Okan Koçyiğit kimdir, bize biraz kendinizi tanıtır mısınız ?
1972 yılında Kırşehir’de doğdum. Yaklaşık on beş yıldır Denizli’de yaşıyorum. Edebiyat öğretmeniyim. Yirmi yıla varan bir kuş gözlemciliği geçmişim var. Yaklaşık üç yıldır da gözlemciliğin yanında kuş fotoğrafları çekiyorum. Okulumdan ve ailemden artan zamanımın büyük kısmını kuş gözlemciliği ve fotoğrafçılığı ile dolduruyorum diyebilirim.
Sizi kuş fotoğraflamaya yönlendiren şeyler nelerdir ?
Genel anlamda doğaya, özelde ise kuşlara çocukluğumdan beri büyük bir sevgim ve merakım vardır. Daha küçük yaşlarda ansiklopedilerden ve değişik kaynaklardan kuşlarla ilgili bilgileri okur, o günlerin kısıtlı bilgi edinme şartlarında gördüğüm kuşları tanımlamaya çalışırdım. Sonra bir dürbün edindim. Dağları, vadileri dolaşmaya ve bilgimi genişletmeye çalıştım. Gözlemcilikte bir noktaya ulaştıktan sonra ister istemez gördüklerinizi belgeleme istek ve ihtiyacı doğuyor.
Bu konuyla ilgili aldığınız eğitimler nelerdir ? Özel bir eğitim almadıysanız kendinizi nasıl geliştirdiniz ?
Fotoğrafçılıkla ilgili herhangi bir eğitim almadım. Yani tam bir alaylıyım. Fotoğrafçılıkla ilgili bilgimin büyük kısmını, bu işte geçmişi daha fazla olan üstatlarımızdan öğrendim diyebilirim. Yanı sıra, deneme yanılma yoluyla ve bol bol çekim yaparak da kendi kendime çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. İnternet ve yazılı basın kaynaklı güncel bilgileri de takip ederek birikimimi arttırmaya çalışıyorum.
Kuş fotoğrafçılığı ile ilgili ne gibi çalışmalarınız oldu (eğitim verme, seminer sunma, gösteri yapma, sergi açma, ödüller, v.b.), gelecekte yapmayı düşündüğünüz projeler nelerdir ?
Geçen ocak ayında fotoğrafçı dostum Ümit Özgür’le müşterek bir fotoğraf gösterimiz oldu. Kuşlar ve kuş gözlemciliği üzerine sohbet ve kuş fotoğrafları gösterisiyle renklendirmeye çalıştığımız etkinliğe Denizlili fotoğraf severlerin gösterdiği yoğun ilgi bizi oldukça şevklendirdi. Ayrıca yerel televizyonlarda kuş gözlemciliği ve kuş fotoğrafçılığı üzerine bilgilerimi aktarabilmek adına çeşitli programlara katıldım. Geleceğe dönük olarak yine sevgili Ümit Özgür ile birlikte kuş gözlemciliği ve kuş fotoğrafçılığını anlattığımız, fotoğraflarımızı sergilediğimiz etkinliklere devam etmeyi düşünüyoruz. Özellikle ortaöğretim kurumlarında ve üniversitede yapacağımız gösterilerle doğaya dair bilincin artmasında en azından Denizli çevresinde bir katkımızın olacağı inancındayım.
Kuş fotoğrafçılığının doğa fotoğrafçılığının bir kolu olduğunu biliyoruz. Manzara ve makro fotoğraf çekimi ile kıyaslarsanız ne gibi farklılıkları, kolay ve zor yönleri var ?
Kuş fotoğrafçılığı tabii ki daha zor bir kategoridir. Bir kere en başta kendinize seçtiğiniz modeller, yani kuşlar sürekli hareket halinde olan ve sizinle aralarında daima belirli bir mesafeyi korumaya çalışan canlılardır. Çünkü sonuçta insanı, hele elinde kocaman telelerle yaklaşanları tehdit olarak görürler. Işık, kompozisyon, mesafe gibi pek çok şartı fotoğrafı çeken kişi değil, kuşlar belirler. Bir manzara veya üzerinde makro çalışacağınız bir çiçek ya da benzeri objede çekim şartlarının çoğunu siz belirlersiniz. Bizim böyle bir şansımız çoğu zaman yoktur. Ayrıca çekeceğiniz kuş size genellikle birkaç saniyeyi aşmayan küçük bir şans tanır. Bu şansı kaçırmamak için hızlı da olmak zorundasınızdır. Kuş fotoğraflamaya başlamadan önce “Kuş çekmekte ne var ki?” tavrına sahip pek çok dostumuzun bu işi yapmaya başladıktan sonra zorluğunu itiraf etmelerine dair çok örnek vardır.
İyi bir kuş fotoğrafçısı olabilmek için öncelikle belli bir kalite ve yeterlilikte ekipmana sahip olmak şart mıdır ? Bu iş için minimum gereksinimler nelerdir ? İdeal olan odak uzunluğu kaç mm’den başlar, hangi aralıkları kapsar ?
Tabii ki her ekipmanla kuş fotoğraflamak mümkün değildir. Ancak bundan daha büyük olan bir yanılgı vardır ki o da iyi bir ekipmanın kendiliğinden mükemmel kuş fotoğraflarını getireceğini sanmaktır. Ben kuş fotoğrafçılığının bileşenlerini sıralarken ekipman faktörünü genellikle son sıralara yazarım. Her şeyden önce kuşları sevmek ve iyi tanımak ekipmandan daha önemlidir. Yine de asgari gereksinimler olduğu da bir gerçektir. Öncelikle 300mm odak uzunluğunun altında kuş fotoğraflamanın çok da mümkün olmadığı aşikardır. Kuş fotoğraflayan insanların ekipmanlarına baktığınızda odak uzunluğunun 300mm ile 500mm arasında yoğunlaştığını görürsünüz. 300mm çoğu kez kısa gelirken 500mm ve üstü objektiflerin ağırlık sorunu da onları çoğu kez arazide pratik bir şekilde kullanmanızı imkansız kılar. Kişisel görüşüm diyafram değeri düşük, ve sabit odak uzunluğuna sahip 400mm’ lik bir objektifin en ideali olduğu yönündedir. Tabii bunun yanında hızlı bir fotoğraf makinesi de şarttır.
Sizce Türkiye’de yaşamak kuş fotoğrafçılığı açısından ne gibi avantajlar ve dezavantajlar sunmaktadır ?
Türkiye’de yaşamak kuş fotoğrafçılığı açısından kesinlikle en büyük şanstır. Gerek üreyen, gerekse göç ve kışlama için ülkemizi kullanan türlerin zenginliği civarımızdaki hiçbir ülkeyle karşılaştırılamayacak kadar büyük fırsatlar sunuyor bize. Tür zenginliği açısından tüm Avrupa ülkelerinden daha şanslıyız. Ayrıca kuşların ana göç yolları üzerinde bulunuyor olmamız işin diğer bir cazip yönüdür. Dezavantajlara gelince, benim kişisel olarak karşılaştığım en büyük sorun kuş gözlemciliği ve fotoğrafçılığının yeterince tanınmadığı ülkemizde insanlarımızın, elinde teleskop, dürbün ve tele-objektiflerle gezen bizlere şüpheyle yaklaşmalarıdır diyebilirim. Arazide fotoğraf peşindeyken avcı ya da define arayıcısı zannıyla jandarmaya ihbar edilmişliğim bile vardır. Ancak zamanla doğa fotoğrafçılığının yaygınlaşması bu küçük sorunları yok edecektir.
Her kuş türünün kendine özgü bir habitatı (yaşam alanı) vardır. Örneğin bir kaya kartalını çekmek için yüksek dağlara, bir yalıçapkınını çekebilmek için temiz akarsu kenarlarına, bir flamingoyu çekebilmek için ise tuzlu göllere gitmeniz gerekir. Yani hangi türü nerede ve hangi dönemde çekeceğinizi bilmek demek kuşları ve yaşam alanlarını bilmek demektir. Genel olarak sulak alanlar her zaman daha fazla tür barındırır. Dağlar, vadiler, deniz kıyıları, bozkırlar ve ormanlar da kendilerine özgü türleri barındırırlar. O yüzden nerede yaşıyor olursanız olun, çevrenizde mutlaka kuş fotoğraflama açısından verimli alanlar bulursunuz. Örneğin Ankara ve çevresi için Mogan, Nallıhan, Kulu gibi pek çok alan sayabiliriz. Yine ülke çapında Gediz Deltası, Göksu Deltası, Kızılırmak Deltası, Acıgöl ve adını sayamayacağımız pek çok sulak alan, dağ, orman habitatları kuş fotoğrafçılığı için uygun yerlerdir. Göç eden kuşları gözlemlemek ve fotoğraflamak için İstanbul’da Sarıyer sırtları ve Çamlıca, Hatay’daki Amanos Dağları, Doğuda ise Çoruh Vadisi en uygun yerlerdir. Mart-nisan-mayıs ayları ilkbahar göçünün, eylül-ekim ayları ise sonbahar göçünün en yoğun izlenebileceği dönemlerdir.
Bir kuş fotoğrafçısını doğaya çıktığında ne gibi şartlar beklemektedir ? Buna karşı ne tür bir donanım (ekipmanı ve kendini korumaya yönelik malzemeler), ön hazırlık ve tecrübe gerekir?
Eğer doğada iseniz her sürprize hazırlıklı olmanız gerekir. Yağmur, kar, soğuk, sıcak, fırtına, toz… her türlü hava ve arazi koşuluyla mücadeleye hem fizik olarak hem de malzeme açısından hazırlıklı olmalısınız. Mevsime göre giyinmeye, yanımda yedek giysi bulundurmaya gayret ederim. Arazi yürüyüşlerine uygun ayakkabıları tercih ederim. Çadır, tulum, mat, yağmurluk, çizme gibi gereçleri aracımdan hiç ayırmam. Arazi koşullarında her zaman mümkün olmasa da ekipmanımı mümkün olduğunca doğrudan güneş ışığı, toz ve yağmurdan korumaya çalışırım. Sanırım bunlardan çok daha önemlisi asla kendinizi riske atacak parkurlara girmemenizdir. Kayalık vadiler, ormanlar her zaman riskli yerlerdir. Tabii ki en güzeli fotoğraf çekmek için araziye tek başınıza değil bir ya da birkaç dostunuzla çıkmaktır.
Doğal ortamındaki kuşların hareketlerini takip etmek ve en uygun anı yakalamak için araştırma, tecrübe, şans gibi faktörlerden en çok hangisine gereksinim duyulur ?
Saydığınız tüm faktörlerin de etkisi olduğuna inanıyorum. Neyi nasıl çekeceğinizi bilmek için onun hakkında mümkün olduğunca fazla bilgi edinmiş olmanız gerekir. Bu bilgiyi arazide pratiğe ve sonra da tecrübeye dönüştürmeniz gerekir. Sıradan kuş portrelerinden farklı “özel an” ları yakalamanız için de tabii ki şans faktörünün de yanınızda olması gerekir. Ayrıca sabır da çok ama çok önemlidir. Bir kare için kamuflaj altında, araç içinde ya da bir ağacın arkasında saatlerce kıpırdamadan ve ses çıkarmadan beklemeyi göze almanız şarttır.
Tabii ki ülkemiz koşullarında her kuş fotoğrafçısının ornitoloji uzmanı olmasını istemek olası değildir. Ancak araziye çıkıyor olmanız demek, arazinin asıl sahiplerinin yani kuşların ve diğer canlıların evine giriyor olmanız demektir. Doğa ve kuşlar hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadan, fotoğraf çekme hırsıyla araziye çıkan bir kişinin bence eli tüfekli bir avcıdan farkı yoktur. Bahar aylarında ağzında tırtılla bir çalının üstünde telaş içinde öten, oradan oraya çırpınan bir kuşun size poz verdiğini sanabilirsiniz. Ama böyle bir durumla karşı karşıya kalırsanız biliniz ki o telaşlı kuşun yuvasına çok yakınsınızdır.
Kuş fotoğrafı çekerken kamufle olarak kuşların mı size yaklaşmasını beklersiniz, yoksa siz mi onlara yaklaşmaya çabalarsınız? Araç içinden yapılan anlık çekimlerle iyi kuş fotoğrafı yakalamak mümkün müdür? Siz ne tür bir taktikle yaklaşmaktasınız konulara? Kullanılan kamuflajlarla ilgili kısaca bilgi verebilir misiniz?
Bugün artık pek çok kuş fotoğrafçısı kamuflaj kullanmaktadır. Böylelikle hem kuşlara daha fazla yaklaşma hem de onları rahatsız etmeden istediğinizi alma şansını yakalarsınız. Kamuflaj giysileri yurtdışından getirtilebildiği gibi kendiniz de kamuflaj kumaşıyla pekala benzer giysiler ya da çadırlar diktirebilirsiniz. Örneğin ben kendi hazırladığım bir kamuflaj çadırını kullanıyorum. Araç içinden çekim de bizlerin en çok kullandığı yöntemlerden biridir. Aracınızın kapısına uygun şekilde diktireceğiniz bir fasulye torbasıyla son derece stabil çekimler yapmanız mümkündür.
Yavru kuşların, anneyi ve yavruları rahatsız edecek derecede yakından çekilmesinin etik ve biyolojik açıdan uygun olmadığını biliyoruz. Bu tür kareleri çekerken canlıları rahatsız etmeden uygulanabilecek yöntemler var mıdır?
Yuva ve yavru fotoğrafları çekmeyi ben de çok doğru bulmuyorum. Ancak yine de arazideyken tesadüfen bir yuva görmüşseniz fazla oyalanmadan ve flaş da kullanmadan bir iki kare almak olasıdır. Ancak önemle vurguluyorum, yuvanın başında geçireceğiniz fazladan her saniye hem yavrulara zarar verir hem de ebeveyne büyük stres yaşatır. Bu stres, yavruları ve yuvayı terk etmelerine bile yol açabilir. Bu tür çekimlerde de en iyi yöntem yine kamuflaj kullanmaktır.
Çok nadir fotoğraflandığını bildiğiniz kuş türleri ile karşılaşmak bir kuş fotoğrafçısı için nasıl bir duygudur ? Varsa bu tür karelerinize örnekler verebilir misiniz ?
Bana iki seçenek sunsalar ve deseler ki, “Yaygın türlerden birinin Türkiye’de çekilmiş en kaliteli fotoğrafına imza atmak mı istersin yoksa nadir/rastlantısal türlerden birinin kalitesiz de olsa bir karesini almak mı?”. Ben kesinlikle ikincisini tercih ederim. Nadir bir türü fotoğraflamanın verdiği heyecan ve adrenalin her zaman bambaşkadır. Örneğin, 2005 yılı Aralık ayında Türkiye’de o güne değin sadece iki kişinin görebildiği ve hiç kimsenin fotoğraflayamadığı bir “Akbaşlı kirazkuşu”nu tanısalda olsa çekmeyi başarmıştım. O an yaşadığım heyecan ve mutluluğu çok nadir tatmışımdır. Halen türün ülkemizdeki tek fotoğrafıdır o.
Çekim sonrasında bilgisayar ortamında fotoğraflarınıza ne tür müdahaleler yapmaktasınız? Bu iş için belli sınırlar veya kısıtlamalar var mıdır?
Çekimlerimi RAW formatında yapıyorum. Eğer fotoğrafın ışığında bir sorun yoksa jpeg’e dönüştürüp kalan işlemleri Photoshop’ta sürdürüyorum. Photoshop’ta da her zaman uyguladığım klasik birkaç işlem vardır. Sert ışığın etkisini azaltabilmek için ‘shadow&highlight’, eğer keskinlikte eksiklik görürsem aşırıya kaçmamak kaydıyla ‘sharpen’, fotoğrafı sunuma hazır hale getirmek maksadıyla kadraj ayarı için kesme ve son olarak fotoğrafın önüne geçmeyecek sade bir çerçeve ile işlemleri bitiriyorum. Özellikle doğa fotoğraflarında yapılacak dijital müdahalelerin fotoğrafın dokusuna ve orijinalliğine zarar vermeyecek şekilde asgari düzeyde kalması taraftarıyım. Sonuçta Photoshop ya da benzeri programlar asla kötü bir fotoğrafı iyi yapamaz. Ama pekâlâ iyi bir fotoğrafı berbat edebilir. Ama eğer kıvamında kullanmayı bilirseniz iyi bir fotoğrafı mükemmel bir hale de getirebilir.
Kuş fotoğrafçılığında en ciddi sorunlardan birinin süper tele kategorisindeki objektiflerin ışık geçiriminin az olması ve elde çekim yaparken en küçük titreşim nedeni ile görüntünün blur çıkma tehlikesinin bulunması olduğunu biliyoruz. Çekim esnasında kullandığınız süper tele objektifin titreşimini engellemek için ne tür yöntemler veya teknikler kullanırsınız ? Genellikle elde mi, yoksa sabitleyici bir araçla mı çekim yaparsınız ?
Kuş fotoğrafçılığına ekipman açısından baktığımızda bence en büyük problemler şunlardır: Açınız daraldıkça, yani 300mm ve üzerine çıkıldıkça ekipmandaki titremeler artar. Eğer ışığınız az ise perde hızınız düşeceğinden yine sallantılar fotoğrafa büyük etki edecektir. Bir diğeri ise sürekli uçan, oradan oraya zıplayan kuşların hızlı hareketlerinden kaynaklanan blur/netsizlik etkisine ekipmanınızın perde hızının yetişememesidir. O halde kurallar kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bir kere ekipmanınızı mutlaka bir destekle (üçayak, monopod, fasulye torbası, v.b.) sabitlemeniz gerekir. İkincisi, mümkün olduğunca ışığın cömert olduğu günleri çekim için tercih etmektir. Ekipmanınız stabilse, ışık şartları da size yeterli perde hızını veriyorsa net kareler elde etmeniz gayet kolaydır. Peki tele-objektiflerle elde çekim yapılmaz mı? Tabii ki yapılır. Özellikle uçan kuşları çekmede üçayakların bizi ne kadar kısıtladığı malum. Ama ışık koşulları iyiyse ve cihazım yeterli perde hızını veriyorsa ben özellikle uçmakta olan kuşların çekimini elde yapıyorum. Şu an kullanmakta olduğum Sigma 50-500mm objektifim oldukça ağır olmasına ve herhangi bir titreşim önleyici sisteme sahip olmamasına rağmen ışığın iyi olduğu günlerde, yüksek perde hızlarına ulaşabildiğim sürece iyi sonuçlar alıyorum. Kapalı havalarda ise ekipmanımı stabil edemediğim sürece kuşlara objektif doğrultmuyorum.
Çekilen kuş fotoğraflarını kişiler nasıl değerlendirebilirler? Dergi, bilim yayınları, kitap, medya, sergi vs. nerelerde kullanma imkânı var ülkemizde?
Doğa ve kuş fotoğrafçılığı Türkiye’de özellikle son birkaç yılda büyük bir gelişme gösterdi. İki üç yıl öncesine kadar kuş fotoğrafı çeken insan sayısı bir elin parmaklarını geçmezken bugün artık sayımız yüzlü rakamlara ilerlemektedir. Yine de bu kategoriye dair bilinç ve ilgi yeterli seviyede olmadığı için fotoğraflarımızı paylaşıp değerlendirebileceğimiz platform çok az. Şimdilik yoğun şekilde kullandığımız www.fotokritik.com, www.trakus.org ve benzeri sanal platformlar dışında yazılı basında fotoğraflarımızı paylaşabileceğimiz dergi, kitap gibi yayınların zamanla artacağına dair umutluyum. Doğa fotoğrafçısı sayısı arttıkça, insanların bu tür fotoğrafları görmek istediği dergi ve benzeri yayınlara olan talebi çoğaldıkça bizler de fotoğraflarımızı kalıcı eserler içerisinde insanımıza sunabileceğiz, diye düşünüyorum.
Çekim esnasında sizi etkileyen, hafızanızda iz bırakan ilginç veya duygusal anlar oldu mu? Bizimle paylaşır mısınız?
Her arazi çalışmamdan mutlaka beni mutlu eden ya da üzen anılarla dönüyorum. Çünkü tabiatta geçirdiğiniz her an sürprizlere gebedir. Örneğin, 2006 kışında Acıgöl yakınlarında aracımla kara saplandığım günü unutmam çok zor. Kurtulmak için saatlerce tek başıma çabaladım. Ama aracım iyice gömülmüştü. Bu arada hava da karardı ve hava sıcaklığı sıfırın altına çoktan düşmüştü. Tek çare yaklaşık yedi kilometre mesafedeki Gemiş kasabasına yürümek ve yardım istemekti. Bir tarafımda gölün sazlıkları, bir tarafımda devasa yüksekliği ve ormanlarıyla ürperten Söğüt Dağları; yerde iki karış kar… Çakal seslerini ise hiç bu kadar yakından duymamıştım.
Son olarak, kuşları fotoğraflamaya yeni başlayacaklara ne gibi önerileriniz olabilir?
Kuşları sevmeden ve tanımadan iyi kuş fotoğrafı çekmek mümkün değildir. Mutlaka kuş gözlemcileri ve kuş fotoğrafçılarıyla tanışsınlar. Onlarla araziye çıkıp bu işin püf noktalarını öğrensinler. Bol bol çekim yapsınlar, hatalarını görüp her zaman daha iyiye ve daha kaliteliye ulaşmaya çabalasınlar. Ama en önemlisi doğaya ve onun asıl sahiplerine saygılı olsunlar. Fotoğraf çekme hırslarını asla doğaya saygı kuralının önüne geçirmesinler. Doğaya saygı ve sevgiyle yaklaşanlar her zaman istediklerinden bile fazlasını alırlar.
Röportaj : SFG & Baybars SAĞLAMTİMUR
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi