Arşivimizden  - From Our Archives

 

Erwin Olaf

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ali İhsan Ökten

Atakan Dürüst

Aydan Çınar

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

Hasan Sönmez

Hülya Yeltepe

İmren Doğan

Levent Yıldız

Mehmet Uçkun

Pınar Dağ

Şebnem Aykol

Şebnem Evren

Tuba Döner

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES

 

Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > TEMMUZ 2010 SAYISI - JULY 2010 ISSUE > Oktay Çolak : Sosyolojik Açıdan Portre Fotoğrafı
Oktay Çolak : Sosyolojik Açıdan Portre Fotoğrafı

GÜN IŞIĞINDA PORTRE

Oktay Çolak


Sosyolojik Açıdan Portre Fotoğrafı

 


 

Orta Çağ boyunca üretilen sanat eserleri incelendiğinde, toplumsal kaygı ön planda tutularak üretim yapıldığı göze çarpmaktadır. “Biz” kavramının sanata damgasını vurduğu bu dönemde, sanat eserlerinin çoğu din teması çerçevesinde üretilmişti. İnsanoğlu, Rönesans’la birlikte “biz” kavramından çıkarak “ben” kavramını öne çıkartan sanat eserleri üretmeye başladı. Ben kavramı, paralelinde “bireyi” ve “benlik kavramını” önemli hale getirdi.

  

“Benlik kavramı, bireyin kendine ilişkin bilinçli algılarından oluşmaktadır. Bireyin kendine ilişkin algıları ‘ben zekiyim, ben çekiciyim’ gibi kişisel; ‘insanlar benim iyi biri olduğumu düşünüyor’ gibi sosyal ve ‘çok başarılı olmak istiyorum’ gibi ideallere ilişkin olabilir. Benlik kavramımız, diğer insanlarla etkileşimde bulunduğumuzda bize ait olan ile bizim dışımızda kalanı ayırt eden bir alan gibidir. ‘Ben çok çalışkanım, ben iyi bir insanım, ben işimi seviyorum, ben gürültüden hoşlanmam’ dediğimizde kendimizi, içinde bulunduğumuz toplumun veya grubun içinde konumlandırmış oluruz. Benlik kavramı ile, kendimizi bizim dışımızda kalanlardan ayırır, kendimize özel bir alan oluştururuz. Oluşturduğumuz alanı korumak, geliştirmek ve sosyal etkileşim içinde konumlandırmak için de çok büyük çaba gösteririz. Bu çaba ‘ben olma savaşı’ biçiminde nitelendirilmektedir.”20

 

Ben kavramı, kişilerde, yaşadıkları sosyal ortama göre farklı şekillerde ortaya çıkar. Kişiler, toplum içinde kendilerini güvende hissediyorlarsa yaklaşımları daha sıcak olurken, güveni zayıf olan insanlar daha soğuk, isteksiz ve kapalı bir dışavurum sergilerler. Bu duruma, dünyanın değişik yörelerinde fotoğraf çekerken sıkça şahit oldum. Örneğin, Londra sokaklarında insan temasını çalışmak oldukça zordur. Özellikle siyah ırkın yoğun olarak yaşadığı bölgeye fotoğraf makinesi boynunuzda girmek bile tehlikenin habercisidir. Buna benzer ortamları Amerika’nın en rahat ve dışa açık olarak kabul edilen California eyaletinde de birkaç kez yaşadım. Ancak aynı kökenden gelen insanları çekmek üzere Afrika kıtasında bir ülke seçtiğimde ise olay bu denli zor olmadı ve onlarla iletişim kurmam çok daha kolay oldu. Bu durum, insanların yaşadıkları bölgede, toplumla olan ilişkilerinin dışa vurumu olarak gösterilebilir. Kalabalık ve kozmopolit nüfusun olduğu bölgelerde, ben kavramı daha net bir şekilde karşımıza çıkar. Bireyin toplumdaki yerine bağlı olarak, paylaşımcı ya da içe dönük ve savunma mekanizması öne çıkmış şekilde kendini gösterir. 

 

Özellikle büyük şehirlerin, insan yapısını değiştirdiği ve kişiye yeni bir sosyal rol yüklediği gerçeği ile karşılaşırız.  İnsanların kalabalık toplum içinde kendilerini daha kolay gizlemelerinin sonucunda suç işleme oranları da artar. Büyük şehirlerdeki bu durum, insanları tedirgin ederken, aynı zamanda daha tedbirli hareket etmeye de iter. Bu gerilimi yaşayan bir kişi, fotoğraf makinesinin kendisine yöneltildiğini fark ettiğinde, gayri ihtiyari de olsa tepki gösterir. Kalabalık şehirlerde oluşan bu duruma “istem dışı tepki” dersek yanlış olmaz. Büyük şehirlerde bu psikoza girmemiş insan bulmak ve onlarla konuşmadan fotoğrafını çekmeyi başarmak düşük ihtimaldir. Fotoğrafını çekmek istediğimiz kişi ile olumsuz diyaloglar yaşanmaması için, öncelikle konuşarak ve fotoğraf çekme nedenini, ne amaçla çekildiğini, nerelerde kullanılacağı gibi bilgiler net bir şekilde aktardıktan sonra çekime geçmek en doğru yoldur. Böyle bir diyalog hem fotoğrafçının modelini daha iyi anlamasını, hem de modelin fotoğrafta daha rahat ve samimi görünmesini sağlayacaktır.


 

“Sosyal statü ve bir grup içindeki hiyerarşi, bireyin kendisini grup içinde algılayışı, grubun yapısı ve insanların toplumsal konumlarını beden dilleri ile yansıtmalarından anlaşılır. Beden dilinin kelimelerden çok daha kolay anlaşılma özelliği ise hiç değişmez.”21

 

İnsanlarla ilişki kurmakta dil en etkili organdır, kuşkusuz. Bunun yanında el, kol, yüz, göz, kaş hareketleri, jest ve mimikler de en az dil kadar etkilidir. Kısaca beden dili olarak adlandırılan bu dili kullanmak fotoğraf için çok gereklidir. “Hem yakın çevremizde, hem daha geniş sosyal hayatımızda, hem de farklı ülke insanları ile ilişkilerimizde öncelikle beden dilimizi kullanırız ve onların beden dilleri ile anlattıklarını çözmeye çalışırız.”22

 

Beden dili, en etkili sonucu, aynı kültürü almış insanlar arasında verir. “Beden dili ilişkilerimizde kültürel farklar arttıkça, yabancı bir ülkede çevremizdeki insanların duygu ve düşünceler akışını değerlendirebilmemiz oldukça güçleşir.”23

 

“Farklı kültür gruplarına girdikçe sözsüz iletişim mesajlarının ayrıntılarını değerlendirmek zorlaşır. Grupların sessiz dillerini anlamak için önemli ölçüde bilgilenmeye ihtiyaç vardır. Bunun için o insanların kültürünü, ilişkilerini, iletişimlerini ve dünyaya bakışlarını tanımak gerekir. Kültür, tarih boyunca insanın doğayla ve insanla ortaya çıkmış problemlerinin ve zorlanmalarının çözüm biçimidir.”24

 

Portre fotoğrafı çekimi için değişik bölgeler seçilmiş ise, öncelikle o yöre insanını tanımak ve kültürleri hakkında bilgi toplamak gerekir. Bizler dünyanın değişik yörelerine fotoğraf ve kültür amaçlı geziler yapmaktayız. Seyahate çıkmadan aylarca önce çalışmalara başlıyoruz. Seçtiğimiz bölge halkını daha gitmeden tanımayı, kültürlerini öğrenmeyi hedefliyoruz. İşi sürprizlere bırakmadan nasıl bir insan profili ile karşılaşacağını önceden bilmek çok daha avantajlı sonuçlar doğuruyor ve ön hazırlığını iyi yaptığımız seyahatler çok daha verimli geçiyor.


 

Kültürler ne kadar farklılık gösterirse göstersin insanların bazı noktalarda beden dillerini ortak kullandıkları bilinmektedir.   “Temel yaşamsal değerlere ilişkin duygu ve düşüncelerin ifade edilmesi konusunda yapılan ‘kültürler arası’ araştırmalarda önemli benzerlikler bulunmuştur. İnsan dünyanın her yerinde şaşkınlığını ve öfkesini, sahip olduğu aynı yüz kaslarını çok benzer şekillerde kullanarak ifade eder.”25 İnsanı konu olarak seçen fotoğrafçının,  hangi ifadenin ortak kullanım,  hangilerinin değişik anlama geldiğini kolaylıkla anlayabilecek seviyede bilgiye sahip olması gerekir.

 

Son yıllarda, kitle iletişim araçlarının da büyük yardımı ile dünyada tek tip insan modeli oluşturmak hedefleniyor. Yöresel motifler hızla kaybolurken, global bir kültür ortaya çıkıyor. Fotoğraf adına zenginliğin azalması anlamına gelen bu durum, dünyanın her yöresinde beden dili kullanımını daha da yaygınlaştırıyor. “Günümüz modern toplumlarında insanlar, teknolojinin sağladığı, televizyon gibi yeni iletişim araçlarıyla birbirlerinden haberdar olurlar. Bunun sonucu olarak da dünyanın çok farklı yerlerinde yaşayan insanların, birbirlerine oldukça benzeyen ifade ve beden dili özellikleri oluşur. Ancak bu genel özelliklere bakarak, iletişimde kültürel farkların önemli olmadığını düşünmek hatalı olur.”26

 

“Beden dilindeki en benzer ifadeler, canlılığı ve iç dengeyi korumaya dönük temel psikolojik durumlarla ilgilidir. Korku, kızgınlık, hüzün, nefret, mutluluk, dikkat, ilgi, uyku, gerginlik, şiddet bu durumların en belirgin olanlarıdır. Bu genel durumların dışında kültüre özgü ve o toplumu belirleyici beden dili özelliklerinin bir başka toplum tarafından kısa bir sürede benimsenmesi mümkün olmaz.”27 Portre fotoğrafçısı, beden dilini kullanarak karşısındaki kişi ile rahatlıkla iletişim kurmayı başarabilir. Modelin yüz ifadesine bakarak, “işe devam” ya da “tamam” kararını vermekte yeterli olacaktır. Ayrıca yüz ifadelerinin iyi okunuyor olması, aynı zamanda portre fotoğrafının temel görevi olan “kişiliği yansıtmak” işlevinin de gelişmesini sağlar. 


 

Toplum insana sosyal bir yapı kazandırır ve belli hareketlere zorlar. Kişi, bu sosyal yapıyı jestleri ve mimikleri ile dışa vurur. “Bunlar olması gereken ifadeyi yüze yerleştiren jestlerdir. Durum gereği, olduğumuzdan çok daha mutlu veya hissettiğimizden çok daha üzüntülü olan yüz ifademiz bir sosyal mimiktir. Burada esas olan insanın belirli bir durumda kendisinden bekleneni vermesidir. Diğer insanları memnun edecek jestlerin taklit edilmesi, bir anlamda insanın sosyal rolünü oynamasıdır. Bir toplantıda gerçek iç dünyamızdan çok farklı bir duygu halini yansıtmamız buna örnektir.”28 Gerçek kişiliğin fotoğrafa yansıtılması, bu gibi durumlarda fotoğrafçılar için oldukça zorlaşır. Hangi ifadenin gerçekten o kişi olduğunu anlamak, çözülmesi gereken bir problem olarak fotoğrafçının karşısına çıkar.

 

İç dünyayı dışa vurma eğilimi, toplumun kültür yapısına göre farklılık gösterir. “Alt sosyo-kültürel topluluklar bir konser sırasında takdir, hayranlık ve beğenilerini coşkuyla ifade ederken, üst sosyo-kültürel topluluklar hayran oldukları sanatçıları bile son derece sönük bir şekilde alkışlamaktadırlar.”29 Bu nedenle portresi çekilen kişinin toplumun hangi sınıfını temsil ettiğini yansıtabilmek, fotoğrafçının yapması gerekenler arasında yerini alır.  Bu bilgi sayesinde kişilik daha kolay ve doğru bir şekilde fotoğrafa aktarılır.

 

Fotoğrafçının beden dilini kullanarak insanlar ile diyaloga gireceği mesafe çok önemlidir. Kültürel farklılık, bu mesafenin yakınlık ve uzaklığında etkili olur. “Çok genel ifadeyle söylemem gerekirse, batı ve kuzey toplumlarında mesafe, doğu ve güney toplumlarına kıyasla daha uzaktır.”30 Bu durum fotoğrafçının modeli ile çekim yaparken oluşturacağı mesafe ile arasında de paralellik gösterir.


 

“Aile üyeleri dışındaki kişilerle kurulan temas ilişkisinde en önemli faktör, karşıdaki insanın bu temasa karşı olan tutumudur. Karşıdaki kişi bu temastan rahatsızlık duyuyorsa, bunu geri çekilerek, kendini geride tutarak veya karşılık vermeyerek beden dilinin çeşitli işaretleriyle ortaya koyar. Bu durumda, o kişinin mahrem alanına girilmesinden ötürü yaşayacağı duyguyu algılamak üzere duyarlı ve açık olmak yararlıdır. Aksi takdirde ortaya rahatsızlık verecek yorumlar ve istenmeyen sonuçlar çıkması kaçınılmaz olur.”31 Böyle bir durum, daha başlamadan fotoğraf çekiminin bittiği anlamına da gelebilir. Fotoğrafçının model ile yaşadığı olumsuz iletişim sonrasında tekrar olumlu hale dönüştürmek için harcayacağı enerji, ilk başta göstermesi gerekenden çok daha fazla olacaktır.

 

“İletişim ortamına bir de sosyo–kültürel yönüyle bakıldığında, toplum yaşamında önemli olan değerler açısından, kişilerin nasıl bir çerçeve içinde ilişki kurdukları rahatlıkla gözlemlenir. Örneğin bir erkek yakını olan bir kimsenin karısıyla konuşurken, ona çoğu kez, ‘yenge’ der. Bu konuşma biçimi, toplum değerlerinin etkisi altında oluşur. Ayrıca, konuşulan kimsenin yaşı, mesleği, öğrenim düzeyi de, onunla nasıl konuşulacağını belirler.”32 Toplumların kültürel değerleri diğerlerine göre farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıkların bilinmesi, fotoğrafçı ile model arasında daha doğru bir iletişim kurmayı sağlayabilir. Özellikle erkeğin egemen olduğu doğu toplumlarında yanında erkek olan bir kadının fotoğrafını çekebilmek için öncelikle erkekle konuşmak ve ondan izin almak gerekecektir. İzin alındıktan sonra hitap sözcüğünü itina ile seçmek, fotoğraf çekimlerinde en çok dikkat edilmesi gereken durumlardan biridir. Orta yaşlı bir kadına “teyze” veya “hala” demek kızmasına neden olabilir. Özellikle kadınlar olduklarından daha genç görünmek isterler. Fotoğraf çekiminde hitap sözcüğü çalışmanın devamındaki süreyi belirlemekte çok etkili rol oynar. Batı toplumlarında, yanında erkek olan kadınla doğrudan diyalog daha da etkili olabilir. Ayrıca, sözcük seçimlerinde (batıda) “bayan” ya da “hanımefendi” kelimelerini kullanmak, belli mesafede durmayı sağlayacağından iletişime iyi bir başlangıç zemini oluşturacaktır. 


 

“Başkaları tarafından kabul edilmek için dışarıya sosyal benlik gösterilir. Sosyal benlik, diğer insanları düşünerek oluşturulan görünüş, düşünce, davranış ve duyguların bir bileşimi, bir sentezidir.”33 Çoğu zaman insanların giyimleri ve hareketleri incelenerek sosyal benlikleri kolaylıkla algılanır. Fotoğrafçının bu kavram üzerine giderek modeli iyi incelemesi ve bunu fotoğrafa yansıtması, beraberinde başarıyı getirir.

 

Bir fotoğrafçı, modeli ile göz temasını çok iyi kuran ve ona göre hareket eden kişi olmak zorundadır. Bazı durumlarda hiç konuşmadan, yalnızca göz teması ile iletişim çok kolay gerçekleşebilir.

 

“Göz ilişkisinin süresi sosyal etkileşimde önemli bir mesaj taşır. Bu mesaj kültürden kültüre ve her kültür içinde bir sosyal ortamdan diğer bir sosyal ortama göre değişir.”34


 

“Bireyler toplum içinde yaşamlarını sürdürürken belirli kurallara ve toplumsal beklentilere uymak zorundadır. Bu kural ve beklentilere sosyal norm adı verilir ve toplum üyeleri davranışlarını bu kurallara ve beklentiler çerçevesinde yapmaya özen gösterirler. Sosyal normlar, diğer insanlarla etkileşimde kullanılacak davranışın sınırını önceden belirlediği için, davranışı önceden kestirme olanağı verir. Böylece karşıdaki kimsenin davranışının ne olacağını her an ‘tahmin etmek’ zorunda kalmayız.”35

 

Fotoğrafçı portre çekimlerinde bu normların neler olduğunu bilirse bir takım tahminler yapmak durumunda kalmaz ve modelini daha kolay anlar. Portre fotoğrafları bir toplumun kültür yapısını gelecek nesillere aktarmayı sağlar. Bir topluma ait portre fotoğrafları incelenerek o toplumun kültür seviyesi, zevkleri, ilgileri ve yaşayış biçimleri çözümlenebilir. Fotoğraftaki mekan ve nesneler en büyük göstergeler olarak incelenirken, giysilerle birlikte takılar da çözümlemeye ışık tutarlar. Portre fotoğrafı incelendiğinde, fotoğrafın görsel tarih işlevini en iyi yerine getiren dallardan biri olduğu anlaşılır. Tarih, geleceğe geçmiş hakkında bilgi vermekse, bunu portre fotoğrafı yeterli güçte yerine getiriyor demektir. Bugün çekilen bir portre fotoğrafı, sosyal açıdan incelendiğinde; kişinin yüzü, saç tarzı, giysisi, duruşu, mekan gibi göstergelerle döneminden izleri yarına taşır. Portresi çekilen kişi ya da kişilerin sosyal ve ekonomik durumları ile yaşadıkları dönemin moda, beğeni, inanç gibi özellikleri gelecek nesillere aktarılmış olur.

 

Kendi kültürümüz dışında başka bir kültüre ait yörelerde, portre fotoğrafı çekerken dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da, kişilerin bedenlerini nasıl kullandıklarının tespitidir. Bizim kültürümüze göre hiç doğal olmayan bir hareket o toplumda çok doğal olarak yapılıyor olabilir. Bu gibi durumlarda kendi kültürümüzü onlara anlatma yerine o kültüre uyum sağlamak en doğru yol olacaktır. Ayrıca bizde çok doğal olan ve sıklıkla yapılan bir hareketi onlara yaptırmaya çalışmak da çok olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu noktada yeni yöreleri tanırken o insanların hareketlerini iyi gözlemlemek ve toplumda genelleşmiş olan net tavırları hemen yakalamak gerekir. Özellikle doğu kültürü almış insanların aile ortamında yapacakları hareketlerin, yalnız iken yapılandan çok daha kısıtlı olduğunu unutmamak gerekir. Bizim kültürümüzde bile, bazı yörelerde çocuklar babalarının yanında ayaklarını uzatarak oturamazlar. Babasının yanında ayağını uzatmanın saygısızlık olduğunu düşünen bir çocuğa bu hareketi yaptırmaya çalışan fotoğrafçı, çocuğun olumsuz tepki vermesine ve ortamın gerginleşmesine neden olacaktır. Böyle bir hareketi çocuğa yaptırmayı başarsa bile, olumsuzluk yüz ifadesine yansıyacak ve fotoğrafta net bir şekilde görülecektir.


 

Farklı yörelerde portre fotoğrafı çekerken, bir yandan toplumun kültürel yapısını çözümlemeye çalışıp, bir yandan da bireylerin beden dillerini doğru anlamak için enerji harcamak gerekecektir. Bazı toplumlarda kendini ifade etmekte el ve kol hareketi çok yoğun kullanılır. Söz konusu toplumlarda kişileri fotoğraflarken el, kol hareketlerini kompozisyonlarda kullanmak, fotoğrafa görsel açıdan zenginlik katabilir. Ayrıca kişilerin yaşadıkları kültüre bağlı olarak hareket ettiklerini bilmek ve ona göre düşünmek gerekir. Bu durum özellikle oturuşlarda daha sıkça karşımıza çıkar. Bazı toplumlarda oturmak yerine ayakların üstüne tüneme hareketi vardır. Bizim kültürümüzde fazla yeri olmayan bu hareketi değiştirmeye çalışmak modelin tepki göstermesine neden olabilir. Örneğin otururken arkaya yaslanmayı sevmeyen bir kişiyi arkasına yaslanmaya zorlamak doğru olmaz. Yüzüne az ışık gelen modelden böyle bir hareketi istemek anlamlı olabilir, ama bunu açık bir şekilde anlatmak ve onayını almak daha doğru olur. Buna rağmen kişi olumsuz tavrını devam ettiriyorsa ısrar etmemek, belki de fotoğraf çekmekten vazgeçmek gerekebilir.

 

Portre çekimlerinde en sık karşılaşılan durumlardan biri de; bazı kişilerin çevrelerinde bulunan insanlardan etkileniyor olmalarıdır. O ortamda fotoğraflarının çekimine izin vermeyen bu kişiler, daha sonra başka yerde oldukça rahat tavır sergileyebilirler. Bu durum, özellikle kadınlarda ve genç kızlarda sıklıkla görülür.  Bazı kişilerin tanıdıkları veya tanımadıkları insanlara karşı yüz ifadeleri çok değişir. Yanında babası olan bir kızın portresindeki ifade ile, ertesi gün sevgilisi varken çekilen fotoğrafı karşılaştırıldığında, yüz ifadesinde oluşan değişiklik bu durumu net bir şekilde ortaya koyar. Benzer durum gelin-damat fotoğraflarında da kolayca görülmektedir. Damadın ya da gelinin aile büyüklerinin olduğu fotoğraf ile olmadığı fotoğrafın incelenmesinde yüz ifadelerindeki değişim kolayca algılanır. 


 

Toplumsal olaylarda etkili olmuş kişilerin fotoğraflarını insanların yoğun olduğu ortamlarda kullanma eğilimi düşünüldüğünde, portre fotoğrafının gücü daha kolay anlaşılır. Bütün devlet dairelerinde devlet büyükleri portresinin kullanımı bu gücü net bir şekilde açıklıyor. Portre fotoğrafının firma ortamında kullanımının çalışanlar üzerinde uyarıcı etki yaptığını bilen bazı yöneticiler, portrelerini müessesenin kolayca görülebilen bir bölgesine asarlar.  Bununla, çalışanlar üzerinde baskı kurarak verimi artırmayı hedeflerler. Portre fotoğrafının sosyal içerikli en sık kullanıldığı alanlardan biri de politik amaçlı yaklaşımlardır. Arkasında binlerce taraftar toplamayı hedefleyen politikacılar ve siyasetçiler, portrelerini şehrin değişik bölgelerine veya taşıt araçlarına astırarak daha geniş kitleleri etkileyebilmek ve tanınmak için portre fotoğrafının bu gücünü kullanırlar. Portre fotoğrafının toplum üzerindeki etkisini bilen bankaların bekleme salonlarına güler yüzlü ve davet edici nitelikte portre fotoğrafları asarak müşterinin kendini daha rahat hissetmesini sağlamaya çalıştıklarını görüyoruz. 

 

Oktay ÇOLAK


Gün Işığında PORTRE - İfsak Yayınları No:29
 

 

20 -  Doğan CÜCELOĞLU, İnsan ve Davranışı, 25.

21 - Zühal-Acar BALTAŞ, Bedenin Dili, 12.

22 - A.g.k., 22.

23 - A.g.k., 22.

24 - Zühal-Acar BALTAŞ, Bedenin Dili, 23.

25 - A.g.k., 26.

26 - A.g.k., 24.

27 - Zühal-Acar BALTAŞ, Bedenin Dili, 26.

28 - A.g.k., 41.

29 - A.g.k., 58.

30 - A.g.k., 113.

31 - Zühal-Acar BALTAŞ, Bedenin Dili, 26.

32 - Doğan CÜCELOĞLU, Yeniden İnsan İnsana, 76.

33 - A.g.k., 137.

34 - Doğan CÜCELOĞLU, Yeniden İnsan İnsana, 272.

35 - A.g.k., 546. 
 


FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Oktay Çolak : Psikolojinin Portre Fotoğrafındaki Etkisi
Akademik Bakış : Oktay Çolak : Dönemsel İpuçları ve Fotoğraf


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 2 yorum, 1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Güzel bir yazı kendilerini tanıma fırsatım oldu.
ismet örs
ismet örs eklemiş - adds | 20 Temmuz 2010 Saat - Time 18:37
portre fotoğrafçılığında fotoğrafı çeken ve çekilen kişi arasındaki psikolojiyi anlatan çok güzel bir yazı. elinize sağlık. ali ihsan ökten
ali ihsan ökten eklemiş - adds | 22 Temmuz 2010 Saat - Time 12:02
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

 

e-Panel

Ara - Search


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi

Anadolu Fotoğraf Dergisi

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.