"Güneşi gönlümüzde doğuran, saygı değer Aykut MISIRLIGİL Hocama…"
BUĞU KENTLERİ’NİN UNUTULMUŞLARI
Arsuz Plajında, yeşil gözlü güneşi Doğu Akdeniz’e batırırken hep aynı sahne gelir gözlerimin önüne...
Pırıl pırıl güneş tenli bir aşıktır Doğu Akdeniz….
Bir kız görürüm sonra; “Lübnanlı” ,
yanında bir delikanlı…
Birlikte girer, birlikte çıkarız denizden,
uzanırız kumlara yorgun argın, sere serpe…
Bir içim sudur Lübnanlı kız,
“uykulu bir ilkyaz güneşi” ya da “çiğli çiğdemlerin eşi”
Geride bıraktığım sevgilimi hatırlarım…
Ortadoğulu o delikanlının kıllı bir maymunu andıran eli, gezinir durur kızın çıplak omuzlarında… ve yine sevgilim gelir aklıma, burkulur içim…
Derindir felsefesi delikanlının, derindir tutkusu !
Durmadan yalvarır kıza kendi dilince :
“Yapma be şekerim, düşünme bu kadar ince, boşver…
çocukluğu bırak, yaşamana bak, bu dünya ancak bir mevsimlik bizimdir !
anlıyor musun bir mevsimlik….”
Ortadoğulu olduğumu hatırlarım yeniden.
Yapan, yakılan, seven, bölünen, birbirine düşürülen, yoksul, hüzünlü, çaresiz ve de mutlu bir Yakındoğuluyumdur ben de…
Tüm yüzler, tüm şehirler, tüm isimler birbirine karışıverir ansızın…
Beyrut İstanbul, Bağdat Şam, Hayfa Antakya, Humus Tahran, Antep Tebriz, Lazkiye İsfehan oluverir…
Yüreğim beni karşı kıyıya taşır, o iki Doğu Akdenizli aşığı düşündükçe.
Görmek, hissetmek, yaşamak isterim o hüzünlü esintiyi.
Politikacıların entrika üstüne entrika tasarladığı, insanın unutulduğu, sevginin görmezden gelindiği, Aramilerden Emevilere, Hititlerden Abbasilere, Moğollardan Kölemenlere, Keldanilerden Osmanlılara, Perslerden Makedonyalılara uzanan hüzünlü bir medeniyet kalıntısının, yaralı toprakların ve unutulmuş insanların içindeyimdir, ya da onlardan biriyimdir düpedüz….
Doğduğum, yaşadığım toprakların unutulmuşları gibidir onlar da.
Ne birbirlerine karşı düşmanlık besleyen aynı ırkın, aynı toprağın dalkavuklarını, düzenbaz politikacılarını; ne de “benim kültürüm seninkinden iyi” ahmaklığıyla iki nehrin arasıdaki büyülü medeniyeti yok eden pragmatist Anglo-saksonları düşünemem !
Hissetmek istediğim tek şey vardır;
O büyülü medeniyetlerden geriye kalanlar ! ve o medeniyetin üzerinde yaşayan, hayatları savaşla başlayıp savaşla sona eren, her an kandırılan, kırdırılan unutulmuşlar !...
Hama’nın, Humus’un, Aleppo’ nun, Demascus’ un unutulmuşları….
Ruhtan ruha kılıktan kılığa bürünür unutulmuşluğum…
Orantes’in kıyısında su dolaplarına karşı cuma dinlencesinin keyfini süren baba ve oğulumdur…
bombalanmış sessiz bir kentin duvar diplerinde sigarasını tüttüren dişleri dökük bir ihtiyar ya da Halit Bin Velit Camii’nin köşesinde ayakkabı boyayan kavruk tenli bir çocuk…
Selahaddin’in mezarı başında kendini unutan bir adam, Hamidiye’nin önünde gülümseyen bir kadın, Halep Kalesinin taşlarına uzanmış delikanlılar, Emeviye Camii’nin köşesinde nargilelerini tüttüren esnaflar, Ortadoks Kilisesinde dua eden genç kızlar, deve kasabı, zahter ustası, yabancı sigara satıcıları…
Sonra yine Rıza Polat’ın dizeleri takılır gönlüme;
Birbirinin aynasında iki derya…
Şehvet ve kadın kokan bir gece !
Zakkum ağaçlarının karanlık gölgesinde gizlice
Ağlıyordu biri !
Ağlıyordu bir içim su !
Suçlu ellerinin parantezinde suçlu yüzü,
Ağlıyordu sessizce
O,
Kıllı maymun elli
Gence
Gelince !
Bir şarkı tutturmuştu, inceden ince
Kendi dilince
Saçma sapan…
Sarhoştu !....
Dönüyordu başı,
Dönüyordu evren !...
Bitmişti şölen,
Bitmişti her şey,
Sofra boş,
Kadehler boştu !...
Ertesi sabah kumsalda,
Ne o kız vardı,
Ne de “Lübnan” lı
O delikanlı !...
Tuzlu bir meltem esiyordu !....
Martılar martılara şöyle diyordu:
“Yapma be şekerim,
Düşünme bu kadar ince !
Boş ver…
Çocukluğu bırak,
Yaşamana bak,
Bu dünya ancak,
Bir mevsimlik bizimdir….”
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi