e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
YÜZDE YÜZ
Okan Yılmaz
Okan bey merhaba, sizi tekrardan Fotoritim’de ağırlamak ve sunmak çok güzel, teşekkür ederim öncelikle. İnsancıl bir bakış açısı, mühendislik, güzel sanatlara duyulan ilgi ve beceri gibi temel unsurları fotoğraflarınızda görüyoruz. Sizden fotoğraf sanatına bakış açınızın olgunlaşması ve bu temeller üzerine oturması hakkında fikir ve görüşlerinizi alabilir miyiz?
Merhaba. Bir kez daha Fotoritim'e konuk olmak benim için de gurur verici bir konu. Hem internet dergiciliğinde benzerine az rastlanır düzeyde başarılı ve güzel dergiyi hazırladığınız, hem de bana bu fırsatı sağladığınız için sizin nezdinizde tüm Fotoritm Ekibine teşekkür ederim. Sizin de söylediğiniz gibi ben mühendisim. Gerek eğitimim sırasında, gerekse iş hayatım boyunca hep pozitif bilimlerle uğraştım, matematik, fizik formülleri ile çarpıştım. Tüm bu süre boyunca içimde bir yerlerde sürekli bir açlık hissettim. Bunun adını koymak çok zor olmadı benim için: "Güzel sanatlar alanında üretici olmak". Evet, bu anlamda hissettiğim açlığın kaynağı ise özellikle lise yıllarında çok yakından uğraştığım resim sanatı ile artık uğraşamıyor olmaktı. Fotoğrafa başlamam temelde bu noktadan yola çıkar. Önceleri ileride yapacağım resimler için bir arşiv oluşturmaktı amacım. Sonraları ise, ürettiğim/üreteceğim fotoğraflarla içimdeki açlığı doyurabileceğimi fark ettim ve dört elle sarıldım fotoğrafa. Sanırım resim sanatının etkileri ile olacak, önceleri ağırlıklı olara doğa ve manzara fotoğrafları çalıştım. Bir yandan da bulabildiğim tüm kitapları inceliyor, sergiler geziyor, internet üzerinde saatlerce fotoğrafları inceliyordum. Zaman içerisinde, fotoğraf içerisinde insan ögesinin ne denli güçlü bir etkisi olduğunu fark ettim. Diğer taraftan geniş açılı lensler ile konunun içinde, fotoğrafın kahramanı ile burun buruna oluşturduğum kompozisyonların beni mutlu ettiğinin farkına vardım. Fotoğraf adına insanlarla bu denli yakınlaşınca, onlarla aranızda oluşan sıcak ilişkinin de fotoğraflara da insancıl bir yaklaşım olarak yansıması kaçınılmaz sanırım. Öte yandan, mükemmeliyetçi bir arayış, her kareye, her kadraja titiz yaklaşım ve öncelikle kendim tatmin oluncaya kadar fotoğrafı beğenmemek de mühendislik eğitiminin bir çıktısı olsa gerek. Bütün bunlara rağmen, öğrenme ve olgunlaşma sürecimin devam ettiğini düşünüyor, sürecin keyfini çıkarmaya çalışıyorum.
Fotoğrafta “renk” e önem veren ve ağırlıklı olarak renkli çalışan bir fotoğrafçı olarak sizden bu kez siyah beyaz bir seri izliyoruz; Yüzde Yüz. Elbette, Bir Balıkçının Günlüğü gibi siyah beyaz ve belgesel tarzda sunumlarınızı biliyorum ama Yüzde Yüz serisini düşünsel olarak belgesel tarza doğru kayış olarak yorumlayabilir miyiz?
Birçoğumuz gibi ben de siyah beyaz fotoğrafı çok seviyorum. Ama fark ettiğiniz gibi fotoğraflarımın önemli çoğunluğu renklidir. Kişisel sergim "Taş Yerinde Ağırdır" renkli fotoğraflardan oluşur, hemen tüm fotoğraf gösterilerim de öyle. Bu konuda çok soru ve çok eleştiri aldım. Benim çıkış noktam ise, insan fotoğraflarının, mekan-portre çalışmalarının renkli olarak da etkili olabileceğini ortaya koymak ve kendime bu yönde bir tarz geliştirmekti. Niyetim bu yönde çalışmaya devam etmek... "Yüzde Yüz" serisi bir deneme çalışması, bir arayıştı benim için. Siyah beyaz fotoğraflarla, hem kendi yaklaşımıma ve alışkanlıklarıma bir nefes arası vermek, hem de kendimi şaşırtmak içindi. Günün moda tabiriyle bir eksen kayması yok yani, ben yine renkli çalışmaya devam edeceğim. Aralarda da içimden geldiği zamanlar siyah beyaz üreteceğim. Hatta bugünlerde kurgusal/kavramsal fotoğrafa karşı ilgim artıyor. Yakında bu konuda ürettiklerimi de paylaşabilmek isterim sizinle...
Yine bu çalışmanızdaki bazı kareler daha evvelden hafızamızda yer edinmiş renkli kareleriniz. Bunları siyah beyaza döndürme sürecinde nasıl bir çalışma (seçkisel, düşünsel ve teknik olarak) gerçekleştirdiniz?
Yüzde yüz serisini oluşturma kararını yaklaşık 1,5-2 yıl önce vermiştim. Amacım yüz farklı insanın yüzünü fotoğraflayarak bir fotoğraf gösterisi hazırlamaktı. Bilgisayarımda bir klasör oluşturmuş ve zaman içerisinde bu serinin konseptine uygun fotoğraflar çektikçe buraya koymuştum. Elbette, bir kısmını farklı medyalarda fotoğraf severler ile paylaştığım için hatırınızda kalanlar olmuştur. Projenin yeteri olgunluğa geldiğini düşündüğümde seçim sürecini başlattım. Eğer teknik olarak fotoğraflar sorunsuz ise sevdiğiniz fotoğraflar öne çıkıyor. Siz de çok iyi bilirsiniz ki, hemen her karenin kısa da olsa bir hikayesi vardır. Arşivde fotoğraf tararken, fotoğrafın çekim anını yeniden hatırlamak, yaşamak, benim için çok keyifli bir süreçtir. Elbette seçim noktasında bu hikayeler anılar etkili oluyor. Çıkış noktasında serinin yine renkli olması düşünülmüştü. Ama az önce de ifade ettiğim gibi bir arayış anına denk geldi ve siyah beyaza dönüşüverdi tüm fotoğraflar.
An’lar ve anılar diyince bu çalışmalarınıza ait yaşadığınız anılardan bizimle paylaşmak istediğiniz olabilir mi?
Bir dönem işim gereği üç yıl kadar Bulgaristan'da bulundum. Yeni gittiğim dönemlerdi. Fotoğraf adına bir arayış içerisindeydim. Ancak çok önemli bir sıkıntı yaşıyordum: Dil problemi. Ben Bulgarca bilmiyordum, fotoğrafını çekmek için yakınlaşmayı düşündüğüm insanların ise Türkçe veya İngilizce bilmediği belli idi. El, kol hareketleri ve tarzanca ile de iletişim olmuyordu. Bir gün birkaç arkadaş ile fotoğraf çekmek için çıkmıştık. Bir göl kenarında bir çoban gördük. Uzanmış yatıyordu. Anlaşamama korkusuyla, çekine çekine yaklaştık. Sohbet başlatıp, fotoğraf çekmek istediğimizi ifade edecektik. Biz kendi aramızda nasıl anlatacağız diye tartışırken, çoban Türkçe olarak "Türk müsünüz, hoşgeldiniz" dedi. Adının Salih olduğunu öğrendiğimiz bu çoban meğer Bulgar Türklerindenmiş. Hem durumumuza güldük, hem rahatladık, hem de fotoğraf çektik. Bulgaristan'da çektiğim fotoğraflardan en beğendiğim olanı "Çoban Salih" fotoğrafı, işte böyle bir anı yaşattı bize. Hatırladıkça gülümserim...
Fotoğraf üzerine gerek son günlere ait gerekse de her dönem gündemini koruyan bazı betimlemeler iletmek ve üzerlerinden fikirlerinizi öğrenmek istiyorum;
Fotoğrafçı şansı: Var olduğuna inanırım. Ama eğitilmiş bir fotoğrafçı gözünün bu şansı kendisi için yarattığına daha çok inanırım.
Vizörden bakmadan fotoğraf çekmek: Fotoğrafı tesadüflere bırakmaktır ki bana uymaz.
Fotoğrafın süreçlerinde fotoğrafın önce beyinde oluşması yani makine olmadığında da hayata fotoğraf kadrajları ile bakmak: Fotoğrafı yaşam biçimi haline getirmiş insanların vardığı doğal nokta. Kafasında bir kavram oluştuğunda, onu ifade edecek fotoğrafın beyinde tasarlanması... Veya karşısında bir "olay" geliştiğinde makinesi olmasa da bunu gözleriyle ve beyniyle fotoğrafa dönüştürmesi... Ben kendi adıma bu ikisini de yaşıyorum diyebilirim.
Fotoğrafın gerçekçiliği: Fotoğraf, diğer sanat dallarının arasında gerçeği en fazla yansıtandır bana göre. Bütününde (belgesel fotoğraf) ya da bir kısmında (manipülasyon fotoğraf - foto art) yaşanmış bir gerçeği mutlaka barındırır. Ama fotoğrafçının o gerçekliğin içine kendi tarzını yansıtabilmesi en önemlisidir diye düşünüyorum.
Fotoğrafçının fotoğrafın içinde ne kadar olduğu: Bence başarılı bir fotoğrafın içinde fotoğrafçı çok etkili olarak vardır. Bu cümleye, iki gerekçeyle ulaşıyorum. Birincisi, fotoğrafçı "o anı" hiç kimsenin görmediği bir gözle görür, yaşar, karar verir ve çeker. Bu bir olayın içinde bulunmanın en kararlı tanımlarındandır. İkinci olarak ise, fotoğrafçı kendi birikimi, hayat görüşü ve kültürü ile yoğurarak çeker ve izleyiciye "yorumlanmış" bir eser aktarır. Bu da fotoğrafçının, fotoğrafın içinde etkin bir şekilde olduğunun göstergesidir bence.
Fotoğrafta usta-çırak ilişkisi: Maalesef fotoğrafla tanışma ve bugünlere kadar gelme sürecimde doğrudan ilişki içinde bulunduğum bir ustam ve çırağım olmadı. Her ikisinin de olmasını isterdim.
Fotoğrafın diğer sanat alanları ile ilişkisi (özellikle resim, müzik) ve fotoğrafın resimselleştirilmesi: Belki resim sanatı ile olan ilişkimden kaynaklanıyor olabilir ama içine fotoğrafçının yorumu katılmış, hikayesi kurgulanmış, gerek çekim aşamasında gerekse de sonradan masalsılaştırılmış fotoğrafları izlemekten çok keyif alıyorum. Bugünlerde de bu tarz şeyler çekmek çabası içindeyim. Fotoğrafın, doğru seçilmiş müzik ile daha da etkili sunulabildiğini düşünüyorum. Diğer taraftan güzel fotoğrafın bir müzik eserinin oluşmasını tetikleyebilmesi, ya da bir müzik eserinden yola çıkarak onu anlatan bir fotoğraf üretilmesi güzel olabilirdi değil mi?
Yüzde Yüz serinizle ilgili sergiler olacak mı önümüzdeki dönemde?
Bu seriyi, siyah-beyaz ve büyük boyutlarda bir sergiye dönüştürmeyi ben de istiyorum. Ama bir sponsora ihtiyacım var J
Röportaj: Levent YILDIZ



















Okan YILMAZ Hakkında
1967 yılında Kayseri’de doğdu. Makina Mühendisi’dir. Özel şirketlerde yıllarca yöneticilik yaptı. Şimdi Edirne’de kendi işletmesini çalıştırıyor. Evli, iki çocuk babasıdır.
Görsel sanatlara ilgisi, okullu yıllarda resim sanatı ile başladı. Üniversite öğrenciliği yıllarında resim çalışmalarına ara verirken, fotoğrafa yöneldi. Bu dönemde, ileride yapacağı resimler için arşiv oluşturmak amacıyla fotoğraf çekmeye başladı.

2002 yılından bu yana yoğun olarak fotoğraf çekmekte. Fotoğraflarında insan ve mekan ilişkisini ortaya koymaktan haz alıyor. Konunun içinde, kahramanları ile burun buruna oluşturulmuş kompozisyonlardan hoşlanıyor.
Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği (EFOD) üyesidir. Pekçok ulusal ve uluslararası ödül sahibi. Birçok karma sergiye katıldı. Fotoğraf gösterileri sundu. Çalışmaları dergilerde, kitaplarda yayınlandı. “Taş Yerinde Ağırdır” isimli bir kişisel sergisi mevcut.
Çalışmalarını www.okanyilmaz.net adresinde fotoğrafseverlerle paylaşıyor.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.