e-Panel

Bisiklete binen çocuklar (Children riding bicycles), Midyat, 2004 © Nuri Bilge Ceylan
Eşekli oğlan çocuğu (Boy with the donkey), 2004 © Nuri Bilge Ceylan
Sapanlı oğlan çocuğu (Boy with a sling), 2004 © Nuri Bilge Ceylan
Köy (The village), 2004 © Nuri Bilge CeylanNuri Bilge Ceylan, fotoğraflarında, kendine özgü estetik anlayışını güçlü bir biçimde ortaya koyuyor. Nuri Bilge Ceylan'ın "Sinemaskop Türkiye" sergisi, Selanik ve Londra'dan sonra şimdi de Türkiye'de. Ceylan'ın, "İklimler" filminin mekân araştırmaları sırasında panoramik fotoğraflar çekerek başladığı serüven, son dört yıl içinde ciddi bir arşiv oluşmasıyla sergiye dönüştü.
Fotoğrafın kısa tarihi, belgelemeden sanata, geniş bir ilgi alanını içerir. Bugünkü görsel vizyonumuzu oluşturan tüm fotoğraflar, yaklaşık 170 yıla yaklaşan süreç içinde devinimini sürdürüyor. Fotoğrafın resim dışında öncülü olmamasından kaynaklanan şaşırtıcılığı, zaman içinde kanıksanmasıyla başka noktalara doğru yöneldi. Resmin elinden alınan 'benzetme' özelliği, zaman içinde fotoğrafı farklı arayışlara götürdü.
Renkli fotoğrafın icadından önce fotoğraflar renklendirilmeye başlamış, dijital teknolojinin gelişimi beklenmeden kolaj ya da üst üste baskı gibi yöntemler kullanılarak farklılık yaratılmıştı. İçeriği kuşatan biçim, adeta görsel algılamanın çerçevesi oldu. Hepimiz çok iyi biliriz ki, her filmin başlangıç ve bitiş sahnesi birer fotoğraftır. Yönetmenin görsel tercihleri, anlatımı bir romanın özgür seçeneklerinden, pelikülün değiştirilemez tutsaklığına götürür.
Nuri Bilge Ceylan'ı eskiden bu yana tanıyanlar, onun sinemacılığından çok daha öncesine dayanan başarılı fotoğraf geçmişini bilir. Bizlerin daha öğrenci olduğu 1980'li yılların başında, Nuri Bilge Ceylan da girdiği fotoğraf yarışmalarında ödüller kazanıyor ve bu yarışmaların sergilerinde fotoğrafları büyük ilgi görüyordu.
Özellikle siyah beyaz fotoğrafçılığın teknik ve anlatım öğelerini fotoğraflarında başarıyla kullanan Ceylan, dünya görüşünü fotoğrafları üzerinden izleyenleriyle paylaşırken, kendine özgü estetik anlayışını da güçlü bir biçimde ortaya koyuyordu.
Renkli ve sinemaskop
Nuri Bilge Ceylan, sineması ile paralel giden dönemde ürettiği panoramik fotoğraflarıyla, içinde uyuyan fotoğraf devini yeniden uyandırdı. Fotoğrafın hiçbir sanat dalında olmayan gizemi gerek araştırma gezilerinde gerekse filmlerin çekimlerinde Ceylan'ı fotoğraf çekmeye yöneltiyor. Ve Ceylan yeni döneminde, tıpkı filmlerde olduğu gibi çarpıcı orantısı ile onu bekleyen panoramik boyutun içine figürlerini yerleştiriyor.
Bu fotoğraflar, sıradan gibi gözüküp, asla sıradan olmayan anların gizemini kendilerine bakan gözler üzerinden iletiyor.
Nuri Bilge Ceylan, tıpkı filmlerinde olduğu gibi panoramik fotoğraflarında da geniş alanları, espasları kullanıyor. Nesnelerle uzay arasındaki boşluklara adeta fısıltıları yerleştiriyor. Onun fotoğrafları konuşmak yerine susmayı yeğliyor. Müziği, notalardan çok 'es'lerin oluşturduğunu ve büyük sessizliklerle daha çok şey anlatılacağını iyi biliyor Ceylan. Bu onun aynı zamanda iflah olmaz varoluşçu yanını da oluşturuyor.
Doğu'nun gizemini en iyi anlatan sözcük olan mistik, bu fotoğrafların okunmalarında anahtar görevini üstleniyor. Batı'nın sanatı ile doğuya bakıldığında; hem otantizmin pençesine düşmeden hem de oryantalizmin maşası -öteki- olmadan gıpta edilecek bir sükûnet ile çekmiş fotoğraflarını Nuri Bilge Ceylan. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi; ama bu kez biraz daha geniş bir çerçeveyle...
Merih Akoğul, Milliyet Sanat Dergisi, Nisan 2007 yazısından alıntıdır.

Demiryolundaki kız (Girl on the railroad), 2003 © Nuri Bilge Ceylan
İshakpaşa Sarayı (Ishakpasa palace), 2005 © Nuri Bilge Ceylan
Urfa'da motorsikletli genç (Motorcycle boy in Urfa), 2004 © Nuri Bilge Ceylan
Beyoğlu'nda tramvaylar (Trams in Beyoglu), Istanbul, 2004 © Nuri Bilge CeylanFOTOĞRAF ÇEKMEK BENİM İÇİN TERAPİ GİBİ
Siz önce fotoğrafçıydınız. Sonra sinema yapmaya başladınız ve fotoğraf çekmeyi bıraktınız. Neden yeniden fotoğraf çekmeye başladınız?
Sinemaya başladığım zamanlarda sinema, hayatımı daha çok işgal ediyordu. Yasalarını pek bilmediğim yeni ve büyük yabancı bir aleme girmekte olduğum düşüncesi bütün boş zamanlarımı bu konudaki eksiklerimi kapatmaya yönelik araştırmalara harcamama neden oluyordu. Nedenini tam anlayamadığım garip bir korku, kaygı ya da eksiklik duygusu yakamı bir türlü bırakmıyordu. Daha sonra sinema yerine oturmaya başlayınca sanki içimde yer açıldı.
O yere de fotoğraf gelip yerleşti. Şimdi çok daha fazla işim olmasına rağmen fotoğraf için daha kolay zaman ayırabiliyorum. Çünkü o bütün boş zamanların içine ahtapotun kolları gibi yayılan endişeden ve güvensizlik duygusundan pek eser kalmadı. Hatta film çekimleri sırasında bile fotoğraf çalışabiliyorum. Tabii yeniden başlamamda tesadüflerin de etkisi olduğunu söylemeliyim.
Nasıl bir tesadüf?
'İklimler'i çekmeyi planladığım bir dönemde Ebru ile, Kapadokya'da oturan bir arkadaşımızı ziyarete gitmiştik. Bir akşamüstü arkadaş bizi çevrede gezdirirken Ortahisar'ın -sergide var- bir fotoğrafını çektim. Öylesine. Sonra İstanbul'a dönünce baktım. Çok sevdim bu fotoğrafı. Belki aynı yöntemle çalışmaya devam edilebilir diye düşündüm. 'İklimler'i yapacak olmak bana zor gelmiyordu artık nasılsa. Sinema işi hafiften rutinleşmeye başlamıştı çünkü. O nedenini bilmediğim garip kaygı yok olup gitmişti artık. Fotoğraf zaman zaman insanı doğayla baş başa bırakan bir uğraştır. Gidersin rüzgârı hissedersin, yalnızsındır, bir huşu duygusu kaplar içini. Onları özlemişim, o yüzden terapi gibi geldi, devam ettim. 'İklimler'e mekân bakmak için Türkiye'nin çeşitli yerlerini gezerken de fotoğraf çekmeyi sürdürdüm.
Yol ve yolculuk ne ifade ediyor sizin için. Çünkü hem sinemanızda hem de fotoğraflarınızda bu unsunlar var?
Artık fazla şey ifade etmiyor. Eskiden böyle düşünmezdim. Seyahat edebildiğim sürece mutsuz olmam imkânsız diye düşünürdüm. Hayalim National Geographic fotoğrafçısı olmaktı. Özellikle Uzakdoğu ve Himalayalar gezilerden sonra seyahatin içimdeki o derin boşluğu dolduramayacağını hissettim. Sanki her yer birbirine benziyor, kültür değişse de insanın özü değişmiyor duygusu ben de insanın iç dünyasında derinleşmenin, orada bir yolculuk yapmanın önünü açtı. Tanıdığım insanları ve kendimi daha iyi tanımak, yeni insanlar tanımaktan daha önemli görünmeye başladı.
Taşralılık ve kentlilik. Sizin filmlerinizde bunu görüyoruz. Ama iki tarafta da mutlu değiliz.
İnsanoğlunun mutsuzluk üreten bir doğası var... Ama ben taşralılık ve kentlilik üzerine film yaptığımı sanmıyorum. Senaryo yazarken bu, eksene oturttuğum bir şey değil.
O kendiliğinden ortaya çıkıyor. Çünkü ben ve çevremdekiler taşra kökenli olduğundan, taşralı özelliği olan iyi bildiğim karakterleri yazıyorum. Türkiye dünyanın taşrasında olan bir yer zaten. O yüzden taşralılık duygusu kanımıza sinmiş. Ne yapsak bir yerden çıkıyor.
Olkan Özyurt, Radikal Gazetesi, 8 Nisan 2007 - Nuri Bilge Ceylan ile Söyleşisinden alıntıdır.

Çınar ağacının yanındaki yaşlı adam (Old man by the plane tree), Istanbul, 2004 © Nuri Bilge Ceylan
Halk plajı (Public beach), Istanbul, 2006 © Nuri Bilge Ceylan
Eve Dönüş (Returning Home), Ardahan, 2004 © Nuri Bilge Ceylan
Kapadokya'da bir köy (Village in Cappadocia), 2003 © Nuri Bilge CeylanSİNEMA YÜZÜNDEN FOTOĞRAFIN YALNIZLIĞINI UNUTTUM
Fotoğraf sizin çıkış noktanız ve sinemanızın da yapı taşı. Nasıl başladı fotoğraf maceranız?
Galiba 14-15 yaşlarındaydım. O zamanlar etrafımda sanat adına pek birşey yoktu. Folklor falan yapıyordum ama etrafımda model olabilecek kimse yoktu. O dönemlerde doğum günümde birisi bana fotoğraf kitabı hediye etti. Kitapta anlatılan fotoğrafçılık bana çok renkli ve heyecanlı bir oyun gibi gözüktü. Sevebileceğim bir oyun gibi geldi. Karanlık odayı falan anlatıyordu ve bir şekilde aklıma girdi. Böyle şeyler insanın hayatında ne çok şeyi değiştirebiliyormuş diye bazen aklıma o gelir. Kitabın etkisinden kurtulmadan elime yurtlar kurumundan bir miktar para geçti. Gidip agrandizör falan aldım. Bir arkadaşımla birlikte fotoğraf çekip basmaya başladık. O günlerde çektiğim fotoğraflardan ikisi İFSAK'ın düzenlendiği bir etkinlikte sergilenmek için seçilmişti. O zaman duyduğum sevinci belki Cannes'da ödül aldığım zaman bile hissetmemişimdir. Tabi yüreğin gençliğinden gelen armağanlar bunlar.
Sinemanıza nasıl bir katkı sağladı fotoğraf çekmek?
İşin teknik tarafını biliyor olmak sanki sinemayı da yapabileceğim yanılgısını yarattı başta. Sahte bir güven hissettim o yüzden ve başladım. Sinemaya başladıktan sonra benzemediğini anladım ama en azından başlamıştım. Daha sonra gerisi geliyor zaten.
Fotoğraflarınızda oldukça fazla insan yüzleri var. İnsan yüzünün fotoğraflarınızdaki anlamı nedir?
İnsan yüzü dünyanın en güzel manzarasıdır. Normal bir manzara resminde insansız manzarayı pek sevmem. Bir insanın manzarayla olan ilişkisini gördüğümde daha çok etkileniyorum. Fotoğrafta insanı severim. O manzaraya bakan ufacık bir insan bile görünse daha etkileyici oluyor sanki. Sonuçta manzara izleyicinin bakış açısıyla anlamlanır ve manzarayla insan ilişkisini gösterdiğimde manzaranın görkemi ortaya çıkıyor biraz.
Fotoğraf ve sinema arasında nasıl bir fark var sizin için?
Sinemada o kadar kalabalık bir ekiple çalışıyorum ki çok yoruluyorum. Fotoğraf çekerken dinleniyorum. Biraz terapi gibi geliyor. Rüzgârı hissedersiniz, zaman geçirir, sesleri dinler, doğadaki dengeyi kollarsınız. Tanrı gibisinizdir. Bu nedenlerle fotoğraf üretme aşaması sinemaya göre daha zevklidir. Yazarın ve ressamın yalnızlığını her zaman kıskanmışımdır.
Yani fotoğraf sizin kaçış alanınız...
Gençliğim yalnızlığın karanlık zindanlarında geçmiştir diyebilirim. Ama gene de yalnızlığı severim. Ancak yalnızlığı sinema yüzünden unuttum biraz. Fotoğraf sayesinde tekrar yalnız çalıştığım zamanlar yaratabiliyorum.
Ödüllü filminiz İklimler için mekân ararken fotoğrafları çektiniz. Saatlerce doğru ışığı yakalamak için beklediğiniz bir fotoğraf oldu mu?
Beklemekten çok tekrar giderim. Mesela İhsakpaşa Sarayı'na dördüncü gidişimde çektiğim fotoğrafı beğendim ve sergiye aldım. Filmi çekerken orada bir sahnemiz vardı. Bulutlar ve kar durumu iyiydi. Film çekimini bitirir bitirmez fotoğraf çekmeye başladım. Aslında filmlerim için çok fazla mekân gezisi yapan biri değilim. Fotoğraf çekimi de yapmayacak olsaydım, 'İklimler' için o kadar çok mekân gezip gezmeyeceğimden de emin değilim.
Sinemaskop Türkiye sergisi yurtdışında da sergilendi. Nasıl tepkiler aldınız?
Şaşıracağım kadar iyi. Sanırım bu biraz da sinemacı kimliğimle alakalı. Sinema daha popüler sonuçta ve sinamacının yaptığı fotoğraflar diye daha fazla dikkat çekiyor. Bir sanatçı olarak ülkemin daha iyi tanınmasını isterim. Sanat yapan herkeste ülkesini tanıtma içgüdüsü vardır. Böyle bir yan duyguyla da çektim fotoğraflarımı biraz.
Sinem Gürleyük, Hürriyet Gazetesi (Keyif), 7 Nisan 2007 - Nuri Bilge Ceylan ile söyleşisinden alıntıdır.

Boğazdaki vapurlar (Ships in the Bosphorus), 2004 © Nuri Bilge Ceylan
Balıkçının oğlu (Son of the fisherman), 2004 © Nuri Bilge Ceylan
Kışın sokak dönemeçi (Curved street in winter), Istanbul, 2004 © Nuri Bilge Ceylan
Biz iki kardeş ise onun hayat boyu verdiği mücadelelerin anılarıyla doluyuz. Kasabanın eğitimsiz, koşullanmış insanlarına karşı verdiği mücadeleler, ağaçlara sahip çıkmak için yürüttüğü yıllar süren davalar, annemle birlikte inanılmazı gerçekleştirircesine yaptıkları bina, araba davası vs.
Bu sergiyi neden gerçekleştirdik?
İnsanlardan ona vereceklerinden de azını isteyen, Pavese’nin “ Kahramanlığın tek kuralı yalnız, yalnız, yalnız olmaktır. “ sözünü düşündürtürcesine yalnız bir hayat süren bizim kahramanımızı birazcık anlatabilmek için…
Göze aldığı hayatın zorluklarına insanüstü bir çabayla katlanabildiği için…
Günümüzde nerdeyse hiç rastlanmayan bir şekilde birçok şeyi yoktan var ettiği için…
Ve yürüdüğü yoldan asla ve asla vazgeçmeden sonuna kadar gittiği için…
Kabul görmeye, alkışlanmaya ihtiyaç duymayacak kadar güçlü olduğu için…
En önemlisi tutkularını gerçekleştirecek azmi ve iradeyi, karşılığı olmadığını bildiği bu toplumda gösterebildiği için...
En sonunda belki de böyle bir hayata özlem ve gıpta ettiğimiz için…

Tarlada, Çakıroba, Yenice, 1993
Amerika’dan binbir zorlukla getirdiği o minicik fotoğraf makinesini kurcalarken fotoğrafa merak saran Bilge’nin, sonra bana da bulaşan fotoğraf sevdamızın ve katettiğimiz yolların kaynağında onun ışık saçan varlığının olduğundan emin olduğumuz için…
Ve de aylardan gene Nisan. O tam 86 yaşında. Birlikte olacağımız günlerin sayısının hızla azaldığını hissettiğimiz için…
Geçen gün bu yazıyı yazmadan önce telefonda ona biraz hayatıyla ilgili bir şeyler sormak istedim. Benim hayatımda ilginç bir şey yok dedi. Bunlara gerek yok dedi. Ben kabuğumda yaşamak isterim dedi. Babasıyla ilişkilerini sormak istedim, seni sever miydi dedim. Biraz şaşkın, “Yoktu öyle bir şey“ dedi. “Biz sadece çalıştık.” dedi. Az duraklamadan sonra sesini yavaşlatarak, “Çalışmaktan başka bir şey hatırlamıyorum.” dedi.
Ve ekledi. “Bu yaşa kadar da geldim.”
. . .
Nice yıllara Babacığım,
Nice yıllara!
Emine CEYLAN
“Babam İçin “ sergi kataloğu giriş yazısından alıntıdır. Yazının tamamını okumak için:
http://www.nuribilgeceylan.com/photography/formyfathertextturk.php
Emine Ceylan’ın resmi internet sitesi : www.emineceylan.com

Gündüz şekerlemesi (Daytime Nap), Yenice, 2006 © Nuri Bilge Ceylan
Yük Treni (Freight Train in the Step), 2007 © Nuri Bilge Ceylan
Öğleden Sonra (Midafternoon), 2006 © Nuri Bilge Ceylan
Yağmurdan Sonra (After the Rain), 2006 © Nuri Bilge Ceylan
Fırtınalı Deniz (Rough Sea), 2007 © Nuri Bilge Ceylan
Sobalı Odade (Room with the Stove), Yenice, 2006 © Nuri Bilge Ceylan
Kar Yağışı (Snowfall), 2007 © Nuri Bilge Ceylan
Tarlasında, Meşe Ağaçları Altında (Under the Oaks in his Field), 2007 © Nuri Bilge Ceylan
Kış Işığı (Winter Light), 2007 © Nuri Bilge CeylanSerinin tamamını görmek için lütfen tık'layınız.
Serinin, Emine Ceylan tarafından çekilmiş fotoğrafları için lütfen tık'layınız.
1959, İstanbul doğumlu.
Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde iki yıl sinema eğitimi gördü. Boğaziçi Üniversitesi'ndeki eğitimi sırasında üniversitenin dağcılık ve mağaracılık kulüplerine katılarak, doğa aktiviteleri ile ilgilendi. 1980'lerde kimi portfolyoları Gergedan gibi dönemin nitelikli kültür ve sanat dergilerinde yayınlanan Ceylan, yaptığı dört filmin de, yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımcılığını üstlendi. Sinemaya Koza adlı kısa filmiyle adımını atan Ceylan bu filmiyle, Cannes Film Festivali'nin ilgili bölümüne katılma başarısını gösterdi. Ceylan 1997'de ilk uzun metrajlı filmi olan ve başta Berlin Film Festivali olarak pek çok dünya festivalinde gösterilen üç bölümlü, otobiyografik ve pastoral Kasaba filmini, 1999 yılında da bir meta-film olan ve ilk iki filmdeki otobiyografik izleği sürdüren ve büyük başarı kazanan Mayıs Sıkıntısı'nı çekti. Film, Berlin Film Festivali'nin yarışmalı bölümünde gösterilmişti.
56. Cannes Film Festivali’nde yarışan ve favori filmler arasında gösterilen Nuri Bilge Ceylan’ın 2002 yapımlı dram filmi Uzak, Altın Palmiye’den sonra festivalin ikinci önemli ödülü olan ‘Büyük Jüri Ödülü’nü (‘Grand Prix’) aldı. Filmde yalnız ve yabancılaşmış iki kuzeni oynayan filmin başrol oyuncuları Muzaffer Özdemir ve film tamamlandıktan hemen sonra bir trafik kazasında ölen Mehmet Emin Toprak da ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü paylaşarak Türk sinema tarihinin en parlak başarılarından birine imza attılar.
Ceylan'ın dördüncü uzun metrajlı filmi olan İklimler, 2006 Cannes Film Festivali'nin yarışma bölümüne kabul edildi. Ceylan'ın o güne kadar çektiği en büyük bütçeli eser olan film, dijital görüntü teknolojisiyle kotarıldı ve görüntü yönetmenliğini Ceylan'ın kendisinin üstlenmediği ilk filmi olma özelliğini kazandı. Filmin bir diğer önemli özelliği ise, Nuri Bilge Ceylan'ın bu kez kamera önüne de geçerek, eşi Ebru Ceylan'la başrolleri paylaşmış olmasıdır.
2008 Cannes Film Festivali'nde küçük zaafların büyük yalanları doğurmasıyla parçalanan bir ailenin, gerçeklerin üzerini örterek bir arada kalma çabasını anlatan Üç Maymun filmiyle "En İyi Yönetmen Ödülü"nü aldı. Ödülü aldıktan sonra yaptığı teşekkür konuşmasında "Bu ödülü birisine adamak istiyorum: Tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum" dedi.
Filmografi :
Koza (1995)
Kasaba (1997)
Mayıs Sıkıntısı (1999)
Uzak (2002)
İklimler (2006)
Üç Maymun (2008)
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/
Nuri Bilge Ceylan’ın resmi internet sitesi : Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
www.nuribilgeceylan.com