Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > NİSAN 2009 SAYISI - APRIL 2009 ISSUE > Orhan Yayla ile Fotoğraf Üzerine
Orhan Yayla ile Fotoğraf Üzerine

Sizin için, bir yaşam kesiti platformu (stüdyosu) içinde çalışmalarını yapıyor diyebilir miyiz?

 

Bu benim de düşündüğüm bir sorudur ve çoğu zaman bu soruya özellikle portrelerimin fazlalığından olsa gerek "evet" cevabını vermişimdir. Artık, proje bazında çalışıyorsanız, hele yaşamla ilgili kaygılarınız sizi bir şeyler anlatma ve aktarma iddiasına (cüretine de diyebiliriz) götürüyorsa; çevrenizi her şeyiyle, ışığıyla ve onunla yapabileceklerinizle, tüm içeriği ile değerlendirme zorunluluğunda kalıyorsunuz. Orda ne varsa onlar sizin stüdyonuzda kullandığınız yardımcılarınız oluyor (güneş, bulutlu hava, pencere ve kapı önleri, ters ışıklar. Ayrıca karanlık odada yapılabilenlerle çıplak gözle göremediklerimizin ortaya çıkartılması gibi). Zaten bir süre sonra, sizin söylediğiniz yaşam stüdyosu içindeki farklı kaynaklar, kendi farklı bakışınızla kesişmeye başlamışsa farklı bir tadınız oluveriyor.

 

İstanbul Fotoğraf Merkezi ve Mehmet Kısmet ile tanışma günlerinizi, fotoğrafın siz de bir tutkuya, aşka dönüşmesi günlerini bizlerle paylaşır mısınız?

 

Çocukluğumda da fotoğraf makinesi kullandım. Hatta ortaokula giderken komşularımızın fotoğraflarını çekerek para da kazanmıştım. (Son dönemlerim de dahil bir daha hiç olmadı bu durum) 1992 yılında çok sevgili fotoğrafçı arkadaşım Dr. Sedat Bulut bir gün beni beyin cerrahisi asistanı iken ziyaret etti ve "sen fotoğraf çekmelisin" diyerek bir SLR makine ve iki objektif verdi bana ve yeni bir süreç başladı benim için. Tüm tatillerim, hatta İstanbul içindeki dinlenmelerim fotoğrafla dolmaya başladı. Bu süreçte hep dia çektim. 90'lı yıllarda İFSAK ta eğitim aldım. Yarışmalara katıldım, dia gösterileri yaptım, karma sergilere katıldım. Bir özel hastanede beyin cerrahisi uzmanı olarak çalışırken, sonradan eşi Tolga ile birlikte çok önemli dostluğumuzun da oluştuğu, bir hastamın torunu olan fotoğrafçı Didem ÜNSÜN' ün polikliniğimdeki duvarımda asılı fotoğraflara bakarak söylediği şu lafı hiç unutmuyorum. "siyah-beyaz baskıları kendiniz mi yapıyorsunuz?" Tabii ki ben yapmıyordum. Yakın bir zaman sonra "Ara Güler Klasikleri" adlı bir serginin yeni açılan bir merkezde sergilendiğini öğrendim. Aradım ve buldum "İstanbul Fotoğraf Merkezi" idi burası (2003 Mart gibi)... Sergiyi gezdim, bir şey dikkatimi çekti. O ortamda farklı bir "aura" vardı. Ve öğrendim ki siyah-beyaz eğitim veriyorlarmış. Başvurmak istedim ve Mehmet Kısmet'le tanıştırıldım. Fotoğrafla ilgili geçmişimi öğrendiğinde olur verdi Mehmet hoca ve gerçek fotoğrafla yüz yüze geldiğim sürecim başlamış oldu. Nevzat Çakır da çok önemli katkı ve paylaşımlar sundu, bunu da söylemeliyim. Siyah-beyazın 3 ayrı kurunda da eğitim aldım. O yaz, zaten her sene yaptığım Karadeniz ziyaretinden döndüğümde çantamda dialara ek olarak siyah-beyaz negatiflerde vardı. Neredeyse haftanın 3-4 günü,   geceleri hatta sabahlara kadar (gün içinde mesleğimi yaptığımdan) film banyoları, kontaklar, küçük baskılar, kağıt baskılar gibi işlemleri içeren çalışma dönemine girdim. Fotoğraflar ortaya çıkmaya başladığında ve iki yaz bir kış daha çekilenler eklenince, Mehmet Kısmet ve Nevzat Çakır "bunlar sergilenmeli" dediler ve bana büyük gurur veren bir sonuç ortaya çıkmış oldu. 2005 sonunda İFM' de "sıcak ışık" adlı sergim yapıldı. Sonra yine İFM yayını olarak da kitap haline getirildi bu proje...


Orhan Yayla
 

Fotoğraf 92 yılında tekrar karşınıza çıkmasa şimdi neler yapıyor olurdunuz? Bu sanatsal dışavurumunuzu nasıl yapıyor olurdunuz, hiç düşündünüz mü?

 

Bilmem ki! Herhalde çıkardı gibi geliyor bana, belki daha sonra da olsa... Ama sorunuza şöyle cevap verebilirim. Ben 5 yaşımdan beri karakalem resim yapıyorum. Hiç durmadan yaptım. Ne bulursam, gazete kenarlarındaki boşluklara, sigaranın kağıt kaplarına, defterlerime, üniversitede tuttuğum not kağıtlarına, deniz kenarlarında kumlara, her şeye... 1998 de mürekkep balığı iskeletinden oymalar yaptım, yani elim ve aklım hiç rahat durmadı benim... Yazdıklarım da vardır, benim şiir zannettiğim... Hep kaygılarım oldu yaşamla ilgili, üzülmelerim, sevinmelerim de oldu. Yaşamın her boyutuna aşık oldum ben ve onun zorluklarının da çokluğu, ama "bilgi" ile ne kadar çoğunun kolaylaştırılabileceğini, ortaya konan yeni bakışların, sunumların yaşamı ne kadar güzelleştirebileceğini de keşfettim. Fotoğraf da bu açıdan bana önemli bir aracılık yapıyor diye düşünüyorum.

 

Karanlık Oda günümüzde fotoğrafın süreç (yaratma) aşamalarından neredeyse ayıklanmış bir aşama… Oysaki siz bunu yaşıyor, kendinizi geliştiriyor ve büyük mutluluk duyuyorsunuz. Bu konudaki deneyim ve görüşlerinizi anlatır mısınız?

 

Ben, karanlık oda'yı "mutfak" olarak görüyorum. Sizde hangi malzemeler olursa olsun, eğer onlardan yemeği siz yapmıyorsanız, hele hele belli bir yetkinliğe ulaşıp, kendinize has yemekler yapmaya başlamamışsanız, başkaları sizin adınıza malzemelerinizi yemek haline getiriyorsa işiniz zor ve genellikle özgünlüğünüz oluşmayacak demektir. Ben, karanlık odada geçirdiğim zamanlardan sonra gerçek fotoğrafın ne olduğunu anlamaya başladım (anladım demiyorum) Işığı nasıl kullanmam gerektiğini bana karanlık oda öğretmiştir. (Tabii karanlık oda derken bu süreçte hep yanımda olan Mehmet Kısmet'i ve onun paylaşımlarını da, diğer fotoğraf insanlarımızı da kastediyorum) Geriye dönüp baktığımda daha öncesinde neredeyse hiçbir şey bilmiyormuşum gibi geliyor bana... Hep klişe tavırları paylaşmışım. Ben karanlık oda sayesinde kendi fotoğrafımı ve bakışımı keşfettim. Sürecim hep devam edecek, öğrenecek daha çok şey var fotoğraf ve kendimle ilgili...

 

Sizce, fotoğrafın bir dili var mıdır? Bu dil fotoğrafçıya özgün bir dil midir? Ve nasıl yaratılıp, açığa çıkartılır?

 

Dil derken, ağzımız içindeki organdan değil de iletişimimizi sağlayan soyut bir kavramdan bahsetmiş olmuyor muyuz? Fotoğraflar bize; bizi, geçmişimizi, başkalarını ve başka dünyaları, hayallerimizi, korkularımızı, yalanlarımızı neredeyse her şeyi anlatmıyor mu veya çağrıştırmıyor mu ? O zaman "dil"i var demektir. Fotoğrafı anlatım dili olarak seçen ve oluşturan kişi, yani FOTOĞRAFÇI; kendine özel, kimselerde olmayan bir içeriğe ve bakışa sahipse, kullandığı dil de özgün olacaktır. Bu dil nasıl yaratılıp, ortaya çıkartılır sorusunun cevabını vermek hem kolay, hem de çok zor bana göre... Önce ışık duygusu olmalı insanın (Bu daha önce de yazılıp çizildiği gibi doğuştan olmalı bir insanda, tıpkı Cem Karaca, Sertap Erener veya Freddy Mercury' den çıkan ses veya Fazıl Say' ın uçan parmakları gibi) Siz de diğer algılayıcılar gibi özel olan, diğerlerinden farklı bakan ve gören bir göze sahipseniz BAŞLANGIÇ yapmışsınız demektir bu dili oluşturmak için ve farklı anlatacaksınızdır muhakkak ki anlatacaklarınızı... Başlangıç diyorum, çünkü yeteneğiniz yetmez büyük olasılıkla, hatta farkında bile olmayabilirsiniz bu yeteneğinizin ömrünüz boyunca. Yaşamalısınız, görmelisiniz, öğrenmelisiniz bıkmadan ve sıkılmadan, aşık olmalısınız, üzülmeli ve sevinçten uçmalısınız, yeni iddialarda ve keşiflerde bulunmalısınız... İşte o zaman bu duygularınızın size özel olarak yeniden şekilleneceği yer kağıt yüzeyleridir. ARTIK SİZE ÖZEL IŞIĞINIZ VE FOTOĞRAFINIZ VAR DEMEKTİR.

 

Nisan 2009 ayı içinde, İstanbul Fotoğraf Merkezi’nde, “Orhan Yayla Atölyesi – Siyah Beyaz Portrede Gözlerin Yeri”ni başlatıyorsunuz. Hem bu atölye ve yapmayı planladıklarınızı hem de portre-göz konusunu belirleme nedenlerinizi anlatır mısınız?

 

Bu Mehmet Kısmet'in projesidir. Bana fikir olarak iletildiğinde ve içinde olmam istendiğinde, biraz korku dolu bir gurur duydum. Çünkü tanımında "usta" kelimesi geçen bir proje idi. Ben her zaman İstanbul Fotoğraf Merkezinin binası dahil her türlü kavramının içinde olmaktan büyük keyif aldım, hatta kurnazlık derecesine varan derecede her türlü imkanından faydalandım. Orası her tür fotoğraf meraklısına ve değişik konumlardaki tüm fotoğrafçılara kendini, kendi imkanları derecesinde cömertçe sunan bir platform bana göre ve bu projede (BEŞ USTA/BEŞ ATÖLYE) tam da bu son söylediğim cümleden yola çıkılarak oluşturuldu ve ben keyifle kabul ettim. Ben kendi atölyemde, yaşamdaki tavrım ne ise, büyük ihtimalle o hallerimle hareket edeceğim. Bu projede belki de katılan arkadaşlarımızdan ben önemli şeyler öğreneceğim (belki de onlar birer ustadırlar) belki birlikte bir araştırma dönemine gireceğiz. "Kimler portre çekmiş", "Göz nasıl bir yer tutmuş", "Dünyada veya Türkiye’de nasıl örnekler var, hangileri daha özgün veya daha çarpıcı", "Bizim projemiz de neler yapabiliriz?", bunlara birlikte karar vereceğiz. Ben neresinde olacağım peki bu projenin? Çalışma baştan itibaren tüm karanlık oda işlemlerini içereceğinden, kendi tecrübelerimi paylaşacağım arkadaşlarımla, dediğim gibi belki de kendimi daha çok geliştireceğim. Arkadaşlarımızın kendi yollarını öğrenecek, eğer ihtiyaçları varsa küçük yönler çizmek gibi gibi katkılar sunacağım. Umarım o 8 arkadaşımızla çok özel bir sunum yapabiliriz. Şimdiden hepsine hoş geldiniz diyorum.

 

Bu söyleşiniz ile birlikte sunduğumuz fotoğraflarınız renkli. Leica D-Lux 3 ile çekimlerinizi gerçekleştirmişsiniz… Dijitale ve renkliye doğru bir geçiş denemesi mi bu yoksa sadece bu kez böyle olsun mu dediniz? Kompakt bir makine ile çalışmak konusunda değerlendirmelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

 

Evet, ama benim ilk renkli çalışmalarım değiller. Yukarıdaki sorunuzda cevapladığım gibi ben başlangıçta ve uzun süre dia kullandım. 1992'den 2003'e kadar... 2003'den sonra siyah-beyaza ağırlık verdim, ama dia çekimlerim de hep sürmüştür. Sevgili Cengiz Akduman'ın şu tavrı ve önerisi önemlidir benim için: "Fotoğrafçı bir projeye soyunduğunda ne yaptığını bilmelidir. Bir çalışmayı ne ile yapacak ise koşullarını önceden belirlemeli, siyah-beyaza karar kılmışsa sadece onunla çalışmalıdır. Kafasını karıştırmamalıdır. "Çünkü farklı teknik; farklı düşünme, farklı pozlama,  en önemlisi farklı algılama demektir. Ben "Sıcak Işık" projemi değişik şehirlerde sergileyip, kitap haline de getirdikten sonra geçen sene "biraz dinleneyim ve anılarımı paylaşayım, kitapları gerçek sahiplerine hediye edeyim" diyerek Karadeniz'e gitmeye karar verdiğimde Sevgili Tahsin Aydoğmuş' dan ödünç aldım Leica DLux 3' ü... ve amacım biraz da anı fotoğrafları çekmekti bu makine ile... Ama kendimi tutamadım, önce bu kompakt makineyi öğrenmeye çalıştım, bu benim bir haftamı aldı. Sonra çekim sürecinde baktım ki dijital ortamda paylaşılabilecek sonuçlar alıyorum. (Baskı dönemine girildiğinde sıkıntı yaşıyorsunuz ve istedikleriniz pek olmuyor) Sonrasında da sizin paylaşımınıza sundum. Kompakt dijital makine için şunu söyleyebilirim, vizörden bakmayı özlüyorsunuz ve duygulara daha az hakim oluyorsunuz.

 

İstanbul Fotoğraf merkezi ağırlıklı olmak üzere birçok platformda; dijital - analog, kolaylık - zorluk, iyilik - kötülük gibi birçok tartışmaya tanık oldum. Büyük kısmını dışarıdan izlediğim bu tartışmalarda gördüm ki Dijital Dünya farklı bir "mutfak". Eğer bu mutfakta pişirilen yemekler ilginizi çekiyorsa, ya sizi herşeyiyle çözmüş ve sizin malzemelerinizle istediğiniz yemekleri size pişirebilen bir mutfak anlamında, bir "laboratuar" bulup orası ile çalışacaksınız; ya da dijital fotoğraf makinesinden, fotoshop' ına kadar tüm kademelerde yetkin olacaksınız ki bana göre daha zor ve sıkıntılı bu mutfakdan size özel tadlar çıkarabilesiniz.

 

Ben, siyah-beyazı ve onu oluşturduğum karanlık odayı çok seviyorum. Daha da sürecek bu tavrım, bilmiyorum bıkar da uzaklaşır mıyım bir gün... Ama diğer insanlar gibi davranıp kolaya kaçmadan, henüz birçok eksiğim varken dijital dünyaya girmek istemiyorum. Eğer kendimi yeterli hissedersem, her şeyiyle daha zor bu mutfakta da çalışmak isterim doğrusu...

 

Günümüz Türk Fotoğrafına baktığımız zaman, eğitimden derneklere, yarışmalardan yayınlara kadar önemli gördüğünüz alanlarda neler yapılmalı? Nelere önem verilmeli, ne gibi yeni atılımlar ortaya konulmalı?

 

Bu çok iddialı bir soru benim için... Kendimi de dahil ederek belki daha doğru bir cevap oluşturabilirim. Ben bilim koklamış bir insanım. Ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum. Ülkemizde diğer birçok alan gibi fotoğrafın da bilimsel bir tavıra ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Sorunuzdaki kelimelerden ayıkladığımızda bu tavırdan "eğitim" ve "yayın" elimizde kalır. Dernekler ve yarışmalar için birşey diyemem. (Olumsuz baktığım anlamına gelmesin, "hat" tımı biliyorum. Ama sadece fotoğrafçının kişisel gelişimi açısından doğru kullanılırsa ve abartılmazsa mihenk taşları olabileceklerini düşünüyorum. Türk fotoğrafına ne katabileceklerini bilmiyorum) Cevaba buradan devam edersek, bilimsel tavrın oluşturulabileceği yer olan eğitim kurumları için hiçbir şey söyleyemem. Çünkü bunun cevabını verecek kişi ben değilim. Yayınlar konusunda herhalde hepimiz hüzünlüyüzdür. (Son dönemlerde önemli atılımlar, dergiler, yeni yeni projeler kitap haline getirilse de)

         

Atölyenizden sonra neler yapmayı planlıyorsunuz? Yakın dönemlerde sizden neler görüp, izleyeceğiz? Yaşadığınız yer olan İstanbul’a dair bir çalışma düşünüyor musunuz?

 

Ben üretmeye devam ediyorum. "Sıcak Işık" sonrasında yine aynı yerlerde çektiğim ve yayınlamadığım fotoğraflarım var, onlar da eski projenin devamı olarak sergilenmeye adaylar. Neredeyse tamamladığım yine siyah-beyaz fotoğraflardan oluşan "bir kedi" projem kenarda sergilenmeyi bekliyor. Dialarımdan yaptığım seçkilerden oluşan renkli fotoğraflarımı İstanbul fotoğraf merkezinde "Labonix" adlı laboratuarda özel dokulu kağıtlara 50x75 boyutlarında bastırdım ve onlar da bir başka sergi adayı olarak sabırsızlanıyorlar. Ama ne zaman günyüzüne çıkarlar bilemiyorum, çünkü sonrasını destekleyecek sponsor sorunum var.

 

İstanbul hep ilgimi çekmiştir ve ben daha çok başındayım bu şehir için yapabileceklerimin... Onu daha çok solumam, öğrenmem, içinde ıslanmam, belki de sokaklarında sabahlamam, evlerinde misafir olmam gerekiyor. O benim ilgimi çekiyor ama ben onu hala çekemiyorum... 
 
Röportaj : Levent YILDIZ 

































FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
 

Orhan Yayla : Sıcak Işık  


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 12 yorum, 1-12 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Çok güzel bir çalışma , tebrikler...
Erden Cantürk eklemiş - adds | 05 Nisan 2009 Saat - Time 22:35
Beyin Cerrahı olmak, dikkat isteyen ciddi ameliyatlar yapmak yanında, ciddi bir fotograf ustası olmayı da başarmışsın. Seni ve sana emek verenleri kutluyorum. Yolun açık olsun .
Bahar Kaleli eklemiş - adds | 05 Nisan 2009 Saat - Time 23:50
Teşekkür ederiz Orhan. Ne güzel görmüş ve göstermişsin.
Canan Aydın Gözük eklemiş - adds | 06 Nisan 2009 Saat - Time 00:04
Orhan Yayla 1999'da sağlığıma kavuşturan sevgili doktorumdur, ne mutlu bana:)) Böyle sanatçı birini tanımış olmaktan her zaman onur duydum. Çok güzel rewsimler, insanın içine işleyen bakışlar, bayıldım. Ellerinize sağlık kutluyorum.
Sevgiler
Meltem Mısırlıoğlu eklemiş - adds | 07 Nisan 2009 Saat - Time 17:00
Hayatın içinden çok başarılı bir çalışma, tebrik ederim.
Galip Çetiner eklemiş - adds | 08 Nisan 2009 Saat - Time 11:09
Yeşili bulutlara değen böğürtlenler...
Sigara dumanına sarılıp sarmalanmış bulutlar...
Işığın teğet geçtiği yüzler...
Yayla yeşilinde savrulan futbol sevinci...
Yoksul evin gerisinde uzanan küçük mısır tarlası... (Karadeniz olsa gerek)
Sırtında çalı çırpıdan yükleriyle ışığa yürüyen kadınlar...
Kar beyazı ışıltısıyla bezenmiş yol kıvrımları...
Gölgesine sevdalı köpek...

Güzel fotoğraflar. Kutlarım. Sevgiler...
H.Bahadır Laçin eklemiş - adds | 08 Nisan 2009 Saat - Time 11:43
o böğürtleni yemek,o çocuklarla oynamak ve o gökyüzüne
doyasıya bakmak bakmak istiyorum...
her gördüğüm fotoğrafın içerisinde bulunmak istiyorum...
ellerinize sağlık,sevgiler...
Mine Erdoğan eklemiş - adds | 08 Nisan 2009 Saat - Time 19:36
Orhan Yayla ile Samsun'da sıcak ışık,isimli sergisinde tanışmıştım okadar sıcak kanlı bir insandırki bunu zaten fotoğraflarına bakınca anlayabilirsiniz.)kendisinin yüreğine sağlık diyorum sevgilerimle Engin Güneysu
Engin Güneysu eklemiş - adds | 09 Nisan 2009 Saat - Time 00:55
GERÇEKTEN SERGİNİZDEKİ FOTOGRAFLARINIZA HAYRAN OLMUŞTUM...RESİMLERDEKİ DUYGU VE DÜŞÜNCEYİ ÇOK GÜZEL İFADE EDEN BİR SANATÇISINIZ. İNANIYORUMKİ BU GÜNE KADAR ÇOK BAŞARILIYDINIZ;BUNDAN SONRADA DAHA FARKLI BAŞARILARA İMZA ATACAKSINIZ..ELLERİNİZE VE YÜREĞİNİZE SAĞLIK ....SEVGİLER
ŞANSEL BARIN eklemiş - adds | 10 Nisan 2009 Saat - Time 09:46
keinlikle çok güzel çalışma.dah bir çok başarılarını görmek dileğiyle
gülen deger eklemiş - adds | 08 Eylül 2009 Saat - Time 17:02
Merhaba Orhan bey,
Fotoğraflarınızı şimdiye kadar izlememiş olmak,benim gibi insan yada canlı ağırlıklı fotoğraflar çekmeye çalışan biri olarak gerçekten kayıp.
Fotoritim vasıtasıyla farkında olmaktan dolayı mennunum.
Herbir kareniz yöreden ayrı bir kesit,ayrı bir duygu bırakıyor .
En çok da yukarıdan aşağıya(üşenmedim saydım) 24.fotoğrafınızı o kadar beğendim ve beni etkiledi ki,zihnimde unutmıyacaklarım arasındaki yerini aldı bile.
Kutluyorum.
Nice çalışmalarınızı da takip edebilmeyi umuyorum.
Selam ve saygılarımla.
DENİZ ADALI eklemiş - adds | 14 Ekim 2009 Saat - Time 18:23
Sevgili Orhan hep özenli,dikkatli ve başarılı bir insandı zaten.Lise yıllarından bu yana süre gelen dostluk ve bu güzel fotoğraflar içim hem teşekkür hem eline sağlık diyorum Orhancım.
Sevgi ile kal.
Şenol ŞANAL eklemiş - adds | 19 Kasım 2009 Saat - Time 20:42
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.