Arşivimizden  - From Our Archives

 

Erwin Olaf

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ali İhsan Ökten

Atakan Dürüst

Aydan Çınar

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

Hasan Sönmez

Hülya Yeltepe

İmren Doğan

Levent Yıldız

Mehmet Uçkun

Pınar Dağ

Şebnem Aykol

Şebnem Evren

Tuba Döner

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES

 

Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > MAYIS 2010 SAYISI - MAY 2010 ISSUE > Nayan Sthankiya : Doco'da Tuz Tarımı
Nayan Sthankiya : Doco'da Tuz Tarımı

For English: Please Scroll Down and Read the Page

 

DOCO’DA TUZ TARIMI

Kore'nin Batı Sahilindeki Bir Aile İşinin Profili

Fotoğraflar: Nayan Sthankiya

Yazı: Colin Moore

 

 

Tek katlı bir bungalovda yaşayan Jeon Gum-ok’da, insanın niteliklerini belirleyen, kendine güven ve saldırganlık karşımı o taşra yoğunluğu var. Gum-ok, işçi elbisesinin altına, ömür boyu karamel renkli tenini giyiyor. Onun sahip olduğu bu şey, sizin düşündüğünüz gibi değil, sadece doğal yollarla kazanabileceğiniz bir şey.

 

Satranç tahtası resmi. Aralarında meydanlarla bölünmüş, bir seri boşluk ve dar geçitleri tahta pervazlar çerçeveliyor. Her blok, bazıları 25 feet’e 50 feet ölçümünde ayrı bir parsel ya da oluklar. İçerdeki deniz suyu derinliği, inç olarak ölçmekte zorlanılacak kadar sığ. Deniz tuzu tarımı, suyun yoğunluğu ile değil, yüzey alan ve solar enerjiye maruz kalmaktır. Buraya koruyucu olarak atanmak, birinin hayatını boşa harcaması olacaktır. Ölçü olarak, tek bir tuz çiftliği, sahibinin cüzdanı kadar geniş olabilir ama sürecin kendisi, su kaynağında başlayan 7 – 10 oluk dar şeritlerde olur. Bu örnek de, Batı Kore Denizi. Diğer yerlerin arasında, Bigum ve Docho adalarının arasından, tuz çiftliklerini besleyen bir dizi ırmağa akan kola karışmadan akar.

 

Gum-ok, bu şeritlerden dördüne göz kulak oluyor. Artık oluklarda çalışmıyor, bu günlerde çiftlikteki günlük aktiviteleri yönetiyor.

 

Denizi ev diye adlandırdığımızdan beri farz edilen zaman göz önüne alındığında, okyanustan somut bir şeyin bu kadar hızla elde edilmesini izlemek oldukça etkileyici. Final aşamasına geldiğinde, yüzde otuz tuzluluğu erişmiş oluyor.  Ölü Deniz,  normal bir gündeki kadar ölçülüyor ama hayatsız. Yeterince yüksek tuzluluk ama en temel yaşam formlarının varlıklarına son veriyor; alg (Deniz yosunu sınıfından bir bitki türü) ve karides, balıklar ve su bitkileri tarih oluyor.  Belli bazı tuz göletleri, bazı micro organizmaların ve tuzluluğun karışımı ürkütücü, kırmızı, pembe ve karidese bağlı turuncu Crayola renkleri üretebiliyor. Gum-ok'un çiftliğinde ve etrafında çok çeşitli yaratıklar var. Onun oluklarıyla çevrili suyun içine bakınca, insan yengeçlerle birlikte balıklar ve salyangozlar görebilir.

 

İşbirlikçi bir havada, tuz tarımı 6 – 10 günlük bir evrimdir. Tuzun deniz suyundan ayrılıp kristalleşmesi için suyun buharlaşması bu kadar uzun bir zaman gerektiriyor. Doğa Ana’ya teşekkürler. Zaman zaman şalteri kapatacak kadar sinirlense de O, sanki bu dünyada, bedava kamu hizmeti sağlayan bir ev sahibesi gibi. Yağmur tehlikesi olduğunda çiftçiler buharlaşmış deniz suyunu kısmen depolama havuzuna transfer ediyorlar. Bunlar yeryüzünde oluşmuş, daha yukarıdaki alüminyum çatılarla çevrelenmiş daha temiz suların koruduğu ilkel siperlerdir. Bunlar yolun kenarında, lağım çukurunu kullanan eski çiftçilerin oturduğu, saçaklarına gizlenmiş gibi duran teneke kulubeleri andırıyorlar.

 

Çiftler halinde geliyorlar ve dört şeritli parselin merkezine yakın oturuyorlar. Çok şükür bugün onlara ihtiyaç olmayacak.  Choi Sun-ho ve Ko Young-sun biraz anlattılar. Karı koca takımı olarak hayatlarının son 10 yılını bu oyuna yatırmışlar. Bir ay boyunca havanın etkili olmak için çok serin olacağını şimdiden biliyorlar. Bu yenilebilir. Vakum buharlaşma tarımında, kaya tuzlarını depolamak için eski tuz göllerinin buharlaşmasıyla oluşan delikler yerin yüzlerce feet derinliklerine açılır. Tuz yatağı su solüsyonu içinde eritilir ve tekrar canlandırıldığı bir seri ısıtılmış vakum tepsilerine, yüzeye pompalanır. Kağıt üstünde kulağa hoş geliyor ama bu üç alçakgönüllü adalının zorlukla karşılayabileceği ticari bir yöntem. Neyse ki güneş bedava. Salamura içindeki konsantrasyonu yüzde 26’ya ulaştığında sodyum klorür kristalleşmeye başlar. Günler geçtikçe, üçüncü finale ulaşana kadar, hattan aşağıya doğru lotları harmanlayarak hareket ediyorlar. Sportmen tanımı göz ardı edin. Su geçirmez lotlar en sonunda, bugün çalıştıkları yerde gerçekleşir ve mavi gökyüzü altında Seul’daki tüm finans planlayıcıların taklit için zor bir zamanları vardır.

 

Sun-ho, kauçuğun yumuşak yüzeyi boyunca ev yapımı bir sileceği hareket ettirir, tuzları kenardaki koni sıralarının içine doğru iter. Bu iş fiziksel güç gerektiren bir iş, öğle güneşi batarken daha da zorlaşır. Young-sun, kocasına yetişmek için elinden geleni yapıyor, birlikte düzgün bir şekilde paketlenmiş deniz tuzu tepelerini itiyorlar. Bu bildik bir madde için, bildik bir şekil, ama porsiyonlarında, kan basıncının tokadını yok edebilir. Onların arkasında, arkadan aydınlatılan yeşil tepeler sadece dokunaklı. Aniden tüm dünya sadece temel bir şekil. Fakat bu onların bekledikleri şey. Tuz çekçeklere yüklendi ve çuvallara doldurulacağı çiftliğin kenarındaki kabin’e getirildi (daha yüksek teknolojiye sahip çiftliklerin küçük raylı araba sistemleri var). Bir çalışma gününde daha dikkat ve gözlem bitiyor ve kesin bir tatmin. Su içinde, su dışında geri ne kaldıysa muhafaza et. Bu süreç.  Adanın etrafında küçük bir tur bunun kanıtı. Buradaki çiftlikler, alanların ve suyollarının izin verdiği yerlerde kendini tekrarlayan ilkel mavi kopyaları izliyor. Her şey söylendiğinde ve yapıldığında çiftlik bir çiftlik. Bir çiftçi…  

 

Görünüşe bakılırsa, Jeon Seong-jae, Seul hayatı bir gerçek. O Tokyo tarafından aşılabilir daha büyük metropolitan bir bölgede çalışıyor ve nefes alıyor. Başkent hayatının tüm donanımlarına sahip: daire, araç, eş ve çocuklar ama tüm bunlara bu sırada sahip olmadı. Ve elindeki şekerli buzlu çayla yeterince rahat görünüyor. Yine de Seong-jae, kendi ana dilinden bir şeylerden vazgeçiyor. Büyüdüğü, Docho’daki tuz çiftliklerini, süreci, suyun hareketi ve babası Jeon Gum-ok açıklamaya başladığında, bu daha hızlanıyor. Bir çevirmen aracılığıyla konuşuyor. “Ailesinde beş çocuk varmış ve o ikinci erkek çocukmuş. Büyükbabam öldüğünde, babam kalmış ve gönüllü olarak para kazanmaya başlamış. Babam sadece ilk okul mezunuydu ama büyük erkek kardeşi üniversiteye gitti ve o kalıp ailesi için çalıştı. Ona çok büyük bir saygı duyuyorlar.” Yıl, 1948’di. O zamandan beri bu işte.   

 

Tuz tarımında tanıdığı insanların çoğu Gum-ok’yi tanıyor. Bu işte 50 yıldan sonra, Kore sularında yeterince tuz ıslah ettiğinden başka kanıtlayacak bir şeyi yoktu. Başlangıçta, üç dört kişilik takımlar bir çiftliğe tayin ediliyordu. Her bir üye, harcadığı çabadan çok daha fazlasını alan bir liderle, satılan tuzdan kendi payına düşeni alıyordu. Eski Roma’da işçilere çalışmalarının karşılığı tuz olarak ödenirdi, bu, bugün ki maaşın temelini teşkil eden uygulamadır. Gum-ok, sürekli olarak bu lider görevini yerine getirirdi ama bunun kıdemlilikle bir alakası yoktu, üstünlük sistemi, Kore’de çalışma alanlarında hala bireysel tecrübeleri veto ediyor. Çiftlikte, üretim yapabilecek olmak kadar basitti. Seong-jae, anlatmaktan gurur duyduğu belli olan bir hikaye anlatıyor. “Bir zamanlar babam ve bir arkadaşı, tuz tarımı yapmak için bir parça arazi almışlar. Bu araziyi satan adam da diğer yarıda çiftçiliğe devam ediyormuş. Çok çalışmışlar ve kendi arazilerinde sahibinin tüm alanda yapabildiğini yapmışlar. Arazinin asıl sahibi, parsellerin değiş tokuşunda ısrar etmiş. Kendinde değil de, arazisinde bir problem olduğunu düşünmüş. Babam, arazi sahibi yine yenilirse, kendi arazisinden bir parça daha vermeyi kabul etmesi şartıyla kabul değiş tokuşu etmiş. Adam bunu düşünmüş ve sonra “hayır” demiş.”   

 

Main Street Docho aslında gerçekten yok. Vapur yanaştığında, terminal park alanının kenarına metal kısmında yalpalıyor ve birden bire şehir merkezindesiniz. Yolcular ve arabalar, arkasında beyaz mini market ve lokanta bulunduğu, doğal iskele tahtasından çıkışa yöneliyor. Çoğunluğu Koreli ve çoğunlukla deniz ürünleri sunuyorlar, büyük bir sürpriz değil. Tüm bunların arkasında, ilerin devam etmesine yetecek kadar bir şehir merkezi var. Berber dükkanı. Köşe market. Basit bir eczane. Seul ya da Mokpe bile o kadar önemli değil. Bilgisayar oyun odası ya da, trafik olmamasına rağmen beyaz eldivenli trafik görevlisi ve kendi öğütücünüz olmadan, favoriniz iki kuyruklu Amerikan denizkızı olmadan yaşamak zorunda kalacaksınız: Starbucks şehir halkının fısıldadığı bir fantezi.  

 

Ama tuz çiftlikleri var ve bunlar ülkenin en iyilerinden bazıları olduğu konusunda meşhurlar. Seong-jae, bu başarılarının sebeplerinin bir kısmını açıklıyor. “Bölgenin suyu temiz. Çiftliklerin yerleri sayesinde tuz, saflığına katılabilecek pek çok şeyden korunuyor.” Sesinin tonunda gurur var ama bu önemli. Bölgenin saflığı yeni bir şey değil, Docho KoreaDisney ya da göz çarpan petrol yapımının kıtlığını hiçbir şey değiştiremez. Bunun bir parçası olan insanlarla konuşurken, gerçek övgünün nereye gitmesini istediği aşikar. “Babam çalışırken, gerçekten çok çalıştı. Yetenekliydi. Ne yaptığını biliyordu. Web sitesi konusunu soran kişi oydu. Bana, ‘Üniversiteye gideceksin’ dedi. Böyle şeyleri bilirsiniz” bunu açıklarken, bu fikir karşısında hala şaşkındı. …

 

A ve B derece tuzlarımız var. Tuzun kalitesi havanın durumuna bağlıdır. Sezon sonundaki soğuk havalarda, kalite biraz düşüktür ve boyutu biraz küçük ve tadı buruktur. “Bu, B derece tuzdur. Daha büyük boyut daha az tuzludur. Bu bizim NongHyup,’a sattığımızdır.” NongHyup, Kore’nin ulusal tarım kooperatifidir, çiftçileri ve pazardaki tarım ürünlerini himaye eder. Diğer şeylerin arasında, seri üretim kalitesindeki yiyeceklerle yerel tarımı da destekler. Örneğin, Jeon's A derece tuzunun büyük bir bölümünün alıcısıdır. Her iki tip satışlarda web sitelerinde mevcuttur. Bu şimdilik, kafalarını suyun üzerinde tutmalarına yardım eder gibi görünmektedir. En azından insan vücudunun kimyası yakın zamanda değişmeyecek. Bu da tuzun dünyadaki yerini garanti ediyor.  

 

Klorür, ait dengesini sabit tutar ve sindirimde önemli bir rol oynar. Diğer taraftan sodyum, sinir ve kas fonksiyonlarını, kan basıncını ve elektrolit dengesini sağlar.

 

Çeşni ve yiyecek koruyu olarak kullanımı tarihi kayıtlara kadar gider. Mayalanma kontrolünde kullanımı, kendine saygısı olan hiçbir fırıncı tarafından düşünülemez. Ama etkisi, açıkça lisanın ötesine kadar gitmektedir. Onun için savaşlar çıkmıştır ve köleler satın alınmıştır (“tuz kadar değerin yok” deyimi bu yüzdendir), maceraperestler onun yüzünden dünyanın etrafını dolaşmışlardır ve meşhur Da Vinci’nin bir çalışmasında tesadüfen dökülen tuz görülmüştür. Son akşam yemeği çeşnisi olamaz mı? 

 

Kore’de deniz tuzu tarımı sezonu Haziran ve Eylül ayları arasındadır. Geri kalan zaman, gelecek yıl için tarlanın hazırlanmasıyla geçer. Daha genç olan Jeon’un tamamen gönüllü söylediği bir risk olan bir yaşam bu. “Daha önce birçok simsar vardı. Tuzun kalitesi gerçekten hoşlarına gitti bu sebeple babam fiyatı kendisi belirledi. Şimdiyse farklı.” Birkaç Koreli parmaklarından fazlası batıyı işaret ediyor ve sonra Çin’de duruyor. 2006’da Birleşik Devletler, Almanya ve Hindistan’dan sonda dünyanın en büyük tuz üreticisi oldu. Büyük üreticilerin yabancı endüstrinin ucuz ihracatıyla çarpışması ilk değildir. “Çin tuzu daha ucuz. Yedi ya da sekiz yıl önce, fiyat yaklaşık 30 kilo gramlık bir torba için 12,000 won’du. Şimdi 4.000”  

 

Ama Jeon, daha fazla yerel sorumluluk gerektiğini kabul etmeye açık.”Son 10 yıldır deniz tuzu Kore lokantalarında kullanılmıyor. Hükümet tuzun sağlık tehlikesi taşıdığını düşünüyor. Yeterince saf değilmiş.” Buna rağmen politikacılar on binlerce aile tarafından işletilen işletmeleri denetlemekten çok uzaklar. Pek çok Koreli ızgara evi daha doğal bir lezzet için etlerinde deniz tuzu kullanmakta. Diğer lokantalar tuzu, koruma ve kimchi gibi yiyeceklerde lezzet olarak kullanmaktalar, sonra müşterilerine servis yapmadan önce bunu sofra tuzunun yerine koyuyorlar. 2006 sonralarında deniz tuzunun yiyeceklerde kullanılması için başvuruda bulunulması konusunda bir adım atılmasına rağmen bu kitaptaki kanunlar ile sokak kanunları arasındaki fark. Jüri hala sessiz. Seong-jae elleriyle konuşuyor ama onu bu akıcı el kol hareketleri için ayıplayamazsınız. Geçimi, deniz tuzuna bağlı. “Fransa’da, farklı bir düşünüş tarzı vardır, deniz tuzu saf sofra tuzundan daha iyidir. Net fiyat kilo gram için 80,000 won’a kadar çıkabilmektedir bu sebeple Koreli çiftçiler tuzun potansiyelini tekrar düşünmeye başladılar” (Fleur de Sel için elle hasat edilen online örneklerin kilo gramı $30 - $ 90 arasında satılıyor). Müşterilerin taraftarları şüpheci olmaya devam ediyorlar.   

 

Bunu durumun bilinmeyen yüzdesi olarak adlandır. Deniz tuzu yüzde 80 – 84 sodyum klorürdür. Koreli sağlık otoriterlerini endişelendiren ve son on yılda tuzdaki yasaklamaya sebep olan diğer 16 -  20’lik yüzde. Bu kiminle konuştuğunuza bağlı talihin ironik bir geri dönüşü, kimyasal ve endüstriyel olarak arıtılmış olanın “doğal” olduğu uydurulmuş. Peki, o zaman bu ne? Mutfak masanızda gördüğünüz, doğru ellerde ilan edilen sofra tuzu yüzde 99 saf, ama deniz tuzu taraftarlarının ekleyeceği bir şeyleri var – saflığın bir ödülü yok.

 

 

Çeviren (translated by): Hülya YELTEPE



 

FARMING SALT IN DOCHO

Profile Of One Family's Business On Korea's West Coast

Photography: Nayan Sthankiya

Text: Colin Moore

 

 

Jeon Gum-ok, lives in a one level white bungalow, he has that country intensity, a combination of confidence and aggression that dares you to measure up. Under an untucked work-shirt, Gum-ok wears the caramel tan of a lifetime. It's the kind you can only earn by natural means, and he has, just not the way you might think.


Picture a wet chessboard. Wooden slats frame out a series of troughs and narrow walkways that divide the squares in between. Each block is a separate lot, or pan, measuring some 50 feet by 25 feet. The depth of the seawater inside is shallow, barely measurable in inches. Sea salt farming is about surface area and exposure to solar energy though, not water volume. Posting a lifeguard here would be a waste of everyone's time. In terms of scale, a single salt farm can be as wide as its owner's pocketbook, but the process itself happens in narrow strips of 7 to 10 pans that begin at the water source. In this case, it's the West Korean Sea. Among other places, it runs between the islands of Bigum and Docho before winding inland in a series of tributaries that feed the salt farms. Gum-ok tends four of these strips. No longer working the pans, these days he manages the day-to-day activities of the farm.

 

Considering the supposed amount of time since we called the sea home, it's impressive to watch anything materialize out of the ocean this quickly. When it reaches the final lot it will have reached up to 30 percent salinity. The Dead Sea measures as much on a normal day, but without life. At a high enough salinity all but the most basic life forms cease to exist; algae and shrimp, fish and water plants become history. In certain salt ponds though, the mix of certain microorganisms and salinity can produce startling Crayola hues of red, pink and shrimp-induced orange. There are a variety of creatures in and around Gum-ok's farm. Looking into the water surrounding his lots, one can see scouring crabs along with fish and snails.

 

In cooperative weather, salt farming is a 6- to 10-day evolution. It takes that long for evaporation naturally to crystallize salt out of the brine, or seawater. Thank Mother Nature. In this world she's like the landlord who peddles free utilities, though occasionally she's moody enough to flip off the switch. On the threat of rain, the farmers transfer the lots of partially evaporated seawater into storage basins. These are primitive foxholes set in the earth, protected by the relatively cleaner water above by A-frame aluminum roofs. From the edge of the road they resemble tin shacks buried up to their eaves, the former abodes of farmers who met a sinkhole. They come in pairs and sit close to the center of a four-strip plot. They won't need them today, thankfully.

 

Choi Sun-ho and Ko Young-sun can tell as much. As a husband and wife team they've invested the last 10 years of their lives into this game. They know a month from now the weather might be too cool to be effective. It can be beaten though. In vacuum evaporation farming, holes are drilled hundreds of feet underground to rock salt deposits created from the evaporated remains of ancient salt lakes. The salt bed is then dissolved in a water solution and pumped to the surface, where it is resurrected in a series of heated vacuum pans. Sounds well enough on paper, but it's a commercial method with an outlay three modest islanders can hardly afford. Fortunately the Sun is free. Sodium chloride begins to crystallize when its concentration in the brine approaches 26 percent. As the days pass, they move the mixture down the line, lot to lot, until it reaches the final three. Ignore the sporting description. The rubberized lots at the end just happens to be where they're working today, and under a blue sky all the financial planners in Seoul would have a tough time duplicating.

 

Sun-ho moves a homemade squeegee across the rubber's smooth surface, pushing the salt into rows of cones at the edge. The job is a physically demanding one made more so as the late afternoon sun beats down. Young-sun does her best to keep up with her husband, pushing together neatly packed mountains of sea salt. It's a familiar looking shape for a familiar substance, but in proportions that would decimate a blood pressure cuff. The backlit green hills behind them are just as pointed. Suddenly the whole world is a primary shape. But this is what they wait for. The salt is loaded into wheelbarrows and brought to a cabin at the edge of the farm where it's bagged (higher tech farms have mini rail-car systems). Days of care and observation end in another full day's work, and a certain satisfaction. Water in, water out, keep whatever's left. This is the process. A quick run around the island proves as much. The farms here follow a primitive blueprint that repeats itself wherever there's space and a waterway to allow it. When all is said and done, a farm is a farm is a farm. A farmer though …

 

By all appearances, Jeon Seong-jae is a true to life Seoulite. He works and breathes in a greater metropolitan area only surpassed by Tokyo in population. He has all the accoutrements of life in the capital: apartment, vehicle, wife and kids, but doesn't recall them in that order. And he seems comfortable enough with a sugar-laced iced tea in his hand. Seong-jae gives something away in his body language though. It ramps up when he begins explaining the salt farm in Docho where he grew up, the process, the motion of the water, and his father, Jeon Gum-ok. He speaks through a translator. "There were five children in his family and he was the second son. When my grandfather died, my father stayed there voluntarily to earn money. He only graduated from elementary school but his older brother was going to university, so he stayed to work for the family. They respected him a lot." That was in 1948. Since then, he's been at it steadily.

 

Most of the people who know salt farming in Docho know Gum-ok. After 50 years in the business he's reclaimed enough salt from Korean waters to prove that he has nothing else to prove. In the early days, teams of three to four people would man a farm. Each member would each get his or her share, paid in salt, with the leader getting something more for his effort. It harkens to the days of ancient Rome, when workers were often paid in salt for their work, salarium, the basis of today's salary. Gum-ok consistently filled the role of team leader, but it had nothing to do with seniority, the system of precedence that still vetoes individual experience in the Korean workplace. On the farm, it was as simple as being able to produce. Seong-jae tells a story that he seems proud to recall. "Once my father and a friend bought half a tract of land to farm salt on. The man who sold it to them continued farming the other half. They worked the land and made almost as much with their part as the owner had with the whole area. The original owner insisted on trading plots. He thought his land that was the problem, not him. My father agreed but only if the owner agreed to give him a piece of his land if he was beaten again. He thought about it, then said no."

 

Main Street Docho doesn't really exist. When a ferry arrives it scrapes its metal yaw on the edge of the terminal parking lot and all at once you're downtown. Passengers and cars exit up a natural gangway to the white mini-mall of restaurants behind it. They're mostly Korean and mostly offering salt-drenched sea diets, no big surprise. Behind it all is just enough of a town to keep things running. Barber shop. Corner store. A bare bones pharmacy. It's no Seoul, or even Mokpo for that matter. There's not a PC gaming room or white-gloved traffic guard, in fact there's no traffic, and without a grinder of your own you'll have to live without your favorite two-tailed American mermaid: Starbucks is a whispered fantasy brought by city folk.

 

But there are salt farms, and by reputation they are some of the country's best. Seong-jae explains part of the reason for their success. "The area's water is clean. A lot of the things that can add to the salt's impurities are protected by the farms' location." The tone of his voice is proud, but matter of fact. The purity of the area is nothing new, nothing that'll be changed short of making Docho KoreaDisney or striking oil. When he speaks of the people involved though, it's clear where he wants the real credit to go. "When my father was working, he worked really hard. He has skills. He knows what he's doing. He's the one who asked about the Web site. He said to me, 'You went to university. You know about these things.'" When he explains it, he still seems surprised by the idea. It's not every day an aging agrarian sheds the stereotype of the tech-ignorant senior.

 

"We have A-grade and B-grade salt. The quality of the salt can depend on the weather. During the off season, in colder weather, the quality will be lower and the size will be smaller, and more bitter." This is what he refers to as B-grade. "The bigger the size, the less salty it is. This is what we sell to NongHyup." NongHyup is Korea's national agricultural cooperative, a protectorate of farmers and farming production in the marketplace. Among other things, it supports domestic agriculture by mass-producing quality food products. As such, it's the buyer of much of Jeon's A-grade salt. Both types are available for purchase on their Web site. For now it seems to be helping, a way to keep their heads above water. At least human body chemistry won't be changing any time soon. It guarantees salt will always have a place in the world.

 

Chloride maintains acid-base balance and plays a leading role in digestion. Sodium, on the other hand, regulates nerve and muscle function, blood volume and electrolyte balance, and in six-week-old calves may reduce cases of self-grooming (tell a metrosexual near you). Its use as a seasoning and food preservative goes back beyond recorded history. As a means of controlling fermentation, no self-respecting bread baker would be without it. But its impact clearly goes beyond the tongue. Wars have been fought for it and slaves bought with it (hence the expression "not worth his weight in salt"), adventurers have chewed themselves around the world because of it, and at least one disciple in a well-known Da Vinci work is shown tainting his luck by spilling it. Wouldn't be a last supper without condiments.

 

The sea salt farming season in Korea runs from June to September. The rest of the time is spent maintaining the farm for the next year. It's a living that the younger Jeon is fully willing to say bears risk. "Before, there were many agents. They really liked the quality of the salt so my father could pick the price. Now it's different." More than a few Korean fingers point west, then stop at China. In 2006, it became the world's largest producer of salt ahead of the United States, Germany and India. It's not the first time the production powerhouse has impacted foreign industry with cheap exports. "China salt is cheaper. Seven or eight years ago, the price was about 12,000 won for a 30-kilogram bag. Now it's 4,000."

 

But Jeon is also open to admitting more domestic responsibility. "Sea salt couldn't be used in Korean restaurants for the last 10 years. The government considered it a health risk. It wasn't pure enough." Although far be it for policy makers to stake out the tens of thousands of family-run eateries. Many Korean grill houses spread sea salt on their meat for a more natural flavoring. Other restaurants use it to preserve and flavor indigenous foodstuffs like kimchi, then replace it with table salt before handing it over to customers. It's the difference between book law and the law of the streets, though as of late 2006 steps were being taken to register sea salt as a servable food. The jury's still out. Seong-jae speaks with his hands, but you can't blame him for using fluid gesturing. It's a livelihood that depends on the sea after all. "In France, there's a different way of thinking, that sea salt is better than the pure table salt. Net prices there can be up to 80,000 won for a kilogram, so Korean farmers are starting to rethink its potential" (online samples of hand-harvested Fleur de Sel sell for $30 to $90 per kilogram). Certain advocates of customer well-being continue to be skeptical.

 

Call it the case of the unknown percentage. Sea salt is 80 percent to 84 percent sodium chloride. It's the other 16 percent to 20 percent that worries Korean health authorities, leading to a ban on the salt within the last decade. It's an ironic reversal of fortunes depending on who you talk to, the "natural" being trumped by the chemically and industrially refined. But what of it then? What you see on the kitchen table as table salt is 99 percent pure, a winning advert in the right hands, but advocates of sea salt have something to add -- refined is no prize.

























 


Nayan STHANKIYA Hakkında


Nayan Sthankiya, Kanada’da yetişmiş  Doğu Hintli, on yıllık fotoğraf, video, multimedya, tecrübesi olan, öncelikle Asya’da kendi oluşturduğu yazıların yanısıra son dakika haberleri, siyaset, kültürel ve çevresel hikayeleri kapsayan  işler yapmış görsel gazetecidir. Uganda Afrika’da doğmuş, Doğu Hintli anne babasına göre; çok genç yaşlarda medyanın, görselin önemini ve onun bir tanık olarak rolünü, bir söyleşiyi besleme marifetini ve bu söyleşideki olumlu değişimlere etkisini  aracısız öğrenerek acımasız askeri diktatörlük sırasında kaçmaya mecbur bırakılmış.

 

Kanada Alberta Calgary’de bulunan Alberta Sanat ve Tasarım Üniversitesi’nde multimedya sanatları okudu. Çin hükümetiyle, Kuzey Koreli mültecileri belgelerken tutuklanarak yanlışlıkla hapse atılmış Güney Koreli fotomuhabiri Seok Jae-hyun için görüşmeler yaparak geçirdiği bir seneden sonra güzel sanatlardan yavaş yavaş fotoğrafçılığa yöneldi. Bir kez daha doğrudan , görselin öğretme, ilham verme ve motive etme gücünü gördü.

 

Çalışması için resmi bir ödül alacağı, Aceh ve Pakistan’a giden Kore Tıp Derneği ile afet misyonunda görev alması istendi. Kore Dostluk Derneği’ni belgeleyerek Kuzey Kore’de seyahatler yaptı.Üretim, çekim ve düzenleme yapan 10 kişilik bir ekibin de şef video editörüydü. Daegu Güney Kore’de 12 ayı geçen bir dönem, ayda 20.5 dakikalık durumsal ESL video çektiler. Bir kere daha, görsellerin öğretme ve söyleşiyi besleme gücünü doğrudan takdir etti. Hindistan’dayken Tamil Nadu dağlarındaki yayla kasabası Ooty’de fotoğrafçılık, fotomuhabirliği ve multimedya dersleri vermeye davet edildi. Çok yakın tarihte, Hindistan’daki sivil toplum kuruluşları, kurumlar ve diğer toplumsal bilinçli organizasyonlar için ilgi uyandıran içerik üreten yeni bir medya STK’yı başlatan uzun dönemli bir proje üstlendi.

 

The New York Times, Report on Business Globe ve Mail, National Geographic Korea, Financial Times, Canadian Geographic, Kore Tıp Derneği, Save Children gibi dünyanın önde gelen dergileri ve sivil toplum kuruluşları  için her iki bölgeyi kapsayan önemli hikayelerin röportajını yaptı.

 

Pek çok dil bilen biri olarak Kuzey Kore, Pakistan, Çin, Hindistan, Kanada, Güney Kore ve Endonezya’ya seyahat edip röportajlar yaptı. Çalışmaları Uluslararası Fotoğraf Ödülleri ve On Yılın Asya Coğrafik Hikayesi gibi pek çok yarışmada onaylandı.

 

Nayan Sthankiya
 

About Nayan STHANKIYA

 

Nayan Sthankiya is an East Indian visual journalist raised in Canada with a decade of experience in photography, video and multimedia, based primarily in Asia covering breaking news, politics, cultural and environmental stories on assignment as well as self generated editorials. Born in Uganda, Africa to East Indian parents, forced to flee during a brutal military dictatorship learning first hand at a very young age the importance of media, the image and it's role as a witness, its ability to foster dialogue and in that dialogue effect positive change.

 

He studied multi-media arts at the Alberta College of Art and Design in Calgary, Alberta, Canada. He slowly gravitated away from fine arts to photography after spending a year lobbying the Chinese government for the release of a wrongly imprisoned South Korean photojournalist, , arrested while documenting North Korean refugee's in China. He again saw first hand the power of the image to educate, inspire and motivate. 

 

He was asked to undertake disaster missions with the Korean Medical Association to Aceh and Paksitan, receiving a commendation for his work. He also spent time traveling throughout North Korea documenting the Korean Friendship Association. He was  Chief video editor producing, shooting and editing, with a team of 10 people,  20, 5min situational ESL videos a month over a 12 month period, shot through-out Daegu, South Korea, again giving him first hand appreciation for the ability of images to educate and foster dialogue. He was in India invited to teach various aspects of photography, photojournalism and  multimedia in the hill station town of Ooty in the mountains of Tamil Nadu. Most recently he has undertaken a long term project starting a new media NGO producing compelling social multimedia content for NGO's, corporations and other socially conscious organizations in India.

 

He has covered major stories across both regions for the world's leading magazines, newspapers and NGOs, including The New York Times, Report on Business Globe and Mail, National Geographic Korea, Financial Times, Canadian Geographic, Korean Medical Association, Save the Children.

 

A multi-lingual speaker, he has traveled and reported from North Korea, Pakistan, China, India, Canada, South Korea and Indonesia. His work has been recognized in competitions such as the International Photography Awards and Asian Geographic Story of the Decade among many others. 
 



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz. No comments for this document yet, you can make comment from the form below.
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

 

e-Panel

Ara - Search


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi

Anadolu Fotoğraf Dergisi

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.