ÖNSÖZ
BİR BOŞLUĞU DOLDURMAK
Asırlarca ipekböceği ve ipek üretimiyle ün salmış olan Bursa, son yıllarda şeftali ve kestane şekeri ile anılır oldu. İpek ve ipekböcekçiliği ise bunların gölgesinde adeta eridi gitti. Elbette bu oluşum büsbütün sebepsiz değildi. Yakın yıllarda ipeğe rakip yapay liflerin bulunması, suni ipek üretiminin kolaycılığı, geleneksel ipekböcekçiliğini geriletti. Tüm bu olumsuzluklara rağmen bugün, ipekböcekçiliği ve ipek dokumacılığı sürmekte ise de, zaman içinde yok olmaya mahkûm gibi görünüyor.
Böyle bir girişten sonra, kaygılarımı dağıtıp memnuniyete dönüştüren olaya gelmek istiyorum. Madem fotoğrafın birinci misyonu çağı belgelemektir; kaybolmaya yüz tutan bu olayı gelecek kuşaklara fotoğrafik dil ve görsellikle armağan etmemek fotoğrafın birinci misyonunu ihmal etmek ayıbı olurdu.
Bir gün, Bursa’da BUFSAD toplantılarında tanıştığım Ömer Yağlıdere, fotoğraf çalışmalarından bazı örnekler sundu. Bunlardan biri ipekböceği üretimine ait bir kare idi. Heyecanlandım, güzel bir kare olan bu fotoğrafın Bursa’daki ipekböcekçiliğini anlatan bir çalışmanın başlangıcı olabileceğini söyledim ve böyle bir boşluğu doldurma şerefinin kendisine ait olmasını hararetle önerdim ve diledim. Doğrusu, bunu önerirken, temenniden öteye gitmeyeceği gibi bir kuşkum vardı. Aradan bir yıl kadar geçmişti; Ömer Yağlıdere’nin “İpek Yolu” saydam gösterisi davetiyesini aldım. Yurt dışında olduğum için davetine gidemedim ve kendisine üzüntümü bildirdim. Büyük bir alçak gönüllülükle; “siz gelemediyseniz ben gelirim” dedi ve geldi. Ama ne geliş...
Türkiye ve Bursa’da ipekböcekçiliği ve ipekçiliği olanca ciddiyetiyle ele almış, bu konuda engin bilgilerle donanmış bir gelişti bu. Belgeci yanıyla çağa tanıklık etmesinden öte, belgesel çalışmalarla sanat arasındaki sınırlara adeta meydan okuyan fotoğraflar içeren bir çalışmaydı. Böylece Ömer Yağlıdere hem bir boşluğu doldurmuş, hem de fotoğrafın birincil misyonunu yerine getirmiş oldu.
Sağol, varol sevgili Ömer. Seni fotoğraf adına kutluyor ve kucaklıyorum.
Fotoğraf Sanatçısı İbrahim Zaman
SUNUŞ
2000 yılı başlarında BUFSAD (Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği) aracılığıyla fotoğraf sanatı ile ilk karşılaştığımda, zevkli bir hobi olduğunu biliyordum fakat hemen bir yıl sonra kişisel bir fotoğraf sergimin olacağını düşünmemiştim. Oysa şimdi, ikinci fotoğraf sergimin hazırlıklarını yapıyorum ve hissettiğim heyecanı fotoğraf severlerin anlayacağını düşünüyorum.
Bu süreç sonunda, fotoğrafı sanat, tarih, kültür ve çevre bilinci gibi değerlerle beslenen bir iletişim aracı olarak görüyorum. Fotoğraf üretmek için her konum ve kültürdeki insanlarla, çevrenizle, doğayla iyi iletişim kurmak zorundasınız. Asıl mesleğim olan Kulak Burun Boğaz doktorluğunu yaparken de hastalarımla iyi iletişim kurmaya çalışırım. Fakat fotoğraf çekmeye başladıktan sonra bu anlamdaki iletişimin daha farklı bir yaklaşım tarzı gerektirdiğini gördüm. İnsanlarımız, kendisine göre hiç anlamı olmayan, sıradan, bilinen şeylerin fotoğrafını çeken birini gördüğünde oldukça meraklı ve garip karşılıyor. Hele bir de objektifin kendisine döndüğünü gördüğünde, bu merak sorgulamaya dönüşüyor.
Oysa günlük yaşantımızda sahip olduğumuz, sıradan olduğunu düşündüğümüz, zaten hep var olan şeylerin değerini onu kaybettiğimizde anlıyoruz. İşin kötü tarafı, onları kaybetmeye başladığımızın farkında bile olmuyoruz. Ben, fotoğraf ile bu değerlere toplumun dikkatinin çekilebileceğini düşünüyorum.
Bursa, Türkiye ve Dünya için önemli bir kültürel değer olduğunu düşündüğüm ipekböcekçiliği konusundaki ilk düşüncelerim; fotoğraf ile ilk tanıştığım sıralarda, artık sadece anılarda ve fotoğraflarda kalan koza pazarlarının fotoğraflarını gördüğümde başlamıştı. Bursa’da bir fotoğraf sohbetinde tanıştığım sayın İbrahim Zaman’ın teşvik etmesi ile, düşüncelerim bu eşsiz mimarinin gerçek sahipleri olan ipekböceklerine yöneldi ve bu sevimli canlıların iki yumurta arasındaki bir yıllık yolculuğunun fotoğraflanması ile devam etti. Fotoğraf çekimlerim hala devam ediyor. Çünkü yaklaşık 5000 yıldan buyana bilinen ve 552 yılında geldiği Anadolu’da tam 1450 yıldır var olan ipekböcekleri giderek azalmalarına rağmen, hala yaşıyorlar.
İpekböceği’nin öyküsü’nün çekimleri sırasında Bursa, Ödemiş, Buldan, Söğüt’te yeni arkadaşlıklar edindim ve onların sağladığı kolaylıklar sayesinde bu fotoğrafları üretebildim. Başta İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsü’nün personeli olmak üzere bütün arkadaşlarıma, bu fotoğrafları sizlerle paylaşmamı sağlayan Sanovel İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ne, bu albümün hazırlanmasındaki katkıları için Foto Mercan’a ve sayın Güven Aktaş’a, fotoğraf sanatındaki 40 yılı aşan deneyimlerini biz amatör fotoğrafçılarla her fırsatta paylaşan Fotoğraf Sanatçısı sayın İbrahim Zaman’a ve Sabit Kalfagil’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
İPEK VE İPEKBÖCEKÇİLİĞİ’NİN TARİHÇESİ
M.Ö. 6000 yıllarında Hindistan’da ipekböceği yetiştiriciliği yapıldığı ve bundan 3000 yıl sonra Hint Kralı’nın İran Hükümdarı’na ipek dokuma gönderdiği söylenmesine rağmen; Konfiçyus’un anlattığı en yaygın hikâyeye göre m.ö. 2640 yılında, Çin İmparatoru Hoangti, saray bahçesinde bir tırtılın dut yaprağı yediğini ve koza ördüğünü görür. İmparator bu tırtıl ve kozayı inceleme görevini Kraliçe Xi Ling Shi’ye verir. Kraliçe çay fincanına düşerek yumuşayan kozadan ipek ipliğinin elde edilebileceğini keşfeder ve böylece ipeğin günümüze kadar devam eden müthiş serüveni başlar.
M.Ö. 12nci yy’da Çin’de ipekböcekçiliği oldukça yaygınlaşmış ve giyim dışında balıkçılık, halat-ip ve su taşıma kapları yapımı gibi alanlarda kullanılmıştır. M.Ö. 3ncü yy’da ise Çin ipek kumaşları karadan bütün Asya’yı geçip batıya ve denizden Japonya’ya ulaşmış ve Çin’dekinin aksine bir lüks tüketim maddesi olarak kullanılmaya başlamıştır. Bu yayılım yolu İpek Yolu olarak bilinmektedir. Çin, İpekçiliğin gelişmesi ile ün ve para kazanmıştır. Bu nedenle İpekböcekçiliği bir Devlet Sırrı haline gelmiştir. Bilginin yurt dışına kaçırılması ölüm ile cezalandırılmıştır. Bu gizlilik 3000 yıl kadar sürmüş ve m.s. 149 yılında Türkistan’ın Hotan eyaleti Hakan’ı ile evlenen bir Çin Prensesi asalet ve zenginliğini devam ettirmek ve eşine değerli bir hediye götürmek için ipekböceği tohumlarını saçlarının arasında Hotan’a götürür, bu durum Çin ve Hotan arasında savaşa neden olur.
İpekböcekçiliği buradan İran’a doğru yayılmış; Tatar, Hintli ve İranlı tüccarlar aracılığıyla ipeğin batıya ulaşması ile İstanbul’da ileri bir ipek sanayi oluşmuştur. Ancak siyasi ve mali sebeplerle kervanlar Bizans yönetimi ile anlaşmazlığa düşünce, İmparator Jüstinyen iki rahip misyoneri Doğu İran ve Asya’ya gönderir. Rahipler iki sene süreyle ipekböcekçiliği’nin bütün ayrıntılarını öğrenerek, kamış bastonlarının içinde ipekböceği tohumlarını m.s. 552 yılında İstanbul’a getirirler. Bu durum bilinen ilk sanayi casusluğudur. Böylece Anadolu ve Yunanistan’da ipekböcekçiliği başlar.
18nci yy’da Çin, Japonya ve Avrupa’da ipek sanayi ileri derecede gelişir. Bu dönemde Çin’de askerlerin bile ipek kumaştan kıyafetler giydiklerinden bahsedilir. 1870 yılında Pastör’ün hastalıksız tohum üretimindeki geliştirdiği teknoloji, 1872 yılında Süveyş kanalının açılmasıyla Japonya’dan gelen ipek miktarındaki artış, 1894’de Jaquard’ın desenli kumaş üretiminde geliştirdiği teknik Fransa ve Avrupa’da ipek üretiminin artmasıyla sonuçlanır.
1923’de Japonya’da Yokohoma önemli bir merkez haline gelmiştir. Ancak, 20nci yy başlarında ipek dışındaki diğer ipliklerin kullanıma girmesi ve İkinci Dünya Savaşında Japonya’dan gelen ipeğin kesilmesi ile Avrupa ve Amerika ipekçiliğinde belirgin bir durgunluk olmuştur. Savaştan sonra Japonya’da sanayileşmenin artması ile ipek üretimi de artmış ve 1970 yılında Japonya dünyanın en büyük ipek ihracatçısı haline gelmiştir. Çin 1950 yılında 2800 ton olan ipek üretimini 1986 yılında 35000 tona çıkarıp ipek tarihindeki lider konumunu tekrar ele geçirmiştir. Bu miktar 2000 yılında 60000 ton olup dünya ipek üretiminin % 74’üdür. Hindistan, Brezilya, İran, Tayland, Vietnam ve Japonya diğer önemli yaş koza/ipek üreticileridir. Halen 20 kadar ülkede yaş koza üretimi yapılmaktadır.

TÜRKİYE’DE İPEKBÖCEKÇİLİĞİ
Dünyada bu gelişmeler olurken 1453 yılında İstanbul’un fethinden 1838 yılına kadar ipekböcekçiliği’nin Türkiye’deki durumu hakkında Bursa ve civarında daha fazla geliştiği dışında bilgi yoktur. 1845 yılında Bursa’da 40 ipek iplik imalatı yapan fabrika varken, en gelişmiş olduğu 1860 yılında Bursa-İzmit yöresinde bu rakam 85 olmuştur. Ancak 1856 yılında Fransa’da ortaya çıkan Pebrin (Karataban) hastalığının 1860 yılında Türkiye’ye yayılmasıyla bir gerileme olmuş, Pastör yöntemi ile hastalıksız tohum üretiminin başlaması ile yeniden bir canlanma olmuş ve 1888 yılında Torkomyan efendi tarafından Darülharir adında ilk İpekböcekçiliği okulu Bursa’da kurulmuş ve hastalıksız tohum üretimine başlanmıştır. Birinci Dünya ve İstiklal savaşları sırasında Avrupa pazarının kaybolmasıyla üretim 250-300 tona kadar düşmüştür. Savaştan sonra Edirne, Diyarbakır, Antalya, Denizli’de de birer okul açılmış, Darülharir, İpekböcekçiliği Enstitüsü’ne dönüşmüş, 1933 yılında açılan kışlak müessesesi 1949 yılında Enstitüsü bünyesine alınmıştır. Halen bu kurumun dışında tohum üreten tek yer Kozabirlik’tir.
Türkiye’de klasik olarak yetiştirilen ırk Bursa beyazı’dır. Ancak 1953 yılında İtalya’dan 5 kutu polihibrit tohum getirilmiş, 1964 yılında Japonların teknik ve personel yardımıyla ülkemizde ilk polihibrit tohum üretimi başlamıştır. Polihibrit tohumlar gramda tohum sayısı, beslenecek yer alanı, larva süresi, ipek uzunluğu, 1kg ipek için gereken yaş koza miktarı, hastalıklara dayanıklılığı açılarından yerli ırka göre daha avantajlıdır.
Tohum üretimi yeterlidir. Ancak 2000 yılında 3174 olan tohum üretimi 2001 yılında 2288 kutudur. Çin M ve Japon N ırklarından hibrit tohumlar üretilmektedir. Koza üretimi için yetiştirilen tohumların dışında 2000 yılında 72 ırk damızlık olarak yetiştirilirken; 2001 yılında 23 Çin, 16 Avrupa, 13 Japonya ve 3 Türk (Bursa beyazı, Bursa beyazı alaca, Hatay sarısı) kökenli 52 ırk, 2002 yılında 10 Çin, 3 Avrupa, 12 Japonya ve 3 Türk kökenli 28 ırk “Gen kaynakları muhafazası projesi” çerçevesinde yetiştirilmektedir.
Ülkemizin geleneksel ürünü sayılabilecek yaş koza üretimi 1995 yılından sonra 500 ton’un altına inmiş olup, 2001 yılında 46621 kg’dır. (2000 yılından % 22 daha az) Büyük çoğunluğu Bilecik ve Antalya’da olmak üzere Bursa, Sakarya, Ankara, Bolu, Balıkesir, Çanakkale, Eskişehir, Hatay, İzmir, Kocaeli ve Muğla’da üretilmektedir. (Dünya üretimi 2000 yılında 609291 tondur.) 2001 yılında ortalama verim 20 kg/kutu’dur. İleri ülkelerde bu oran 32-35 kg/kutu’dur.
2000 yılı ham ipek üretimi ise 10 tondur. (Dünya üretimi 81250 tondur.) Bunun % 90’lık kısmı ipek halı üretiminde kullanılmakta, kalanı ipekli tekstil sanayinde kullanılmaktadır.
İPEKBÖCEĞİ’NİN TÜRLERİ
Ticari amaçla 4 tür ipek üretilmektedir. Bunlar dut, tasar, eri ve muga ipekleridir. Dünya ipek üretiminin % 95’i dut ipeğidir. Bombix Mori ipekböceğinden üretilir. İpekböceği gerçek bir böcek değil tırtıl şeklindedir, dünyada en fazla çeşidi olan böceklerdir. 8 familya olmasına rağmen yukarıda bahsedilen ipekler Bombocidea ve Saturnidea türlerinden üretilirler. Tasar ipekböcekleri yabani olup Çin ve Japon türleri meşe ağacının yaprakları; Hint cinsi Tarminalia bitkisinin yapraklarıyla beslenirler. Eri ipekböceği hintyağı bitkisinin yapraklarıyla beslenirler. Kozaları beyaz ve tuğla renginde olabilir ancak liflerinin kalitesi iyi değildir. Muga ipekböceği sadece Hindistan’ın Assam bölgesinde somlu bitkilerin yapraklarıyla beslenirler. İpeği altın sarısı renginde ve oldukça sağlamdır.
Bu dört ırkın dışında Japonya’da Hainen adasında, Liguidamber Farmosana (Hance) bitkisiyle beslenen, ipeği misina yapımında kullanılan Eryogina Plretorum Westwood diğer bir ipekböceği çeşididir.






















İPEKBÖCEĞİ’NİN YAŞAM SİKLUSU
İpekböceği tohumları ırklara göre yaklaşık
Yumurtlamadan sonra değişik işlemlerden geçen tohum
Uygun bir beslemede bir ipekböceği yaklaşık 30 gr dut yaprağı yer. Bir kutu ipekböceği için
İpekböceği fışkırma ve koza örme arasında 26-30 gün süren dönem geçirir. Bu dönemin sonunda ağırlık yaklaşık 10000 kat artarak 4,5 gr, boy 8-
5nci yaş sonunda ipekböceği ağırlığının % 70’ine ulaşan ipek bezleri vardır. Bu dönemde ipekböceği şeffaflaşır, baş yukarı kalkar, askı aramaya başlar. Klasik olarak çavdar sapı, katırtırnağı, püren, hardal otu gibi bitki askıları kullanılır ancak, dallar arasındaki mesafe ve yüzeyin uygun olmaması, bitkideki nem gibi nedenlerle koza kalitesi düşeceğinden, daha ekonomik olan plastik askılar tercih edilir. Askıdaki bir kutu ipekböceği ipek salgısı, dışkı, idrar, solunum ile yaklaşık 42 lt sıvı çıkarır.
Askı süresince oda ısısı gece gündüz 23-
Önce etrafa tutunmayı sağlayan koza pamuğu örülür, sonra kafa ‘’S’’ şeklinde hareket ettirilerek aralarında hava almayı sağlayan çok küçük delikleri olan, yaklaşık 20-30 kattan oluşan koza örülür. Bu işlem 3-4 gün sürer. Bir ipek lifinin çapı yaklaşık 30/1000 mm olup, ortada % 75-80 oranında fibrin, dışta ise % 20-25 oranında, parlaklığı veren serin tabakası vardır. Bir koza yaklaşık 3 gr’dır. Hatalı kozalar “çipez’’ olarak adlandırılır. Koza örme bitince ipekböceği krizalit haline döner. Askıya çıkışın 8-10ncu gününe rastlayan bu dönemde kozalar askıdan sökülür.
Krizalit ortam ısısına bağlı olarak 15-18 gün sonra kelebek haline döner ve ağzından salgıladığı bir sıvı ile genellikle gün doğarken kozayı delerek dışarı çıkar, ancak bu kozalar iplik çekimi için uygun değildir. Tohum üretimi için ise koza kesimi ile krizalitler çıkarılır. Krizalitler dişi ve erkek olarak ayrılır, kuru çam talaşı içeren tablalara üst üste gelmeyecek şekilde yerleştirilerek kelebek çıkışı beklenir.
Birden fazla çiftleşme özelliğine sahip erkek kelebekler dişilerden daha erken çıktığından
Yumurtlama kağıtları 60-80 gün süreyle % 70 nem, 24-
Kuru tohumlar yarım kg’lık bez torbalara konarak kışlağa alınır. İlk önce
Polihibrit üretiminde kullanılan yerli ırklarımız doğal şartlarda yılda bir defa üremektedir. Ancak hidroklorik asit ve bazı teknik müdahaleler ile yaz veya erken sonbaharda ikinci üretim yapılabilir.
İpekböceği tohumu, civa (termometre), floresan lambaların gazları, tütün dumanı, sprey, kimyasal madde, tarım ilaçları vs.den olumsuz olarak etkilenirler. Depolandıkları yerlerde deterjan, böcek ilacı, direk güneş ışığı ve ısı kaynaklarından, taşıma sırasında kalorifer ve egsoz dumanından korunmalı, ısı değişiminden etkilenmeyi önlemek için 1-2 gün alıştırma sıcaklığında bekletilmelidir.


















KOZADAN KUMAŞA İPEK
Yas kozada % 58-62 oranında nem vardır. Kuru kozada ise bu oran % 6-12 olup daha nemli olduğunda küf oluşarak işlenmez hale gelir. Kurutma; tam kurutma (5-6 saat süreyle 100-
Yaş koza ağırlığının % 76-82’si krizalittir. Bir kozadaki koza kabuk oranı ise % 18-24 olmalıdır.
İpeğe rengini veren sericin içindeki boyadır. Beyaz, sarı, yeşil, kiremit rengi olabilir. Genellikle beyaz ve parlak olan tercih edilmektedir.
Kozaların şekli ırklarına göre farklıdır. Japon ve Avrupa ırkları uzun ve boğumlu, Çin ırkı ise ovaldir. Sivri uç ve boğum kolay koptuğundan tercih edilmez. Koza iriliğinin ise homojen olması tercih edilir. İrilik ölçüsü olarak litre yada kilogramdaki miktara bakılır, litrede 60-110, kilogramda 400-750 adet olmalıdır.
Çekilebilme kabiliyeti koza kalitesi için önemli bir kriterdir. Bunu çekim boyunca ipeği hiç kopmayan kozanın toplam kozaya oranı olarak tarif edebiliriz. 400 m’nin altında olmamalıdır. Bir kozanın ortalama lif uzunluğu 800-
Lif kalınlığı ise denye olarak ifade edilir. 1denye=9000 m ipeğin gram cinsinden ağırlığıdır. Bir koza’nın kalınlığı ortalama 2-3 denyedir. 1 denye kalınlığındaki ipek
Kozadan çekilebilecek ipek oranı ise yaş kozada % 13-23, kuru kozada % 30-43’dür.
İplik çekimi klasik olarak ayakla çalışan mancınıklarla yapılır. Kozalar yaklaşık
İpek ipliğin kıvrılmasına büküm denir. Kumaşın tam kalınlığında olması, haşlanmanın, boyamanın ve bükümün hasarsız ve doğru olmasına bağlıdır. Bükülmüş ipekler D=denye, S ve Z=büküm yönü, n=kat sayısı, a=tur/m, b=bileşik ipliğin büküm sayısı olarak ifade edilirler. Örn. Dsa x nZb. Burada ilk bölüm tek kat bileşeni, ikinci bölüm ise bileşik ipiliğin yapısını belirtir.
İki ana tip kumaş vardır. Birincisi; dokumadan önce boyanmış ipekle üretilen kumaşlardır (örn. tafta, saten); ikincisinde kumaş dokunduktan sonra boyanır. (örn. krep) En temel ve sık kullanılan ipek kumaş, çözgü ipekleri bükümlü Tafta’dır. Parlak, iplik boyamalı, ince grenli ve hışırtılı bir kumaştır. Krep ipliği aşırı bükülmüş ince elastik kumaştır.
Bir çok çeşidi olan ipek kumaşı ayırdedebilmek için kumaş kesilerek 15-20 ip demet halinde yan yana getirilip yatay olarak tutulur. Eğer saf ipek ise, yakıldığında birkaç mm yanar ve küçük bir karbon top oluşarak alev söner, yanma sırasında boynuz yanığı gibi kötü bir koku oluşur.
Günümüzde ipeğin kullanıldığı en prestijli alan modadır. Lüks olarak bilinen, hazır giyim alanında, dantel, tül gibi alanlarda kullanılmaktadır. Alerji yapmadığı için özellikle iç çamaşırı üretiminde tercih edilen ipeğin bir diğer kullanım alanı ise tıpta ameliyat ipliği olarak kullanılmasıdır.
Ülkemizde 1450 yıldır yaşatılan ve İpek yolu’nu simgeleyen İpekböcekçiliği tarihi değeri ve tarımsal üretiminin dışında kültürel bir değerimiz olup, ne yazık ki artık yok olmak üzeredir.
Dr. Ömer Yağlıdere
Dip Not: İpekböcekçiliği Enstitüsü 2005 yılında kapatılmıştır.
Dr. Ömer Yağlıdere 20 Eylül 1961, Giresun’da doğdu. 1984, Gülhane Askeri Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1991, Kulak Burun Boğaz hastalıkları uzmanı oldu. İzmit, Ankara, Tatvan, Bursa ve Denizli’de görev yaptı. 1994, Bursa’ya yerleşti. Halen Konur Tıp Merkezi’nde Kulak Burun Boğaz doktorluğu yapıyor. Mart 2000, Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği’nde Temel Fotoğraf eğitimi aldı. BUFSAD (Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği) ve GÜFOK (Gülhane Fotoğraf Klübü) üyesi; GİFOD (Giresun Fotoğraf Sanatı Derneği) ve Brussels Miroir Fotoğraf Derneği (Belçika) onur üyesi. Ekim 2007, 2nci Giresun Sanat Günleri “Onur Ödülü”. Aralık 2007, FIAP tarafından AFIAP ünvanı verildi.
Dia gösterisi, Sergi, Albüm
Haziran 2000, “Hayatın İçinden” dia gösterisi.
Nisan 2001, “Dr. Ömer Yağlıdere Fotoğraf Sergisi” ve albümü.
Temmuz 2001, “Kızılcığın Öyküsü” dia gösterisi.
Ekim 2001, “Kulağınıza Küpe Olsun” dia gösterisi.
Şubat 2002, “İpekyolu” dia gösterisi.
Haziran 2002, “İpekböceğinin Öyküsü” sergisi ve albümü.
Mayıs 2003, “Gel” dia gösterisi, sergisi ve albümü.
Temmuz 2004, “El Emeği Göz Nuru” sergisi ve albümü.
Mayıs 2005, Prof. Güler Ertan tarafından yazılan “1960 sonrası Türk Fotoğrafçıları” adlı kitapta yer aldı.
Temmuz 2005, “Deve Güreşleri” dia gösterisi, sergisi ve albümü.
Aralık 2005, Antartist yayıncılık tarafından çıkarılan 40 kitaptan oluşan “Türk fotoğrafçıları Kütüphanesi” serisinde yer aldı.
Aralık 2006, “Şiirin Fotoğrafı & Fotoğrafın Şiiri” sergisi (Şair Dr. Hüsamettin Olgun ile birlikte)
Ocak 2007, Gültekin Çizgen tarafından hazırlanan “Renk Dünyamız, 101 Fotoğraf, 101 Yorum” adlı kitapta yer aldı.
Ağustos 2007, “GelCommKommViens” fotoğraf albümü ve CD
Başarıları
10 tanesi uluslararası olmak üzere 60’ın üzerinde fotoğrafı değişik başarı ödüllerine, 120 tanesi uluslararası olmak üzere 270’ün üzerinde fotoğrafı sergilenmeye değer görüldü. Ekim 2002 tarihinde AFAD’ın düzenlediği Özgen Özgenal çağrılı fotoğraf yarışmasında “ipekböceğinin öyküsü” çalışmasından 4 fotoğrafla altın madalya alması; Aralık 2003’de İFSAK 8nci saydam gösterisi yarışmasında “ipekyolu” saydam gösterisi ile başarılı bulunması; Fotogen’in düzenlediği Şinasi Barutçu Kupası çağrılı fotoğraf yarışmasında Aralık 2003’de “ipekböceğinin öyküsü” çalışmasından 6 fotoğrafla ve Aralık 2004’de “gel” çalışmasından 6 fotoğrafla başarılı bulunması; Ocak 2004’de FİAP 23. saydam bienaline (İngiltere) katılan Türk takımında 2 fotoğrafıyla yer alması ve bu takımın mansiyon alması; Mayıs 2004’de DASK’ın düzenlediği “doğada görüntü avcılığı” yarışmasında 1 mansiyon ve 5 sergileme ile en iyi performans gösteren fotoğrafçı seçilmesi; FİAP (uluslararası fotoğraf sanatı federasyonu) destekli FKVK Mavrica International salon 2004’de (Slovenya) altın madalya alması, 2005 yılında Andora’da düzenlenen 22nci FİAP renkli baskı bienaline katılan milli takımda yer alması bunların en önemlileridir.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı
Ulusal Yarışmalar
National Photo
Contests Under TFSF Patronage
12 Mayıs 2008 1. EFOD FOTOĞRAF YARIŞMASI "Su İçin(de) 3 Çığlık"
19 Mayıs 2008 BEYŞEHİR ULUSAL FOTOĞRAFÇILAR BULUŞMASI FOTOSEL MARATONU
22 Mayıs 2008 TÜTEN TUR FOTOĞRAF YARIŞMASI "En Güzel Tatil Fotoğrafını Ben Çekerim"
26 Mayıs 2008 AKADEMİ ALBÜM ULUSAL FOTOĞRAF PROJE YARIŞMASI
16 Haziran 2008 BÜYÜKÇEKMECE BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünden Bugüne Köprüler"
30 Haziran 2008 DENİZ TİCARET ODASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Denizde Yansımalar"
31 Temmuz 2008 ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Adaların Sesi"
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"