Umutsuzluğun portreleri
El Commercio, Contracorriente Bölümü
15 Ocak 2007
Yazan: David Hidalgo Vega
Hayat tecrübesi. Gelişmekte olan ülkelerle gıda ticareti alanında uzmanlaşan bir İtalyan olan Olivio Argenti ikinci savaş meydanı olarak fotoğrafı seçti. Acıyı gezegenimizin birçok noktasında işitti ve hissetti, ama şu sıralar Lima’daki gençlik çeteleri hakkında yazdığı bir kitaba odaklanmış durumda.
Bu satırlar yazgısı mimlenen ilgililer için; suça karışan oğulları için acı çeken anneler, uyuşturucu yüzünden terk edilen çocuklar ya da bir cinayet nedeniyle yok olan çiftler. Bazıları hapisteyken yazıldı, bazıları ise sokaklarda yaşanan hayatın en kuytu köşelerinden geliyor. Bunları toparlayan Olivio Argenti birçoğunu ezbere biliyor. Fedaisinin veremden sokak ortasında öldüğünü gören “İyi yürekli” delikanlıyı, aşkın değişiminin acısını hem zihninde hem yüreğinde taşıyan tutuklanan o kadının hikayesini anlatabilir; babasına sürekli olarak uyuşturucuyu bırakmasını söyleyen ve senelerce reddedildikten sonra hayatını artık acı hissetmemek için şiddet üzerine kurduğunu söyleyen çocuğu da unutmuyor. Onu en sıra dışı kılan ise Argenti’nin tüm bu hikayeleri bir fotoğraf makinesinin arkasından öğrenmiş olması. Kelimelerin de bir ağırlığı olduğunu yürekten inanan, kendi kendini yetiştirmiş İtalyan bir fotoğrafçı o. Keşfettiği dünyanın ise şiirsel bir dili var. Yakında Lima’daki gençlik çeteleri hakkında bir kitap yayınlayarak bir dramı görüntü ve yazılarla anlatacak.
Gençlerdeki şiddet eğilimi teması nasıl aklınıza geldi?
Çete teması, sokaklardaki saldırgan gençler üzerinde bir çalışma yapma fikri 2006 yılının Şubat ayında aklıma geldi. Hapishanelere girmek için izin almak üzere hemen INPE ile temasa geçtim [NDT: Peru ulusal cezaevi kurumu] ve olumlu yanıt aldım. Bunun yanı sıra birçok problemi olan bir rehabilitasyon merkezini de ziyaret ettim ve yoksul ailelerin hayatı üzerinde çalıştım. Ancak 12-19 yaş aralığında olmalarına rağmen bir sürü suça karışmış, uyuşturucu problemi olan tüm bu insanların içinde bulunduğu bu umutsuzluğun nedenini anlayamamıştım. Aklıma kompozisyon yarışmaları yapma fikri geldi. Onlardan hayatlarında kendilerini en çok etkileyen anı anlatmalarını istedim. Özellikle de ailelere ilişkin çok çarpıcı şeyler çıktı ortaya; saldırgan ya da uyuşturucu bağımlısı babalar, fahişe ya da uyuşturucu satıcısı anneler, küçükleri ezip geçen üvey babalar. Roma’ya gittim; Aralık ayında döndüğümde Lurigancho ve Santa Monica cezaevlerine ve diğer rehabilitasyon merkezlerine girdim. Kompozisyon yarışmasını hepsinde yaptım; ortaya bir sürü metin çıktı. INPE ailelerine yazdıkları mektupların birer nüshasını da verdi bize; bunlarda af teması ve normal bir hayata dönme isteği öne çıkıyordu. Birçoğunun çocuklarına yazdığı satırlarda zamanında yerine getiremedikleri babalık görevlerini yapmak konusunda duyduğu arzu açıkça görülüyordu. Bunun gerçekleşmesi ise birçok etkene bağlı.
Yalnız tutuklulardan mı bahsediyorsunuz?
Evet, ama rehabilitasyon merkezlerindeki çocuklar da dahil, çünkü onlar da ailelerinden uzaktalar ve daha önce ne kadar mutlu olduklarını hala hatırlıyorlar ve dönmek istiyorlar. Bu herkes için geçerli değil, ancak aile içi şiddet ve şiddet eğilimi arasındaki ilişki çok sık karşımıza çıkıyor. Elbette, fotoğrafçı olunca insan sadece olana bakıyor.
Konuyla ilgili sizin öneriniz ne?
Hem görüntüleri hem de yazıyı kullanarak bir kitap hazırlamak gibi bir fikrim var. Kitap satılacak ve elde edilen geliri bu merkezlere, özellikle de en fazla ihtiyacı olanlara bağışlayacağım. Sonra bir de sergi olacak Lima’da ve İtalya’da. Gençlerin de ilgisini çekmek istediğimiz için grafitileri de sanat olarak kabul edip eklemek istiyoruz. İsviçre’nin ONG kuruluşu tarafından organize edilecek “Terre des Hommes” dlı bir toplantıda aile içi şiddet ve suç eğilimi arasındaki ilişkiyi ele alacağız. Burada önemli olan konu serginin tek başına bir amaç değil, tartışmayı besleyen bir unsur olması. “Pandilleros” dediğimiz çocukların [NDT: suç amaçlı bir çetenin mensupları] hepsi de kötü kalpli değil: Bir gruba karşı kendilerini sorumlu hissediyorlar, mahalleleri için bir şeyler yapmaya hazırlar. Bu enerjiyi kanalize etmek gerek.
Dikkat çekmeden çalışmanın bir Perulu için bile zor olduğu yerlerde çekim yapmayı başarabildiniz mi?
Çok tehlikeli bir işti bu, ama durumu yönetmeye çalıştık. Gerçek suçluların, profesyonellerin evlerine kadar girmeyi başardık. Bundan zarar görebilirdik ancak durumu idare etmeyi başardık. Bu da projenin bir parçası, bu proje Ipanema’ya tatile gider gibi ele alınamazdı. Ama bu pek de önemli değil. Ben Peru’ya çalışmak için geldim. İki sene önce, rastlantı esesi asistanım Juan’la tanıştım. Uzakdoğu sporları konusunda uzman, bir sürü iyi referansı da vardı. Şehirde çekim yaparken bana eşlik edip edemeyeceğini sordum sonra birlikte ülkenin çeşitli yerlerine gittik. San Juan de Lurigancho’da yaşadığı için Juan’ın benim ilgimi çeken gerçeklikle bir bağlantısı vardı. Yaptığımız eksiksiz bir iş değil elbette ama bir sürü malzememiz var. Görülmesi gereken bir sürü yer, anlaşılması gereken bir sürü şey var, bunun için Peru’da yaşamam gerek.
İlgililer için, bazen de çok geç yazılan bu satırların sahipleri bir utancı sonsuza taşımak için sabırsızlanıyor. Annesinden nefret eden bir çocuğun yazdıkları var mesela. Küçükken, belki de çevresindeki kötü arkadaşları nedeniyle kadın oğlunun uyuşturucu bağımlısı olduğunu zannederek onu bir rehabilitasyon merkezine kapatmış. Delikanlı bir hata edip itiraz etmiş, ama bağımlılığın işaretlerinden birinin de kabullenmemek olduğu biliniyor. Esas şanssızlık ise bunun doğru olmasıymış; çocuk temizmiş. Kapatıldığı merkezde toplum dışına itilmiş insanların hayat tarzına alışmak zorunda kalmış: Çocuğu bir gece yarısı yatağından kaldırıp başka bir odaya götürerek tecavüz etmişler. Artık bir yetişkin olan bu genç o gün içtiği andı tüm ruhuna kazımış: Annemi asla affetmeyeceğim.
Şiddet teması her zaman ilginizi çekti mi?
Hayır. Uzun seneler boyunca profesyonel işim olan bir konu üzerinde pazarlarda çalıştım – bir kuruluş için yaptığım bir çalışmaydı, ayrıntıya girmek istemiyorum-. Pazarlar ilginç yerlerdir, çünkü içlerinde renk, hareket vardır. Birçok ülkede kurulan birçok pazarda binlerce kare çektim ki bunların hepsi şu anda bir bilgi bankasında altyapı, hijyen, gıdaların mikroplardan etkilenme olasılıkları, nakliye hizmetlerindeki eksikler, ek maliyetler çıkararak fiyat artışına neden olan etkenler gibi konularda teknik belgeler olarak kullanılıyor. Sonra fotoğrafı yaratıcı bir biçimde kişisel gelişim için kullandım.
Nasıl oldu bu?
Bir an geldi görüntüdeki zaman ve belirlilik eksikliği konularıyla oynamak ilgimi çekmeye başladı. Tüm kuralların dışına çıkmak istiyordum. Buna paralel olarak tam dört sene boyunca Tunus üzerinde çalıştım; burası İtalya’ya çok yakın olmasına rağmen pek tanınmayan bir ülke. Bir Avrupalı başka bir ülkeye gittiğinde bir sürü şey keşfediyor: Kokular, renkler, derisinin rengi, bakışları, gözleri, hareketleriyle kendinden farklı insanlar. Tüm bunları yakalamaya çalışıyordum.
Bunlar insanı değiştiren deneyimler
Benim çok ilgimi çekti. Ülkemdeki bazı aptallar bir Afrika ülkesine giden bir sömürgecinin yaptığı işler olarak yorumladı çalışmamı. Bu insanların cehaletini gösteriyor oysa. Ben develerin turistik görüntüsünün ötesine geçmek istedim. Filipinler’de, Manila’nın çok yoksul bir bölgesi hakkında bir röportaj yaptım; oraya girmeyi başaran ilk yabancı bendim. Sefalet içinde bir yerleşim bölgesiydi. Orada bir yeri yalnızca görüntülerle anlatmayı amaçlamıştım. Önceden üzerinde çalıştığım daha teknik temalar ile daha karmaşık temaları ele almaya başlamam arasındaki geçiş noktasını belirleyen iş o olmuştu. Peru teması daha kapsamlı.
Neden Peru’yu seçtiniz?
Yalnız buradaki temaslarım nedeniyle. Hayatımı yalnız fotoğraf çekerek kazanmadığım için temalarımı elimdeki zamana bağlı olarak seçmem gerek. Bir profesyonel gelip burada birkaç ay geçirirdi. Örneğin Francesco Zizola’nın Brezilya’daki sokak çocukları hakkında yaptığı çalışmayı çok beğenirim. Ama böyle bir iş zaman ister, insanlarla temas kurup tanışmak gerek. Benim o zamanım yok. Asistanımın yardımı bu aşamada çok önemli oldu. Hatta Callao hapishanesine gittiğimiz bir keresinde tutuklular onun kick-box şampiyonu olduğunu öğrenmişlerdi. Ondan kendilerine bir ders vermesini istediler, o da bu teklifi kabul etti. Hapishane bahçesinde egzersiz yaparken görebiliyordum onu. Bunu asla kaçıramazdım.
Fotoğraf için her şeyi bir kenara bırakmayı düşündünüz mü hiç?
Zor bir soru bu. Ben her işin verdiği mutluluğun farklı olduğunu düşünüyorum. Yirmi sene ekonomistlik yaptıktan, net kurallarla yönetilen kurumsal bir ortamda ekonomik gelişim konusunda çalıştıktan sonra neleri yapıp neleri yapamayacağını iyi anlıyor insan. Fotoğrafçılık beni gerçekten tatmin eden bir hobi, hatta bazı anlar geliyor insanı duygulandıran bir araç haline de gelebiliyor. Benim işim ise belki de değişime hiçbir faydası dokunmayacak sorular sormaya çalışıyor. Bunlar farklı çalışma şekilleri ve ben bunları asla birbirine karıştırmıyorum. Yaptığım işle nasıl faydalı olmaya çabalıyorsam fotoğrafla da aynı şeyi amaçlıyorum. Tek fark, fotoğrafçılıkta, düğmeye nasıl ve ne zaman basılacağına, kompozisyona, kullanacağım bakış açısına karar veren, her şeyi idare eden benim. En çok o anda gördüğüm ya da hissettiğim insanlık boyutunu yansıtabildiğimde mutlu oluyorum.
Fotoğraflarını kahramanlarınıza da gösteriyor musunuz?
Evet. Şubat ayında çektiklerimi kalan çocuklara gösterdim, diğerleri gitmişti, bir daha bulamadık. Bu iyi bir şey oldu çünkü, bazı durumlarda ilgililere fotoğraflarını yayınlamayacağımla ilgili olarak verdiğim sözü tekrar etme fırsatı buldum. Yanımda kullan-at fotoğraf makinelerinden de getirmiştim, onlardan da fotoğraf çekmelerini istedim. Hikayenin özünü uyum içinde kavramaları için hazırladım onları. Kendi çektiğim fotoğrafları göstererek bir şey anlatmak için istediklerini seçmelerini söyledim. Çocuklar görüntüleri özgürce ve ortaya koydukları gerçeklikten bağımsız bir şekilde yorumluyordu. Örneğin hapishanede çekilmiş bir kare onları bir anda evlerine, annelerinin yanına götürebiliyordu. Kendi kişisel hikayelerini anlatmak için kullanıyorlardı fotoğrafları. Çok etkileyiciydi.
İster kurban olsunlar ister suçlu, çocukların yazdığı bu satırlar, yazım hatalarının arasında geçmişin hayaletlerini taşıyor. Babasından kötü muamele gören çocuğun satırları var mesela. Kıyasıya dövülüp onuru ayaklar altına alınmamış sadece, bir babanın varabileceği çılgınlığın sınırlarına varıp oğluna elektrik şoku da uygulamış. Anlatının acılar içinde kıvranan birinci tekil şahsı babasının bir keresinde kolunu kırdığını söylüyor. Dünyanın dört bir yanına yaptığı seyahatlerde yoksulluğun her şeklini tanıyan Olivio Argenti’nin içini en çok acıtanlardan biri. Fotoğrafçının vicdani bir muhasebe yapıp ekonomik raporların, akademik değerlendirmelerin dışında bir şeyler yazmaya başlamasının vakti geldi belki. İçerden kısa bir süre önce çıkmış, kolları henüz kapanmamış kesiklerle dolu suçlunun evinde yaşadığı anlar mutlaka anlatılacak. Fotoğrafların büyüleyici olduğu doğru, ama aklından geçenleri bilmek de fena olmaz.
...
Ritratti della disperazione
El Commercio, Sezione Contracorriente
15 gennaio 2007
Scritto da David Hidalgo Vega
Esperienza di vita. Olivio Argenti, italiano specializzato in commercio di alimenti in paesi in via di sviluppo, ha nella fotografia un secondo campo di battaglia. Ha visto e sentito la sofferenza in vari punti del pianeta, ma ora si è concentrato in un libro sul dramma delle bande giovanili a Lima.
Queste lettere agli interessati, madri che soffrono per il figlio delinquente, figli abbandonati per la droga o coppie perdute per il crimine, hanno il sigillo della fatalità. Alcune sono state scritte in prigione, ma altre vengono dalla vita di strada più emarginata. Olivio Argenti, l’uomo che le sta mettendo insieme, ne sa molte a memoria. Può citare il caso di un ragazzo “buon samaritano” che ha visto il suo protetto morire di tisi nella strada; oppure quello della donna che viene arrestata e deve soffrire nella mente e nell’anima la trasformazione dell’amore; e non dimentica il bambino che chiede al padre di smettere con la droga e dopo anni di rifiuto dice: la mia vita è diventata violenta per non sentire il dolore. Il particolare insolito è che Argenti ha conosciuto queste storie da dietro una macchina fotografica. E’ infatti un fotografo italiano autodidatta che è convinto che le parole hanno un peso. C’è un linguaggio poetico in quello che ha scoperto. Presto pubblicherà un libro sulle bande giovanili a Lima, che di fatto è un dramma raccontato per immagini e scritti.
Come è arrivato al tema della violenza giovanile?
L’idea di lavorare sul tema delle bande, sui giovani violenti della strada, mi è venuta nel febbraio del 2006. Contattai subito l’INPE [NDT: Istituto nazionale dei penitenziari del Perù] per chiedere che mi permettessero di entrare in un carcere e la risposta fu positiva. Inoltre ho visitato un centro di riabilitazione che ha molti problemi e ho lavorato sulla vita di famiglie povere. Però non ero riuscito a capire il perché di tanta disperazione, di tutta questa gente che dai 12 ai 19 anni aveva già commesso delitti e aveva problemi di droga. Mi venne l’idea di fare dei concorsi di scrittura. Chiesi loro che mi raccontassero il momento della loro vita che li aveva colpiti di più. Uscirono fuori cose molto forti, soprattutto riferite alla famiglia, a un padre violento o drogato, una madre prostituta o che vende droga, patrigni prevaricatori. Andai a Roma e quando tornai, in dicembre, entrai nei carceri del Lurigancho e Santa Monica ed in altri centri di riabilitazione. In tutti ho fatto concorsi di scrittura; ne è venuta fuori una tremenda quantità di testi. L’INPE ci ha concesso copia di lettere che avevano scritto alle famiglie, in cui emergeva molto chiaramente il tema del perdono, la volontà di tornare a una vita normale. Molti scrivono ai propri figli manifestando la voglia di essere il padre che non sono stati. Che ciò sia possibile dipenderà da molti fattori.
Si riferisce ai carcerati?
Si, però anche ai ragazzi dei centri di riabilitazione, perché stanno lontani dalle famiglie e nelle loro riflessioni ricordano quanto stavano bene e si propongono di tornare. Ciò non vale per tutti, però questa relazione tra violenza familiare e comportamento violento è sempre molto presente. Certo, dal punto di vista fotografico, uno può solo guardare quello che succede.
E qual è la sua proposta?
L’idea è di realizzare un libro che comprenda immagini e testo. Il libro sarà venduto e tutto il ricavato lo devolverò a questi centri, specialmente a quelli che più ne hanno bisogno. Poi ci sarà una mostra, a Lima e in Italia. Dato che vogliamo coinvolgere i giovani, vogliamo includere i graffiti, per riconoscerli come arte. Ci sarà una tavola rotonda per discutere la relazione tra violenza familiare e delinquenza, organizzata dall’ONG svizzera “Terre des Hommes”. Ciò che è importante è che la mostra non sia un fine in sé, ma che alimenti il dibattito. I ragazzi che chiamiamo “pandilleros” [NDT: affiliati a una banda criminale giovanile] non sono necessariamente cattivi: sentono anche responsabilità verso un gruppo, possono fare cose per il quartiere. Bisogna canalizzare quest’energia.
Lei è riuscito a ritrarre luoghi violenti che sono una sfida persino per un peruviano che non attiri l’attenzione
E’ molto pericoloso, ma abbiamo cercato di gestirlo. Siamo entrati perfino nella casa di veri delinquenti, professionisti, che uscivano fuori dalla tematica. Avremmo potuto esserne vittime, ma siamo riusciti a manovrare bene la situazione. Fa parte del progetto, non si affronta questo progetto pensando di andare in vacanza a Ipanema. Ma questo non è tanto importante. Il punto è che sono venuto in Perù per lavoro. Due anni fa, per caso, ho conosciuto Juan, il mio assistente. E’ un professionista di arti marziali e avevo buone referenze sul suo conto. Gli chiesi che mi accompagnasse a fare foto per la città, poi siamo andati in varie parti del paese. Vivendo in San Juan de Lurigancho, Juan aveva contatto con la realtà che mi interessava. Quello che abbiamo fatto non pretende di essere un lavoro completo, però abbiamo molto materiale. C’è tanto da visitare e capire, che dovrei vivere in Perù.
Queste lettere agli interessati, scritte a volte troppo tardi, hanno mittenti ansiosi di eternizzare un’infamia. C’è, per esempio, quella di un ragazzo che odia sua madre. Quando era più piccolo, forse per le sue cattive frequentazioni, la donna lo credette drogato e lo internò in un centro di riabilitazione. Il ragazzo protestò per l’errore, però già si sa che questo è un sintomo dell’assuefazione. Nel suo caso, la sfortuna è che diceva la verità, era sano. Nel centro dovette abituarsi alla vita degli emarginati: una notte lo strapparono dal letto e lo trascinarono in un’altra stanza per violarlo. Il ragazzo, già uomo, si scolpisce nel cuore una cupa promessa: non perdonerò mai mia madre.
Si è sempre interessato al tema della violenza?
No. Per molti anni ho lavorato su un tema legato al mio lavoro professionale sui mercati alimentari – per un’istituzione che preferisco non menzionare -. I mercati sono luoghi interessanti, perché hanno colore, movimento. Ho sviluppato migliaia di immagini di mercati di vari paesi, che stanno in una banca dati utilizzata per illustrare documentazione tecnica sull’infrastruttura, l’igiene, la possibilità di contaminazione di alimenti, la mancanza di servizi, di trasporti, fattori che generano costi aggiuntivi e aumentano i prezzi. Poi ho usato la fotografia come un atto creativo, di crescita personale.
Come è successo?
A un certo punto mi ha interessato giocare con il tempo e la mancanza di definizione dell’immagine. Volevo uscire da tutte le regole. Parallelamente, ho lavorato per quattro anni sulla Tunisia, che, anche se vicino all’Italia, è un paese molto mal conosciuto. Quando un europeo va in un altro paese scopre molte cose: odori, colori, persone così diverse per il colore della pelle, lo sguardo, gli occhi, la gestualità. Io cercavo di catturare tutto questo.
Queste sono esperienze trasformatrici
A me, hanno appassionato molto. Qualche sciocco nel mio paese lo ha considerato il lavoro di un colonialista che va in un paese africano. Ma questo dimostra l’ignoranza della gente. Io ho voluto andare oltre l’immagine turistica dei cammelli. Nelle Filippine ho fatto un reportage su una zona molto povera di Manila, dove io sono stato il primo straniero a riuscire ad entrare. Era un insediamento estremamente povero. L’idea in quel caso era raccontare un luogo con le immagini. E’ stato il lavoro che ha segnato la transizione tra i miei temi precedenti più tecnici e la concezione di temi più complessi. Quello del Perù è più strutturato.
E perché ha scelto il Perù?
Solamente per i contatti. Dato che non vivo di fotografia, devo scegliere i temi in relazione al tempo che posso avere a disposizione. Un professionista verrebbe a passare molti mesi sul posto. A me piace molto il lavoro di Francesco Zizola sui bambini della strada in Brasile, per esempio. Ma è un lavoro che richiede tempo, per contattare la gente e incontrarla. Io non dispongo di questo tempo. L’aiuto del mio assistente è stato fondamentale. Addirittura una volta che eravamo andati al carcere del Callao, i detenuti vennero a sapere che è campione di kick-boxing. Quindi gli chiesero di far loro una lezione, cosa che lui gentilmente accettò. E così lo potevi vedere lì, a fare esercizio nel cortile del carcere. Era una cosa che non mi potevo perdere.
Ha mai pensato di lasciare tutto per la fotografia?
E’ una domanda difficile. Credo che ogni lavoro ha il suo tipo di gratificazione. Dopo venti anni da economista, lavorando sul tema dello sviluppo economico, in un contesto istituzionale con regole precise, sai molto bene quello che puoi e quello che non puoi ottenere. La fotografia è un hobby che mi dà molta soddisfazione, e arriva un momento in cui diventa lo strumento che ti dà emozione. Il mio lavoro cerca di motivare domande che forse possono contribuire al cambio. Sono modalità di lavoro alternative, e non le mischio mai. Con la mia professione cerco di dare un contributo, così come con la fotografia. La differenza è che nella fotografia io sono quello che gestisce tutto, per esempio come e quando premere il bottone, come comporre, che punto di vista assumere. La soddisfazione più grande la provo quando riesco a captare la dimensione umana che vedo o sento in quel momento.
Mostra ai protagonisti le loro foto?
Sì. Quelle che ho fatto in febbraio le ho mostrate ai ragazzi che erano rimasti, perché altri erano andati via e non abbiamo potuto ricontattarli. E’ stata una buona cosa perché, in certi casi, ha confermato agli interessati la mia promessa di non pubblicare quelle foto. Ho portato anche delle macchine fotografiche usa-e-getta e ho chiesto a loro di fare delle foto. Li ho preparati perché riuscissero a gestire il concetto di una storia in maniera coerente. Ho fatto vedere loro e mie foto e ho loro chiesto di scegliere quelle che volevano per raccontare qualcosa. I ragazzi interpretavano le immagini liberamente e in maniera dissociata dalla realtà che queste mostravano. Una scena presa in carcere poteva ricordare un momento in casa, con la madre, per esempio. Le usavano per raccontare le loro storie personali. E’ stato intenso.
Queste lettere di ragazzi, vittime o colpevoli, portano con sé fantasmi del passato tra gli errori di ortografia. C’è quella di un ragazzo che è stato maltrattato dal padre. Non solo con una quantità nefasta di botte, che già indignano, ma era addirittura sottoposto a shock di corrente elettrica, limite estremo della perversione paterna. Una volta il padre gli spezzò un braccio, dice il racconto scritto nella prima persona del dolore. E’ uno di quelli che più angosciano Olivio Argenti, un uomo che ha conosciuto tutti i tipi di povertà nei suoi viaggi per il mondo. Forse sta arrivando l’ora che il fotografo che prende coscienza cominci a scrivere altre cose che vadano al di là dei suoi rapporti economici e dissertazioni accademiche. Sicuramente lì sarebbe raccontata quest’esperienza in casa di un delinquente, liberato di recente e con tagli freschi sulle braccia. Le foto sono impressionanti, sì, però sarebbe bene sapere quello che gli passava per la mente.
Çeviri (translated by) : Perpa Tercüme
About Olivio ARGENTI Hakkında
Olivio Argenti was born in Brescia (Italy) in 1955 and lived for eight years in the United Kingdom where he graduated in Economics (London University, 1981) and Agricultural Economics (Oxford University, 1982). He then lived in Ecuador and Venezuela from 1983 to 1990 and has been working in Rome - since 1990 - as Agricultural Marketing Economist. He has travelled to more than fifty countries.
He started taking photographs in 1995 on aspects relating to food and agriculture to illustrate technical publications (http://www.fao.org/ag/ags/AGSM/SADA/index_en.htm)
In 2002, his photographic interests took on new directions. He has completed a street-photography project in Tunisia Traits d'union (2002-2006); a reportage in Azerbaijan on refugees from the conflict region Nagorno-Karabakh (2006-2007); a reportage in Peru Atrapados. Violence within the family and juvenile delinquent behaviour in Lima (2006-2007) which combines photographic images with testimonials written by boys and girls met in gangs, drug-rehabilitation centres and prisons; and a project Wrestlers and Wrestling (2006-2008) around the World.
He won the Photo Excellence Award in the 2008 International Portfolio Contest of the American Black & White Magazine.
He has exhibited in Rome and Tunisia.
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"