e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü

“TONLAR” ve OKAY TEMİZ
Benim Okay Temiz’e gerek hayranı bir müziksever olarak, gerekse onun “Ritim Atölyesi”nde öğrencisi olarak beslediğim sevgi, hayatımın en önemli tutkusu fotoğraf üzerinden bu sergiyi hazırlamamı kaçınılmaz kıldı. 6 yıl önce bu düşüncelerle yola çıkarak Okay Temiz’in fotoğraflarını çekmeye başladım. Günlük yaşamı, turneleri ve elbette sahnede sanatını icra ederken müziğiyle yaydığı enerjiyi, fotoğrafçı kimliğimle elimden geldiğince saptamaya çalıştım. Kendine özgü müzik anlayışıyla geniş kitleleri etkileyen ve 35 yıldır çalışmalarını yakından izlediğim Okay Temiz’in müzik adamı kişiliğine, “Tonlar” adını verdiğim fotoğraf sergimdeki görüntülerin de eşlik edecek olması bana büyük bir heyecan veriyor. Kısacası, fotoğrafın siyah beyaz tonları ile Okay Temiz’in sanatçı kişiliği üzerinden müziğin ve enstrümanların ses tonları benim “Tonlar” projemde bir kez daha buluştu.
Kendisinin bu noktaya gelme sürecindeki son 6 yılını bu görüntülerle sunmak ve bunu da fotoğraf ve müziksever kitleyle paylaşmak bana kısmet oldu. “Tonlar” sergimi gezen izleyicilerin, bu büyük ustanın müzik yaşamına tanık olmaları ve keyif almaları benim en büyük mutluluğum olacak.
Ayrıca, destek ve yardımlarından dolayı Ahmet Özyurt’a ve Merih Akoğul’a teşekkür ediyorum.
Nevzat YILDIRAN















RÖPORTAJ
Fotoğrafı çekildiği andan sonra artık tarihsel bir belge olarak dikkate alır isek, gerçekleştirdiğiniz projede müzik ve fotoğraf sanatlarını bu belgesellik ile nasıl birleştirmeyi planladınız?
Bu çalışmaya belgesel tanımını tam olarak koyamıyorum. Okay Temiz’in son 6 yılını görüntüleme şansım oldu. Müzik ile fotoğraf sanatlarını birleştirme tanımı altında sadece sahne performanslarını içeren fotoğraflardan söz edilebilir düşüncesindeyim - ki burada sunulmaya çalışan “an”lar için izleyicinin hayal gücü ve müziği hissetme yetisine güvendiğimi söyleyebilirim.
Okay Temiz’i bize yakından tanıyan biri olarak anlatabilir misiniz? Projeniz ile ilgili veya çekimlerinizin projeye dönüştürmeye karar verdiğiniz anda neler paylaştınız karşılıklı? Bu süreci bizimle paylaşır mısınız?
Bu sürecin ifade edilmesi çok zor. Ayrıca mutfağın nasıl çalıştığını göstermenin atmosferi olumsuz etkileyeceğini düşünmekteyim. Yalnız şunu söylemeliyim ki, bir fotoğrafçının bir müzisyenin fotoğraflarından sergi açması projesi bildiğim kadar ile ülkemizde ilk ve dünya’da çok az örneği bulunmakta. Dolayısı ile fotoğraflar sergi salonuna asılıncaya kadar her an ve her süreçte ve ayrı platformlarda mükemmeliyeti arayan iki insanın huzursuzluğu ve gerginliğinden söz edebiliriz sadece.
Sizce, müziği fotoğraflar vasıtası ile hissettirmek mümkün mü? Sessiz bir ortam olan fotoğraf nasıl sese dönüşür?
Sinema dilinde bununla ilgili bazı örnekler bulunuyor. Sessiz bir ortam olan fotoğraf izleyicinin ruh dünyasında müzik olarak yansıyabilir, hele ki sergilenen müzisyen kendisi tarafından da biliniyorsa. Kaldı ki, iki boyutu olan fotoğrafın -yalnız müzik ile alakalı olmayan- izleyicinin ruhunda çok farklı yansımalara neden olması beklenen ve hatta istenen bir durumdur. Üçüncü boyutu ancak içinde bazı duyguların oluşturulabilmesi ile sağlamak mümkün ve bu bir anlamda fotoğrafçının başarısı olarak değerlendirmelidir.
Serginiz ile ilgili tepkiler nasıl oldu?
Sergi ile ilgili kendi iç dünyamda tamamlanmamış bazı şeylerin varlığını hissediyordum. Özellikle ve büyük bir istekle olumsuz bazı eleştiriler de bekliyordum doğrusu. Ancak bu beklentimin aksine çok olumlu tepkiler aldım ve özellikle fotoğraf dünyasından beni çok mutlu eden görüşleri dinleme şansım oldu. Müzik dünyasından ise, (gerekçesini bilemediğim) çok az sayıda izleyici ve tepkiler görebildim. İzleyen müzisyenlerden ise çok hoş ve sıcak tepkiler aldım.
Kaç fotoğraf içerisinden proje seçimlerinizi yaptınız? Seçimlerinizi neler etkiledi?
Fotoğraf sayısını vermek çok zor, tam olarak bilemiyorum çünkü. Ancak sergilenecek fotoğraf sayısını belirlerken izleyiciyi fazla yormayacak ve amacını da tam olarak yansıtabilecek bir sayıya ulaşmakta zorluk çektim. Bu nedenle birkaç kez seçim–eleme yapmak zorunda kaldım ama sunmak istediklerimi seçebildiğimi sanıyorum. Seçimlerimi Okay Temiz’in müzik adamı, önemli bir usta olması ve onun sadece bu yönünün bilinmesinden dolayı daha çok yaşamına odaklanmaya çalıştım ama burada da istediğim sonuca varmak çok zor oldu. Çünkü Okay Temiz, adeta müzik için doğmuş ve yaşamının bugüne kadar olan tüm sürecini müziğe adamış ve adeta müzik ile yatan–kalkan bir insan olması nedeniyle her zaman müzik, sahne ve enstrümanlarla iç içe olmak durumunda kaldım. Dolayısı ile onun yaşamında yer tutan bu ve benzeri unsurlardan birer grup oluşturma ve sunma düşüncesi oluştu. Sergileme şekline de dikkat edilirse sosyal yaşamı, sahne performansları, müzik aletleri ve onlarla olan ikili ilişkileri, atölye çalışmaları vs gibi bazı başlıklar atında grupların olduğunu görebiliriz.
Sizce fotoğraf projesi ne demektir? Aşamaları nelerdir? Nasıl özellikler, kriterler içermelidir? Yaşamak ve deneyimlemek projelere neler katar?
Retrospektif sergiler dışında bir konu içermeyen fotoğraf sergileri çok ilgi görmez oldu son zamanlarda. Fotoğraf projesi eğer bir sergi kapsamında düşünürsek üretim aşamasından önce tasarlanmış bir etkinlik olarak kısaca tanımlayabiliriz. Bence bir projenin önce kafada oluşması, sonra masa başı tabir ettiğimiz çalışmaların yapılması, programlandırılması ve üretilmesi süreci ile olmalıdır. Yaşam ile birlikte deneyim kazanmanın her sanat dalında olduğu gibi, özellikle de düşünce bazında fazlaca proje üretmek, yaratım sürecinde kolaylık kazandırması açısından çok yararlı oluğunu düşünüyorum.
Fotoğrafta renk, aktarılması gereken bir çevre unsuru mudur sizce? Neden tercihiniz siyah beyaz oldu?
Fotoğrafın renkli veya siyah beyaz ayrımına tabi tutulmaması gerektiğini düşünüyorum. Fotoğrafçı yapıtını izleyiciye sunarken kendi duygu, düşünce ve tarzına göre bir tercihte bulunur. Bazı fotoğrafların renkli olması daha etkileyici olabilirken bazılarının ise siyah beyaz olması daha etkileyici olabilir. Örneğin, benim bu projemde meydana gelen fotoğrafların konu ve tarz itibarıyla siyah beyaz olması beni bu tercihe yöneltti. Diğer taraftan her sanat yapıtının sanat tüketicisi ile buluşurken yapıt sahibinin bütün istek ve düşüncelerinin doğrudan yansıtılmasını uygun bulmuyorum. İzleyicinin kendi iç dünyası ve hayal gücü ile yani bir anlamda az da olsa kendinden katkı koymasıyla ve böylece daha çok tatmin duygusuna ulaşmasının daha iyi olacağını düşünüyorum.
Fotoğraflarınızda kullandığınız “dil”i sizden tarif etmenizi istesem, neler söylersiniz?
Fotoğrafçının kendi fotoğrafını veya dil gibi başka unsurlarını anlatmasını doğru bulmuyorum. Diğer sanat dallarında da benzer düşüncedeyim. Sanat tüketicisi olan insanların kendi yaşam biçimi ve kültürleri ile çok farklı çıkarımlara sahip olduğu bir gerçektir. Dolayısı ile sanat eserinin zenginliğinin olması için gereken birçok unsurun yanında yapıt sahibinin izleyiciyi etkilememesi, yönlendirmemesi gerektiği düşüncesindeyim.
Kurgu, nereye kadar olmalı, nerelerde olmalı?
Herkesin bir tarzı ve düşüncesi var. Doğrudan fotoğraf, belgesel fotoğraf, deneysel fotoğraf ve benzeri birçok tanım altında üretim yapılmaktadır ve bunlara saygı duymak gerekir. Bence fotoğraf önce genel hatları ile tasarlanır, kurgulanır ve üretilirse daha anlamlı ve daha kuvvetli bir hal alır düşüncesindeyim. Diğer tercihlere de müdahale edilmemesi gerektiği gibi kurgunun sınırlarına da müdahale edilmemesi düşüncesindeyim. Önemli olan neyin nasıl yapıldığından çok ne kadar iyi olduğu ve izleyiciyi ne kadar tatmin ettiğidir.
Fotoğrafçının öncelikle içinde yaşadığı çevresini anlatması gerekliliğine ve en iyi performansını bunlarda gösterebileceğine inanıyor musunuz?
Bu da çok ilginç bir sorudur. Yine genel anlamda amaca bağlı olduğunu düşünüyorum. Kuşkusuz içinde yaşadığı ortamı daha iyi yansıtabilir ve yapıtı da kendi gibi, “biz” gibi olabilir ama amaç buysa ve fotoğrafı çevresindeki yaşamı aktarmak olarak kullanıyorsa. Yerel olmak çoğunlukla performansı aktarmakta daha başarılı bir yoldur ama içinde bulunduğu koşullardan ve üçüncü boyut dediğimiz duygusal ve sübjektif etkilerden ayrılması da çok zordur. Diğer taraftan daha objektif ve duygu veya benzeri birçok dış etkenden soyutlanarak aktarmak istenilenin daha iyi yapılabileceğini de düşünmekteyim. Dolayısı ile yine sanat tüketicisine neyi, nasıl ve hangi yollarla aktarma isteğinde olan sanatçının tercihine kalmıştır diyebiliyorum. Önemli olan kaliteli bir yapıt veya yapıtların üretilmesidir.
Bundan sonra da başka Türk sanatçılarını bir proje olarak işlemeyi düşünüyor musunuz? Bu tür çalışmaların yani Türk sanatçılarının belgeselleştirilmesi konusunda düşünceleriniz nelerdir?
Bu proje bir anlamda bir müzik ve sanat tüketicisi olarak benim ustalara karşı bir vefa borcumun ödenmesi diye de algılanmalıdır. Bütün Türk sanatçılarının bir “foto biyografi”sinin yapılmasını dilerim. Özellikle de o sanatçılar yaşarlarken bu ve bunun gibi birçok farklı tarzda etkinliklerinin yapılmasını isterim. Sanatçılar topluma mal olmuş ve çoğunlukla yaşamlarını topluma adamış kişilerdir. Diğer taraftan arşiv, biriktirme, sanatçıların kişilikleri ve yapıtlarını toplumun büyük kesimine ulaştırılması konusunda ülkemizde bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Dolayısı ile ben ve benim gibi insanların sanatçılar ile ilgili çok çalışma yapmalarını dilerim. Açıkçası, sanat dalı ayırımı yapmaksızın ün yapmış veya yapmamış gerçek sanatçılarımızı projelendirmek isterim ancak bu zor bir süreç ve iki tarafın da emek vermesi gereken bir süreçtir. Dolayısı ile kafamda bazı projeler var ancak bunlarla ilgili bir sonuca varılır mı, bilemiyorum. Kuşkusuz benim bu düşüncemi bilen ve kendisiyle çalışmamı kabul edecek sanatçılarımızdan da bir istek gelirse bunu mutlaka değerlendirmek isterim.
Röportaj : Levent YILDIZ

















Nevzat Yıldıran, İstanbul'da doğdu. İ.Ü İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. Özel bir şirkette üst düzey yönetici olarak görev yapmaktadır.
Önceden beri ilgi duyduğu fotoğrafa, üniversite yıllarında daha da yoğunlaştı. Fotoğrafın geniş kitlelere ulaşmada büyük bir kolaylık sağlaması, duygu ve düşünceleri, hayalleri, idealleri aktarabilmenin en güzel yollarından biri olabilmesi ve anlaşılabilir olması düşüncesiyle fotoğrafa yöneldi. İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği İFSAK'a üye olarak ilgisini arttırdı.

İFSAK'ta denetim ve yönetim kurulu üyeliklerinden sonra 1992-95 dönemlerinde yönetim kurulu başkanlığı yaptı. Birçok fotoğraf yarışmasında seçici kurul üyeliğinde bulundu. Fotoğrafları çeşitli karma sergilerde ve yarışma sergilerinde yer aldı, çeşitli dergilerde ve kataloglarda yayınlandı.
Nevzat Yıldıran’a göre fotoğraf sanatı bir tür esperantodur. İstediğini duyan herkes anlayabilme olanağına sahiptir. Gerçekte fotoğraf, mutlak bir “gerçeklik”, mutlak bir “var olan” değildir. Fotoğraf; bir sanatçının eserini; gördüğünü ve bize gösterdiğini sunar. Bu gösterileni iç dünyasına göre yorumlamak ve bu gösterilenden haz almak fotoğrafsevere kalmıştır. Halbuki asıl gerçeklik ne fotoğrafçıda ne de fotoğrafa bakandadır. Asıl gerçeklik çoktan uçup gitmiştir. Bu yönden bakıldığında da fotoğraf, tek boyutu çalınmış iki boyuta indirgenmiş bir gerçekliktir.
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.