e-Panel
KÖŞEMDE YAZMAYA BAŞLARKEN…
Kültür ve sanat eleştirisi başlıklı bu köşede, her iki alanla ilgili ve sanatı topyekün ilgilendiren konuları ele almayı düşünüyorum. Fotoğraf olgusu hemen bütün sanat dalları ve kültür olgusuyla ilgili olduğuna göre, bütün sanat dalları ve kültür olgusunu da ilgilendiren her konu fotoğraf sanatını boyutlandırır. Bu nedenle bana ayrılan bu köşede, bu yönde yazılar kaleme alacağım. İlkyazı konusu olarak da “eleştirmen açısından sanatı görmek” konusuna dair, konuyla ilgili bir giriş yazısını paylaşmak istiyorum.
Görsel sanatların her dalı eleştirilmeye muhtaçtır. Çünkü eleştiri olmadan eksikler ortaya asla çıkamaz. Yeter ki bu eleştiriler yapıcı ve yerinde olsun. Günümüzde ülkemiz dahilinde, maalesef eleştirmen sayısı oldukça azdır, sanatçı (oysa yaratıcı sanatçı sayısı da azdır tıpkı eleştirmen gibi) sayısına göre. Eleştirmen olabilmenin tabii ki birtakım önemli şartları vardır. Örneğin sanat eleştirmenliğine soyunmak için, her şeyden önce dünya sanat tarihine iyi hakim olmak gerekir. Bu bilgiye en yakın insanlar olarak da sanat tarihi eğitimi almış kişiler gösterilebilir. Sanat tarihi denilince, çeşitli dönemler, üsluplar, akımlar, stiller akla gelmektedir. Dolayısıyla eleştirmenin söylenegelen bu oluşumların hepsinde derinlemesine bilgi sahibi olması gerekir. Çünkü her dönem, her akım veya üslup kendi içindeki sanatçılarından dolayı, değişimler gösterir. Örneğin, klasik ressamlardan Giorgione ile Michelangelo birbirine benzer yanları olmasına rağmen, "çizgi" ve "renk" yönünde birbirlerinden ayrılır. Bu sanatçıların ikisi de Rönesans devresine aittir, ama farklıdırlar. Daha da ileriye gidersek, çağdaş sanat içinde bırakın akım olmayı, günümüzde artık sanatçıya bağlı stil belirginlikleri görülmektedir. O zaman çağdaşımız olan sanatın her sanatçısı ve üslubu hakkındaki bilgiye de mutlaka ulaşmalıdır eleştirmen.
Eleştiri için sezgi şarttır. Çünkü sanatın sezgisel yönü oldukça yoğundur. Sanatçı, eserini yaparken sezgisini, eserinde mutlaka değerlendirir. Kullanılan bu sezginin öncelikli olarak yakalanması, sanatı yazıya dökecek eleştirmene aittir şüphesiz. Sezgi için, eleştirmenin teorik yapısının yanı sıra, sevgi ve güzelliğe önem veren bir tarafının bulunması gerekir. Sezgi her insanda vardır, fakat geliştirilmelidir. Bunu yapabilmede de, söz konusu hangi sanat dalı ise, bu sanat dalının eleştirmeni de görebildiği kadar gerçek yaratıcı sanat eseri görmelidir. Gördüklerini biriktirecek olan eleştirmen, daha sonra bunları eleştirilerinde kullanacaktır.
Eleştirmen, devamlı okumalı; kelimenin tam anlamıyla kitap kurdu olmalıdır. Okuma denilince de bunu salt kendi eleştirmenlik alanıyla ilgili değil, başka alanlara da mutlak kaydırmalıdır. Çünkü anlaşılacaktır ki sanat eleştirmeni olmaya sadece ilgili sanat dalının sözlüğü yeterli olamayacaktır. Yanı sıra, ilgili alan dışındaki bütün alanlara da yaklaşım gösterilmelidir. Böylece edindiği deneyimi mutlaka kendi alanıyla ilgili eleştiri yazılarında gene kullanacaktır. Okumayı ve aynı zamanda iyi bir kütüphane oluşturmayı seven, kapitali geri planlara iten bir eleştirmenin başarılı olmaması için hiçbir neden yoktur. Aradığı yayınları elinin altında bulduğu oranda da, daha da sistematikleşecektir eleştirmen.
Eleştirmenin duyarga sistemi çok açık olmalıdır. Gözünü, kulağını iyi kullanmalıdır. İçinde yaşadığımız doğa, müthiş gerçekliklerden kuruludur. Bu gerçekler ya da karşıtlarıdır ki, sanatı oluşturur. Görülebilecek, hatta hissedilebilecek bu oluşumlar, yerli yerinde kullanıldığı zaman, bir eleştirmen ayrıcalıklı olacak ve özgünleşecektir. Unutulmamalıdır ki ortaya sanat adına konan eserler de doğanın içinden gelmekte, bunları oluşturan sanatçı da eleştirmen ile birlikte aynı dünyayı paylaşmaktadır. Bu bir anlamda, bize, her yüzyılın sanatının farklı eleştirmenlerle ilişkide olduğunu hissettiren bir durumu ortaya koyar. Gerçekten de İlkçağ için bir Plinus ne ise, Rönesans için Vasari, yaşadığımız yüzyıl için ise Clement Greenberg odur. Hatta artık, belli sanatçı grupları, kendilerini anlayan, tanıyan, yorumlayan ve eleştirebilen eleştirmenlerle çalışmaktadır. Bu da günümüz çağdaş sanatı için önemli bir gelişme olarak nitelenebilir. Çünkü günümüz dünyası, her geçen gün kalabalıklaşmakta, onun içindir ki bu kalabalıklaşma nedeniyle, sanatçı olarak lanse edilenlerde de artış hızlı olmaktadır. Bir eleştirmenin çokça stile sahip sanatçıya eleştiri getirebilmesi mümkün değildir. O zaman belli bir sınıflandırmaya da yönelmelidir eleştirmen.
Eleştirmen, doğal ve gerçekçi olmalıdır. Çünkü unutulmamalıdır ki yorum yapmak, eleştirmek değildir asla. Günümüzde yorumu, eleştiri ile karıştıran kimseler de yok değildir. Ama iyi bir eleştirinin yorumdan geçtiği de muhakkaktır. Önce teori yaptığınızı ortaya koyarsınız, sonra bu teoriyi, gördüğünüzle beraber derin hislenme kanalıyla yorumlayabildiğinizi gösterir, sonrasında da eleştiriye yönelirsiniz. Eleştirmen olabilmek, belli basamaklardan geçmeyi gerekli kılar. Bu basamaklar kimi kişiler tarafından daha hızlı, kimi insanlar tarafından daha yavaş çıkılır.
Eleştirebilmek, yaşayabildiğinizle de ilintilidir. Çünkü eleştirdiğiniz şeye muhatap olmanız gerekmekte, eleştirilene de cevap verebilme şansını verebilmelisiniz. O zaman geçmiş çağların sanatçıları ancak yorumlanabilir, yaşamadığı ve cevap verebilme olanağı olmadığından ötürü eleştirilemez. Bu durum, eleştiri etiği gereği kaçınılmazdır. Bir de eleştirilecek olanla eleştirilemeyecek olanları iyi ayrıma götürmek şarttır. Bunun nedeni, bu ayrım sonucunda yapacağınız eleştirilerin olumlu karşılıklarını toplar, eleştiriyi yaptığınız sanatçıyı ve sanatını bir yerlere getirir veya getiremezsiniz. İşte bu takdirde, eleştirmenin bir sanatçı hakkında yargıları ne kadar olumlu sonuçlanırsa, yerinin sağlamlığı da o kadar artar.
İşte buraya kadar ele aldığım çıkmaların hepsi çok hassas konulardır ve mutlak üzerinde durulmasında da büyük yararlar vardır.
Özkan EROĞLU
20 Aralık 2008 TFSF Toplantısındaki Konuşmam Üzerine:
Fotoğraf sanatının da içinde olduğu genel sanat, alt grup görsel sanatlar, daha alt grup plastik sanatlar bağlamında düşünce ürettiğimizde, sadece fotoğraf değil tüm sanat dallarının sadece sanat eleştirisiyle değil, tüm insanlık tarihi ve onun ürettikleriyle ilişkili olduğunu belirtmeliyiz. 20 Aralık 2008 günü Türkiye Fotoğraf Federasyonu’nun davetlisi olarak konuşmacı olarak katıldığım “Fotoğraf Sanatı ve Eleştiri” başlıklı konuşmamda genel olarak bilgi diyalektiğinin anlamını bilenler tarafından anlaşıldım ve işi, elden geldiğince bilimsel ve filozofik terminolojinin içine çekmeye çalıştım. Tabii beni anlamamakta ısrar edenler ki, hatta belki de anlayıp, anlamamış gibi davranan, üstelik benim yerime kendilerinin veya gene kendilerinin rıza göstereceği kişileri konuşmacı olarak karşısında görmek isteyenler, dünyadaki gelişmelerden de habersiz olduklarını sıklıkla dışa vurdular. Toplumumuzda iş şiirleştiriliyor ve eğer kuru, yoz edebiyat yapılmaya başlanıyorsa, o ortamlarda bilimsellik adına gelişme olmadığına sıklıkla tanık olmuşumdur. Toplatıda bilimselliği kullanamayanlar da söylediğim yavan yolu tercih ettiler. Bu gibi yalpe durumlara olanak buldukça değinmiş Bedrettin Cömert’in ve Alman hocam Prof. Horst Martin Herrmann’ın vurgularını da birer belge olarak konuşmamda kullanmaya gayret ettim.
İnsan bir iddia işi olan ve bir sergiyle sunulan sanat üretimlerine bakarken, bedeni ve ruh hali gereği her türlü anatomik özelliğini rahatlıkla dışa vurabilmelidir. Başı dönebilir, keyiflenebilir, midesi kalkabilir, hatta kusmak bile isteyebilir. Bu izleyicinin en doğal ve özgür yanıdır. En uç noktada öznel hakkıdır. Buna kimsenin bir şey söylemeye hakkı yoktur.
Fotoğraf sanatı eleştirisi diye bir gerçek yerine dünyada sanat eleştirisi diye bir gerçekliğin olduğunu vurgulamaya çalıştım. Özellikle son yirmi yılda dünyada böyle bir gelişme var çünkü. Sanatın sosyolojik, psikolojik yanlarını hiçe sayarak, bu yöndeki gerçekleri kuma gömenlerin gelişmesi de mümkün değil. Hatta bana “olur” yerine “olabilir” vurgusunu kullanmamı bile salık veren vardı salonda. Sivri olmamam için de dikkatim çekildi. Hatta yabancı terminolojiyle konuşmamam için de uyarılar aldım. Şimdi soruyorum hangi gerçek eleştirmen, eğer kendini bir yerlere peşkeş çekmemişse ve çıkar odaklarıyla iş birliğine gitmemişse sivri olmaya hakkı olmaz. Kendime göre ispatını açılımlı konuşma ve yazışmalarda dile getirebileceğim bir şey için neden olabilir diyeyim ki..! Eğer Türkçe’de karşılığı tam olarak yoksa bir kavram ya da sözcüğün; ben buna ne yapayım, ya da bunu anlamayanlara ancak bir sözlük verebilirdim ki, zaten bunu da tarihsel gelişimim içinde yaptım (Özkan Eroğlu, Resim Sanatı Sözlüğü, İstanbul, 2006, Nelli Sanatevi Yayını). Kısaca o toplantıda şunu gözledim, son yılların gelişmelerini takip eden çok azdı, bilgi ve özellikle diyalektik bilgi, terminoloji eksikliği hayli fazlaydı. Sanat tarihinden imaj biriktiren gözler kanımca çok eksikti. Kürsüye gelenlerden birinin “soyutlama” kavramını bile bilmeden fotoğrafla ilgilendiğini fark ettim. Hem de konuşmamda açıklamama rağmen. Bu kadar eksiklik karşısında siz olsanız ne yapardınız. Konuşmam özellikle Gültekin Çizgen tarafından o kadar gereksiz ve tuhaf yönlere çekildi ki, bu da normaldi, çünkü Çizgen, yanındaki arkadaşıyla birlikte en ön sırada oturarak konuşmamın tamamında kâh konuşarak, kâh elindeki torbayı hışırdatarak ve bence konuşmamı sabote etmek için elinden ne gelirse yaptı. Bir de gene konuşmam sırasında salonun arka tarafındaki yüksek gürültü çıkaranları da şiddetle kınadığımı belirtmeliyim. Bir konuşmada nasıl davranılacağını bilmeyenlerin sanatla ilgisini ne yazık ki kuramıyorum.
Özkan EROĞLU Hakkında
1967 yılında İstanbul’da doğdu. 1985-1989 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Anabilim Dalı’nda Lisans Eğitimini tamamladı. 1990-1998 yılları arasında Sanat Tarihi öğretim görevlisi olarak çalıştı (1990-96 arasında Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Bölümü ve 1998 yılında Yeditepe Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu) ve “Uygarlık Tarihi”, “Kültür Tarihi”, “Karşılaştırmalı Sanat Tarihi”, “Sanat Psikolojisi”, “Sanat Sosyolojisi”, “Sanat Felsefesi”, “Estetik”, “Çağdaş Sanat”, “Mitoloji ve İkonografi”, “Türk Sanat Tarihi”, “Düşünmek ve Eleştirmek” isimli dersleri verdi. 1990-1992 yılları arasında Berlin Hdk’den Prof. Horst-Martin Herrmann’ın asistanı oldu. 1990-1993 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisans’ını tamamladı. 1998 yılında doktorasını da veren Eroğlu, 1996-1997 yıllarında internet üzerinde “gorselsanat.com” isimli dergiyi yönetti. 
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.