı… İçinde olmakla TV'den izlemek ya da dergilerden okumak arasında çok fark var. Bu farkı yaşamak gerçekten şans.

 

Sabah uyandığımda Ülgen elinde havlu suyun kenarında girsem mi girmesem mi kendini tartıyor. Bir yandan da bana "hadi girsene Murat Abi ya" diye gaz veriyor… ama yemezler o soğukluktaki suyu ben rakının yanında bile içmem… İçimizde en "enduro" karakterli adam olan Behlül yanımdan günaydın diyerek geçti ve aynı hızla suya daldı… arkasından Sabit… Ülgen hala yarı beline kadar suda olduğu halde girsem mi girmesem mi diyor… sonunda o da girdi.



 

Kahvaltıda Abdurrahman'ın getirdiği pideleri götürdükten sonra rotamızı çizdik ve sahilde fazla oyalanmadan yine dağlara, bu kez Giresun Dağları'na vurmaya karar verdik. Giresun'dan Doğankent, Kürtün ve Torul'a doğru sürdük. Niyetimiz meşhur Zigana geçidine ulaşmak. Aklımda Zigana ile ilgili kalan son görüntü Alperlerin "Zigana Geçidi" tabelası önünde çektirdikleri fotoğraf…. Aynısından çekemezsem gezinin namusu iki paralık olacak.Torul'un içine girmeden etrafı seyretmek üzere durduğumuz yerde "Zigana Köyü" ve "Güneş Sanat Evi" tabelası gözümüze ilişti…. "Nasıl yani ?" Zigana Köyünü anladık ama Sanat Evi neyin nesi dağın başında ?. Şu köyü gidip görelim dedik. İyi ki de gitmişiz, zira "taklitlerimizden sakınınız diyen arkadaşların tabelası önünde fotoğraf çektirdikleri" geçit sahte imiş… (ne üzücü bir daha gitmeleri gerekecek neyse artık beraber gider yolu gösteririz). Na!



 

Zigana köyünde Güneş Sanat Galerisini açan ressam Aziz Bey ile tanıştık, biraz asabi, biraz dalgacı, biraz da rakıcı bir ağabeyimiz. Hafiften bir kader kurbanlığı olmuş gençliğinde… bir müddet demir kafes ardından seyretmiş gökyüzünü, şimdi bulutlara resimler çiziyor. Zigana Köyünde içtiğimiz çayları yudumlarken bize Zigana Geçidine nasıl gideceğimizi tarif ediyorlar. Ben daha o anda bu yazıyı yazacağım anı düşlüyorum… he he taklitlerimizden sakınınız… Yanlış yerden geçmişsiniz kardeşim…



 


Zigana geçidine giden yol zor ama inanılmaz güzel bir yol. Taş desen taş değil, toprak desen toprak değil. Bakımsızlıktan neredeyse yok olmaya yüz tutmuş. Zigana'nın zirvesine, yol ile ulaşılan en yüksek noktasına geldiğimizde motorları durduruyoruz… yanımıza birileri geliyor Zigana geçidi burası mı diyoruz tam burası diyorlar… Etrafı seyredip taze oksijenle dolduruyoruz ciğerlerimizi… (ben taze oksijeni nikotinle karıştırıyorum o da fena olmuyor)…

 

Sonra çıktığımız dağdan aşağı inmeye başlıyoruz. Yol bu kez daha güzel. Çünkü dağın bu tarafı Trabzon halkının mesire yeri… Dağdan tatlı tatlı süzülüyoruz aşağı… Ana yola çıktığımızda yan yana iki benzinlik ve yiyecek içecek satan bir yer buluyoruz. Akşam için buradan malzeme almaya karar verip hava kararmadan ana yoldan yeniden içeri giriyoruz ve Zigana Dağı eteğinde kampımızı kuruyoruz. Behlül ve Ülgen yiyecek malzeme almak üzere bir önceki yere gidiyorlar. Sabit ve ben çadırlarımızı kurduktan sonra derede ayaklarımızı yıkıyoruz… Gece tam bir cümbüş rakıyı akar suda soğutmuşuz. Piknikçilerden biri soğusun diye nehre koyduğu kavunu almayı unutmuş o da bizim soframıza hediye oldu… Gece geç saatlere kadar sohbet edip şenlendik… Sonra çadırlarımıza çekildik… Bir anda aklıma yolda karşılaştığımız heyelan geliyor… o taşlar oraya devrilirken biz motorlardan inmiş ve "ne güzel ne güzel" diye etrafa bakınıyor olabilirdik…




 

devam edecek...
 


Soldan sağa: Behlül Baydar, Sabit Külekçi, Murat Şahin Öcal, Ülgen Cezayirlioğlu



Murat Şahin ÖCAL Hakkında
 

1960 yılında Ankara'da doğmuşum.  Fotoğrafa olan ilgim yirmili yaşlarımda başladi. Ne yazık ki, "kendimi ifade etmek için", "hayatın ışığını yakalamak için" ya da "toplumsal sorumluluğumdan kaçamadığım" için değil; sadece ve sadece sevdiğim için başladım ve yine aynı gerekçeyle sürdürüyorum. Bir dernek üyeliğim olmadı. Çok sükür, şöhret olma tehlikesini de atlattım ve "kendi halimde" cekmeye devam ediyorum. "Kendi halinde"liğin fotoğrafçının kendi dilini ve gramerini olusturmasında önemli bir besin kaynağı olduğunu düşünüyorum.




Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 7 yorum, 1-7 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Murat Sahin Ocal'in sag elini cok begeniyorum.

Hayir el fetisti degilim.

Cunku sag eliyle cektigi fotograflarla icime isliyor.

Cunku sag eli, eline aldigi kalemi o kadar kivrak kullaniyor ki yazdiklari aklima kaziniyor.

Cunku sag elinde tuttugu motosikletinin gaz kolunu cevirdiginde, beraber surerken, kendimi guvende hissediyorum.

Cunku sag elini omzuma koydugunda, el ayasindan dostlugunu abiligini aliyorum....
Mustafa Alibaşoğlu eklemiş - adds | 01 Ağustos 2007 Saat - Time 09:39
Murat Abi sayesinde gezimizi hem goruntulemek , hem de anlatmak çok zevkliydi , her aksam dinlenme aralarında aldıgı o ufak not kırıntılarına boyle akıcı , doyurucu yorumlar eklemek Onun dogal yetenegi sanırım. Oyle guzel yazınca da insan eksik yorum ekleyerek bu guzelligi bozarım diye cekiniyor .
Sabit Külekci
Sabit Külekci eklemiş - adds | 01 Ağustos 2007 Saat - Time 10:28
Muratcım bu diziyi daha öncede seyretmiştim ama her bakışımda daha fazla hoşuma gidiyor. Devamını zevkle tekrar izleyeceğim elinize sağlık yazılar ve fotolar için tekerinize sağlık bu yerleri gezip bizede tekrar hatırlatığın için...

Aykut Yücetan
Aykut Yücetan eklemiş - adds | 01 Ağustos 2007 Saat - Time 12:34
Güzel bir dille yazılmış ve harika fotoğraflarla süslenmiş bir gezi yazısı. Gezinin rotası zaten bir harika onu söylemeye gerek bile yok. Bu dergide yayınlanmış olmasına çok sevindim. Ellerinize sağlık.

Alper Timur eklemiş - adds | 01 Ağustos 2007 Saat - Time 16:22
Çok keyifli bir yazı olmuş Murat Abi.
Okurken bitmesin diyor insan. Hatta o virajlı yolu tarif ederken yüzümde rüzgarı hissettim, saçlarım bile havalanmış olabilir :)

Yazılarınız da fotograflarınız kadar keyif verici.
Sevgilerimle.

Abdullah Gençaslan
Abdullah GENÇASLAN eklemiş - adds | 15 Ağustos 2007 Saat - Time 10:58
sizlere katilmak cok isterdim bizlerde ayni gezileri avrupada duzenliyoruz fakat turkiyemiz bambaska sizlere hayirli surusler dilerim allaha emanet
Hasan Turkyilmaz eklemiş - adds | 27 Ağustos 2007 Saat - Time 13:45
selam gezmek güzeldir doganin yeniliklerini ve kesif edilmemis yerleri görmek ve doga harikasina sahitlik etmek gercekten güzel umarim bir gün bizde gezimize baslariz iyi geziler...
kurmay eklemiş - adds | 26 Eylül 2008 Saat - Time 20:46
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.
Onay Kodu - Security Code

Ara - Search

  

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

11 Ekim 2008  KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"

16 Ekim 2008  AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.