Arşivimizden  - From Our Archives

 

Erwin Olaf

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ali İhsan Ökten

Atakan Dürüst

Aydan Çınar

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

Hasan Sönmez

Hülya Yeltepe

İmren Doğan

Levent Yıldız

Mehmet Uçkun

Pınar Dağ

Şebnem Aykol

Şebnem Evren

Tuba Döner

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES

 

Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > TEMMUZ 2010 SAYISI - JULY 2010 ISSUE > Ömer Serkan Bakır ile Röportaj
Ömer Serkan Bakır ile Röportaj



 

Tuba Döner: Öncelikle bu röportajı sizinle yapabiliyor olmaktan duyduğum mutluluğu dile getirmek isterim, şahsım adına teşekkür edeceğim J Bilmeyenler için kısaca fotoğrafla / fotoğrafçılıkla yollarınızın nasıl kesiştiğini öğrenmek isterim.

 

Ömer Serkan Bakır: İnsan hayatında birçok tesadüf oluyor, benim de küçüklüğümde fotoğrafçı olacağım diye bir isteğim, öyle bir hedefim yoktu. Ama ilkokuldan beri nasıl olduysa elimde mutlaka bir fotoğraf makinesi oldu. Önceleri babamdan kalma Agfa marka körüklü bir fotoğraf makinesi oyunlarımda yerini aldı. Sonrasında hep SLR fotoğraf makinesi oldu elimde, ilk başlarda bununla da oyuncak olarak film olmadan bile oynadığım oldu. Lise yıllarına geldiğimde tabi ki daha fazla fotoğraf çeker hale geldim. O yıllarda Polonya pazarı denilen yerden daha çok Rus malı objektifler, filtreler ve çeşitli malzemeler alıp denemeler yapmaya başladım. Bir tele objektif ya da geniş açı objektifle daha farklı fotoğraflar “nasıl çekilebilir”i aradım. Değişik filtreler kullandık, siyah&beyaz filmler aldık o zamanlar, öğrenci bütçesi ile yapılabilen şeyleri yaptık yani.

Daha sonra İstanbul Üniversitesi Kontrol Sistemleri Teknolojisi bölümünde okurken Fotoğraf Dergisi’nde işe başladım. Fotoğraf Dergisi’nde çalışmaya başladıktan sonra daha farkında olarak fotoğrafla ilgilenmeye başladım. İstanbul Üniversitesi’nden mezun olduğum yıl, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde tekrar eğitimime devam ettim. Tüm bunları yaparken de aynı zamanda Fotoğraf Dergisi’nde çalışıyordum zaten. Fotoğraf Dergisi’ne ilk işe girmem 1995’te oldu. Bu benim için büyük bir şans oldu. Üniversiteye girdiğiniz zaman fotoğrafçılığınızı geliştirmek için çok büyük bir fırsat doğuyor. Aynı zamanda Fotoğraf Dergisi’nde çalıştığım için ustalarımızla beraber, bunlar gerek belgesel fotoğrafçısı, stüdyo fotoğrafçısı ya da güncel sanat üreten birçok farklı disiplindeki insanla uzun süre çalışma imkanı buldum.

Esasında fotoğraf çekmekten çok fotoğraf editörlüğü tarafımın daha geliştiğini söylerler, çünkü burada iki farklı fotoğraf dergisi çıkartıyoruz. 1995’ten beri Fotoğraf Dergisi ve 1999’dan beri Photo Digital… Her gün yüzlerce kare görüyorsunuz, internette farklı medyalarda her gün belki binlerce kare izliyorsunuz, bunların bir kısmını dergide kullanmak üzere seçiyorsunuz, bir kısmını sadece araştırmak veya takip etmek için kullanıyorsunuz. Bu açıdan yaptığım işin editörlük kısmı sanıyorum biraz daha gelişti. Ülkemizde basılı ve internet medyalarında ne yazık ki ciddi bir fotoğraf editörlüğü kadrosu bulunmuyor. 15 yıldır bu işi yapıyorum ve açıkça şunu söylemeliyim ki fotoğraf çekmekle fotoğraf seçmek, yani editörlük kısmı birbirinden tamamen ayrı meseleler…


T.D. : Kurucusu olduğunuz ve Türkiye’nin ilk dijital fotoğraf dergisi, Photo Digital’in doğuşu, başlangıç süreci ve şu an geldiği nokta ile ilgili konuşabilir miyiz?

 

Ö.S.B. : Okuduğum iki üniversitenin de etkisiyle, İstanbul Üniversitesi’nde okuduğum bilgisayar ve elektronik kökenli bir bölüm ve daha sonra da okuduğum fotoğrafçılık bölümünün birleştiği tek nokta neredeyse “dijital fotoğrafçılık” diye bir başlıkta toplanıyordu. Fotoğraf Dergisi’nde ilk işe başladığım 1995 yıllından beri dijital fotoğrafçılıkla ilgili gerek makineler gerek teknoloji ile ilgili yazılar yazmaya ve araştırmalar yapmaya başlamıştım. Şimdi 1995–96 yıllarını düşündüğünüz zaman dijital fotoğrafçılığın henüz yeni yeni duyulmaya başladığı ve tartışıldığı yıllar… O yıllarda dijital fotoğraf makinelerini beğenmeyenler, klasik yöntemleri savunanlar, film mi – dijital mi? tartışmaları, bilgisayarın ve görüntü işleme yazılımlarının getirdiği yenilikleri göz ardı edenler bir hayli fazla idi. Ancak bu noktada bile yakın bir gelecekte dijital fotoğraf teknolojilerinin çok daha fazla insan tarafından kullanılacağını öngörüp biraz da risk alarak 1999 yılında Photo Digital’in ilk sayısını yayınladık. 

O yıllarda Türkiye’deki tek dijital fotoğrafçılık dergisiydi, çünkü o zamanlar Fotoğraf Dergisi daha klasik fotoğraf ağırlıklı bir dergiydi. Photo Digital de tamamen dijital teknolojilere ayırdığımız bir dergiydi. O yıllarda böyle başladık… Sadece dijital fotoğraf teknolojilerinin, ürünlerin, yazılımların, portfolyoların, incelemelerin ve bunlarla ilgili makalelerin olduğu ayrı bir dergi olsun diye başladık ve uzun zaman öyle devam etti. Son birkaç yıldan beri ise artık dijital ya da klasik diye bir ayrım kalmadığı için iki dergimizin içeriğini de farklılaştırıp okuyucularımıza daha iyi hizmet vermeye çalışıyoruz.


 

T.D. : Rağbet nasıl oldu?

 

Ö.S.B. : Derginin çıkmaya başladığı ilk zamanlarda, yani 1999 yılını düşündüğümüz zaman dijital fotoğrafçılıkla ilgili henüz emekleme dönemini yaşıyorduk. Şimdiki gibi sokakta gördüğünüz herkesin elinde bir dijital fotoğraf makinesi yoktu. O yıllarda bir takım zorlukları oldu tabi, insanlara bunu kabul ettirmek, gelecekte bunun çok daha iyi bir noktada olacağını anlatmakla geçti birkaç sene. Çünkü o günkü dijital fotoğraf makinelerinin gerek çözünürlükleri çok kötüydü, gerekse de fiyatları çok pahalıydı. Yani hem kötü bir makine hem de fiyatı çok yüksek bir makine… Onun için bir takım tepkiler görüyordu. Özellikle profesyonel fotoğrafçılar tarafından hemen kabul görmedi o yıllarda. Ama tabii biz dergide tüm bunları anlattık, gelecek teknolojilerinden bahsettik, bunun gelişeceğinden, değişeceğinden, sadece fotoğraf çekmek değil, bu fotoğrafların işlenmesi için gereken yazılımları ve arşivlenmesi, depolanmasıyla ilgili bir takım çözümleri de anlattık.

Şimdi tabi iş öyle bir yere geldi ki; bu geçtiğimiz üç dört sene içerisinde artık dijital fotoğraf diye bir kavram kalmadı, sadece yine “fotoğraf” diye tek bir kavram altında birleşti. Biz de onun için dergilerimizi biri dijital fotoğraf dergisi, biri normal fotoğraf dergisi diye değil, iki ayrı fotoğraf dergisi var diye lanse ediyoruz ve anlatıyoruz insanlara. Çünkü içerik, konular, işleyiş ve yazarlar bakımından birbirinden farklı iki ayrı fotoğraf dergimiz var. İlgi alaka; Photo Digital ile birçok fuara katıldık birçok etkinlik yaptık. Şu anda geldiğimiz nokta çok iyi çünkü Photo Digital’i fotoğrafçıların dışında da birçok meslek grubundan insan takip ediyor. Fotoğraf Dergisi’nden bir başka farkı da bu... Örneğin bir grafiker de, bir web tasarımcısı da,  bir ilüstüratör de ya da hiç fotoğrafla ilgili olmayan başka meslekten insanlar da takip edebiliyor.
 
Özellikle bilişim teknolojisine yakın gençlerin de takip ettiğini görüyoruz. Şöyle bir şey de var tabi, Türkiye’de hiçbir zaman fotoğraf dergileri çok uzun süre yaşamamışlar, tarihe bakacak olursak, hep bir dergi çıkmış kapanmış, diğeri çıkmış kapanmış. Üç sayı çıkıp kapanan dergi de var yakın geçmişimizde, beş sayı çıkıp kapanan da… Fotoğraf Dergisi’nin başarısından ve tarihimizdeki en uzun süre çıkan fotoğraf dergisi olmasından uzun uzadıya bahsetmeye gerek yok zaten. Yayıncılık açısından 15 yıldan uzun bir süredir çıkan Fotoğraf Dergisi yayınlandığı günden beri birçok eleştiri alsa da, fotoğraf sektörüne, akademisyenlere, profesyonellere, stüdyolara, amatörlere ve özellikle de Anadolu’daki okuyucularına faydalı olmaya devam edecektir.


Çıkardığımız bu iki fotoğraf dergisi zaten okunmasa, desteklenmese, istenmese bizim zaten kendi kendimize bu dergileri çıkarmak gibi bir lüksümüz olamaz. Biz de değişen ve gelişen teknoloji ile beraber içeriğimizde, seçtiğimiz konularda, yazar kadromuzda ve diğer şeylerde bu değişimi takip etmeye çalışıyoruz. Okuyuculardan gelen istekler, öneri ve tepkilere göre de bir takım şeyleri değiştirebiliyoruz.


 

T.D. : Siz de okullu bir fotoğrafçısınız, bunun eğitimini aldınız, hatta şu anda eğitmen olarak da görev yapıyorsunuz Doğuş Üniversitesi’nde… Ülkemizde fotoğrafçılık ve alt başlığındaki bölümler için üniversitede alınan eğitimleri yeterli buluyor musunuz? Yoksa bu işi gönülden isteyen biri -belki doğuştan yetenekli bir insan- tek başına öğrenir ya da özel kurumlardan ders alırsa “fotoğrafçılık” mesleğini layıkıyla icra edebilir mi? Yani bir etiket, bir mezunluk derecesi ne kadar önemlidir?

 

Ö.S.B: Fotoğraf bölümü yakın bir geçmişe kadar sadece devlet üniversitelerinde vardı. O da Türkiye’de toplasanız dört beş taneydi. İstanbul’da en bilindik fotoğraf bölümleri olan üniversiteler, Marmara Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Üniversitesi’dir. Bu üniversiteler sınırlı sayıda öğrenci alıyorlardı hala öyle, en fazla on beş, on altı kişi öğrenci alıyorlar. Benim girdiğim sene de yanlış hatırlamıyorsam on altı kişi alınmıştı. Tabi o kişilerin de gerçekten bu konuya ilgili insanlar olması bekleniyor. Yoksa üniversite sınavına girip de üniversiteyi kazanamayıp “dur bir de güzel sanatlar fakültesinde herhangi bir bölümü deneyeyim” diyen insanlar da tabii ki oluyor. Ama o insanların yanında fotoğrafa gerçekten gönül vermiş, fotoğrafla büyüyen, fotoğrafla uğraşan ve devamında da fotoğrafçılıkla ilgili bir meslekte çalışmak isteyen insanların olduğunu görüyorum. Tabi şu anda özel üniversitelerle beraber, öğrenci sayıları çok fazla arttı, kırk kişi, elli kişi alan fotoğraf bölümleri oldu özel üniversitelerde. İlk başta sanırım ilk önceliği fotoğraf olan gençlerin iyi seçilmesi gerekiyor. Bunun için de özel yetenek sınavları ve bu sınavların yapılış şekli çok önemli.


Bir fotoğraf bölümünde okurken kendinizi disiplin altına almanız ve fotoğrafçılığınızı geliştirmeniz için son derece gerekli bir eğitim veriliyor size. Esasında fotoğrafçılığın temel bilgilerini dışarıda kurslarda da öğrenebiliyorsunuz. Ama temel, dört haftalık gittiğiniz bir kursta toplam on saatte öğrenebileceğiniz bilgi belli bir seviyede olabilir. Örneğin bir kursta ışık konusunu iki saatte anlatırsınız, ama üniversitede “ışık” diye bir iki yarıyılda anlatılan bir ders var. Kısaca üniversite size bazı kapıları açabilir, bakış açınızı, vizyonunuzu geliştirebilir. Öğrenmeniz gereken temel bilgileri kısaca değil, uzun bir zamana yayarak size verebilir. Ancak bu noktada her şeyin üniversiteden beklenmesi de çok doğru olmaz. Bu çıkış noktasından sonra sizin çalışmalarınız çok daha önem taşır.



Kurslarda, bir takım özel atölyelerde, mesleğiniz ne olursa olsun fotoğrafçılıkla ilgili eğitimler alabilirsiniz. Bunu engelleyen herhangi bir şey yok. Şunu da söylemek lazım, fotoğrafçılığın en zor tarafı belki çok kolay gözükmesinden kaynaklanıyor. Bugün bir fotoğrafçı dükkânı açtığınız ya da ben fotoğrafçıyım diye dolaşıp, kart vizitinizde “fotoğraf sanatçısı” ibaresini kullandığınız zaman kimse size diploma sormaz. Fotoğrafçılığın böyle bir kolaylığı var. Nasıl ki, ben serbest mühendisim, amatör doktorum diyemezseniz, fotoğrafçılıkta da bunun tam tersi, birkaç haftalık bir eğitimden sonra bile ben fotoğrafçıyım diye dolaşan çok insan tanıyorum.

Tabii bunun tam tersi de var, birkaç kursa gidip senelerdir bu işle uğraşan çok iyi amatör fotoğrafçılar var. Birçok ustamız, birçok hocamız herhangi bir fotoğraf bölümünden mezun değil. Sizin sorunuzda da olduğu gibi illa bir okuldan mezun olmanız gerekmiyor, illa bir kursa da gitmeniz de gerekmiyor. Ama bu sizin fotoğrafçılığa nasıl yaklaştığınızla ilgili bir şey, fotoğrafçılık bir kursta, bir üniversitede öğrenilip sonrasında devam ettirdiğiniz bir şey değil, o eğitim sürekli devam ediyor. Doktorlukta da öyledir, sürekli yeni çıkan teknolojileri takip etmeniz, uygulamaları ve o bilimi sürekli ilerletmeniz gerekiyor. Fotoğrafçılıkta da aynı şekilde, siz bundan yirmi sene önce bir yerden mezun olduysanız ve hiç bir şey açıp okumadıysanız ve hiç bir yeni teknolojiyi takip etmiyorsanız o bilginiz ancak yirmi sene öncesini ifade edebilir.


 

T.D. : Kesinlikle, özellikle de teknoloji bu kadar gelişmişken…

 

Ö.S.B. : Tabiî ki, şu anda özellikle her gün sürekli yeni şeyler çıkıyor. Bu teknolojiyi kullanmasanız bile takip etmeniz gerekiyor. Yani “ben film kullanıyorum, bu teknolojiden çok uzağım, beni ilgilendirmez” gibi bir şey söylersiniz belki, ama eninde sonunda o teknolojiye bir yerde bulaşacağınız için en azından bilgi sahibi olmanız gerekir.


Bugün bir sergi açacağınız zaman, çektiğiniz fotoğrafları taratıp bir yerde bastırmak istediğinizde bile işin içine bir dijital teknoloji giriyor. Bir yazılım giriyor, bilgisayar giriyor, onların rötuşlanması, düzeltilmesi gibi bir takım işlemler giriyor. Onun için fotoğrafçılık insanın kendine çizdiği bir yol olabilir, bir hayat biçimi olabilir, bir yaşam görüşü olabilir ancak, yoksa üniversite okumuşsunuz okumamışsınız ya da bir kursa gitmişsiniz gitmemişsiniz çok bir şey ifade etmez. Ama o yolda harcadığınız her çaba, öğrendiğiniz her bilgi, deneyim sizin için çok önemlidir. Ben de fotoğraf bölümünde okumadan önce iki-üç tane farklı kursa gitmiştim, hepsinden de farklı bir şeyler öğreniyorsunuz. Biraz sabır işi bu, kimi insan altı ayda-bir senede bu işi kavrayabilir, kimi insan dört-beş senede…


Fotoğrafçılığınızı geliştirmek için tüm bu söylediklerimizin dışında bir de fotoğrafik bakış ve yetenek gerekiyor. Tıpkı müzikle uğraşmak, bir müzik aleti çalmayı öğrenmeniz gibi size belli bir zaman diliminde belli bir eğitim verilir. Belli bir disiplin anlatılır ve buna uymanız istenir. Ondan sonra biraz da sizin yeteneğiniz ve daha sonrasında da üzerinde çok çalışmanız, sabırlı olmanız gerekir. Yani çok çalışıp sıkılabilirsiniz, bırakabilirsiniz de, çok çalışıp onu devam ettirebilirsiniz de, biraz da inatçı olmanız gerekiyor.


 

T.D. : Biraz daha basılı yayına dönersek, şu anda Photo Digital’in dışında aynı zamanda Fotoğraf Dergisi’nin de Yayın Yönetmeni olarak görev yapmaktasınız. Bu dergiye girişiniz ve sonra gelişen süreç ile ilgili de bilgi alabilir miyiz?

 

Ö.S.B. : 1995’te Ant Yayıncılık’ta işe girdiğim zaman Photo Digital dergisi tabiî ki henüz çıkmıyordu. Fotoğraf Dergisi ve Bilgisayar Gazetesi adında iki adet yayın çıkıyordu. Ben iki yayında da haber sorumlusu olarak işe başladım. Daha sonra Bilgisayar Gazetesi Yayın Yönetmeni oldum, Fotoğraf Dergisi’nde de haber sorumlusu olarak devam ederken, 1999’da Photo Digital dergisini çıkartmaya başladım ve Yayın Yönetmeni oldum. Son iki senedir Fotoğraf Dergisi’nin de Yayın Yönetmenliğini yapıyorum. İşe girmem tamamen bir tesadüf, yayınların sahibi Şerif Bey ile bir fuarda tanışmamla oldu. Belki dergide işe girmeseydim yine fotoğraf alanında çok farklı bir işle uğraşıyor olabilirdim.


 

T.D. : Fotoğrafla ilgili basılı yayın ne durumda? Aslında bundan biraz bahsettiniz ama…

 

Ö.S.B. : Türkiye’de en başta insanlar okumayı sevmedikleri için bu ne dergisi olursa olsun insanlara çok fazla okutamıyorsunuz. Kitap da aynı şekilde, ama son yıllarda fotoğrafa karşı artan özel bir ilgi var. İnsanlar daha fazla araştırıyorlar, çok daha fazla şey okumak istiyorlar, fotoğraf görmek istiyorlar. Türkiye’de toplam dört tane fotoğraf dergisi çıkıyor. Bu dört dergiden en eski ve uzun zamandır çıkan iki tanesini de biz çıkartıyoruz. Basılı yayın zor bir iş, çünkü basılı yayının hazırlanması, basılması, dağıtılması ve insanlara ulaştırılması gerekiyor. Bunu için de bir takım maddi kaynağa ihtiyacımız var. Kağıt, matbaa gibi şeylerin hepsi gerçekten maliyetli ve tüm bunları karşılamak için de reklama ihtiyacımız var.

Bizim içinde bulunduğumuz fotoğraf sektörü çok dar, çok küçük bir sektör. Yurtdışında birçok ülkede çıkan fotoğraf dergilerinin sayısı onlarla ifade edilirken Türkiye’de sadece dört tane çıkıyor ve bu dergiler aylık bile değil… Firmaların son zamanlardaki krizlerden de etkilenen durumları var ve daha çok satışa odaklanan işler yapmaya çalışıyorlar. Daha çok mağazalarda bir takım şeyler yapmak işlerine geliyor gibi gözüküyor. Fakat insanlarda da hala dergilerden bazı şeyleri okumakla ilgili hem alışkanlık, hem de ihtiyaç var. Sonuçta yazılı medyanın güvenilirliği her zaman çok daha farklıdır. Dergimizde her sayı en az on altı farklı kişinin yazısı var ve on altı farklı kişi de her sayıda o sayıya özgü bir içerik üretiyor ve hepsi de imzasıyla o yazdıkları şeyin arkasındalar.


 

T.D. : Yani basılı yayına duyulan güven, teknolojiyle beraber gelişen internette yayınlanan bilgilere göre daha fazla diyorsunuz.

 

Ö.S.B. : Evet en azından öyle bir fark var. Çünkü bir basılı yayın çıkarmanız için başlangıçta ve sonrasında ciddi bir başvuru ve takip sürecinden geçiyorsunuz. Ne yazık ki internet ortamında şu anda bu mümkün değil.


 

T.D. : Ülkemizde fotoğrafa ilgi özellikle de son yıllarda inanılmaz bir artış gösterdi, bu ilgi de beraberinde basılı ve görsel yayınlara rağbeti getirdi. Artık insanlar Türkiye’de yayınlanan dergilere, Türkçeye çevrilen kitaplara, fotoğrafçılık üzerine eğitici yayınlara birçok kitapçıdan ulaşabiliyorlar hatta sizin de albümleriniz mevcut, bu konuyla ilgili fikirlerinizi öğrenebilir miyiz? Aslında benim sorularım cevaplarınızdan bir adım sonra geliyor ama J Daha çok şunu da öğrenmek istiyorum dışarıdan Türkiye’ye gelen, Türkçeye çevrilen kitaplar ve yayınlar için neler düşünüyorsunuz?

 

Ö.S.B. : 1990’lı yıllarda fotoğrafla ilgili bir yayın aradığınız zaman, dergiler bir yana kitaplar bile çok azdı. Fotoğraf albümleri deseniz senede bir ya da en fazla iki tane çıkardı. Şu anda baktığınız zaman, sadece bir ay içinde bulunduğumuz şehirde üç dört fotoğraf albümü, en az on tane fotoğraf sergisi açılıyor. Dergiler konusunda daha şanslıyız, bir takım çeviri kitaplar yayınlandığı gibi bizim Türk fotoğrafçılarının ya da yazarların, editörlerin yazdığı birçok fotoğraf kitabı da yayınlanıyor. Bazı kitapları birebir tercüme edip de Türk okuyucusuna sunduğunuz zaman orada bir algı farkı oluşuyor.

Bir Amerikalının yazdığı kitabı birebir tercüme ederek satışa sunduğunuz zaman oradaki insanın düşünce yapısı, tarihi, kültürü, birikimi, anlatmak istediğiyle burada o kitabı okuyan insanın anladığı şey çok farklı birbirinden, çakışmıyor. Onun için bizim burada da çok değerli hocalarımız var, arkadaşlarımız var. Türk fotoğrafçıların, yazarların yazdığı kitapları çok daha fazla destekliyoruz o yüzden ve bunun da sayısı hiç az değil. Bunun dışında kitapların, albümlerin artması gerekiyor. Türk fotoğrafıyla ilgili bir kütüphane yapısının oluşması gerekiyor. Şu anda geldiğimiz noktada hiç de kötü bir yerde değiliz, bir on yıl, yirmi yıl öncesine göre birçok kaynak bulabiliyorsunuz. Basılı kaynağın ötesinde zaten internette de koca bir mecra var elimizde.


Ömer Serkan Bakır

 

T.D. : E-kitaplar hakkındaki fikirlerinizi öğrenmek isteriz, neler düşünüyorsunuz?

 

Ö.S.B. : Biliyorsunuz o e-kitapları okumaya yarayan birçok firmanın yaptığı belki içerisinde dört beş kitabın saklanabildiği cihazlar var. Bunlar da hızla yaygınlaşacaktır. Belki sadece birkaç ay sonra otobüs durağında dijital kitabını okuyan birini görebileceğiz. Ama hala kitabın matbu hali, baskısı, kokusu ve elle tutulur hali kolay kolay bırakılacak bir şey değil. Çünkü kitap okumanın keyfi sanırım kolay kolay bırakılmaz. Sonuçta bir kitabı ya da bir dergiyi birkaç sebepten ötürü okuyabilirsiniz. Bir tanesi, mesleki gelişim için okuyabilirsiniz, eğitim ve öğrenim için… Bir diğeri de kitap okumak sizin hobinizdir, keyfinizdir. Keyif almak için kitap okursunuz. Keyif alma kısmında kitapların ya da dergilerin bitmesi gibi bir şey pek mümkün gözükmüyor şu anda, ama öğrenmek için okuduğunuz zaman belki onların e-kitap halinde sunulması daha faydalı olabilir. Çok kısa bir zaman içerisinde Türkiye’de de e-kitap olarak satın alabileceğimiz yüzlerce, binlerce kitap olacak. Gelişimi izleyip, hep beraber göreceğiz.


 

T.D. : Ben de sizin gibi düşünüyorum, hobi olarak kitap okumanın basılı halde kokusu ve dokusunu hissederek okumanın daha güzel olduğunu düşünüyorum. Fotoğrafa ilgiden söz etmişken, sosyal sorumluluk projelerinin, özel kurumların ya da fotoğraf derneklerinin belli dönemlerde yaptıkları fotoğraf yarışmalarından da bahsedebilir miyiz? Birçok genç yetenek böylelikle keşfedilebiliyor değil mi? Bu yarışmaların katkıları, eksileri ve artılarını konuşmak isterim.

 

Ö.S.B. : Fotoğraf yarışmaları bundan otuz sene öncesinde de yapılıyordu, günümüzde de yapılıyor. Belki o zamanlar yılda birkaç kere yapılıyordu şimdi yirmi-otuz tane ya da belki daha fazla yapılıyor. Biz de Fotoğraf Dergisi bünyesinde, geçen on beş senede sayısını hatırlayamadığım kadar çok fotoğraf yarışması yaptık. Tabi bunların arasında çok faydalı olanlar da var, bizim için çok önemli olanlar ve ilk olanlar da var. Mesela, internet üzerinden ilk fotoğraf yarışmasını organize etmiştim. İnsanların internet üzerinden katıldığı ve jürinin internet üzerinden oyladığı bir yarışma oldu. Sonra ilköğretim öğrencileri ve liseli öğrencilerin arasında yaptığımız tüm Türkiye genelinde, Milli Eğitim Bakanlığı destekli yarışmalarımız oldu. Daha genç yaştaki çocukları fotoğrafla tanıştırmak için, onlara bu hobiyi anlatmak, tanıtmak ve sevdirmek için bu yarışmalar çok önemli. Daha büyük yarışmalar da yapıyoruz. Mesela bu sene beşincisini Boyner Holding ile beraber yaptığımız “aşk” temalı bir fotoğraf yarışması var. Tabii kurumların da fotoğraf yarışmalarına ve fotoğraf sanatına ilgi göstermesi bizler açısından çok önemli, bu sektörü genişletmek için, fotoğrafçılığı daha çok insana sevdirmek için ve doğru anlatmak için çok önemli.


Tabii şu da olabilir; fotoğraf yarışmalarını sevmeyen insanlar da olabilir. Bunun bir yarışma ile sonuçlanmasından memnun olmayan insanlar vardır, ödül kazanamayan insanlar vardır, belki onlarca yarışmaya katılıp ödül kazanamayan kişiler olabilir, bu işten ciddi paralar kazanmış insanlar da olabilir, bunlar işin değişik boyutları tabii. Ama şuna inanıyorum ki; TFSF yani Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu desteği ile yapılan fotoğraf yarışmalarında zaten belli bir katkı düşünülerek yapıldığı için, bu gerek fotoğraf sanatına gerek fotoğraf sanatçılarına gerekse bir takım kurumlara ve derneklere bir katkı amacıyla yapıldığı için bu tür yarışmaları destekliyoruz. Biz de kimisinin içinde oluyoruz, kimisinde de sadece jüri üyesi olarak yer alıyorum. İyi fotoğraf yarışması organize edildiği zaman ben bunun hem sektörümüze hem de fotoğraf sanatına bir katkısı olabileceğini düşünüyorum.

Bunun yanında bir takım şikâyetler de oluyor, az önce dediğim gibi fotoğraf yarışmalarında ödül alamayanların şikâyetleri oluyor, bir takım yanlış anlaşılmalar oluyor, hileler olabiliyor, tabii bunlar da artıyor siz daha çok fotoğraf yarışması yapıp ödülleri de daha yükselttiğiniz zaman. Bugün 5.000 TL – 10.000 TL ödüllü birçok fotoğraf yarışması var. Bu çok ciddi bir ödül, belki birçok insanın yıllık kazancına denk gelen bir ödül ya da uzun bir süre çalışmasına denk gelen bir ödül. Tabii tek bir fotoğrafta böyle bir parayı kazanmak birçok insanın dikkatini de çektiği için daha farklı yorumlar da daha farklı uğraşlar da geliştirebiliyor insanlar, mesela sadece yarışmalar için çalışan ve fotoğraf üreten bir kitle oluşmuş durumda.


 

T.D. : Çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere birçok şehirde Fotoğraf Dernekleri kuruluyor, bu dernekler çok güzel aktiviteler, sosyal sorumluluk projeleri hatta fotoğrafçılık eğitimleri veriyorlar. Derneklerin çoğalması ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

 

Ö.S.B. : Ben fotoğrafçılığa yeni başladığım yıllarda özellikle İstanbul dışındaki derneklere gittiğimiz zaman bir fotoğraf gösterisinde çok az insan olurdu. Yani beş on kişiyle bir fotoğraf gösterisi, üç beş kişiyle fotoğraf eğitiminin olduğu dernekleri hatırlıyorum. Daha sonraki yıllarda fotoğraf gösterisi yapmaya gittiğim zamanlarda da böyleydi, yani yirmi otuz kişi geldiği zaman bayağı insan gelmiş gibi düşünüyorduk. Ama özellikle son iki üç yıldır dolaşıyorum, birçok derneğe gidiyorum, bir takım seminerler veriyorum ya da fotoğraf gösterileri yapıyorum. Orada bakıyorum ki ilgi çok fazla, birçok yerde belki derneklerin salonlarına sığamayıp daha farklı konferans salonlarında yapılan eğitimler oluyor. Ya da bakıyorsunuz derneğin salonu, odası doluyor insanlar yerlerde oturuyor ya da ayakta kalıyorlar.

Artık aşağı yukarı her şehirde bir fotoğraf derneği oldu. Her şehirde fotoğrafla ilgilenen insanlar var ve sadece büyük şehirlerde değil. Seneye yayılmış halde eğitimler, fotoğraf günleri, fotoğraf buluşmaları düzenleniyor, fotoğraf sergileri oluyor. Fotoğraf dernekleri, o şehirde yaşayan insanların da bir şekilde fotoğrafla daha iyi buluşmasını sağlıyor. Yapılan eğitimlerde fotoğrafçılığın daha doğru anlaşılması için bir takım faaliyetler yapılıyor. Bizleri çağırıyorlar, bir takım fotoğraf hocalarımızı çağırıyorlar. Orada konuşmalarımız, eğitimlerimiz, sohbetlerimiz oluyor, biz de zaman zaman değişik şehirlerdeki dostlarımızla böylece buluşmuş oluyoruz. Bildiklerimizi de paylaşarak daha doğru şeylerin öğrenilmesini sağlamaya çalışıyoruz. Onun için fotoğraf dernekleri küçük şehirlerde bile çok fazla talep görüyor. Çünkü fotoğrafçılık günümüzde gerçekten kendinizi rehabilite edebileceğiniz çok faydalı bir uğraş.


 

T.D. : Evet doğru söylüyorsunuz, bir de insanları bir araya getirmeleri ayrıca faydalı oluyor değil mi?

 

Ö.S.B. : Tabii, toplumsal olarak bir etkinlik, bir paylaşım sağlıyor. Yoksa internet üzerinden bir takım paylaşım sitelerinde fotoğraflarınızı paylaşmak başka bir şey, bir fotoğraf derneğinde bir sergi açılışında bir araya gelip onlar üzerinde konuşmak ya da bir panelde, bir seminerde gelen bir konuşmacıyı dinlemek çok daha farklı bir şey.


 

T.D. : Siz de biliyorsunuz ki teknolojinin gelişimiyle günümüzde internet çok yaygın ve gereklilik haline gelmiş bir mecra artık. Fotoğraf ve fotoğrafçılıkla ilgili birçok yayın internet üzerinden de yapılıyor. Artık insanlar fikir ve görüş beyan ediyorlar hatta e-portallar üzerinden ders verebiliyorlar. Teknik anlatımlar video görüntüleriyle dünyaya yayılabiliyor. Bu konuyla ilgili düşüncelerinizi de öğrenmek isterim.

 

Ö.S.B. : İnternet ortamının her alanda getirdiği bir kolaylık var. Bir takım arama motorları var ve aradığınız kelimeyle ilgili bazen karşınıza binlerce şey çıkabiliyor. İlk noktada bunun bir fayda sağladığını söyleyebiliriz. Nasıl bir fayda sağlıyor? Mesela fotoğrafçılıkla ilgili daha interaktif şeyler bulabiliyorsunuz. Örneğin birinin bir video anlatımını bulabiliyorsunuz. Benim de Uzman TV’de fotoğrafla ilgili videolarım var mesela. Orada bir takım konuları görsel olarak anlatabiliyorsunuz. Makine şöyle tutulurdan tutun da çok farkı şeylere kadar. Daha interaktif bir çalışma internet ortamında tabiî ki daha faydalı oluyor.

Sonra, forum siteleri var, bir takım fikirleri paylaşabiliyorsunuz. Siz bir konuda yorum yaptığınızda belki birkaç saniye içinde karşıt bir görüş alabiliyorsunuz. Ya da bir eleştirinize yanıt alabiliyorsunuz ya da bir yazınıza tepki alabiliyorsunuz. Bunlar tabi çok anlık şeyler oluyor ve anında merak ettiğiniz bir konuyu sadece bir arama motoruna yazdığınızda karşınıza birçok bilgi çıkabiliyor. Bunları iyi kullanırsanız birçok dalda olduğu gibi fotoğrafçılığınızı da geliştirebiliyorsunuz. Fotoğrafla ilgili çok güzel paylaşım siteleri var, fotoğraf dersleri var, çok güzel makaleler, özgün fotoğraflar var. Aradığınız her konu başlığında yüzlerce, binlerce, yüz binlerce fotoğraf ve ilgili detay bulabiliyorsunuz. Bunlar iyi yanları, kötü yanlarıysa; binlerce şeyin arasında aradığınız gerçek bilginin ne olduğunu bulmak için harcadığınız vakit bir zaman kaybı olabiliyor. Bunun için hiç bilmediğiniz bir konuda bir şey ararken internette -o konuda bilgi sahibi olmadığınızı düşünerek- bu bilginin ne kadar doğru olup olmadığını ya da sizin için yeterli olup olmadığını bilmiyorsunuz.

Bu nedenle bir başka bilgiyi daha ve belki onu doğrulayacak bir başkasını da aramak zorundasınız. Çünkü internette site yapmak, blog yapmak ya da herhangi bir konuda yazı yazmak kimsenin sorumluluğunda değil, kimseden izin almıyorsunuz. Fakat bir dergi çıkartmak için bile Türkiye’de bildiğiniz gibi belli başlı kurumlara resmi olarak bir başvuruda bulunuyorsunuz, her sayıyı o kurumlara gönderiyorsunuz, o kurumlar o sayıları inceliyorlar, bizler inceliyoruz, en az üç-dört kişi herhangi bir hata var mı diye inceliyor, gözden geçiriyor. İnternette böyle bir şey yok. Siz tamamen yanlış veya doğruluğu ispatlanmamış bir bilgiyi de kamuoyuyla paylaşabilirsiniz. Mesela, bir fotoğraf paylaşım sitesinde çok da iyi olmayan bir fotoğrafa verilen puanları ya da yazılan yorumları okuyup, “Aa ne kadar güzel bir fotoğraf bu, ben de böyle çekmeliyim” diyerek düşünebilirsiniz ki bu çok doğru olmayabilir. Orada farklı bir etkileşim ve farklı bir kitle var. Onu da eleştirmiyorum, ama internette bir bilgi araştırmak için internet ortamını da iyi biliyor olmalısınız. Bir bilginin doğruluğunu ispatlamak için en az birkaç yerden kontrol etmeniz de gerekir. Onun için bir takım kurumsal olmaya yaklaşmış fotoğraf siteleri var, yurtdışı ve yurtiçinde de var. Böyle siteleri takip etmek ve orada yazan bilgileri, yorumları, makaleleri takip etmek ve incelemek elbette çok daha faydalı olacaktır.


 

T.D. : Siz bunu söylemişken ben de tabiî ki sizin takip ettiğiniz ve bu konuyla ilgili önerebileceğiniz internet sitelerini sormak istiyorum.

 

Ö.S.B. : Önerebileceğim, bizim çok sık takip ettiğimiz ve birçok insanın da takip ettiği yurtdışında dpreview.com diye bir site var. En çok takip ettiğimiz, her gün baktığımız bir site o, sonra aylık çıkan yazılar, makaleler, röportajlar konusunda fotoritim.com benim takip ettiğim bir site, bunun gibi örnek verebileceğimiz çok fazla da platform yok açıkçası.


Fotopya.com.tr aynı şekilde hem bir fotoğraf paylaşım sitesi hem de haber sitesi olarak düşünüldüğünde faydalı olabilir. Fotoğraf paylaşım siteleri içerisinde de fotokritik zaman zaman girip baktığım sitelerden… İşimiz gereği fotoğraf severlerin ne tür fotoğraflar çektiğini, ne tür paylaşımlar yaptığını takip etmemiz gerekiyor. Bunu da izleyebileceğimiz en düzgün sitelerden bir tanesi de fotokritik. Bunlar ilk aklıma gelen, ara ara girip takip ettiğim düzgün sitelerden…


 

T.D. : Şöyle bir konuya da değinmek isterim benim için basılı yayınlar önemlidir, her ne kadar internet çağı çocuklarından olsam da bir dergiyi, bir kitabı elime alıp okumanın keyfini bilgisayar ekranından bakmaya yeğlerim. Fakat merak ettiğim şu ki, bu kadar gelişime duyarsız kalmayıp sizin de web siteleriniz olduğunu görüyoruz, tamamen e-dergi gibi bir dönüşüm Fotoğraf Dergisi ya da Photo Digital Dergisi için söz konusu olabilir mi?

 

Ö.S.B. : Şimdi şöyle bir şey var; az önce de söylediğim gibi Fotoğraf Dergisi 1995’ten, Photo Digital de 1999’dan bu yana çıkıyor. Bir derginin basılı olarak devam etmesi için birkaç şeye ihtiyacınız var. Bir tanesi; sizi destekleyen bir sektör ve reklam verene ihtiyacınız var. İkincisi de, sizi takip eden, sizi üretmeye teşvik eden ve satın alan bir de okuyucu kitlesine ihtiyacınız var. Biz bu iki şeyi de uzun süredir sağladık ve devam bunu ettiriyoruz. Bunu sadece internet ortamına döndürdüğünüz zaman bu dengede bir bozulma yaşanıyor. Evet, daha çok okuyucuya ulaşıyorsunuz. Bizim Fotoğraf Dergisi’nin de fotografdergisi.com adında bir internet sitesi var. Baktığımızda ciddi bir hit alıyoruz. Bir arama motorunda “fotoğraf” diye arattığınızda ikinci sırada çıkıyor. Fakat araştırmalarımız sonucunda sadece online olarak yaptığımız bir işin bizi desteklemeye yetmediği gibi bir sonuç çıkıyor. Yani “biz dergiyi tamamen internet üzerinden online olarak yapıyoruz” dediğimiz zaman bu kadar fazla insanı çalıştıramayacağız, belki kiramızı ödeyemeyeceğiz, farklı etkinliklerimizi yapamayacağız. Onun için, şu anda dergilerin basılı olarak devam etmesi gerekiyor.

Ama dediğim gibi Fotoğraf Dergisi’nin de bir internet sitesi var, basit de olsa makaleleri, portfolyoları, duyuruları, bir takım haberleri insanlarla paylaşıyoruz. Ama sadece online olarak devam etmesi şu anda ticari olarak çok mümkün değil. İleride düşünülebilir, ama şu anda online olarak devam etmesi bir derginin yaşaması için mümkün değil. Ancak şöyle olabilir; iki arkadaş bir internet sitesi kurabilirsiniz, öğrencisinizdir evinize gittiğinizde akşamları güncellersiniz, başka bir işiniz vardır ya da emeklisinizdir evinizde oturup bir internet sitesi yapabilirsiniz. Bunlar sorun değil, ama bizim gibi bir kurumun ne yazık ki, sadece online olarak kendini yaşatması mümkün değil. Sizler de, Fotoritim’deki çoğu arkadaşım da bu ortamda gönüllü olarak çalışıyorlar.


Ama bu dediğim bir iki sene sonra değişebilir. Bu durumda biz de o günkü şartlara ayak uydurup, o günkü dinamiklere göre online olarak yayın yapabiliriz. Fakat çok yakın bir zamanda bunu söyleyemiyoruz.


 

T.D. : Son olarak uzun yıllar karma ve bireysel sergilerinizi gördük son olarak da Uğur Varlı Fotoğraf Sanatı Galerisi’nde “Angkor Tapınakları” fotoğraflarınızdan oluşan bir serginiz oldu. Hem üniversitede eğitim vermeniz hem de basılı yayınlardaki görevleriniz nedeniyle sergi ve fotoğraf gösterileri için nasıl vakit ayırabiliyorsunuz? Aslında bu kadar yoğun bir tempo ile çalışırken yeni yerler görüp, yeni fotoğraflar çekebiliyor musunuz?

 

Ö.S.B. : İlk başta dediğim bir şey var, fotoğrafı bir hayat biçimi olarak düşünmeniz gerekiyor. Yaptığınız herhangi bir meslekteki gibi akşam altıda eve gideyim, pijamamı giyip televizyon izleyeyim gibi düşünemediğiniz için, fotoğraf bir hayat biçimi diyoruz. Sabah kalktığınız ilk andan itibaren akşam yatana kadar geçen sürede zaten sizin için iş ya da özel hayat diye bir şey yok. Benim de öyle olduğu için, sabah kalktığım zaman da fotoğrafla ilgili bir şeyler üretebiliyorum, akşam eve döndüğümde de, işyerinde de fotoğrafla ilgili düşüncelerim olabiliyor. Dediğim gibi fotoğrafçılık bir yaşam biçimi olduğu için bu temponun arasında Doğuş Üniversitesi’nde haftanın bir günü derse gidiyorum. Bir takım fotoğraf projelerime az da olsa vakit ayırabiliyorum. Kısa çekimlere bazen hafta sonları, bazen üç-dört günlük kısa programlar yaparak çıkabiliyorum. Senede birkaç kez de daha uzun seyahatlere gidebiliyorum.

Bu tamamen sizin yaptığınız programla alakalı, çok spontane yaşayamıyorsunuz. Şu anda önümde iki tane takvim var, biri Temmuz takvimi, arkasında da Ağustos var. Sürekli bu ve bir sonraki ayı planlamam gerekiyor. Birileri sizden bir şey istediği zaman o takvime işaretleyip o gün orada olmak zorundasınız. Biliyorsunuz ki şu gün şurada fotoğraf gösterim var, bugün sergi açılışı var, bugün şöyle bir etkinlikte olmam gerekiyor. Ama severek yaptığım bir iş olduğu için, özel hayat ya da iş gibi bir ayrımım olmadığı için günleri daha bütünleşik bir tempoda yaşayabiliyorum. Tabiî ki bazen zor oluyor, bu kadar fazla şeyle uğraşmaya çalışınca kendinize vakit ayıramıyorsunuz, daha az uyuyabiliyorsunuz, daha az gezebiliyorsunuz, tatil programlarınız çok olmuyor. Fakat işimizi severek yaptığımız için bunlar çok sorun olmuyor.


 

T.D. : Peki, Angkor Tapınakları sergisinden beklediğiniz tepkiyi, ilgiyi alabildiniz mi?

 

Ö.S.B. : Angkor Tapınakları, benim Kamboçya’da ilk olarak 2002’de gördüğüm bir yerdi, sonra bir daha geçen sene gittim. Arada geçen yedi senenin farkını da fotoğraflarda gösterdim. Burası benim çok sevdiğim, çok mistik bir yer olduğu için sergisini yapmak istedim. Esasında fotoğrafla anlatması çok kolay bir yer değil, ama mekân ve hikâye olarak çok ilginç bir yer, insanlarla o fotoğrafları paylaşmak, biraz mekanı anlatmak istediğim için bu sergiyi yaptım. Angkor Tapınakları dediğim gibi; bölge olarak, halkı olarak, o havayı solumak adına benim için çok enteresandı, bunu paylaşmak istedim. Şu anda çalıştığım bir diğer konu da; Pakistan… İki sene üst üste giderek toplamda yaklaşık bir aya yakın süre çalıştığım, Kuzey ve Orta Pakistan fotoğraflarımı tekrar gözden geçiriyorum. Şu anda da onunla ilgili bir projem var, kitap ya da sergi haline getirmek istiyorum. Pakistan, insan hayatları, tarihi ve coğrafyası ile çok farklı bir ülke. Özellikle şu anda Kuzey bölgesinde yaşanan tehlikeler nedeniyle hızla bir değişim içerisinde…

 

T.D. : Sergi olarak mı? Kitap olarak mı?

 

Ö.S.B. : Sergi olarak da kitap olarak da olabilir ya da her ikisi de... Bir şekilde fotoğrafları gözden geçirip derleyip toplamaya başladım.

 

T.D. : Yani siz aslında burada çalışırken ve biz burada bu röportajı yaparken kafanızda başka projeler şekillenmeye devam ediyor.

 

Ö.S.B. : Tabii ki.

 

T.D. : Benimle bu röportajı gerçekleştirdiğiniz için çok teşekkür ederim.


Ömer Serkan Bakır
 

 

Ömer Serkan Bakır, röportajımızda bahsettiği Kuzey ve Orta Pakistan fotoğraflarından seçtiği kareleri ilk kez Fotoritim ile paylaştı, kendisine ayrıca bu paylaşım için de teşekkür ediyoruz. 

Röportaj: Tuba DÖNER
 


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 1 yorum, 1-1 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Güzel sohbet için hem Ömer Bey'e hem Tuba Hanım'a teşekkürler. Fotoritim ekibine de bu ortamı sağladıkları için ayrıca teşekkür etmek gerek.

Sevgi ve Saygılarımla,
Birol Kayrak eklemiş - adds | 05 Ağustos 2010 Saat - Time 13:32
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

 

e-Panel

Ara - Search


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi

Anadolu Fotoğraf Dergisi

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.