Arşivimizden  - From Our Archives

 

Salih Güler

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

FR DUYURULAR - FR NEWS
ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ömer Bakan

 

Kendinizden ama ağırlıklı olarak fotoğraf geçmişinizden bahsedebilir misiniz?

 

Fotoğraf geçmişim yok, fotoğraf geleceğim var; hayatım boyunca fotoğraf çektim, fotoğraf makinem olmadığı zamanlarda bile.

 

Mademki merak etmişsiniz geçmişimi, anlatayım :

 

 

 Ben İstanbul' da doğdum.

 O büyük şehirde;

 yaşadığım çocukluk,

 diğer çocuklarınkine benzemiyordu.

 Bebekliğim;

 çocukluğumdan,  daha iyi geçtiği söyleniyor.

 Ben hatırlamıyorum, öyle diyorlar.

 Babam;

 beni çok erken terk etti.

 Sınıf geçtiğim de

 bana bisiklet almadı.

 Annem;

 Artık anlamlı bir sözcük

 On iki yasıma geldiğimde;

 ilk askı yaşadım.

 ilk aşk dedikleri bu mu acaba?

 Onaltım da;

 ilk çıplak tene dokunuş;

 Onu ilk gördüğümde,

 Soluğum kesildi

 görür görmez aşık olmak :

 bu olsa gerek.

 Aşkımız:

 bir dua gibiydi

 yıllarca sürsün isterdim,

 sürmedi.

 Göğüsleri;

 masumiyetini yansıtıyordu.

 Gözün görmediği şeyleri görmek

 benim gözlerimin;

 görüş sınırı yok.

 Güzelliklerini;

 ortaya seriyorlar.

 Geceleri;

 Beyoğlu nda yürürken

 bir fahişe gördüğüm de

 O;

 benim için sadece bir fahişedir.

 Ama

 O fahişe

 O gece

 benimle ise

 Ve

 karsımda çırılçıplak duruyorsa;

 O,

 benim için tanrıçadır.

 Onyedi mde;

 kendimden ondört yas büyük bir kadınla beraber oldum.

 Hayat;

 bu olsa gerek.

 Beni görünce;

 yüzündeki gülümseme kayboldu.

 O

 bana

 aşık olmuş tu. Onsekizimdeydim.

 aslında o

 bunu istemiyordu.

 Ama benimle sevişmemeye direndiyse de.

 Direnci kirildi.

 o zaman

 sordum kendime

 gizem nedir?

 içimizdeki ruh nedir?

 ne için yaşıyoruz?

 ne için ölüyoruz?

 Bu dört sorunun tek cevabi var.

 ASK.

 Aşk tan güzel bir şey var mı(?) bu dünyada.

 Saplantı halini almış hayaller

 Aşırı coşkular

 Sorun yaratıyor.

 Huzurlu yasamanın sırrı nedir?

 Masum ruhumu çaldılar

 Bana

 Sevişmenin

 ne demek olduğunu öğrettiler.

 Yüzleri anılarımda

 Yaz günleri gibi asılı duruyorlar.

 Ama, hiç biri  Onun gibi değil

 " Orhan Veli" nin dediği gibi

 "Aynada başka güzelsin yatakta başka"

 iyileşmesi imkansız romantizm hastalığı

 Yirmimde nişanlandım

 Yirmiikim de evlendim

 Yirmiüçüm de baba oldum

 Yirmibesim de bir kez daha baba oldum

 Doksanbir Yazı

 Gitar satan adam hasta

 Ortaköyde yiz

 Paltosunu giymiş

 Ağustos sıcağında

 Deklanşöre dokunuş

 Bir kadın duruyor

 karşıda

 kaderim

 kaderimsin

 Soğuk geceler ardı ardına

 kaçak yasam

 Tam Altı sene

 çok çektik  birlikte

 Otuzdokuzum da boşandım

 Kırkım da tekrar evlendim.

 Kırkbirim de bir daha

 baba oldum.

 Derler ya "teneşir" paklar diye

 Hala yasıyorum

 Karımla

 


 

Ne tür fotoğraflar çekmekten hoşlanırsınız?

 

2006 sonuna kadar genelde kurgu fotoğraflar çalıştım. Bu aşağı yukarı 10 yılımı aldı. Bu yıl başı itibariyle biriktirdiğim projelerimi yavaş yavaş hayata geçirmeye başladım. Genelde yatay fotoğraf çekmeye çalıştım, amacım gözümü yatay kadrajlara alıştırmaktı, nedeni ise bu yıl içerisinde senaryolarını bitirdiğim kısa filmlerimi yapmak. Tahminen temmuz ayı içerisinde kamera diyeceğiz. İlk filmim yeni sezonda umarım hazır olur. Fotoğraf çalışmalarım ise yine belli konular altında “yaşamın içinden” devam ediyor. 2008 sonuna kadar bu şekilde çalışmalarım devam edecek.


 

Kendinizi fotoğrafın hangi türüne yakın hissedersiniz?

 

Profesyonel yaşamım boyunca başaramadığım çekim türü olmadı. Ama ben kendimi stil life fotoğrafçılığına daha yakın hissediyorum, bu konuda daha başarılı olduğum söyleniyor. Kurgu fotoğraflarda da başarılıyım, kurgum iyidir. Fotoğraflarımın alt yapısında mutlaka sanata ve izleyenine bir mesaj ve siyasi görüşüm veya felsefi düşüncem mutlaka vardır. Altlarında hep hikayeler vardır. Bu arada bir çok insan fotoğraf sanatını izlerken neyi izlediğinin farkında olmuyor. Çünkü fotoğrafı iki kenardan ibaret kurallara ve tekniğe uygun mu değil mi olarak görüyor, bu da klasikçilerin işine geliyor, fotoğrafı yılladır böyle empoze ettiler. Klonlanmış bir sürü fotoğrafsever var; klasikçilerin peşinden koşan. Oysa 21.ci yüzyıldayız, sanat ve sanatçının bakış açısı ve sunumu çok değişti. Dünyayı takip etmek gerek, bir şeyler bulup çıkartıp ortaya koymak gerek, ben şu anda kuralsızlığın da kural olduğu bir dönemimi yaşıyorum. Bu arada istersiniz sanatın, sanatçının ve sanat eserinin bence ne olduğuna bakalım.

 

 

 

SANAT : Kendine özgü sanatsal biçimlendirme olarak (en geniş anlamda) estetiksel biçimlendirmeden ayrılabilen ve sanatlar (sanat türleri) içerisinde tarihsel olarak oluşmuş çok değişik estetiksel üretimin başlıca ortak yanları ile özsel belirtilerini içine alır. Sanat, kendi özü gereği, “özel bir üretim tarzı” olduğu gibi, aynı zamanda “toplumsal bir bilinç biçimi”dir de. Sanat ( örneğin, özel araştırma konuları olan toplum bilimleri gibi) , toplumsal varlığın tikel alanlarıyla yanlarını vermez; belli bir sanat türünün kendi yasallıkları uyarınca, çokyönlü toplumsal ilişkileri, toplumsal ilişkilerin toplamı olarak insanın gelişmesiyle ilintisi içinde aktarır. Sanat’ın en genelinden nesnesi, çokyönlü yaşamsal çıkarları; pratik, düşünsel,töresel ve estetiksel yetenek ve gereksinimleri ; doğa ve toplumdaki nesne, durum ve eylemlerle çokyönlü ilişkileri; belli bir tarihsel-somut toplumsal düzenin tüm yaşam alanlarındaki yaratıcı etkinlikleri içindeki insandır. Sanat kültürün başlıca bileşken bir parçasını oluşturur. Özel bir zihinsel etkinlik biçimi olarak Sanat, ilkel toplumun erken aşamalarında ortaya çıkmıştır. Sanat’ın düşünsel ve biçimsel gelişimi insanların emek süreciyle bağıntılı olup, toplumsal işbölümünün ilerlemesiyle birlikte var olmuştur. Emek yoluyla insan eli yüksek düzeyden bir yetkinlik kazanmış, Raffael resimlerini,Thorvaldsen heykellerini, Paganını müziğini ve gültekin çizgen fotoğraflarını yaratabilmiştir. Tikel sanat türleri, insanoğlunun uzun tarihsel gelişim süreci içinde ortaya çıkabilmiştir. Sanat, örneğin, dans, müzik, resim, heykel, mimari, edebiyat, tiyatro, sinema, fotoğraf gibi tikel Sanatlar’a ayrılabildiği gibi, çeşitli tür ve tarzlara da ayrılır. Sınıflı toplumlarda üstyapının bir parçası olarak sanat, sınıfsal bir özellik gösterir. Sanat’ın gelişimi en son kertede varolan toplumsal üretim tarzına bağımlı olup,bu üretim tarzına karşılık veren sınıfsal ilişkilerce belirlenir. Toplumsal iş bölümünün giderek artması sonucunda, uzlaşmaz toplumlarda sanatsal etkinlik,ya doğrudan doğruya egemen sınıflara bağımlı ya da ondan bağımsız belli bir kesimin gitgide ayrıcalığı haline gelmiştir. Daha başkaları içinse, sanat uzlaşmaz toplumlarda farklı çıkarlar arasındaki bir kavga alanı olmuştur. Burada birbirine karşıt ideolojik kavrayışlar, yaşam normları ve güzellik tasarımları yer almıştır. Çökmekte olan sınıfların Sanat’ı  gerici  çizgileriyle imgesine ilişkin çöküşme özellikleri ve ilerleme düşmanlığı gösterirken, ilerici sınıfların Sanat’ı ilericilik savaşının bir anlatımı olmuş, toplumsal ilerlemeye ilişkin düşünceleri biçimlendirerek hümanist bir insan imgesini ortaya koymuştur. Uzlaşmaz toplumlardaki çelişmeler Sanat’ın emperyalizm döneminde emperyalist kültür ve kitle kültürü ile demokratik ve toplumcu kültür öğeleri arasındaki karşıtlık biçiminde ortaya çıkmasına yol açmıştır. Ucuz, sahte bir sanatın yaratılması ve ilerici sanatsal etkinliklerin önlenmesi, sonunda Sanat ile halk arasında bir uçurumun açılmasına neden olmuştur. Bu arada gerçek bir sanatsal etkinlik savaşımı içinde toplumcu gerçekçi Sanat doğmuştur. Bu Sanat, geniş kitlelerin ileriye doğru gelişimi ve halk ile Sanat arasındaki uçurumun aşılması anlayışıyla bir arada yer alır. Sanatsal mirasın özümlenmesi kadar, toplumsal yantutarlık ile halka bağlılık bu sanatın ilkeleri arasındadır. Ayrıca sanatın belli bir kesimin ayrıcalığı olmaktan çıkarak tüm halkın yaratıcı-sanatsal bir etkinliği haline gelmesi de burada önemli rol oynar. Bu nedenle Sanat’ın manevi yaşamın bütününde önemli bir yeri vardır. Sanatın kendine özgü estetiksel ve kişilik oluşturucu özelliğine toplumda her zaman için gereksinim duyulur. Bu nedenle Sanat’ın kişinin çokyönlü gelişmesi, yaşamsal duyarlığı ile güzellik tasarımlarının gelişmesi, yüksek düzeyden bir düşünceye erişmesi üstünde etkin bir yapıcı rolü vardır.

 

 

 

SANATÇI : Yaratıcı eylemin estetik değerlendirmeye, düş gücüne ve özgünlüğe bağımlı olduğu bir sanatı uygulamakta özel yeteneği olan kişi Sanatçı dır. Sanatçılar Mimar, Heykeltıraş, Ressam, Seramikçi, Cam Sanatçısı ( mesela gültekin çizgen ), Dokuma Sanatçısı, Grafik Sanatçısı, Fotoğraf Sanatçısı, İç Mimar, Tasarımcı, Reklam Sanatçısı, Endüstri Sanatçısı, v.b olarak ayrılabilir. Sanatçının yarattığı ürün özgündür, uyarıcıdır ve duyguya hitap eder. Bu anlamda Sanatçı b,ç,m ve içeriğini geleneklerden alan, işleve ve pazara dönük üreten ve toplumun “anonim” sözcüsü olan “halk sanatçısından” ve zanaatçıdan daha üst düzeyde değerlendirilir. Zaman içinde sanatçı kavramı ve sanatçının toplumsal değeri büyük farklılıklar göstermiştir.yerleşmiş toplumsal düzenler içinde sanatçı Rönesans’a değin öbür el işçileriyle aynı değerde tutulmuştur. Antik çağda da ressam ya da heykeltıraş öbür zanaatçılardan daha önemli bir kişi sayılmakla birlikte bazıları, belirli bir demokrasi ve kapitalizmin başladığı Perikles döneminde ( MÖ462-429 ) ve daha sonra büyük İskender döneminde ( 336-323 ) büyük üne sahip olabilmişlerdir. Öte yandan aristokratik değerlere bağımlı olan toplumsal düzenlerde el işleriyle meşgul olanlar her zaman horlanmış, sanatçıda bunu aşamamıştır. Orta çağ da sanatçı öbür zanaat loncalarına bağımlı olarak çalışmış, ancak 1339 da Floransa da  sanatçılar bağımsız bir “ressamlar birliği” kurmuşlardır. İslam dünyasındaysa saray için üreten sanatçılar değer görmüşler, para ve ün edinmişlerse de sanatçı ve zanaatçı kavramları arasında bir ayrım gelişmemiştir. Tüm kültürler içinde sanatçıyı çok eski tarihlerden başlayarak farklı bir statüye oturtan tek kültür Çin olmuştur. Burada para için değil, üstün değerler için üreten sanatçı kavramı, sanatın düşünür ve aydın için doğal bir uğraş olduğu düşüncesi çok erken tarihlerde yerleşmiştir. Rönesans ta sanatçıya verilen değer, yapıtın felsefi içeriği olduğu ve “güzellik” anlayışının zihinsel bir beceri olduğu inancıyla gelişmiştir. Bu tarihten başlayarak sanatçı, soylu kesime ve dine hizmet etse de, belirli bir özgünlük kazanmış, sanat ta özgünlük kavramı gelişmiştir. Sanatçının bir derece özgürleşmesi ve kişi olarak değer kazanması aynı zamanda, gelişen ekonomik sistemlere ve soylu olmayan kişilerin, özellikle tüccarların ve serbest meslek sahiplerinin sanata yatırım yapmalarıyla ilgilidir. Sanatçının amatör olarak, yani gereksinim ve ısmarlama karşılığı değil salt yaratıcı dürtüyü yanıtlamak için üretmesi kapitalizmin ve burjuva toplumunun gelişmesiyle olanak bulmuştur. 18.yy.dan başlayarak özellikle romantik tavır içinde sanatçı, kendi kişiliğini yansıtan ve metafizik gerçekleri açığa çıkaran, kurumlara değil, yüce değerlere hizmet eden bir “deha” olarak tanımlanmıştır. İlkel toplumlarda sanatçının değeri ya ticari ürünler yaratan bir zanaatçı yada ayinlerde kullanılan büyülü ürünlerin yaratıcısı olarak farklılaşabilmiştir. Sanatçı ya özel bir el işçisi olarak görülmüş ya da din adamlarıyla aynı değerde bir ”şaman” gibi sayılmıştır. 20.yy.da sanatçıyla ilgili kavramlar çok çeşitlenmiştir. Bilim, teknoloji ve endüstrinin gelişmesi ve yaşama egemen oluşu karşısında sanatçı duygusal, yaşantısal ve tinsel olanı geliştiren ve üreten böylece modern çevrenin teknik ve pratik önceliğini dengeleyen biri olarak özel bir önem kazanmıştır. Bu y.y.da gelişen AVANGARTRE sanat kavramlarıyla sanatçıya ilkel kültürlerde olduğu gibi “Şaman” değeri yüklenmiş, sanatçıyı toplumla tinsel güçler arasında ilişki kuran biri olarak görmüştür. Öte yandan teknolojinin sanat üretimine etkisi ve demokratikleşme bir çok sanatçıyı da daha mekanik uygulama yöntemine sokarak Romantizm’le gelişen “dahi sanatçı” ve “sanat için sanat” ( bu kavram ileride açıklanacaktır ) kavramlarına ve sanat yapıtının tekil değerine karşın, sanatın toplu üretilebilirliğini ve sanatçının işlevsele dönüşünü sağlamıştır. İngiltere de W.Morris’le 1875’te başlayan ARTS AND CRAFTS hareketi dehadan çok el işçiliğini yücelten bir akım olmuş GROPIUS’ UN yönettiği BAUHAUS okulu sanatçıyı işlevsel ürüne dönük bir tasarımcı olarak geliştirmeyi amaçlamıştır. Bu gün özellikle çoğulcu (plüralist) bir yaklaşım içinde, sanatçıya tarih boyunca verilmiş olan  tüm bu değerler geçerli olmaktadır.uygarlık tarihine bakıldığında, yerleşik ve ileri toplumlarda olsun, göçebe ve ilkel toplumlarda olsun sanatçının özel bir yeri ve çoğunluktan farklı bir kişiliği olduğu görülür. Ruhbilim bu farklılığın öğelerini açıklamak için çok çaba göstermişse de, yaratıcılığın psikolojisi genelleştirilememiştir. Sanatçının en önemli rolü, her zaman için yaratıcılığı olmuştur. En genel tanımıyla sanatçı anlatımcıdır ve onu güden başka etkiler ne olursa olsun, kendi içinde doyumlu olan bir anlatım türüne göre hareket eder.      

 


 

SANAT ESERİ : Sanat ve sanatçının tanımı içerisinde sanat eserinin ne olabileceği ortaya çıkmıştır. kısaca tanımlamak gerekirse sanatçının düşünsel tabanında oluşturulmuş imgelem* eğer bir imgeye* dönüştürülmüş ise ; eğitimle edinilmiş kültürel kavramın görsel karşılığı : Sanat Eseridir. *

 

Kaynak: Kültür Ve Sanat Sözlüğü.

 


 

Kullandığınız ekipman hakkında bilgi verir misiniz? Çok geniş bir konu olduğu açık olmakla birlikte ekipman konusunda önerileriniz neler olur?

 

Dijital ve analog olarak iki tip makine kullanıyorum. Tabii bunları destekleyen ful objektif ve aksesuarlar ve yanı sıra çok geniş bir paraflaş setim var.

 

Dijital de bütçeme uygun olarak nikon d 200  ü tercih ettim, çok memnunum. Analog olarak da Zenza Bronica gs 1 kullanıyorum ve çok önemli işlerimde bunu tercih edip dia çekiyorum.


 

Önerim bütçeyle doğru orantılı çünkü dünya dijital piyasası çıldırmış durumda. Bu çılgınlığa ayak uydurmak çok zor bugün aldığınız yarın eski oluyor. Ben buna 3. Dünya Savaşı diyorum, savaşın tek galibi Japonya; o da Hiroşima ve Nagazaki'nin intikamını böyle alıyor.

 

Şimdi Çin tarafından başlatılan 4. Dünya Savaşı içindeyiz.

 

Dijital fotoğrafın artıları ve eksileri nelerdir sizce?

 

Artılar ve eksiler, sanki armutlarla elmalar gibi.

 

Digital bence henüz teknolojisini tamamlamış değil, bu da Japonların tercihi; dedim ya intikam; geç kapitalist sistemin liberal ekonomi dayatması. Esas ürkütücü durum Çin teknolojisi. Ucuz, kalitesiz ama maalesef tercih ediliyor. Elimiz mahkum artık digitalden kaçış yok, eksilerini mümkün olduğu kadar ortadan kaldırmaya bakacağız. Hepimiz birer iyi bir photoshop kullanıcısı olmalıyız. Çünkü makine den çıkan görüntü bana göre “ham” görüntüdür ve de bunu olgunlaştıran “ps” dur.

 

Sanal ortamlardaki fotoğraf paylaşımı gün geçtikçe artmakta. Bu sitelerin artı ve eksileri nelerdir? Eğri var ise düzeltmek için neler yapılmalıdır?


 

Daha da artacaktır. Bu bir arz talep meselesinin yanı sıra hazım işidir. Cesaretsizlik örneğidir, kaçış noktasıdır, var olmanın dayanılmaz hafifliğidir. Gözünün içine bakmadan konuşma işidir, cesur olamama meselesidir, orada işkembeyi kubradan atarsın, sana ulaşılamayacakları içinde kas kas kasılırsın karşındakini sinir edersin, hakaret edersin, hak etmeyeni yüce edersin, hak edeni bok edersin, yani canın ne isterse onu yaparsın. Sanal ortamda grubunu kurar beş para etmez işini en iyi yaparsın, fanların olur sen de kendini bir şey sanırsın. İşin sonunda bir bakmışsın ya grup seks yapmışsındır, ya da zihinsel masturbasyon…


Bunun sonucunda çare gelen fotoğrafları bir süzgeçten geçirmek gerek, her önüne gelen fotoğraf yüklememeli. Ama tabi ticari bir kaygı varsa bunların hepsi boş; önemli olan sitenin tıklanma sayısı. Reklam veren ne kadar çok tıklanmışsa o kadar çok para öder, bu sistemin kuralı bu. Ben niye dert ediyorum ki fotoğraf yüklemem olur biter diyeceğim ama itiraf edeyim ki bir kanser hücresi gibi içime işlemiş, sanal paylaşım yapamadan duramıyorum. Psikoloğa mı gitmem gerek bilmiyorum siz ne dersiniz? Baksanıza sanal bir dergiye ropörtaj veriyorum, Allahım ben ne yapıyorum, bana yardım edin, kurtulayım şu sanal alemden……. Tanrı hepimizi sanal çirkeften korusun

 

 

Dünya fotoğrafçılığında Türkiye nerede?

 

Tek cümle ile “ çok iyi bir yerde”

 

 

Fotoğrafın yönü sizce ne tarafa dönüyor? Siz bu yönün neresinde olmayı planlıyorsunuz gelecekte?

 

Dünya sanat trendinde ne yöne rüzgar esiyorsa o yöndedir. Benim yönüm ise doğru yöndedir emin olabilirsiniz. Aslında son yaptığım 4 gösteri benim şu anki yönümü belirliyor, izlemeniz gerek. Aslında rüzgar gülü gibiyim, sanat rüzgarı nereden esiyorsa yönüm o tarafa, rüzgarı önüme almam, hep arkamdan eser. Birkaç disiplinin bir arada barındığı işler daha revaçta. Sınır yok, ufuk çok çok ilerde, alan çok geniş. Yeterki izlenebilir, kabul gören işler çıkartalım.

 

Bilinçli izleyici sanatın ve sanatçının hakkını verir. 

 

 

İnsanlar fotoğrafçılıklarını geliştirmek için ne tür bir çalışma uygulamalılar?

 

Çok izlemeli çok denemeli. Çok okumalı çok araştırmalı. Çok çalışmalı ama çok. Diğer sanat dallarını takip etmeli. Yaptığı her iş bir öncekinden iyi olmalı ki gelişimini izlesin. Kendi tarzını yaratsın, paylaşsın paylaştıkça değer ortaya çıkar. Ben yaptım oldu, demesin. Olması için kabul görmesi gerek. Ve bu sanatı sadece hobi olarak ve boş zamanı değerlendirecek bir şey olmadığını bilsin.

 

 

Yeni başlayanlar için önerileriniz neler olur? Bir de “Eski Tüfekler”’ in bu anlamda üzerine düşen sorumluluklar neler olmalıdır?

 

İşi ciddiye alsınlar.

 

Bizlerin üzerine ise, bilgimizi, becerimizi,geçmişimizi ve geleceğimizi paylaşmak düşüyor. Pardon ya ben şimdi eski tüfek mi oldum?

 

 

Yeni projeleriniz var mı?

 

Olmaaazzz mııı izlemeye devam edin!!!!

Yorumlar - Comments
Toplam 7 yorum, 1-7 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Ömer Abi merhabalar,
Fotoğraflarını özenle izledim ışık kullanımından, fotoğraftaki yerleştirmelere kadar ancak ayrıca keyif aldığım iki şey oldu. Birincisi bir insan geçmişini bu kadar mı güzel anlatır:) İkincisi şu dijital analog tartışmasındaki duruşun. Sanırım asıl sorun hangisini kullandığımız değil nasıl kullandığımız. Ben analog makina kullanıyorum ve dijitalin kaçınılmaz olduğunun farkındayım ama sıkıntı yeni olan herşeyi hemen almamızdan kaynaklanıyor olabilir, yenilikleri alırken o yeniliğin kültürünü almayanlar kelimenin tam anlamıyla "sapıtıyorlar". Haddim olmayarak tebrik ediyorum; çünkü bu cümleyi okuduğumda sanal ortamda fotoğraf adı altında ne paylaştığını bir türlü adlandıramadığım adamların aslında ne yaptığını o kadar güzel anlatmışsın ki...
"İşin sonunda bir bakmışsın ya grup seks yapmışsındır, ya da zihinsel masturbasyon…" Ağzına sağlık abi:)
eklemiş - adds | 05 Haziran 2007 Saat - Time 20:11
sevgili gülşah
yazdıkların beni gururlandırdı, teşekkürler.
ömer bakan eklemiş - adds | 06 Haziran 2007 Saat - Time 13:52
....zolayı okur gibi izledim fotoğraflarınızı,
"emeği" yüklemişsiniz fotoğraflara,
ardından kendinize özgü içten yazı üslubunuzla oluşturduğunuz yelkenlilerle çıkarvermişsiniz sonsuz ve etkileyici bir okyanus yolcuğuna....insanı düşündüren anlamlı bir fotoğraf yolculuğu....

"emek"lerinize sağlık,
saygılarımla
fırat
Osman Fırat TURAN eklemiş - adds | 18 Haziran 2007 Saat - Time 17:43
Işığı muhteşem kullanıyorsunuz...
Hayranlıkla izledim çalışmalarınızı...
Tebrik ederim...
Evren Şar eklemiş - adds | 23 Haziran 2007 Saat - Time 22:52
Ömer Dostum ; Ben seni tanıyordum da bu kadar ince detaylı değil.Çok iyi oldu öğrendiğim.Sana hayatta mutluluklar diliyorum.. Fotoğrafta geldğin noktada seni internet ortamında da izliyor ve kıvanç duyuorum.. Allah başarılarını daim etsin.. Sevgiyle kal
Ege den selamlarımla.. Seni aram ış dostun..
kazım zaim eklemiş - adds | 05 Kasım 2007 Saat - Time 10:25
Kim neyi arıyorsa ona ulaşır sonunda!
Aradığın ve hayal ettiğin herzaman yakınındadır.Bizler sadece yolu uzatırız ,buda insan olmanın bir göstergesidir.Kaybettiğimiz degerleri fotoğraflarınızda görebiliyor ve imrenerek seyrediyorum.Toplumun bu virajında insanlara güvenmeyi kaybettik ve uçuruma doğru seyreder duruma geldik ama fotoğraflarınız o kadar içine çekiyor ki seyreden insanı,kirlenmiş dediğimiz dünyanın aslın da ne kadar temiz olduğunun farkına vardırıyor.Yoksa kirlenen insan mı?
Fotoğraflara bakarak,insanın karekteri bile çizilir diyorum artık ama sizin hem fotoğraflarınıza bakmak hemde yanınızda yer almak ayrı bir gurur kaynağıdır USTAM...
osman ÖZEL eklemiş - adds | 11 Mart 2008 Saat - Time 19:44
Fotografların mutlu etti beni Ömer Abi. Her ne kadar uzak da olsak da fotograflarına hayranlıkla bakarken seni burada yanımda hissettim. Gözüne, eline sağlık abi.

Mutlukal...
Murat Çevikbaş eklemiş - adds | 05 Kasım 2008 Saat - Time 11:49
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.