Arşivimizden  - From Our Archives

 

Salih Güler

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

FR DUYURULAR - FR NEWS
ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Özcan Yurdalan ile Röportaj

Dergimize hoşgeldiniz. Fotoğrafçılık geçmişinizden kısaca bahseder misiniz?

 

1977’de AFSAD, 1999’da Fotograf Vakfı, 2001’de Nar Photos Fotograf Ajansı kurucuları arasında yer aldım. Çok sayıda karma ve kişisel sergi açtım. “Çocuklarla Fotoğraf (Mehmet Kaçmaz ile birlikte), Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj adlı kuramsal-pratik kitaplarım yayınlandı. Serbest gazetecilik yapıyorum, foto röportajlarım yayınlanıyor, uzun yolculuklara çıkıyorum, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde düzenlenen belgesel fotoğraf atölyelerine katılıyorum.


 

Sizce dünya fotoğrafçılığında Türkiye nerede? Çağdaş Dünya fotoğrafı nereye gidiyor, biz nereye gidiyoruz?

 

Dünya fotoğrafçılığı diye tek bir kategori yok. Bizde fotoğraf çevrelerinin temel yanılgılarından biri de bu. Sanki dünyada tek bir fotoğraf çevresi varmış, hep gelişme içindeymiş, biz de zaman zaman ileri ya da geri gidip gelerek o yapıdan hiza almalıymışız gibi bir yanılsama yaratılmış. Bu yanılsamanın yaratılmasının ve beslenmesinin çeşitli nedenleri var kuşkusuz. Malum biz oldukça içine kapalı bir toplumuz. Kendi algı sınırlarımıza giren çevremizle dar bir çerçevede yaşamayı oldum olası hayat tarzı olarak tercih etmişiz. En yakın sınır komşularımızda bile neler olup bittiğini ne biliriz ne de öğrenmek isteriz. Hal böyle olunca fotoğraf çevreleri de bu durumdan azade değil. Dış alemlerle az çok teması olanlar da ya oralarda neler olup bittiğinden habersizler ya da bilerek ve isteyerek bu yanılsamayı bozmaktan kaçınıyorlar ki verili koşullar zedelenmesin, mutlu mesut yaşayıp gittiğimiz, birbirimizle naif çekişmeler içinde yastık kavgaları yaptığımız küçük dünya dağılmasın. Oysa ne fotoğraf tek bir tarza indirgenebilir ne de her bir tarzın koşulları, problemleri bir diğerine benzer. Belki tek bir ortak paydadan söz edilebilir ki o da fotoğraf endüstrisidir. Türkiye’nin bilgi, teknoloji, kamera, film, vs üretimi açısından bu ortamdaki yeri sıfırdır. Sadece üretim değil tüketim kapasitesi açısından da pek kayda değer bir yeri yoktur. Dünya endüstri devlerinin, anlı şanlı markalarının Türkiye temsilcilikleri de “modern bir pazarın gerektirdiği zihinsel donanımdan” bir hayli geridedir. Mahalle bakkalından hallice küçük esnaf tavrını koskoca Türkiye pazarında bile özenle sürdürmekte ısrar ederler.

 

Fotoğrafın bir başka alanına, haber fotoğrafçılığına bakacak olursak orada da durum pek farklı görünmez. Yaygın medyanın editörlerinin fotoğrafa yaklaşımı gazetelerde görüldüğü gibidir. Kifayetsiz. Bir vakitler Babıali’de usta çırak ilişkisiyle foto muhabiri yetiştirilen vasıflı fotoğrafçılar dönemi, yerini İkitelli'de fotoğraf makinesi kullanmayı bilen ve ucuza çalıştırılacak muhabirlerin dönemine bıraktı. Yaygın medyada hala var olmayı sürdürebilen, dünya bilgisine ve görgüsüne sahip, yaratıcı ve sorgulayıcı az sayıdaki foto muhabiri de ürünlerini kadrolu oldukları gazetelerde bile yayınlatmakta zorluk çekiyorlar. Çünkü medya tekelleri, batılı ajansların filtre ederek önlerine koyduğu görüntüleri kullanmayı tercih ediyor. Velhasıl basın fotoğrafçılığı alanında da durum pek parlak değil. Bu koşullarda yetişen gelecek kuşaklardan daha nitelikli basın fotoğrafçıları çıkması ise şansa kalmış.


 

Belgesel fotoğraf alanında, fotoğrafçılar için tam bir hikayeler cenneti olan memlekette bugüne kadar yapılan çalışmalar incir çekirdeğini doldurmak üzere hızla çoğalıyor. Türkiye'li foto muhabirlerinin, belgeselcilerin görüntüleri dünya medyasında yayınlanmak bir yana, pazar içi dolaşımda bile görünmüyor. Arada bir yayınlanan bir hikâye, bir fotoğraf ya da gelen bir ödül sevinç yaratıyor.

 

Sanat fotoğrafı ise bambaşka bir konu. Fotoğrafın sanattaki yeri sorgulanmadığı gibi, günümüzde sanatın ne olup olmadığı da sorgulanan konular arasında bulunmuyor. Yapan yapıyor, yaptığına sanat diyor ya da demiyor ama bu işlerin Misak-ı Milli sınırları dışındaki kıymeti harbiyesi nedir, ne olmuştur, dünya sanat ortamının etkin bir bileşeni midir memleketin fotoğraf sanatı, hangi fotoğraf sanatçılarının adları ve işleri sanat yayınlarında anılır? Kaç saygın koleksiyona girmişlerdir? Bu sorular cevap bekler. Arada bir Avrupa-Amerika memleketlerinde sergilenen işler kişisel ve dönemsel başarılar olmaktan ne yazık ki daha ileri gidemez. Bir de bazen, kendi çevrelerinden sıkılan Frenk küratörler, dünyanın taşrasındaki fotoğrafçılar, sanatçılar ne yaparlar acep diye merak ederek buralara bakınca gözlerine ilişen fotoğrafçılara el feneri tutarlar ama o kadar işte.


Fotoğraf denilince onun ayrılmaz bir parçası olan akademik faaliyetler, yayınlar, araştırmalar ise “fotoğrafımız dünyanın neresinde?” diye sorulduğu zaman açılması gereken ayrı bir başlık. Fotoğraf kuramı dünyada sadece fotoğrafçıların ilgilendiği bir alan değil nicedir. Gösterge bilimcilerden sosyologlara kadar geniş bir yelpazedeki bilimsel disiplinlerin ilgi alanında. Bizde ise, konunun merkezinde olan, yüksek fotoğraf eğitimiyle görevli kadroların bile fotoğraf kuramları bağlamında dünyadaki düşünsel iklimle pek içli dışlı olduklarını söylemek mümkün değil. Eğer öyleyse bile yayınladıkları değerli eserlerden, araştırmalardan, makalelerden, geliştirdikleri güncel kuramlardan bizim haberimiz yok, kendi dillerini ve çevrelerini maalesef özgün fikirlerinden, araştırmalarından, değerlendirmelerinden mahrum ediyorlar belki de. Zaman zaman elimize geçen yabancı yayınlarda bugüne kadar referans gösterilen bilimsel çalışmaya henüz rastlanmış değil.


 

Hobi fotoğrafçılığına gelince, oldukça yaygın bir kesimin dahil olduğu bu alan, Türkiye'deki fotoğraf çevresinin, hareketliliğinin, kuramsal ve pratik yaşamının eksenini oluşturuyor. Diğer fotoğraf alanlarının her biri kendi anlamlı varlığını gerçekleştiremediği ve özgün platformunu yaratamadığı için, Türkiye'de fotoğraf dernekler tarafından temsil ediliyor. Habercisi de belgeselcisi de akademisyeni de, tanıtımcısı da, amatörü de profesyoneli de birer hobi kuruluşu olarak varlığını anlamlandırmış bu yapılardan hiza alıyor, kendini ancak bu kuruluşların yarattığı ortamlarda var edebiliyor. Bizim fotoğrafın dünya ahvali nedir sorusunun cevabı da burada ortaya çıkıyor. Bu haliyle tuhaf, hatta eşsiz bir tablo karşımızdaki. İşlevleri, büyük kentlerin orta sınıflarından çalışan insanların boş vakitlerini anlamlı biçimde örgütlemek olan hobi kuruluşları, fotoğrafın neredeyse her alanını temsil etme yükümlülüğü ile karşı karşıya bırakılmış durumda. Çünkü diğer alanların hiçbiri ne özgün sorunlarına sahip çıkarak çözüm aramak çabası içinde, ne de kendi platformunu, örgütlenmesini yaratarak bir ilerleme kaydetme derdine sahip. Velhasıl bu tablo içinde, memleketin fotoğrafta en ileri olduğu alan hobi fotoğrafçılığıdır diyebiliriz. Eğer fotoğraftan anlaşılan buysa kendimizi dünya şampiyonları arasında sayarak mutlu mesut geçinip gideriz. Zaten FİAP'ın konumu, yarışmaların yaygınlığı, derneklerin giderek artan sayısı da bu durumun göstergesi. Aslına bakılırsa, Türkiye'de fotoğrafın bu şekildeki güçlü varoluşu, sosyolojik açıdan ilginç bir araştırma konusudur. Kuruluşları, temsil ettikleri değerler, işleyiş formları, toplumsal işlevleri, fotoğrafın her alanına yönelik etkileri, yetiştirdikleri kadrolar vs. başlı başına bir işlenmemiş kaynak, bir hazine. Böyle bir çalışma yapılırsa günün birinde işte o zaman dünya fotoğrafında yeri olan ilginç bir deneyimin anlaşılabilir verileri çıkar ortaya, düşünür, tartışırız.

 

Çağdaş dünya fotoğrafı nereye gidiyor? Sorusunun cevabını da ancak fotoğrafın çeşitli kullanım alanlarında yukarıda yaptığım bölümlemeyle ve aklımın kestiği kadar verebilirim ki asıl söylemek istediğime o zaman yer kalmaz. Çağdaş dünya fotoğrafı denilince işaret edilen yer neresi? AB-ABD fotoğrafıysa eğer vah. Benim yakın olduğum fotoğraf anlayışında bir Rusya var ki almış başını gidiyor. Bangladeş, temel eğitim kurumunu da oluşturmuş, bir kaza olmazsa güney Asya’da sesi giderek yükselerek haber ve belgesel alanını dolduracak. Hobi fotoğrafçılığında ise bir Çin var ki tüm hesap kitapları her anlamda alt üst ediyor. Dolayısıyla bütün bunları görmeden, ya da hepsini bir kefeye doldurarak indirgemeci bir tavırla “dünya fotoğrafı diye bir şey var ve o şuraya gidiyor biz de buraya gidiyoruz” gibi bir cümle kurmak anlamlı değil ya da ben beceremiyorum.


 

Fotoğraf ve belgelemek kavramları... Belgesel fotoğrafçılık olgusu sizde nasıl gelişti, sizdeki yansımaları ve bakış açınız nedir bunlara?

 

Fotoğrafa başlamama sebep olan en önemli özelliği, bir tanıklığın kanıtı olması ve bir ifade aracı kılınabilmesiydi. Her şeyden önce hayattaki varlığımı anlamlandırdığım, dünya görüşümü ve verili koşulları değiştirme enerjimi akıtabildiğim bir araçtı fotoğraf benim için. Bu yanı önemliydi, hep öyle kaldı.

 

Hayatı hakkını vererek yaşamak, ancak belirlenmiş sınırların dışına çıkabilmeyi göze almakla mümkündür. Sorgulayarak, varolan sınırları ortadan kaldırmak için tavır sergileyerek, risk alarak, yabancılaşmaya karşı durarak hayatın manası keşfedilebilir. Belki tuhaf gelecek ama şu modern alet, sadece görünenlerin tespit edilmesine yarayan basit bir makine değildir, aynı zamanda insanın zihniyet dünyasına ve iç alemine doğru da çalışma özelliğine sahip ilginç bir karanlık kutudur. Böyle olduğu için de zaten, sadece bir ifade aracı ya da tanıklığın kanıtı olarak değil, daha çok “başka türlü bir anlama yönteminin aracı” olarak önemlidir. Eğer fotoröportaj tekniğiyle belgesel fotoğraf yapmaya kafayı takmışsa fotoğrafçı, öncelikle ele aldığı konuyu anlama çabasına da girişmiş demektir. Hiç bitmez bu çaba. Ömür biter anlamak için çıkılan yollar bitmez. Niye bitsin ki? Sürekli değişen şartlarda, başkalaşan ilişkiler içinde yaşarken, er geç şiddetin olmadığı, daha adil, eşit ve hakkaniyetli bir dünyanın kurulacağını biliyorum. Başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyorum. Bu nedenle fotoğrafın sadece sıradan bir belgelemeyle tanıklık kurması değil, değiştirme iradesiyle birlikte bir itirazı dile getirmesini de önemsiyorum. Yaşadığı zamana, dünyaya, topluma, çevreye karşı sorumluluk sahibi fotoğrafçıların bu tavır içinde üretecekleri belgesellerin, ele aldıkları konuyu anlamak, anlatmak, değiştirmek için çaba harcamak ve kendi küçük hayatlarımızı anlamlandırmak açısından da önemli olduğunu düşünüyorum.


 

Kendinizi ben belgeselciyim, ben portreciyim gibi adlandırabiliyor musunuz?

 

Kendimi fotoğraf gibi dar bir alanda olsa bile tek bir tanımla-kimlikle ifade etmek istemiyorum. Ama illa gerekiyorsa ben belgeselci, sosyal belgeselci, foto röportajcı, foto aktivist, foto teşkilatçı, foto atölyeci, gezici fotoğrafçı, dünya çocukları fotoğraf kamyonu şoförü, olarak tanımlayabilirim. Neye yararsa?


 

" Belgesel Fotograf ve Foto Röportaj" isimli yeni kitabınız Kasım 2007'de çıktı. Daha önce çıkardığınız yayınlarınızdan ve yeni çıkan kitabınızdan bize biraz bahseder misiniz?

 

Daha önce Sarı Otobüs serisi olarak yayınlanmış altı adet seyahatnamem bulunuyor. Bir de “Çocuklarla Fotoğraf El Kitabı” diye Mehmet Kaçmaz’la birlikte yazdığımız bir kitap var. Yeni yayınlanan “Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj” ise Agora Kitaplığından çıktı. Aslında böyle bir kitap yazma niyetim yoktu. Fotoröportaj.org’dan Altan Bal, yayına başladıkları günlerde benden bu mevzuyla ilgili bir yazı istemişti. Beş on sayfa bir şeyler yazdım ve Altan’a vermeden önce nar photos’tan arkadaşlarıma okuttum, gel gör ki hiç beğenmediler. Bu nedenle sözümü yerine getiremedim, yazıyı fotoröportaj.org’a veremedim, içimde ukde kaldı. Bir süre sonra Agora’daki editörüm Osman Akınhay aynı bağlamda bir fotoğraf kitabı isteyince yeniden işe koyuldum. Uzun süredir yurt dışından gelen namlı fotoğrafçılarla-eğitmenlerle-editörlerle birlikte olma şansı bulduğumuz atölyeler gerçekleştirmiştik, ayrıca Anadolu'nun çeşitli kentlerinde farklı yaşlardaki fotoğrafçılarla yaptığımız sayısız atölyelerin birikimi mevcuttu. Okuma yazma konularına ise hiç ara vermemiştim zaten, böylece kitabı yazmaya başladım. Başlangıçta adı “Bir Anlama Biçimi Olarak Belgesel Fotoğrafa Giriş ve Fotoröportaj”dı. Metnin tamamını bu yaklaşımı eksen alarak yazdım. Ancak yayına hazırlanırken adını kısaltmayı ve doğrudan işaret etmeyi uygun bulduk. Dosya tamamlandıktan sonra nar photos tayfası metni tekrar okudu, pek de bayılmış görünmediler ama yarım ağızla da olsa, olur verirmiş gibi yaptılar. Böylece kitap matbaaya gitti.

 

Aslında bu kitap bir ihtiyaç üstünden yazıldı, en azından kişisel bir ihtiyaç üstünden. Ne olup bittiğini anlamak için bir döküp boşaltma ve istifleme ihtiyacı üstünden. Bir de tartışma ortamı yaratabilmek için asgari bir zemin oluşturur umuduyla kaleme aldım. Kitap esas olarak üç bölümde kuruldu diyebilirim. İlki genel olarak fotoğrafın, belgeselin-sosyal belgeselin, dünyadaki ve memleketteki durumunu gözden geçiriyor. Diğer bölüm, Türkiye’deki belgesel çalışmaların sosyolojik analizle çıkarılmış başlıklar üstünden genel olarak gruplama çabasını içeriyor. Son bölüm ise fotoröportaj yöntemiyle bir belgesel oluşturmak için izlenecek yolun pratik önermeleriyle kurulu. Yani bir yanıyla kuramsal öteki yanıyla pratiğe yönelik bir kitap oldu. Bu halinin zorunlu olduğunu düşünüyorum çünkü, genel bir fotoğraf bilgisi, görgüsü, hayata dair bir tutum ve bakış açısı olmadan fotoğrafçı olunamayacağına, hele belgeselci hiç olunamayacağına inanıyorum. Fotoröportaj pratiğine ilişkin önerilerimi yapmadan önce hangi kuramsal zeminde buna kalkıştığımı belirtmeyi gerekli gördüm. Kitap böylece iki ayaklı oldu.


 

Şimdi tam burada kitabı anlatmayı kesip meraklısının okumasını tavsiye edeyim, meraklı olmayanın da merakını celbedeyim ki, attığımız taş ürküttüğümüz kuşa değsin. Emeklerimiz boşa gitmesin. Kendi yazmış kendi okur durumuna düşmeyelim. Zaten üç kişilik ortamımızda birbirimizin ne dediğini anlayalım ki konuşabilelim, mümkünse anlaşabilelim, farklılıklarımızı koruyarak ve geliştirerek bir arada durabilelim.

 

Kırsal bölgelerde veya bazı topluluklarda bazı karelerin özellikle kadın fotoğraflarının çekimi zordur. Siz, bu tarz güçlük yaşanabilecek çekimleri nasıl yapıyorsunuz?

 

Bu sorunun cevabı tamamen fotoğraflama tarzıyla ilgili. Gezi fotoğraf çekmek üzere yola çıkmışsanız, ya da toplu çekim gezisi halindeyseniz, fotoğrafçı güruhları halinde bir köye kasabaya gidip objektiflerinizi kendi halinde orada oturmakta olan kadının gözüne doğrultmuşsanız bu en azından ayıptır, saygısızlıktır, görgüsüzlüktür. Oradaki insanı, fotoğrafını çekelim diye fonun önüne yerleştirilmiş nesne sanmaktır. Hiç kimsenin, boynuna pahalı makineler astı diye, kılık kıyafetini fotoğrafçı şeklinde düzdü diye, para verip kırsal bölgelere ve bazı topluluklara, özellikle kadın fotoğrafı çekmek için gitti diye karşısına her çıkanın fotoğrafını çekme hakkı yoktur.


 

Kapalı ortamlardaki kendi hayatlarında, mahremiyetlerini titizlikle koruyan şehirliler bilmezler, kırsal bölgelerde ve bazı topluluklarda hayat dört duvar arasında geçmez, açık mekanlar, kapı önleri, sokaklar, dere boyları, samanlıklar, oradaki insanların doğal yaşam alanlarıdır. Dinlendikleri, çalıştıkları, sohbet ettikleri, çamaşır yıkayıp ekmek pişirdikleri ortak mekanlardır. Ev denilen mahrem alanların doğal uzantılarıdır yani. Şimdi, sizin misafir odanıza, mutfağınıza paldır küldür dalan eli makineli birilerinin destursuz fotoğrafınızı çektiğini düşünün, neler hissedersiniz, içinizden ne yapmak geçer? Ona göre karar verin.

 

Fotoğrafçının konusunu dışardan çekmesiyle, olayın bir parçası olmayı becerip içerden çekmesi arasında önemli bir yöntem farkı vardır. Benim tercih ettiğim fotoröportaj yönteminde böyle bir problemle karşılaşılmaz çünkü baştan gerekenler yerine getirilmiştir. “Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj” kitabı da biraz bunlardan söz eder doğrusu. Kitabın girişinde şöyle bir cümle vardır. “Bu kitap fotoğraf makinesinin işleyişinden ve ayarlarından değil, fotoğrafçının düşünceleri ve davranışlarından söz eder.”


 

Fotoğrafın belgesellik özelliği nasıl ortaya çıkar veya çıkartılır?

 

Aslına bakılırsa her doğrudan fotoğrafın bir belge özelliği vardır ancak belgesel tanımının kapsama alanındaki ögeler arasında fotoğrafçının öznelliği, estetik, kültürel, ideolojik birikimi, tarafgirliği de söz konusudur. Yani belgesel fotoğraf mutlak bir gerçeğin tartışılmaz verilerini sergileyen kuru bir kayıt değildir. Peki nedir? Bunu ben de tartışıyorum. Hem kitapta hem hayatta.

 

Sanal ortamlardaki fotoğraf paylaşımı gün geçtikçe büyük bir hızla artmakta. Sayısal teknolojilerin gelişimi ve bu durumun fotoğrafa yansımaları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Fotoğrafın yönü sizce ne tarafa dönüyor? Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

 

Fotoğraf, bir takım sanatlar ya da zanaatlar gibi soylu ve köklü bir geçmişe sahip olan, binlerce yıldan süzülmüş gelenekleriyle kendini yaratmış bir alan değildir. Cam negatiflerden peliküle ne zaman geçildi ki, asetat tabanlı filmlerin ömrü ne kadar sürdü ki? Şimdi sanki çok vazgeçilmez bir kayıt ortamından, pelikülden söz ederek ardından ağıtlar yakıyoruz. Fotoğrafta yok böyle bir şey. Sayısal ortam da baki değil, o da geçici. Ama kalıcı olan bir şey var ki o da neyin fotoğrafını çektiğimiz, neden çektiğimiz ve ne söylemeye çalıştığımız. Neyin üstüne kaydedilirse edilsin, ister filmin, ister sıfırın ve birin fark etmez. Fotoğrafın önünde yeni açılan dolaşım kanalları ve farklı mecralar açısından da aynı şeyleri söyleyebilirim.


 

Daguerretypler biricikken filmler çoğaltma imkanı verdi. Filmler zamanında hâlâ bir orijinal kopya ile onun çeşitli biçimlerde ve sayıda çoğaltmaları söz konusuydu. Şimdi ise orijinal yok, giderek kaybolmakta, anlamsızlaşmakta, telif sahibinin mülkiyet ve hak mevzuları daha da karmaşıklaşarak içinden çıkılmaz hale gelmekte, fuzuli bir durum arz etmekte. Böyle işte. Ancak söylediklerim, sayısal teknolojilerin ve sanal ortamda uçuşan görüntülerin demokratik bir ortamda mutlak bir özgürlük sağladığı yanılgısına da yol açmasın. Kuşkusuz tartışmalı yeni durumlar söz konusu, bunu da ucundan kıyısından kitapta yapmaya çalıştım biraz.

 

Fotoğraf derneklerine ait mevcut düzen sizi tatmin ediyor mu? Ulusal ve uluslararası fotoğrafçıların yetiştirilmesi, fotoğrafın daha çok kişiye ulaştırılıp, sevdirilmesi, fotoğrafçıların üretimlerinin değerlendirilmesine yardım edilmesi gibi konularda neler yapılmalıdır buralarda?

 

Dernekler bugün tanımlarının ve gerçek alanlarının çok üstünde bir işlev üstlenmiş durumdalar. Müthiş bir yük bu. Ve bildiğim kadarıyla az sayıda insanın ısrarlı çabasıyla, kararlı tutumuyla, ekonomik güçlükleri bir türlü aşamadan varlıklarını sürdürebiliyorlar.


 

Bazı fotoğraf dernekleri bu ülkedeki en eski sivil toplum kuruluşları arasında yer alıyor. Yarattıkları bir gelenekten, içtihatlardan söz edebiliriz. Lakin her şeyin bir haddi var. Fotoğraf, insanların ve toplumların yaşamında bu kadar önemli bir yer tutarken, bu çok parçalı alanın tek bir çatı altında temsil ediliyor olması haksızlık. Hem fotoğraf derneklerine hem de fotoğrafın kendisine. Sorudaki beklentiler bile, “ulusal ve uluslararası fotoğrafçılar yetiştirilmesi, fotoğrafçılığın daha çok kişiye ulaştırılıp sevdirilmesi….. diye sıralanan “görevler”, temel geliri üye aidatları olan, birkaç profesyonelle günlük faaliyetlerini idame ettirmeye çalışan, yüz milyona yakın insanın yaşadığı ülkede ulaştığı kişi sayısı birkaç binle sınırlı olan yapıların ne kadar altından kalkabileceği problemlerdir? Türkiye fotoğraf kadrolarının kendi özgün alanlarını örgütleyerek, bunca yıldır sırtından geçindikleri dernekleri kendi alanlarında özgür bırakmaları, temaslarını kesmeden alışverişlerini sürdürmeleri gerekir.

 

Fotografçılar birbirlerinden etkilenir mi? Sizin etkilendiğiniz sanatçılar var mı ve hangi noktalardan etkileniyorsunuz?

 

Ben günümüz fotoaktivistlerinin faaliyetlerini ilgiyle izliyorum, etkileniyorum.


 

Bir fotoğrafçı mutlaka eğitim almış olmalı mı? Yeni başlayanlar için önerileriniz neler olur?

 

Yani hayatta ne yapılıyorsa onun bilgisini, görgüsünü almış olmalı kuşkusuz insan ancak burada kastettiğim okul-akademi-örgün eğitim türünden mevzular değil. Asıl o alanın kültürüne sahip olmakta mesele. Bunun yolunu yordamını bulanlar zaten özgün ve yaratıcı bir kimlikle kendilerini inşa ediyorlar. Bir de en önemlisi fotoğrafçı olmak için fotoğrafçı olmak yetmiyor. Dünyayla, yaşadığı toplumla, politika, felsefe, şiir, edebiyatla ilgilenmeyen, önüne konulanla yetinen, sormayan, sorgulamayan, itiraz etmeden razı olan, risk alamayan, adalet, hak, hukuk, eşitlik, ayrımcılık, cinsiyetçilik, özgürlük gibi konularda zahmet edip kafasını yormamış pırıl pırıl zihinlere sahip fotoğrafçılar olsalar ne olur olmasalar ne?...

 

Fotoğraf için ekipman ne kadar önemlidir?

 

Fotoğrafçı için ekipman kuşkusuz çok önemlidir. Ancak burada kastedilen sadece fotoğraf makinesi ve yan araçlar değil. Malum, dünyada tüketimi pompalayan ince soygun stratejilerin geliştirildiği alanlardan biri de fotoğraf endüstrisi pazarı. En yeni model makineyle en iyi fotoğrafı çekebileceğini düşünen ve buna uygun davrananlar da bu pazarın keklikleri. Kimsenin ekmeğiyle oynamak değil niyetimiz kuşkusuz. Kodak, Nikon, Fuji falan taş mı yesin zavallılar, binlerce dolarlık ekipmanları kime satacaklar? Herkesin derdi kendine. Parası olan istediği harmanda savurur. Ancak en iyi ekipman, fotoğrafçının eline en iyi oturandır. O da zırt pırt değişmez. Hangi fotoğrafçının kamerası gıcırsa o kamera fotoğrafçısını kullanıyor demektir, hangi fotoğrafçının makinesi hırpalanmışsa, yaşanmışlıkların izini taşıyorsa, o makine fotoğrafçı tarafından kullanılıyor demektir. Bir de ayakkabılardan, pantolonlardan, üstlüklerden söz etmek isterim ki onlar da fotoğraf makinesi kadar önemlidir.


Özcan YURDALAN (fotoğraf: Faika Berat Pehlivan)

 
Gerçekleştirdiğiniz ve gerçekleştirmek istediğiniz fotoğraf projelerinizden bahseder misiniz? Gelecekle ilgili plan ve hedefleriniz nelerdir?
 

Son yaptığımız çalışma MERHABAREV adını taşıyordu. On fotoğrafçı birlikte kotardık. Yurt içinde ve dışında sergilemeleri halen sürmekte. Bu ara, yeni yayınlanan Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj” kitabımla biraz zaman geçirmek, orasını burasını didiklemek, yakın ve uzak çevremle paylaşarak yeniden şekillendirmek istiyorum. Öte yandan, gelecek aslında bugün müdür bilmem ki?

 

Çok teşekkürler hocam, katıldığınız için...


Röportaj : İmren DOĞAN
 

Bu röportaj, Fotoritim ve Kontrast dergileri için yapılmıştır. 
 



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 2 yorum, 1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
sevgili özcan yurdalan,
belgesel fotoğraf ve fotoröportaj kitabınızın ilk sayfalarını okumaya başladığımda, işte dedim benim fotoğrafçılarımdan biri, o sırada afsad'da bir söyleşiniz vardı, heyecanla afsad'a geldim ve aynı umutla sizi dinledim. kitabınızı bitirdiğimde, söyledikleriniz-yazdıklarınız güç verdi, ufkumu aydınlattı...
bende yarattığınız değeriniz bakidir ancak aşağıdaki eleştirimi haddimi aşmak olarak almadan dilerim dikkate alırsınız...
bir foto aktivist olarak, fotoğrafın birşeyleri değiştireceğine inanan biri olarak,
"Bir de en önemlisi fotoğrafçı olmak için fotoğrafçı olmak yetmiyor. Dünyayla, yaşadığı toplumla, politika, felsefe, şiir, edebiyatla ilgilenmeyen, önüne konulanla yetinen, sormayan, sorgulamayan, itiraz etmeden razı olan, risk alamayan, adalet, hak, hukuk, eşitlik, ayrımcılık, cinsiyetçilik, özgürlük gibi konularda zahmet edip kafasını yormamış pırıl pırıl zihinlere sahip fotoğrafçılar olsalar ne olur olmasalar ne?..."
diyen biri olarak, türkiye'nin bugün içinde bulunduğu koşulları temel aldığımızda, bu ülkeyi karanlığa götüren zihniyeti temsil eden tv kanallarından birinde bir fotoğraf programına katılmanın neyi anlattığı, neye yaradığı ve size ya da izleyicilere ne kazandırdığının cevabını merak ediyorum...
kitabınızda alıntıladığınız salgado'nın "fotoğrafı bütün ideolojinizle çekersiniz" cümlesinin içinde bu davranışın yeri nedir, eleştirdiğim davranışınız sahip olduğunuz ideolojinin neresinde, yaşamdaki duruşunuzun neresinde...
sizin de sözünü ettiğiniz dünyadaki yeri 0 olan türkiye fotoğrafının populist yollarında kendine isim arayan binlerce fotoğraf heveslisine sizce nasıl örnek oluyorsunuz...
ilgili programa hayranı olduğum birçok fotoğrafçı katılmış. ama en çok sizinki acıttı...

yazdıklarımı lütfen önyargı olarak algılamayın. ben sıradan bir fotoğraf izleyicisiyim, sizin fotoğraf çekmeyen ama fotoğrafla ilgilenenlere ihtiyacımız var dediklerinizden, işte onlardan birinin izleyiciniz olarak size verdiği değeri ve yaşadığı bir hayal kırıklığını bilmenizi istedim.

saygı ve sevgilerimle...

şule tüzül eklemiş - adds | 05 Şubat 2008 Saat - Time 14:59
Sevgili Şule'nin ve sevgili dostum Doğanay Sevindik'in bu konudaki uyarılarını ve eleştirilerini dikkate aldığımı , önemsediğimi belirtmek için yazıyorum. Ancak bu konunun daha geniş kapsamda ve bütünlüklü olarak tartışılması gerektiğini, kuşkusuz fotoğrafı da kapsayacak biçimde ancak siyasal boyutlarıyla ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Meselenin ideolojik yanlarıyla birlikte farklı pratik sonuçları da mevcut. Bu tartışmayı elektronik ortamda yürütmek istemediğimi, bunu zaten beceremediğimi söylemeliyim. Bu arada şimdiye kadar yaptığımız tüm faaliyetlerin de aynı siyasi hassasiyetle fotoğraf çevrelerinde yansıdığını görmekten mutluluk duyardım doğrusu. sevgilerimle
özcan
Özcan Yurdalan eklemiş - adds | 13 Şubat 2008 Saat - Time 13:57
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.