Çocukluğu anasının sırtında, tarla yolunda başlar. Kemirerek yediği ekmeği, güneş yanığı yüzü, çıplak ayaklarıyla herşeye meydan okur. Hayvan gütmek, tarlada çalışmak, yük taşımaktır görevi. Genç olmanın farkına varamadan bir eve gelin olur! Ve ana olur çocuk denecek yaşta! Kız doğurursa dudak bükülür. Doğurgan değilse yerine yeni bir kadının geleceğini bilir... Örf ve adetler böyledir.
Şairin dediği gibi, onların hüznü bir çeyizdir! Çileleri bir nergisdir! Ve gülerken bir dağ silsilesi taşırlar! Ve acıdan ibarettir kayıtlarımızda..
Aşık olur kavuşamaz... Aşkı yaşamak isterse cinayete kurban gider. Töreler o kadar güçlüdür ki ancak hayal kurarken özgürdür. Ve törelerle kanar, doğudaki genç kızların hayal günahları!
Yaşamını töreler belirler. Ne zekası ne de zarafeti farkedilir. O yalnızca tarlada ve evde ağır işçidir!

















Fotoğrafla tanışmanın ilk ipuçlarını yaşamının hangi döneminde buluyorsun?
Aslında fotoğrafla ilgili farklı anılarım var. Çocukluğum Trabzon’da geçti. Trabzon Fotoğraf Derneği Başkanı Şekip İskender akrabamdır, orta öğrenim dönemimde onun slayt gösterilerini zevkle izliyordum,ilk etkilenmemin oralardan olduğunu düşünüyordum. Bu arada, şiir yazan bir babanın kızıyım... Şişli Etfal Hastanesi’nde ihtisasa başladığımda İfsak’ta da temel fotoğraf kurslarına devam ettim, Cemil Ağacıklıoğlu’nun 'bir günde' adlı fotoğraf gösterisini izlediğimde babamı yeni kaybetmiştim, gösteriden çok etkilendim, babamın ölümünde yaşadıklarımla çok benzeşiyordu. Bir süre sonra kendimi Cemil Ağacıklıoğlu atölyesinde siyah beyaz fotoğraf çalışırken buldum. Uzmanlık sınavına çalışırken bir yandan kitap okuyor bir taraftan da evde film yıkayıp baskılar hazırlıyordum. O dönem üst üste fotoğraf yarışmalarında ödüller almaya başlamıştım. O dönemde aldığım ödüllerden birinin benim için önemi büyüktür, İfsak’ta 'yaşamın içinde kadın' konulu yarışma, seçici Emine Ceylan’dı. 1.lik ödülü aldım. Bu arada fotoğraf çantam kapkaççı tarafından çalındı, hemen fotoğraf makinesi alamadığım için bir süre fotoğraf çekemedim. O dönemin acısı da büyüktür benim için. 2000 yılında ihtisasım bittikten sonra Muş’a tayinim çıktı, İstanbul’da herşey çok hızlıyken, Şubat ayında, hertarafın bembeyaz ve durgun olduğu bir dönemde gittim Muş’a. Çok dingin ve dinlendiriciydi benim için, bir o kadar da yavaş. Oradaki insanlarda zaman kavramı yok, birşeyleri yetiştimek yok. Muş’ta beni ilk gördüklerinde 'bir kadın doktor gelmiş, ne öyle koşturuyor?' diyorlardı. Belki bir yıl sonra o yavaşlık bana da geçti, üretkenliğimin yavaşladığı bir dönem oldu.
Fotoğraf çekerken tepkilerle karşılaştığın oldu mu?
Genellikle olmadı diyebilirim, fotoğraf dışında öykülerini paylaştım, dostluklar biriktirdim, haftasonları bir köye gidip bütün günümü geçiriyordum, gerekirse tedavilerini de yapıyordum. Çok da kolay değil oralarda yaşamak, kadın doktor olarak yaşadığım zorluklar var, önce “kadındır anlamaz” diyorlar, ”hemşire hanım” diyorlar, başarılı tedaviden sonra da “Nazan Bey” oluyorum. Oralara gittiğimde belli bir süre fotoğraf çekmedim, beni tanıdılar benimsediler sonra fotoğrafa başladım. Orda yaşarken onlardan biri oldum, halaylarını öğrendim düğünlerde oynuyordum. Mesleğim insanlarla iyi iletişim kurmayı gerektiriyor, fotoğraf çekerken de öyle. Dinliyorum, yardım ediyorum, fotoğraf çekmeme izin veriyorlar, belki başkasına izin vermeyecekler ama bana veriyorlar. Kendimi çok şanslı hissediyorum, mesleğimi çok seviyorum, fotoğraf da benim için tutkuya dönüştü. İnsanların farklı psikolojik anlarını, duygu anlarını fotoğraflamayı seviyorum.
Fotoğraf ve doğu deneyimi seni nasıl etkiledi?
Fotoğraf bakmayı, farkında olmayı öğretiyor, iletişimi artıran bir araç aynı zamanda. İnsanlarla ileşimimin arttığını düşünüyorum. Doğuyu anlamak için orada yaşamak gerekiyor bence. Kara gömülmüş günler… Uzaklık hissi… Unutulmuşluk hissi… İstanbul’daki arkadaşlarım aradığında çok seviniyordum.
Fotoğraflarının öykülerini paylaşır mısın bizimle?
Döndükten sonra sergiyi açmaya karar verdiğimde tekrar Muş’a gittim,on gün sadece fotoğraf çektim. Beni çok sıcak karşıladılar doktorumuz gelmiş diye… Kendimi çok iyi hissettim 'uzaklarda bir şehrim vardı' çok güzel bir duygu bu, en uzak köylere yalnız gittim.Fatma’yı buldum Karakütük köyünde, hani şu tahtalar arasından bakan kız,büyümüş okula başlamış, adresimi verdim bana mektup yaz diye, özellikle kız çocukları ile iletişimim çok iyiydi. Okumalarını öğütledim onlara. Harran’da Zehra adında küçük bir kızla dolaştık ben kadın fotoğrafları çekiyorum diye ' abla şu evde çok güzel kızkardeşler var' deyip beni karşımızdaki eve soktu. Bütün gün o evde evin kızlarıyla oturup dertleştik, çok zor ayrıldım onlardan, aynaya bakıp süslenen Zeliha en küçük kızkardeş, sivilcelerinden dolayı kendini ablalarından çirkin buluyor, büyük abla saçlarını yıkadı geldi fotoğrafını çekeceğim diye, en derin en anlamlı Zeliha’nın fotoğrafı olmuş. Sergiye onu koydum. Şu karı koca fotoğrafı, sarılmışlar, Harran’da pamuk tarlasında çalışıyorlar, yeni evliler, kendileri istedi fotoğraflarını çekmemi. Ben biraz sarılsana kocana deyince kadın utandı, peşpeşe çok doğal kareler, duygu anları oluştu... Van Gölü’ne bakan, özlemleri olan kadının fotoğrafı da beni çok etkiliyor. Sergi kitapcığındaki şiirde de şair diyor ya 'güneş göremez gözyaşlarını'. Yani doğu kadını gizli ağlar, hüznünü gizli yaşar, güçlü olmak direnmek zorundadır...
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"